1. Ana Sayfa
  2. Deneme
  3. Kültür ve Gelişimsel Süreçler Arasındaki İlişki

Kültür ve Gelişimsel Süreçler Arasındaki İlişki

kultur ve gelisimsel surec

ÖZ

Kültür; toplumdan topluma değişiklik gösteren, toplumun üyeleri tarafından paylaşılan ve anlaşılan davranışlar üreten bir olgudur. Aynı zamanda her toplumda büyük önem ifade eden kültür, gelişimsel süreler üzerindeki etkisiyle de bireylerin geleceğini etkileyebilmektedir. Bu yazımızda, kültürün ve gelişimsel süreçlerin birbirleri ile olan salt ilişkinin olumlu ve olumsuz yönleri ele alınarak realist bir şekilde aktarılmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kültür, Kültürel Öğeler, Gelişim, Gelişimsel Süreçler


İnsanlar hayatları boyunca ister istemez iyi veya kötü hep bir şeylerin etkisi altında kalmıştır. Ve bu etkiler daha birey anne karnına düşmeden etkisi altına alabilecek kadar güçlüdür. Bu etkiler neler olabilir? Sosyoekonomik durum, coğrafi şartlar, ailesel ve çevresel özellikler, yaşam tarzı vb. şeyler ve en önemlisi kültürel öğelerdir. Aslında tüm bu maddeler bireyin kişiliğini şekillendiren faktörlerdir. Bireyin anne karnına düştüğü andan itibaren hayatı boyunca karşılaşmış olduğu her şey onun gelişiminin bir parçasıdır. Gelişim, organizmada döllenmeden başlayarak bireyin yaşam boyu göstermiş olduğu, bedensel, zihinsel, duygusal, dil ve sosyal yönden belli koşulları olan ve en son aşamasına ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişme veya hareket örüntüsüdür. Tabi ki bu tanım yeterli değildir. Çünkü gelişim aynı zamanda bireyin içinde şekillenen bir olgudur. Gelişim büyümedeki niceliğinin yanında niteliğinin de ön planda olduğu bir süreçtir.  Bir bakıma bireyin yaşam boyu geçirdiği değişimlerin bir toplamı olarak nitelendirilebilecek olan gelişim; bir takım biyolojik, bilişsel ve sosyoduygusal süreçlere bağlıdır. Ve buna bağlı olarak bu yazımızda kültürün, gelişimsel süreçler açısından etkisini ve gelişimin üzerindeki kültürel farklılıklardan söz edeceğiz.

Biyolojik süreçler, bireyin fiziksel yapısındaki değişikliklerin yanı sıra zihin gelişimiyle de ilgilidir. Tüm insanların kendi türlerine özgü tipik davranış örüntüleri göstermeleri, anne babalarından genler vasıtasıyla ile geçen özellikler, bireyin doğuştan sahip olduğu öğrenilmemiş davranış kalıpları gelişimle ilgili biyolojik süreçler kapsamında ele alınır. Kültür, biyolojik süreçleri şu yönde etkileyebilir. Birey kültürel geçmiş sayesinde fiziksel değişimlere maruz kalabilir. Örneğin; Çin’de küçük ayakları olan kadınların güzel olduğu algısı vardı ve bu kadınların iyi bir eş bulma olasılıklarının yüksek olduğu biliniyordu. Bu yüzden küçük yaşta kız çocuklarının ayak kemiklerini kırarak çok ufak boyutta ayakkabılara sokmak ve ayak büyümesini engellemek amacıyla yapılan bir uygulama olan Lotus ayak yöntemi, kadınların ayaklarının 8cm kalmasına sebep oluyordu. Ancak yaşadıkları acılara rağmen kız çocukları geleneklere karşı çıkamamışlardı. Bu gelenek 1912 yılında yasaklansa da bir süre daha kız çocuklarına dayatılmaya devam etti. Burada kültür nedeniyle bireyler kalıcı bir hasara maruz kalsalar da buna karşı çıkılamamıştır.

Bilişsel süreçlerde, bireyin düşünme sistemi, zihinsel yapısı ve dil gelişimi ile ilişkili değişmeler oluşmakta; bu bağlamda bellek, dikkat, problem çözme, algı ve öğrenme gibi bilişsel etkinlikler incelenmektedir. Piaget’nin bilişsel gelişim kuramına göre çocuklar aktif olarak dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırken bilişsel gelişimin belli başlı bazı dönemlerinden geçerler. Duyu-motor dönem olarak adlandırılan dönem de bebek doğumdan 2 yaşa kadar duyusal deneyimleriyle fiziksel hareketlerini birleştirerek dünya hakkında bir anlayış geliştirir. Mesela bebek, bu süreçte öğrenmeye başladığı dil sayesinde kültürün bir parçası olmayı başarır. Çünkü dil, bir milletin kültürel değerlerinin başında gelir. Aynı dili konuşan insanlar millet denilen sosyal varlığın temelini oluşturur.

Kültürün işlevlerini genel olarak bilişsel süreçte meydana gelen faktörler olarak da değerlendirebiliriz. Geçmişle gelecek arasında köprü olması, insanların karşılaştıkları problemlerle başa çıkması, strateji geliştirmesi yani kalıp ve değer yargılar geliştirmesi kültür aracılığıyla olur.

Aynı zamanda bir çocuk sayı saymayı, bir kültürde bilgisayar yardımıyla, başka bir kültürde ise boncukları kullanarak öğrenebilir. Bu durum Vygotsky’nin sosyokültürel bilişsel kuramında yani kültürün ve sosyal etkileşimlerin bilişsel etkileşimi nasıl yönlendirdiği açıkça dile getirilmiştir.

Sosyoduygusal süreçler, bireyin başkaları ile olan ilişkileri, duygusal gelişimi ve karakteristik kişilik özellikleriyle ilgili değişmeleri ifade eder. Psikososyal süreçler bireylerin özellikle çocukluk yıllarında toplumsal değerleri, davranışları ve inançları kazandıkları dönemdir. Bu süreç çocuğun dünyaya gelmesi ile başlayıp bütün yaşamı boyunca devam eder. İlk sosyalleşme deneyimlerini aile içinde anne, baba ve kardeş ile yaşar. Burada çocuğun dünyaya geldiği aile de çok önemlidir. Erikson’un Psikososyal kuramında; ergenlerin sağlıklı bir şekilde rollerini keşfedip, yaşamda izleyebilecekleri olumlu bir yörünge belirlemeleri, olumlu bir kimlik kazanacaklarını yahut bunu başaramazlarsa kimlik karmaşasının egemen olacağını öne sürmüştür. Çünkü kimi kültürler çocuğu aileye bağımsız bir şekilde yetiştirirken kimi kültürler bağımlı şekilde yetiştirir. Bağımlı eğitim sayesinde ailenin ya da kültürün yetiştirdiği birey, kültüre bağlı yaşar. İtaatkâr ve sorumsuz bir birey olur. Öte yandan bağımsız bireyler ise özgüveni yüksek ve sorumluluk sahibi olarak yetişir. Sorumlu kişilik yapısında, kendi başının çaresine bakma eğilimi ve rekabet hırsı vardır.

İnanç da sosyoduygusal süreci etkileyen bir olgudur. Ama genel olarak bakıldığında inanç biyolojik süreçleri de etkileyebilen bir kültürel ögedir. Örneğin; Caferiler, her yıl camilerde Hz. Muhammed’in torunu İmam Hüseyin ve 72 yaverinin Kerbela Çölü’nde şehit edilişini anıyorlar. Siyah elbise giyen topluluk (Deste Grupları) anma töreninin yapıldığı alanda kendilerini zincirlerle dövüp, alınlarına veya kafalarının üstüne jiletlerle kesik atıp kan akıtıyor ve elleriyle göğüslerine vurarak ağıtlar yakıyorlar. Amaçları Hz. Hüseyin ve yaverlerinin çekmiş olduğu acıyı az da olsa hissetmek ve ona olan sevgilerini göstermek. Bu ne kadar doğru tartışılır? Bedenlerine ve ruhlarına verdikleri bu zararın gelişimlerine olan etkisi gözle görülür derecededir. Burada anlatmak istediğim bazı çocukların toplumsal değerlere bağlı olarak büyütülmesi sonucunda hem bedenlerine hem de ruhlarına kalıcı hasarlar bırakabilmeleriydi. Yani inanç; kuşaktan kuşağa aktarımı çok kolay yapılan bir olgudur. Çünkü doğduğun yerin toplumsal değerlerini korumak ve benimsemek her bireyin hakkıdır.                                                                                                                                                                                                                                                Kültürün gelişimsel süreçleri etkilediği gibi gelişiminde etkilendiği kültürel farklılıklar vardır. Örneğin; okul öncesi çağda olan 4 yaşındaki bir çocuğun arkadaşları ile konuşması ya da oynaması esnasında bile, öğrendiği kültürel ögeleri tek tek uyguladığını görebiliriz. Aynı zamanda aile yapılarının birbirinden farklı olduğunu da anlayabilir ve kültürel farklılığı en küçük olayda bile görebilirler. Bu süreci kültürleşme olarak da adlandırabiliriz. Nitekim kültür de, insan davranışlarını ve bu davranışlarda yansımasını bulan soyut görüşler, değerler veya dünyaya dönük algılar değil midir?

Aslında kültürün tanımı bile kültürden kültüre değişirken bunun cevabını salt bir şekilde veremiyoruz.  Kültür, bir toplumun üyeleri tarafından paylaşılan ve anlaşılan davranışlar üretir. Sosyalizasyon süreci sayesinde de kültürün devamlılığı sağlanır. Sosyalizasyon süreci, kültürel varlığın öğrenme yoluyla sonraki kuşaklara aktarılmasına verilen isimdir. Çünkü kültür; unutulur, şekil değiştirir veya kaybolabilir. Bu da her kültürün kendi içinde farklılıklar gösterdiğinin kanıtıdır.

Andre Gide; “Kültür her şeyi okuyup unuttuktan sonra, aklınızda kalanlardır.”

SONUÇ

Sonuç olarak çoğunlukla kültürün gelişimsel süreçlere etki eden bir olgu olduğunu, ifade edebiliriz. Yaşanılan coğrafya ve toplum bireyin gelişiminde oldukça büyük bir rol oynar. Doğumundan başlayıp süregelen hayatı boyunca içinde yaşamış olduğu toplumdan etkilenecektir. Bu sürecin bireyin hayatını olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Onu ailesine bağımlı da kılabilir, bağımsız da önemli olan kişinin hayatını nasıl yaşamak istediğini bilmesidir. Yazımızda siz okuyuculara aktarılmak istenen en önemli şey; bir şeye/olguya körü körüne bağlı kalmanın tartışılır bir konu olduğunu göstermekti. Bazı şeyler sizi yanlış bildiğiniz bir doğruya götürebilir. Siz aksini iddia etmedikçe.


Yazar: Kübra Nur Kızıleşik | Selçuk Üniversitesi

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisi İnstagram: nur.kizilesik

Yorum yap