Muallim ve Mesuliyet

muallim ve mesuliyet

Öğretmen, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kişiye denir. Ülkemiz bin yıldır Türkiye’dir. Türkiye’de öğretmenlik mesleğinin kökleri bin yıl öncesine giden uzun bir geçmişe dayanır. Selçuklu Türkiyesi, Osmanlı Türkiyesi ve Cumhuriyet Türkiyesi olara üç ana dönem olarak ele alabiliriz. Bu üç ana dönemde öğretmenlik, çeşitli vasıfları da içinde barındırıyordu. Selçuklu Türkiyesi’nde öğretmenlik, bir nevi din adamlığı vazifesinde sayılırdı. Sıbyan okullarında ve genel medreselerde öğretim, dini öğretmek amaçlıydı. Öğretmenlik için ayrı bir medrese yoktu. Osmanlı döneminde 15.yy ortalarına kadar bu durum böyle devam etti. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet, öğretmenlik mesleğini dinden kurtarmak ve laik bir öğrenim sistemine geçilmesi için adım atmıştır. Bu adım Türkiye’de öğretmenlik mesleği için atılan ilk gerçek adımdır. Ancak Fatih’le başlayan bu adım sürdürülememiştir. Daha sonra 19. yy’da batılılaşma hareketiyle Fatih’in attığı bu adım, öğretmenin kendi mesleğini icra etmesi için bir okula kavuşmuştur. Devamında öğretmenliğin meslekleşmesine ilişkin düzenlemeler ve kurallar getirilmiştir. 20. yy’a kadar gelişerek devam eden bu durum mesleği açıkça ortaya koymuştur. Cumhuriyet Türkiyesi’nde Atatürk’ün yönlendirmeleri ve desteğiyle çağdaş, ulusal ve laik bir temele dayandırılmıştır. Bu dönemde öğretmenlik mesleği, çok saygın ve nitelikli bir hal almıştır. 1924’te öğretmenlik mesleği yasayla tanımlanmış, yasal bir meslek haline gelmiştir.

Öğretmenliğin temelini, gündelik doğruluk ve adalet gibi erdemlerin kazandırılmasını amaçlayan; evrensel doğruyu sorgulayan, bilginin kendi içinde bir değeri olduğu görüşüdür (Bek, 2007, s. 1). Öğretmenlik mesleği, tüm dünyada geçmişten günümüze hep en değerli ve kutsal görülmüş bir meslektir. Boş bir belleğe tüm donanımları yükleyip, eğitim-öğretim verebilecek bir meslektir. İnsanlara sadece okuma yazma değil, çevresine ve ailesine karşı nasıl davranması gerektiğini, sorumluluklarını yerine getirmesini ve adaletli olmasını vs. öğretir. Bir nevi öğretmen, bireyi tabula rasadan tam donanımlı bir insana dönüştürür. Her şeyden önce insana doğru insan olmayı öğretir. Geçmişte öğretmenin verebileceği bilgi ve değerlere ulaşmak zordu. Bir tıklamayla erişilebilecek hazır bilgi yoktu. Bilgi edinmek için bir eğitmene ihtiyaç vardı. Fakat 90’lı yıllardan sonra hayatımıza bilişim teknolojilerinin girmesi ve eskiye nazaran bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasından sonra öğretmene olan bakış açısını değiştirdi.

1974-78 yıllarında 120 bin kişinin hızlandırılmış bir eğitimle aslında çok da iyi bir eğitim almadan öğretmen olarak atanmıştır. Sırf öğretmen atamak için, bilgili bilgisiz birçok kişiyi eğitim verebilecek kapasitede olduğunu ölçmeden atama yapılması o dönem için çok talihsiz bir durum olmuştur. Öğretmeni ve öğretimi McDonaldlaştıran zihniyet, öğretmene olan güven ve saygıyı düşürmüştür. Piyasanın ihtiyacına göre yapılan seri öğretmen üretimi, bir dönem öğretmene olan güveni düşürse de öğretmenin statüsü hep üst sıralardadır. Öğretmenin mesleki ve toplumsal rollerini yerine getirebilmesi için öğretmenin mesleğinden her anlamda doyum sağlaması, mesleğini sevmesi ve mesleğine güven duyması gerekir. Öğretmen bunları sağladığı zaman hem öğrenci hem kendisi hem de toplum için yararlı olur. Eskiden herkesin amatörce yaklaşımla yapabileceği bir çocuk bakımı işi olarak algılanan öğretmenlik mesleği, bugün birçok ülkede bilimsel, akademik ve uzmanlık boyutlarının önem kazandığı seçkin, profesyonel bir meslek haline gelmiştir. Uzanmalık gerektiren bu meslek ne kadar kolay görünse de birçok zorlukları da bulunmaktadır. Öğretmenlik mesleği, eğitmenliğin akademileşmiş boyutu olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Kutsal sayılan bu mesleğin birçok zorlukları da bulunmaktadır. Öğretmenler, hem kırsal alanda hem de kentsel alanda eğitim verirler. Bu iki yerleşim yerinin yaşam biçimleri, kriterleri, eğitim düzeyleri ve geçim şartları birbirinden farklıdır. Bu yüzden eğitim verecekleri öğrencilerin algı ve ilgi düzeyleri birbirinden farklıdır. Kırsal alanlarda yaşayan bireylerin, kentsel alanda yaşayan bireyler gibi temel sosyal ve mesleki yaşam becerileri kazanabilmeleri, kentsel alan ve kırsal alandaki gelişmenin dengeli bir biçimde olabilmesi için kırsal alanlarda da eğitim sisteminin işlevsel ve başarılı olmasına ve eğitim sisteminin parçası olan öğretmenlere bağlıdır(Anılan, Kılıç ve Demir, 2015, s. 154). Kırsal kesimde okuyan öğrencilerin tek gayesi okula gelmek olmayabilir. Hayvancılık yapan ailesine yardım eden veya küçük kardeşlerine bakmak zorunda olabilir. Derse ilgiyi tam veremeyecek olan öğrencinin, derse olan ilgisini arttırmak öğretmenin çabasına bağlıdır. Kırsal kesimde okuyan öğrenciler, yaşadıkları yerlerin dışına çıkmadıkları için dış dünyaya dahil herhangi bir bilgi sahibi olmadıkları için okumanın gerekliliği için olumlu düşünceleri de olmayabilir. Çünkü kırsalın kendi yapısı içinde var olan coğrafi, demografik, ekonomik ve sosyo-kültürel dezavantajlar kırsal eğitimi olumsuz yönde etkilediği bilinen bir gerçektir. Aynı düşünceleri ebeveynleri de sergileyebilir. Bu tutumu değiştirmek, kişinin ön yargısını kırmak ve ileriye götürmek başlıca öğretmenin görevidir. Bu konu da öğretmene düşen görev çok büyüktür. Öğretmenin azmi ve çabası, büyük bir tutumu baştan değiştirebilir.

Türkiye’de köylerde öğretmenlik mesleği zor görülmüştür. Araç-gereç eksikliği, Türkçe bilmeyen öğrenciler, farklı sınıfların bir arada eğitim görmesi, sınıfların kalabalığı, teknolojik koşullar, ulaşım, iklim şartları, okul binası eksikliği, öğrenciye ait çalışma ortamı, eğitimi ciddiye almama ve veli ilgisizliği gibi birçok sorun vardır. Bunların yanında bizzat öğretmenin kendisinin yaşadığı problemlerde bulunmaktadır. Var olan araç-gereçleri çok dikkatli kullanma ve koruması gerekir. Bu durumun gerekçesi olarak ‘Benden sonra gelecek olan öğretmenlerde aynı sıkıntıları yaşamasınlar.’düşüncesidir. Bu sorunlar öğrenci ve veli paydaşlarının eğitime karşı tutumu ve gerçeklikten uzak programların uygulanmasından kaynaklanabilir. Eğitim görmemiş veli paydaşı, eğitime karşı hem olumlu hem olumsuz tutum sergileyebilir. Bir katkısı olmayacağını düşünürse öğrenciyi okula göndermek istemeyebilir. Bilgisi olmasa bile çocuğunun düzgün bir eğitim alıp ileride büyük işler başaracağını düşünürse çocuğuna elinden geldiğince destek verebilir. Ayrıca bunun da bilincinde olan çocuklar derslerine daha çok gayret edebilir. Eğitime ailenin desteği eklendiği zaman öğrencinin, okuma ve yazması daha kolay olduğu belirtilmiştir. Velhasıl önce eğitim velide başlamalıdır. Nihayetinde eğitim sistemleri, toplumların hedef ve ihtiyaçlarını karşılayabildikleri sürece başarılı kabul edilir(Güzel’den aktaran Bulut ve Coşkun, 2017). Bunun bilincinde olan veli, öğretmene daha çok değer verir. Örneğin; veli toplantılarına katılım daha çok sağlar, öğretmenin açığını aramaya çalışmaz ve öğretmeni bilgi kaynağı olarak gördüğü için öğretmeni bir kurtarıcı olarak görür. Köylerde öğretmen olmak sosyal faaliyet olanağını kısıtlar. Öğretmene de bir açıdan asosyal özellik kazandırabilir ancak köylerde yaşayan insanlar, öğretmeni de kendi evlatları gibi sevdikleri ve kutsal gördükleri için altın günü, nişan vs. gibi toplandıkları yerlere götürürler. Öğretmenler bu açıdan az da olsa kendilerini yalnız hissetmezler. Köylere atanan öğretmenler, genelde genç ve bekâr oldukları ve henüz bir deneyim yaşamadıkları için şehir hayatına göre daha olumsuz durumlarla karşılaşabilirler. Sadece kırsal kesimde öğretmenlik yapanlar bu gibi sorunlarla karşılaşmıyorlar. Şehirde görev yapan öğretmenlerinde karşılaştığı birçok sorun bulunmaktadır. Araç-gereç, teknolojik aletler, sınıfların kapasitesi ve ulaşım gibi birçok özellikler tamamlanmıştır. Öğrencinin bilgiye erişimi, sınıf içinde rahatlığı bunlar sağlanmıştır. Öğretmenin sosyo-kültürel ortamı da mevcuttur. Ancak öğrencinin bu rahat ortamı eğitimi biraz aksatıyor olabilir. Rahatlık insana rehavet verir ama bu rahatlık dozunda kullanılmalı ve velilerin bu konuya daha duyarlı olması gerekir.

Teknolojik aletler her zaman eğitime yardımcı olmuş ve öğrenimi kolaylaştırmıştır. Eğitimde görsel hafıza kavramı önemlidir. Öğrenilen bilgilin zihinde oluşturulmasını ve daha fazla zihinde tutulmasını sağlar. Şehirlerde, teknolojik gelişim daha fazla olduğu için eğitim biraz daha kolaylaşır. Öğretmen kontrolünde kullanımla birlikte eğitime destek olan teknolojik araç-gereçlerin kullanımı faydalı görülmektedir. Ancak şehirlerde yaşayan aileler çocuklarına cep telefonu, mp3 vs. bu gibi aletleri aldığı zaman derse olan ilgi ve dikkat dağılıyor. Hem eğitimi hem de öğrenciyi olumsuz etkiliyor. Şehirde okuyan öğrenciyi bir sanat gezisi ya da sinemaya götürmek daha rahattır çünkü ulaşım kolaydır. Şehirde yaşayan ailelerin geçim şartları ve meslekleri farklıdır. Bu açıdan öğrenciye daha verimli olması için ilgilenebilirler. Okuma yazma oranı daha yüksek olduğu için derslere destek daha çok olur. Evde ödev yaparken ilgili konuda ailesine danışabilir ve bu iki kat daha iyidir. Öğretmenin konuyu üst üste anlatmasına veya konuda geri kalmasına sebep olmaz. Daha akıcı ve sistematik ilerlenir. Şehirlerde sağlık açısında daha çok hastane ve ilaca kolay erişim olduğu için öğrencinin devamsızlık sorunu bu konuda en aza iner. Öğretmen içinde tüm öğrenciler, eşit konumda ilerlemiş olur. Velinin öğrenci üzerinde etkisi daha çok olur. Okumuş bilgili bir kitle ise çocuk üzerinde daha fazla eğitim çabası için üzerine düşülür. Ancak öğretmenlere karşı tutumda ve davranışlarda bazen gerekli özen gösterilmez. Veli kendisi de okumuş bilgi sahibidir. Belki mesleğinde en üst mertebededir. Bu olduğu konumdan ötürü öğretmene fazla önem gösterilmez. En ufak konuda öğretmene karşı bilgi yarışına girilir ya da sürekli öğretmenin açığı bulunmaya çalışılır. Bu konuda veli, öğretmen, öğrenci üçlemesi birbiri ile uyumlu ve kolektif bir şekilde ilerleme olursa, öğrencinin eğitim ve öğretim süreci daha düzgün ve olumlu ilerler. Şehir ve köy yaşamları arasında farklılıklar vardır. Farklılıkların oluşturmuş olduğu bu yapı gerek öğrenci gerek veli tarafından öğretmene nüfuz edebilir. Bu zorluklar ve çözülmesi imkânsız görünen problemler, çözüm odaklı ilerlendiği zaman hepsi düzeltilebilecek yapıdadır.

Okulları, birbirini tanımayan insanları toplumu ilgilendiren konular üzerine çalışmak için bir araya getiren kurumlar olarak tanımlayabiliriz(Gardner’den aktaran İlgar, 2014). Türkiye’de eğitimin büyük bir kısmını devlet karşılamaktadır. Öğrenci okulun müşterisidir. Okulun eğitim ve hizmetlerini satın almaya çalışır. Ancak okula para veriliyorsa hizmetler için bu özel okul kapsamına girmektedir. Öğrenci, özel okul veya devlet okulunun hangisinde okuyabileceğini kendi seçebilir. Gerekli puanı aldıktan sonra istediği devlet okuluna gidebilir, evine yakınlığına göre gideceği okulu kendi seçebilir. Bu seçim kriterleri özel okul içinde geçerlidir ancak bir fark olarak eğitim ücretsiz değildir.

Özel okulun tercih edilmesi öğrencinin kendi ekonomik durumuna da bağlıdır. Velilerin özel okulu tercih etmelerinin gerekçesi olarak daha iyi İngilizce eğitim, kaynak açısından daha gelişmiş olması, bütçeye göre tercih olduğu için sınıf yoğunluğunun daha az olması ve öğretmenlerin programları daha kolay değiştirebilmesi vb. durumlar örnek gösterilebilir. Devlet okulunda genelde ikamete göre okul kaydı yapıldığı için bazı devlet okullarında sınıflar kalabalık olur. Kalabalık sınıfta öğretmenin öğrenciye fazla ilgi gösterememesi, dersi etkileyen bir faktör olduğu düşünülmüştür. 60 ve 30 kişilik öğrencilerden oluşan sınıflarda öğretmen ödev verdiğinde öğrencilerin sayısı fazla olduğu için, öğretmenin ödeve istenilen düzeyde inceleme yapması ve okuması düşüyor. Bunun için sınıf sayısının az olduğu özel okullar daha çok tercih ediliyor.

Sınıf yönetimi, sınıf yaşamının orkestralaştırılmasıdır(Turan, 2004, s. 10). Çünkü öğretmen gününün tamamını orada geçirir. Düzen olsun ki öğrencilere daha iyi bilgi aktarabilsin. Sınıf içi yönetim ve düzen bu konuda çok önemlidir. Öğrenciler arasındaki iletişim, öğretmen ve öğrenci arasındaki saygı, disiplin ve devamsızlık bunların hepsi dersi etkileyen birer faktördür. Özel okullarda öğrenciler eğitime ücret ödediği için bu faktörlerin hepsini etkilemiş durumdadır. Eğitime ücret ödeyen kişi, parası boşa gitmesin diye devamsızlık yapmamaya gayret eder. Devlet okulunda böyle bir durum yoktur. Ancak bu durumun olmaması da resmi okullarda disiplin eksikliği yaratmıştır. Öğrenci, özel okula para verdiği için okulun disiplin kurallarına daha çok uymaya gayret eder çünkü okuldan atılırsa parası yanacaktır. Devlet okulunda bu kaybetme düşüncesi olmadığı için disiplin açısından daha çok sorunlarla karşılaşırlar. Öğretmenlerin de düzeni buna göre farklılaşır. Bunun yanı sıra devlet okulunda okuyan öğrencinin velisinin ancak yapılan davet üzerine okula geldiğini bazen gelmediği olur. Veli kaynaklı ilgisizliğin öğrenciye yansımasının sonucu olarak suçun öğretmenin üstüne atılması da kaçınılmaz olmuştur. Bir diğer bakış açısıyla özel okullarda da öğrencinin veli tarafından fazla şımartılması sorundur. Aileleri tarafından fazla şımartıldıkları için okulda da bunun böyle olmasını istedikleri için bu durumdan öğretmenler memnun değildir. Parayı vereyim, eğitimi alayım görüşünde olan veliler eğitime fazla katkı sağlamadıkları ve görevlerini yerine getirmedikleri için eğitilmiş çocuktan söz edemeyiz. Konunun bu halde ilerlemesiyle öğretmen, öğrenci, veli arasında çatışma çıkartır. O zaman da adı geçen eğitim verimli olmaz, kimseye fayda sağlamaz.

Devlet okullarında veli ve öğrenci profili farklı olduğu için veli de öğrenci de öğretmene daha çok saygı duyuyor. Öğretmen, öğrenci ile birlikte kuralları koyduğu için uygulamanın daha kolay olduğunu söyler. Çünkü aile müdahalesi olmadığı için daha işler durumdadır. Özel okullarda biraz daha aile yapısı okula karıştığı için öğretmen o kadar rahat değildir. Öğretmenin gücü ve güç kullanım farkı ‘Devlette davulda tokmak da öğretmende, özelde birçok öğretmenin davul elinde, tokmak başkalarında.’ şeklinde belirtilmiştir.

Öğretmenlerin çalıştığı bir diğer kurumda dershanelerdir. Öğrenci kesimi sınava hazırlanmak için dershane kurumlarının mevcudiyetini desteklemektedir(Çiftçili, 2007, s. 4). Eğitim sisteminin dershaneleri özendirmesi, eğitim araçlarının yetersizliği ve dershanelerde sadece test sisteminin kullanılması öğrenciyi daha çok cezp etmektedir. Fakat dershaneler birkaç açıdan olumlu bakılmamaktadır. Milli Eğitim bakanının verdiği beyanatta ‘Test çözen ve tost yiyen bir nesil üretildi.’ düşüncesi bu problemi destekler niteliktedir. Sınavdan iyi bir puan kazanmak için dershanelere giden öğrencilerin istedikleri puanları almamasının bir sebebi olarak, dershanedeki öğretmenlerin yeterlilik düzeylerini bilmemekten kaynaklanıyor(Çiftçili, 2007, s. 6). Aileler çocuklarının daha iyi eğitim alması için araştırma yapmadan dershanelere kaydetmesi, olumsuz sonuçlar doğurduğunda çok büyük sıkıntılara kapı açıyor. Devlette eğitim veren öğretmenler, devlet kadrosuna girmek için belirli sınavlara girerek atanmış öğretmenlerdir. Dershanelerde böyle bir durum yoktur. Atanamayan öğretmenlerin ilk tercih noktası bu konuda dershaneler olmuştur. Belirli eğitim ve zaman geçirmeden eğitim veren öğretmenler, öğrencileri direk sınava hazırlama konusunda biraz yetersiz kalabiliyorlar. Bu durum öğrenciler için olumsuz sonuçlandığı zaman öğretmenlere de olumsuz tutum yansıtılmaktadır.

Bilgi toplumuna geçiş süresi içinde herkesin eğitime tam ve eşit erişimi gereklidir. Çünkü bilgi toplumunda başarılı bir birey olabilmek için belirli bir düzeyde bilgi ve eğitim yeterli olmamaktadır. Hazır olmadan, aldığı bilgiyi kullanabilme alternatiflerini öngöremeyen, kendine güvensiz gençler hayata atıldıklarında bocalamaktadır. Birey yaşamında uygulayabileceği kazanımları çoğaltmak ve sorun çözebilme yeteneğini geliştirme amaçlı olmalıdır. Bu yüzden deneyimsiz eğitmenler, öğretim hayatına başlarken bir bireyi direkt sınava hazırlamak için değil; daha çok öğrenciyi eğitme amaçlı odaklanmalıdır. Genç ve deneyimsiz öğretmenler, dershanede başlayacakları eğitim hayatına, okullarda eğitim-öğretim hayatlarına başlamalıdırlar.

Eğitimin nerede, nasıl, ne düzende işlediğinden çok, eğitim verilen yerlerde kıyafet problemi de üst seviyededir. Tek tip kıyafet sisteminin hem olumlu hem olumsuz yanları mevcuttur. Öğrencinin, tek tipleşmesi okulun öğrencisi olup olmadığı belli olduğu için, okuldaki güvenliği açısında uygun görülmüştür. Sınıf disiplinine, okulun toplumdaki imajına ve öğrencinin derslere konsantrasyonunu arttırdığı için öğretmenler açısından gerekli görülür. Serbest kıyafet olduğunda, öğrenciler arasında rekabet çıktığı, okulda giyim yarışına girildiği ve maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin ebeveynleri ile çatışmaya girmesi gibi birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Tek tip kıyafet sosyal sınıf farklılıklarını bulanıklaştırdığı için okulda daha uyumlu ve disiplinli bir ortam oluştuğu için üniformanın gerekliliği savunulmuştur. Bir diğer görüşe göre kıyafet serbestliği sadece kozmetik değişikliktir. Öğrenci, bu değişiklik olmadan da zihin yapısı aynıdır. Tek tip kıyafet, bireyin özgürleşmesini engeller ve yaratıcılığın azalmasını sağlar gibi de yorumlar yapılmıştır. Türkiye’de okullarda bu sorun sıkça yaşanmaktadır. Her iki tarafında düşüncelerinin avantaj ve dezavantajları vardır. Okulun türü, düzeyi, bölgesel, kültürel ve sosyo-ekonomik faktörel değişkenleri dikkate alarak uygulama yapılmalı ve ona göre karar verilmelidir.

Eğitim sürecinin en önemli öğelerinden olan öğretmenlerimiz, toplumsal değişmelerden en çok etkilenenlerin başında gelir. Değişim ve gelişime uğrayan toplumlarda, öğretmenlerin bu değişim ve gelişim sürecinde rolleri değişmektedir. Öğretmenin temel gayesi bu değişim sürecinde, çağın gerekleri doğrultusunda gelişime uyum sağlamalıdır. Kırsal kesimlerde, yeniliğe karşı ön yargı vardır. Öğretmen bu durumdan o halkın ön yargısını kırmalıdır. O yörenin en aydını olarak kabul edildiği için halk öğretmene saygı gösterir. Öğretmen, saygı içinde dünyada olup bitenleri izah etmeli, yanlış görülen durum hakkında görüşleri düzletme amaçlı olmalıdır. Bu tutum dâhilinde ilerlenmediği zaman programlar, değişmekte olan toplumsal ve mesleki ihtiyaçlar karşısında yetersiz duruma gelir. Toplumsal değişimde katalizör vazifesi gören öğretmenler yetiştirilirken, öğretmen yetiştirme sistemimizin toplumun sosyal, ekonomik, kültürel ve politik yapısı ile uyum içinde bulunmasına ve toplumda oluşan değişmelere sürekli uyum sağlayacak dinamik bir yapı elde edilmiş olur. Bu yapının sağlanmasıyla birlikte, güvenilir eğitim sisteminin temelleri geleceğe güvenle atılır. Eğitim ve öğretim sistemi, geleceğe emin adımlar atmış olur.

KAYNAKÇA

  1. İLGAR, L. (2014). Özel okul ve devlet okulunda görev yapmış sınıf öğretmenlerinin sınıf yönetimindeki farklılıklara ilişkin görüşleri: nitel bir çalışma, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi Dergisi, 11(22), 259-285.

  2. BULUT, K. ÇOŞKUN, H. (2018). Kırsal kesime atanan Türkçe ve sınıf öğretmenlerinin mesleğe uyum süreci, Kalem Eğitim ve İnsan Bilimleri Dergisi, 8(1), 159-185.

  3. PALAVAN, Ö. DONUK, R. (2008). Kırsal kesimde görev yapan öğretmenlerin sorunları, Uşak Üniversitesi Eğitim Araştırmaları Dergisi, 2(2), 109-128.

  4. TANERİ, P. O. ULUTAŞ, B. AKGÜNDÜZ, M. M. (2015). Öğrencilere getirilen kılık kıyafet serbestliğinin okul bileşenleri gözünden incelenmesi (Ankara örneği), Eğitim Bilim Toplum Dergisi, 13(49), 32-60.

  5. SANAL, M. (1999). Toplumsal değişim süreci içerisinde öğretmenler ve öğretmen rollerindeki değişmeler, Mada Eğitim Yönetimi Dergisi. 17, 53-64.

  6. ÇİFTÇİLİ, V. (2007). Dershane öğretmenlerinin öğretmen yeterlilik düzeyleri ve mesleki doyumları arasındaki ilişki (Basılmamış doktora tezi). İstanbul Üniversitesi, İstanbul.

  7. ÖZPINAR, M. SARPKAYA, M. (2010). Köyde görev yapan sınıf öğretmenlerinin sorunları, Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22, 17-29.

  8. YAVUZ, M. (2012). Özel dershanelerde görev yapan öğretmenlerin örgütsel adalet algıları, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume, 7(2), 1147-1160.

  9. BEK, Y. (2007). Öğretmenin toplumsal mesleki rolleri ve statüsü (Basılmamış yüksek lisans tezi), Trakya Üniversitesi, Edirne.

  10. KAHRAMAN, İ. KARACAN, H. (2013). Serbest kıyafet uygulamasının öğrenciler üzerindeki etkilerine ilişkin paydaş görüşleri, Sosyal Bilimler Dergisi, 3(5), 120-142.

  11. SİDEKLİ, S. COŞKUN, İ. AYDIN, Y. (2015). Köyde öğretmen olmak ve birleştirilmiş sınıf, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 17(1), 311-331.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji Lisans Öğrencisiyim.

Yorum yap