Bir Meslek Olarak Bilim

Bu başlık altında hem bir sosyal kurum hem de bir meslek olarak bilimin, etik çerçevesinde tartışması yapılmıştır. Bu çerçevede D. Benjamin Resnik'in "Bilim Etiği" kitabının 8. bölümü olan "Bir Meslek Olarak Bilim" önce özetlenmiş sonra bilimsel etik çalışmalarında ele alınmıştır.

featured

GİRİŞ

David Benjamin Resnik tarafından kalem alınan “Bilim Etiği” kitabı, sekiz bölümden oluşmaktadır. Resnik bu eserde, “Daha etik bir bilime nasıl gidilir?” sorusunu tartışır. Bu çalışmada ise, bu kitabın “Bir Meslek Olarak Bilim” başlığı ele alınmıştır.

Yazar kitabının bu bölümünde, bir meslek olarak bilim konusunu ele almıştır. Toplumsal kurum olarak bilim, diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, meslek-leşme olarak problemleştirilmiştir. Yazarın yapmaya çalıştığı, daha önceki bölümlerde vurguladığı gibi, mesleklerin kendilerine ait bir etik standardı olduğu ve bunu da tartışmaya açmaktır. Çünkü mesleki standartlar, mesleğe güveni sağlar (Bayles, 1988; akt. Resnik, 2004: 57).

İonna Kuçuradi (2019), etik tartışmaların son yirmi-yirmi beş yılda moda olduğunu ifade eder. Bunun ise en temel sebebi, bilimsel mesleklerin çeşitliliğidir. Dolayısıyla Resnik bu bölümde, bilimin meslekleşmesinin etik standartlar açısından önemli olduğunu vurgular. Böylece bu çalışmada ele alınan bölümün önemi; etik davranışlar, normlar ve standartlar açısından bilimin meslek-leşme olarak tartışılmasıdır. Bu anlamda Resnik’e göre, nasıl ki bilim insanları gündelik yaşantısında ahlaki standartlara uymak zorunda ise, onların mesleki standartlara da uymak zorunda olduğunu iddia eder.

Resnik, çalışmaya konu olan bu bölümde, ilk olarak “Bilim nedir?” sorusuna cevap arar. Resnik bilimin ne olduğunu, bilimin nasıl ve hangi kriterlere göre meslek olabileceğini; ele alınan bölümün “Bilim: Hobiden Mesleğe” adlı alt başlıkta tartışır.

Resnik, bölümün ikinci alt başlığında (Bilimin Hedefleri) ise, pek çok mesleğin amacı olduğu için “Bilimin amacı nedir?” sorusuna cevap arar.

Ele alınan bölümün üçüncü başlığında (Çağdaş Araştırma Ortamı) ise, pek çok meslekte olduğu gibi bilimin de icra edildiği alan tartışılmıştır.

Bölümün son iki alt başlığında ise, bilimsel araştırma sürecinin yöntemine ve bu yönteme neden ihtiyaç duyulduğuna cevap ararken; danışmanlık sisteminde ise, bilimin nihai ürününün hangi standartlarca yayımlanması tartışılır.

Kısacası kitabın bu bölümünde Resnik tarafından da bir meslek olarak varsayılan bilimin, yine Resnik tarafından alt başlıklar altında tartışıldığı görülür.

1 BİR MESLEK OLARAK BİLİM

1.1 Bilim: Hobiden Mesleğe

Ele alınan bu alt başlıkta Resnik, ilk olarak “Bilim nedir?” sorusunu soruyor. Resnik, pek çok referans ile destekleyerek, bilimin bir sosyal kurum olduğunu iddia ediyor. Bu anlamda bilimin hem kendi iç işleyişi hem de bilimin işlev gördüğü toplumsal çevre, bilimin de diğer toplumsal kurumlar gibi ele alınmasına olanak sağlamaktadır. Çünkü bilim de diğer toplumsal kurumlar gibi içinde bulunduğu toplum için belli işlevleri yerine getirir. Bunu yaparken de bilim, pek çok işbirliğine ve sistematik bir planlamaya ihtiyaç duyar. Örneğin araştırma sürecinde bilim insanlarının hayvan veya insan denekleri ile kurduğu bağ ve bu bağ sonucunda elde ettikleri bilginin kamuoyu için paylaşılması, bilimin toplumsallığına vurgu yapar. Ancak bilim, toplumsal kurum olmaktan da öte, bir meslektir (Fuchs, 1992; Shrader ve Frechette, 1994; Resnik, 2004: 54).

Her toplumsal kurum bir meslek olmasa da Resnik, bu tarz eleştiriye açık defoların bilincindedir. O da bunu kabul ederek, meslekleri diğer toplumsal kurumlardan ayıran bazı kriterleri ele almıştır:

  • Meslekler, toplumun değer verdiği kolektif hedeflere ulaşma aracıdır.
  • Mesleklerin, davranış standartları vardır. Bu, mesleğin kalitesi için gereklidir.
  • Profesyoneller, mesleğe kabul edilmeden önce formel veya enformel eğitimden geçerler.
  • Mesleklerin, mesleki davranış standartlarına uygunluğu kontrol etmek için, yönetim birimleri vardır.
  • Meslekler, geçmişte hobi veya bir işti. Ama şimdi kariyerdir.
  • Profesyonellerin kendi alanlarında ayrıcalıkları ve otoriteleri vardır. Bu onlara toplumun atfettiği güven ve sorumluluk kaynağıdır.

Resnik’e göre bu kriterler, bir toplumsal kurum olarak bilimi meslek olarak tam anlamıyla karşılamasa da bir varsayım olarak bilimin meslek olarak kabul edilebileceğini ifade eder. Ona göre bilim, Rönesans’tan önce meslek değildi. Bilimsel yöntemlerin gelişmesi, bilimsel toplulukların oluşması, üniversitelerin gelişmesi vb. gibi pek çok koşullar, bilimin günümüzde meslekleşmesine imkan sunmuştur. Ancak yine de bilim, örneğin bir tıp veya hukuk gibi meslekleşmemiştir. Yazara göre buradaki amaç, diğer bilimsel meslekleri tek bir “bilim” kavramsallaştırması altında, ortak benzerlikler temelinde ele almaktır. Aslında bilimsel mesleklerin çeşitliliği aynı zamanda bilimsel etiklerin de çeşitliliğine denk düşmektedir.

Yazarın tartıştığı itirazlardan en önemlisi; bilimin meslekleşmesinin, bilimin yaratıcılığına ve özgünlüğüne getireceği zarardır. Yazar bu eleştirileri kabul etmiş fakat ona göre bilimin meslekleşmemesinin dezavantajları, bilim için çok daha zararlıdır.

Önerilen Yazı
Pilli Bebeklerin Aktör İlişkilerağı Kuramı Üzerinden Betimlenmesi

1.2 Bilimin Hedefleri

Aynı zamanda bir toplumsal kurum olarak da görülebilen meslekler, içinde bulunduğu topluma dair işlevselliği vardır. Topluma sağlanan bu işlev, bazen bilimin de hedefleri olarak görülür. Dolayısıyla bir meslek olarak bilimin amaçları, o mesleğin davranış standartlarını belirlemede işlevseldir.

Resnik, bu başlık altında bilimin amaçlarını sorgular. Ona göre bilimin, epistemolojik ve pratik hedefleri vardır. Epistemolojik hedefler, doğanın açıklanmasına, tanımlanmasına ve bunlardan da genel yasa, kavram ve hipotezler çıkartılmasına dayanır. Elde edilen bilgilerle ise, gündelik pratikte problemleştirilen sorunların çözümü aranır. Her bir bilimsel alan veya bilimsel meslek, farklı hedefleri benimseyebilir. Örneğin bir tıpçı ile sosyoloğun bilimsel etkinliği, farklı amaçlara dayanabilir. Ancak her halükarda bilimsel etkinliğin hedefi; doğaya-dünyaya dönük; toplumsal inanç ve ideolojilere dayanmayan, doğrulanmış bilgidir.

Doğrulanmış ve dünyaya-doğaya dönük bilimsel bilgi; epistemolojik olarak elde edilen bilgilerin, yani hipotezlerin veya genel ilkelerin bilimsel yöntem aracılığıyla sınanmasına dayanır.

Ayrıca yazar bu başlık altında, bilimin hedefleriyle bilim insanının hedefleri arasında ayrım yapmanın önemine dikkat çeker. Örneğin, kişiler para kazanmak, iş bulmak, güç veya prestij sahibi olmak için bilimle ilgilenebilirler (Resnik, 2004: 66). Bunlar bilimsel mesleğin hedefleri içinde yer alabilir. Ancak bilimsel mesleğin temel hedefleri bunlar değildir. Örneğin bilimin en temel hedefi, dürüstlüktür. Burada amaç bilimselliğin güvenirliğidir.

Son olarak bu başlık altında Resnik’in cevabını bulduğu bilim, insanların, bilgi edinmek, cahilliği ortadan kaldırmak ve pratik problemleri çözmek için işbirliği yaptıkları bir meslektir (Resnik, 2004: 67).

1.3 Çağdaş Araştırma Ortamı

Araştırma ortamı, bilimsel araştırmaları destekleyen, olanaklı kılan ve teşvik eden sosyal bir kurumdur (Resnik, 2004: 67). Bu anlamda bilimsel araştırmalar için akla gelen en temel kurum, üniversitedir.

Resnik’e göre (2004: 67), çoğu üniversitenin üç farklı misyonu vardır:

  • Öğrenci yetiştirmek.
  • Bilgiyi arttırmak.
  • Halka hizmet etmek.

Üniversite, her şeyden önce bir formel eğitim alanıdır. Özellikle de bilim insanlarının yetiştiği ve onları belli alanlarda uzmanlaşmasını sağlayan bir sistemi vardır. Profesörlerin ve öğrencilerin kendi içlerinde farklı görev ve sorumlulukları vardır. Yine aynı şekilde bir sosyal kurum olan üniversitenin de belli görev ve sorumlulukları vardır.

Francis Bacon’un “Bilgi güçtür.” teziyle bütünleşmiş olan üniversite misyonu, adeta kendine özerk bir mekanizması vardır. Bu anlamda Resnik için üniversiteler, bilginin kalesidir.

Akademi içinde yer alan bilim insanlarının tek görevi ve sorumluluğu, bilimsel araştırma sürecine katılmak değildir. Bilim insanı, araştırmacı kimliğinin dışında öğretici kimliğinin de görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir. Bu başlık altında Resnik, üniversite içinde yer alan “akademisyen ve öğrencilerin” görev ve sorumluluklarını da tartışır. Bu noktada akademisyenin hem kurumsal hem de mesleki görev ve sorumlulukları vardır. Örneğin, akademisyen öğrencilerine ders vermeyi ihmal edemez. Yine aynı şekilde lisans, yüksek lisans veya doktora eğitimi alan öğrencilerin de akademi ortamında araştırma sürecine katılması, Resnik tarafından belirtilir. Ancak araştırma sürecinde herkesin rolü, kıdemine göre belirlenmelidir.

Resnik’e göre (2004: 69) araştırma birimleri, üniversitelerin bel kemiğidir. Ancak araştırmanın teknik ve ortamlarının gelişmesiyle birlikte, yine aynı şekilde uluslararası fonların da artmasıyla birlikte, araştırma grupları büyümüştür. Araştırma gruplarının büyümesi, bilimde etik uygunsuzlukların artmasına neden olabilir; çünkü büyük grupları kontrol etmek, düzenlemek ve yönetmek küçük gruplara oranla daha zordur (Weinberg, 1967; akt. Resnik, 2004: 69).

Önerilen Yazı
Richard Sennett’in Toplumsal Değişme Anlayışı

Akademik ortam sadece bir araştırma merkezi değildir. Geleceğin bilim insanlarını da yetiştirir. Bu noktada hoca-öğrenci ilişkisinin görev ve sorumlulukları da yönetmeliklerce belirlenmiş ve her iki üyenin de hakları korunmaya alınmıştır.

Resnik için bilimsel laboratuvarlar, her bilimsel meslek için geçerlidir. Laboratuvar denince akla her ne kadar doğa bilimleri gelse de bir sosyolog için laboratuvar, alana çıktığı gecekondu mahallesi olabilir. Bu çalışma yerleri popüler filmlerde gördüğümüz laboratuvarlara benzemese de yine de birer laboratuvardır (Latour ve Woolgar, 1979; akt. Resnik, 2004: 70).

Bilim insanı eğitim verdiği akademiden maaş alsa bile bir araştırma için kurum veya kuruluşlardan fon alabilir. Çünkü bu araştırma sürecinde pek çok ihtiyaçlar söz konusudur. Bunlar yol masraflarından kullanılan materyallere kadar çeşitlilik gösterir. Fonlar, akademik araştırmalar için olmazsa olmazdır. Çünkü akademi içinde bilimsel unvanlar veya terfiler, çoğunlukla fonlar aracılığıyla desteklenen çalışmaların makale yayınları ile gerçekleşmektedir. Bilim insanlarının tamamına yakını, araştırmaları ve yayınlayacakları makaleler için fon alamama kaygısı yaşamaktadır (PSRCR, 1992; akt. Resnik, 2004: 71). Bu anlamda yazarın da dikkatini çektiği “yayınla veya yok ol” deyimi, bilim insanlarının son dönemlerde en büyük problemidir.

1.4 İletişim ve Bilimde Danışmanlık Sistemi

1400’lü yıllarda matbaa ve 1600’lü yıllarda posta hizmetlerinin bir de bu süreçte üniversitelerin gelişmesiyle birlikte, bilimde iletişim kapasitesinin düzeyi gelişmiştir. Bilim insanları, gelişen bu iletişim kapasitesi sayesinde elde ettikleri bilgileri paylaşma imkânı bulmuştur.

Francis Bacon, “Novum Organum” ve “Yeni Atlantis”te iki önemli noktaya vurgu yapar. Bacon, bilimin gelişimi için Novum Organum’da bilimsel yöntemin gerekliliğinden bahseder. Yeni Atlantis’te ise, bilim insanlarının hipotez veya teorilerini tartışabilmesi için kendilerinin birlikler veya camialar oluşturması gerektiğine dikkat çeker. Bu anlamda dünyada ilk bilimsel cemiyet, 1662 yılında “Londra Kraliyet Cemiyeti” adıyla kurulmuş ve ilk defa “Londra Kraliyet Cemiyeti’nin Makaleleri” yayınlanmıştır.

Günümüzde pek çok bilimsel cemiyet ve dergi vardır. Geçmişte bu tarz bilimsel iletişim mekanizmaları kısıtlı sayıdaydı. Aynı zamanda işlevi olan bu tarz bilimsel iletişim mekanizmalarının, geçmişten günümüze uzanan süreçte pek çok aksaklıkları olmuştur. Resnik’e göre, dergiler spekülatif ve doğrulanmamış fikirlere yer veriyordu. Özellikle de ilk dergilerden bazıları, kurgusal çalışmalar ya da amatör bilim insanlarının çalışmalarını yayınladı (Resnik, 2004: 73). Dolayısıyla tüm bu sorunlardan ötürü, dergi editörleri bir danışmanlık sistemine ihtiyaç olduğunu fark ettiler. Bu sistem, kaliteli ve kalitesiz yayınların sınıflandırılmasına olanak sağlayacaktır. Bu sistem içerisinde yer alan herkesin sorumluluk, görev ve hakları vardır: Bilim insanları, doğrulanmış ve belli bir yönteme dayanmış bilgileri ele alacaktır; sistem içindeki görevliler ise, adil bir şekilde bu yayınları kontrol edecektir.

Bilimsel yayınları değerlendirmenin evrensel bir derecelendirme sistemi olmasa da dergiler bilimsel yayınlardan belli başlı konularda titizlik bekler. Bunlardan en önemlisi, özgün bir konunun ele alınan literatür veya kuramca yeterli düzeyde desteklenmesidir.

1.5 Bilimsel Yöntem

Resnik bu başlık altında bilimsel yöntemi ve bunun neden gerekli olduğunu ele alır. Ona göre bilimin nesnel ve doğrulanmış inançlara dayanması gerekir. Bu anlamda bilimsel yöntemin tanımlanması veya bilimsel yöntemin ilkelerinin belirlenmesi, bilimin amaçlarını tanımlamada ve bu noktada da bir meslek olarak bilimin standartlarına ulaşmada önemli bir konudur. Bilimsel yöntemin önemi, bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden (örneğin, sanat, dini, felsefe bilgisi vb.) ayırmaya yarar. Resnik’e göre bilim (2004: 77), ya nesnel bilgiyi arayan ya da nesnel yöntemlerle bilgi üreten bir meslek olarak ele alınabilir. Bu anlamda da bilimsel yöntem, belirsizliğin önüne geçerek sistematik bilgiye ulaşma imkânı sağlar.

Bilimsel yöntem tartışmaları Antik Çağ’a kadar uzanır. Platon’a göre gerçek bilgi, ancak ölümsüz, değişmeyen ve fiziksel olmayan formların tasarlanması ile elde edilir. Doğa sürekli değiştiğinden, duyularımızla elde ettiğimiz bilgi, gerçek bilgiye değil; bilgisizliğe götürür. Aristoteles ise, tümevarım ve tümdengelimin bilimsel yöntemde önemli rol oynadığını iddia eder. Tümevarım, doğayı gözlemleyerek ve deneyimleyerek ulaştığımız genel ilke ve hipotezlerden oluşur. Tümdengelim ise, bu genel ilke veya hipotezlerden yola çıkarak mantıksal sonuçlar elde etmektir. Bu anlamda Aristoteles’in yöntem anlayışı iki tür zihinsel sürece dayanır. Ortaçağ’a gelindiğinde ise, Müslüman bilim insanları Aristoteles’in geleneğini devam ettirip; geliştirmeye devam etmiş olsa da Batı, bu süreçte yavaş kalmıştır (Resnik, 2004: 78).

Nicholas Copernicus 1542’de Gök Cisimlerinin Güneş Etrafındaki Devinimi adlı eserde güneş merkezli bir teori önermesiyle, bilimsel yöntem anlayışında bir değişim ve dönüşüm olmuştur. Bilim Devrimi’ne neden olan bu paradigma devrimi, Aristotelesçi bilim anlayışından tamamen farklıdır. Bu çağdaki bilim insanları, şüphecilik, mantık ve araştırmada kesinlik ilkesini benimsemişlerdir (Resnik, 2004: 79).

Son olarak Resnik’e göre bilimsel yöntemin aşamaları şu şekilde sıralanabilir:

  • İlk olarak araştırma sorunu tespit edilir.
  • İkinci adımda hipotez geliştirilir.
  • Üçüncü adımda, hipotezlerden yola çıkarak tahminler yürütülür.
  • Hipotezler sınanır.
  • Son adımda bilgi analiz edilir.

2 SONUÇ

David Benjamin Resnik, mesleklerin kendilerine göre etik standartları olduğunu iddia eder (Resnik, 2004: 57). Bundan ötürü de bilim insanlarının gündelik ahlaki standartları olduğu gibi, mesleki standartları da vardır. Mesleki Standartlar, bir mesleğin hizmetleri ve yararları için kalite kontrol mekanizması görevini görürler ve halkın o mesleğe güvenini sağlarlar (Bayles, 1988; akt. Resnik, 2004: 57). Bu anlamda Resnik’in yapmaya çalıştığı şey, bilimi bir meslek olarak tanımlamak; bunun için de bilimin ne olduğunu, amaçlarını, yöntemini ve nerede icra edildiğini ortaya koymaya çalışır.

Bilim her şeyden önce sosyal bir kurumdur (Merton, 1973; Hull, 1988, Longino, 1990; akt. Resnik, 2004: 58).  Diğer pek çok toplumsal kurum gibi bilimin de içinde bulunduğu çevreye dair işlevi vardır. Yine aynı şekilde bu kurumun kendi iç işleyişi de toplumsallık barındırır. Örneğin bu kurumun işleyişi için pek çok unsur, karşılıklı ve bağımlılık temelinde iş birliğine ihtiyaç duyar. Başta üniversiteler olmak üzere pek çok bilimsel kurum ve kuruluş, kendi bünyesinde barındırdığı insanlarla birlikte sosyal bir varlık olarak kendini somutlaştırır (Irzık, 2008: 6). Bu noktada üniversitelerin üç önemli misyonu vardır (Resnik, 2004: 67): Öğrenci yetiştirmek, bilgiyi arttırmak ve halka hizmet etmektir. Bu anlamda Resnik’i destekler nitelikte, 1992 yılında Türkiye’de yapılan Rektörler Toplantısı’nda  “Çağdaş Üniversite” tanımı şu şekildedir:

“Eğitim-öğretim, araştırma, bilgi üretme, ürettiği bilgiyi yayma fonksiyonları yanında beklentilere cevap veren, toplumun her kesitiyle bütünleşen, teknolojik ilerlemelerin sanayiye uygulanmasını sağlamak suretiyle sanayinin gelişmesinde motor görevi üstlenen, kamu kaynaklarını en verimli şekilde kullanan, kaynak yaratan, sahip olduğu fiziki imkânları ve bilgi birikimini bir müteşebbis gibi değerlendiren, kamunun denetimine bağlı.” (Üniversite Rektörlerinin Raporları, 1992: 11).

Önerilen Yazı
Gezi Hareketi’nde Popüler Olan Müziklerin İncelenmesi

Resnik’e göre bilim, diğer pek çok toplumsal kurum gibi meslektir. Resnik, “Bilim: Hobiden Mesleğe” adlı alt başlıkta, bilimin de diğer meslekler kadar meslek sayılabileceğini belli kriterler sunarak tartışmıştır. Bu kriterlere göre mesleklerin; davranış standartları, hedefleri, yöntemleri ve gerekli eğitim koşulları vardır. Bu anlamda bilimin meslek olması, bilim insanlarına haklar, özgürlükler ve ayrıcalıklar sağladığı gibi; onlara görev ve sorumluluklar da biçer (TÜBA Bilim Etiği Elkitabı, 2008: 47). Çoğunlukla akademi içinde görev alan bilim insanları, sadece araştırma yapmakla yükümlü değildir; dersini anlatmak, öğrencilerine danışmanlık yapmak vb. gibi görevleri de vardır.

Resnik, bilimin meslekleşmesine yönelik eleştirileri kabul eder. Fakat ona göre bu durum, bilimin mesleksizliğinden daha iyimserdir. En temel eleştiriler, bilimin mesleki standartlar içerisinde özgünlüğünü ve yaratıcılığını kaybedeceğidir. Örneğin Feyerabend göre, hiçbir kural ve standartlar sistemi güvenilir değildir (Feyerabend, 1991b: 201; akt. Çelebi, 2016: 470). Fayerabend’in bu eleştirisi; bilimin, tek-mutlak doğru ve mantıklı kabul edilen evrensel yöntem anlayışına karşı anarşist duruşudur. Diğer bir ifadeyle bilim etiği içerisinde, bilim insanlarının kendilerine problem olarak seçebileceği konuların çevreye, insan onuruna ve diğer tüm canlılara zarar vermeme ilkesi en önemli mesleki standartlar olarak geçerlidir.

Pek çok meslekte olduğu gibi bir bilim olarak mesleğin de hedefleri vardır. Ancak bu noktada bilim ile bilim insanın hedefleri/amaçları arasında ince bir çizgi olduğu göz ardı edilmemelidir. Örneğin, kişiler para kazanmak, iş bulmak, güç veya prestij kazanmak için bilimle uğraşabilir; ancak bunlar bilimin hedefi değildir (Resnik, 2004: 66). Bu tür hedeften veya amaçtan sapmalar, bilim insanının sahtecilik, bilimsel verileri gizleme veya çarpıtma gibi etik dışı davranışlar sergilemesine de imkân sağlayabilir (Erzan ve Izrık, 2008: 22).

Resnik’e göre bilimin en temel amacı, epistemolojik olarak, dünya hakkında doğrulanmış inançtır (Resnik, 2004: 64). Bu anlamda da bilimin yöntemi, bilimin amaçlarını veya bir bilim olarak mesleğin hedeflerini belirlemede önemlidir. Resnik’e göre, bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden ayıran şey onun “doğrulama” nosyonudur. Ancak, günümüzde bilimsel yöntemde doğrulama ilkesinin geçerliliği tartışma konusudur. Bu anlamda Karl Popper’ın “yanlışlanabilirlik” ilkesi önemli bir kırılma noktasıdır. Mercan Maden’in aktarmasıyla (2019) Popper, yanlışlanabilirlik ilkesini şöyle açıklar:

‘‘… Yalnızca birkaç temel önerme kuramla çeliştiğinde, kuramı yanlışlanmış olarak göremeyiz. Ancak kuramı çürüten bir etki bulunduğunda; başka bir deyişle, kuramla çelişme halinde olan,( bu etkiyi betimleyen) evrensellik düzeyi düşük görgül bir varsayım öne sürüldüğünde ve sağlandığında, kuramın yanlışlığını söyleyebiliriz. Böyle bir varsayımı, yanlışlayan varsayım olarak adlandırıyoruz.’’ (Popper, 2017:109-110).

Resnik, bilimsel cemiyetler aracılığıyla bilim insanlarının iletişim kurduğunu söyler. Bilim insanları, araştırma ortamında yaptıkları araştırmalarını makaleler aracılığıyla tüketicisine sunar. Bu noktada bilimsel cemiyetlere yani dergilere ağırlık verir. Ancak bilimsel iletişim kavramını yeterince açıklamaz. Ersev Umur Aydınoğlu’na göre bilimsel iletişim,

 “Bilim iletişimi bilimsel bilginin, bilim insanları, toplum, politika kurucular, sanayi, medya ve diğer paydaşlar arasında üretilmesi, dolanımı ve güvenilir bilginin kullanımıdır.” (Aydınoğlu, 2020: 61).

Bir meslek olarak bilim etiğinde daha çok araştırma süreci ön plana çıksa da bilginin iletişimi sürecindeki etik ihlaller de göz ardı edilmemelidir. Çünkü bilgi, günümüz enformasyon toplumunda sadece makaleler aracılığıyla okuyucularına sunulmamaktadır. Bu anlamda bilginin deformasyonunu önlemek adına, etik kurallar dikkate alınmalıdır; veya bu kurallar inşa edilmelidir.

Resnik’e göre danışmanlık sistemi, dergilerde makale yayınlama süreçlerinden doğan sorunlara çözüm bulmak amacıyla doğmuştur. Özellikle de kalitesiz, dağınık ve spekülatif yayınların engellenmesine yöneliktir. Bu anlamda bilimsel dergilerin ve bu tarz kurumlarda görev yapan editör ve hakemlerin, görev ve sorumlulukları vardır. Daha önce bahsedildiği gibi bilim insanı, belli görev, sorumluluk, hak ve özgürlükler ekseninde bir araştırma yapar. Hem araştırma sürecinde hem de araştırmanın sonunda elde edilen bilginin yayınlanması sürecinde bazı etik standartlara uyması beklenir. Bu durum sadece araştırmayı yürüten için geçerli değildir. Yine aynı şekilde araştırma ortamını sunan ve araştırmanın ürününü aktarma görevini ve sorumluluğunu üstlenen kurum ve kuruluşların da etik standartlara uyması beklenir. Bu anlamda danışmanlık sistemi içinde yer alan hakemli dergiler, içinde bulundukları camiaya ve topluma karşı sorumlulukları vardır. Bu kurumların en temel özelliği bilimde saygınlık ve güvendir. Örneğin bilim insanları bazı hakemli dergilerde yaptıkları yayınlar sayesinde akademide yer alabiliyor veya yükselebiliyor. Bu anlamda bu sistemlerin kendine has otoritesi ve güvenirliği vardır. Bu yüzden de bu sistem içinde yer alan üyelerin etik standartlara uyması gerekir. Bu standartlar ekseninde, önlerine gelen yayınlar belli kıstaslarca değerlendirilir.

Araştırma sürecinde bilim insanı için en vahim etik ihlaller; aşırma, uydurmacılık ve sahteciliktir (Erzan, 2008: 35-45). Tüm bunların önüne geçebilmek adına danışmanlık sistemleri kurulmuştur.

KAYNAKÇA

  • Aydınoğlu, A. U. (2020). Bilim iletişimi tarihi üzerine kısa bir inceleme. A. U. Aydınoğlu, A. Turanlı ve M. Şahinol (Ed.),  Türkiye’de STS: Bilim ve Teknoloji Çalışmalarına Giriş. İstanbul Teknik Üniversitesi.
  • Çağdaş Eğitim – Çağdaş Üniversite, (Üniversite Rektörlerinin Raporlarları), Başbakanlık Yayını, Ankara–1992
  • Çelebi, V. (2016). Paul Feyerabed’ın Bilim Felsefesinde Bilimin Değeri ve Bilimsel Yöntemin Belirlenmesi Sorunu. Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 8 (16), 464-475.
  • Erzan, A. (2008). Yayın Ahlakı. A. Erzan (Ed.), Bilim Etiği Elkitabı (s. 35-45). Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.
  • Erzan, A. ve Irzık, G. (2008). Araştırmada Kusurlu Davranışlar. A. Erzan (Ed.), Bilim Etiği Elkitabı (s. 22-24). Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.
  • Irzık, G. (2008). Bilimin Farklı Boyutları ve Etik. A. Erzan (Ed.), Bilim Etiği Elkitabı (s. 5-9). Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.
  • Kuçuradi, İ. (18 Nisan 2019). Ahlaklar, Etik ve Etikler (Video Dosyası). Erişim Adresi: https://www.youtube.com/watch?v=g-MPvywIhJc&t=330s
  • Maden, M. (2019). Karl Popper Felsefesinde Bilimsel Doğrular ve Yanlışlanabilirlik İlkesi. Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 6 (17), 288-294.
  • Resnik, D. B. (2004). Bilim Etiği. (Çev. Mutlu V.). İstanbul: Ayrıntı.
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazıları sizinle de paylaşmak için buradayım. Mail Adresi: mstfdnmzz5@gmail.com

Yorum yap