1. Ana Sayfa
  2. Akademik Çalışma
  3. Gezi Hareketi’nde Popüler Olan Müziklerin İncelenmesi

Gezi Hareketi’nde Popüler Olan Müziklerin İncelenmesi

Bu çalışmanın konusu, Gezi Hareketi sürecinde doğan veya gelişen müziklerin popüler kültür düzleminde ele alınmasıdır. Bu anlamda çalışmanın amacı ise, ele alınan popüler müzikler üzerinden, Gezi Hareketi'nin topoğrafyasını çıkartmaktır.

gezi hareketi 1
1

1KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1.1. Toplumsal Hareketler

“Literatürde kabul gören ortak tanıma göre toplumsal hareketler; birbirleriyle dayanışan, ortak bir fikri ve duyguyu paylaşan, haksızlık veya eşitsizlik olarak gördükleri bir meseleyi çözmek için seferber olup sorunlarının kaynağı olarak belirledikleri aktör ve/veya kurumlara yöneltilmiş protestolar düzenleyen, süreklilik kazanmış enformel toplumsal ağlardır” (Alpuncu, 2013; akt. Bayhan, 2014: 26).

Referans verilen bu tanıma göre, toplumsal hareketlerde kritik ilkeler göze çarpmaktadır. Bu noktada toplumsal hareketlerde kolektif birliktelik ve kolektif amaçlara yönelim söz konusudur. Kendall’a (2008) göre, toplumsal hareketlerin belli aşamaları vardır ( akt. Yaylacı, 2011: 44):

  • Hazırlık aşaması: Algılanan bir sorun huzursuzluk yaratır.
  • Toplumsal-birleşme aşaması: Kişiler organize olmaya başlar.
  • Kurumlaşma aşaması: Organize bir örgüt gelişir.

Toplumsal hareketler bir çeşit kolektif hareketlerdir. Toplumsal ölçekli hareketlere ilişkin ilk sistematik yaklaşımı “kalabalıklar” kuramı ile Gustave Le Bon yapmıştır (Çetinkaya, 2008: 18; akt. Yaylacı, 2011: 47). Ancak modern toplumsal hareketlerin temeli, rasyonel, kolektif hedefe ve birlikteliğe dayanır. Kalabalıklar kuramına göre bireyler, irrasyonel bir şekilde örgütsüz olarak mücadele ederler. Modern toplumsal hareketlerde önemli olan, kolektif hedefe yönelik eylemlerin rasyonel biçimde olmasıdır. Yine aynı şekilde bu hareketler, örgütlü ve sistematik bir şekilde rasyonel eylemlere dayanır.

Charles Tilly’e göre toplumsal hareketler, modernliğin bir ürünüdür.  Örneğin tarihteki köylü veya köle isyanları, modern toplumsal hareketlerden farklılaşır. Bu hareketler kolektif hareketler kuramına göre değerlendirilir.

Toplumsal hareketlerin özünde, ortak bir problem ve bu probleme yönelik ortak bir hedef doğrultusunda; organize bir şekilde örgütlenmiş bireylerin rasyonel eylem, protesto ve kampanya biçimleri ile mücadelesi söz konusudur. Ortaya çıkan her toplumsal hareketin kendine has bir problemi ve buna istinaden de bir hedefi vardır. Bu anlamda toplumsal hareketlerin problemleri ve hedefleri çeşitlilik gösterebildiğinden, Kendall’a göre (2008: 553-554) beş tür toplumsal hareket biçimi vardır:

  • Reform Hareketleri: Taban örgütlenmesine dayalı çevre hareketleri gibi toplumsal yapının belli bir boyutunu değiştirerek toplumu iyileştirmeyi hedefler.
  • Devrimci Hareketler: Toplumda bütüncül ve kökten bir değişimi hedefleyen hareketlerdir; genellikle var olan sistemin içinde yer almamaya çalışırlar.
  • Dini Hareketler: Bireylerin inanç sistemlerinin içsel değişim yoluyla köklü değişimini hedefler. Köktenci dini hareketler örnek olarak gösterilebilir.
  • Alternatif Hareketler: İnsan davranışının belirli boyutunda sınırlı bir değişimi hedefler. Örneğin vejetaryenlik.
  • Direniş Hareketleri: Değişmeyi engellemeyi ya da var olan bir değişimi ortadan kaldırmayı amaçlar.

Kısacası toplumsal hareketler, amacına ve yöntemine göre farklı biçimlerde tasnif edilir. Bir toplumsal hareket özünde değişimi barındırır. Bu hareket, ya bir değişime karşıdır ya da bir değişimi talep eder.

“Modernliğin ilk dönemlerindeki hâkim hareketler ekonomik çıkarlar üzerinde yoğunlaşmış, genelde tek bir sosyal sınıftan oluşan üyeleriyle siyasal gücü ele geçirmek için merkezi bir şekilde örgütlenmişlerdi. Devrim fikriyle özdeşleşmiş ve neredeyse bir siyasal partinin ya da siyasal hareketin gölgesinde şekillenen işçi hareketi bu tip hareketlerin en iyi örneklerinden biridir. Bu hareketin içindeki işçiler, birer aktörden ziyade tarihsel bir zorunluluğu yerine getirmek için mücadele eden figürlerdir. Bu tip hareketler eski (sanayi) toplum tipine ait olduklarını ima etme anlamında “eski sosyal hareketler” olarak adlandırılır.” (Bayhan, 2014: 26).

Bu anlamda eski toplumsal hareketlerin ideolojik kimliğini Marksist perspektif oluşturur. Bu hareketlere katılan bireylerin talebi ise, ekonomik refahın iyileşmesidir. Bu toplumsal hareketlerde karşı hedef, kapitalizm ve onun temsilcileridir. Ekonomik anlamda iyileşmenin yolu ise, devrimle kapitalizmi yıkmak ve yerine komünizmi getirmektir.

1960’lı yıllara gelindiğinde toplumsal hareketlerin doğasında bir dönüşüm olur. Diğer bir ifadeyle, toplumsal hareketlerde paradigma değişimi olur. Bu değişim ve dönüşüm sadece hareketlerin amaçlarında değil; yöntem ve aktörleri nezdinde de etki gösterir.

Devleti ele geçirmeyi amaçlayan eski toplumsal hareketlerin yerine yeni toplumsal hareketler, politika belirleyicileri üzerinde lobicilik yapmayı ve kamuoyunu etkilemeyi hedeflerler (Kalouche ve Mielant, 2008: 280; akt. Yaylacı, 2011: 64).  Yani artık yönetimi ele geçirmek bir hedef değildir. Toplumda gözlenen çatışma ve hareketlerde ekonomik ve politik sorunlara odaklanan eski politikalardan farklı olarak eşitlik, farklılık, katılım ve kimlik inşasını esas alan yeni bir kimlik politikası söz konusudur (Çayır, 1999: 27). Dolayısıyla yeni toplumsal hareketlerin temelinde ekonomik ve ideolojik çatışmalar yoktur. İkinci Dünya Savaşı sonrası artan refah düzeyi ile birlikte göreceli yaşam kalitesi sorgulanmaya başlanmıştır. Artık bireyler için yaşam biçimi, kültür ve kimlikler ön plandadır. Yeni toplumsal hareketler için talepler daha mikro düzeydedir. Bu hareketler içerisinde hem talepler hem de yöntemler yıkıcı değil; revize edicidir. Ayrıca yeni toplumsal hareketler içerisinde katılımcıların demografik yapısı, çoğunlukla orta sınıf, kentli ve eğitim düzeyi yüksek bireylerden oluşmaktadır.

Melucci’ye göre, son dönemlerde ortaya çıkan kolektif hareketler; yaş, cinsiyet farklılıkları, sağlık, tabiatla ilişki ve insan neslinin devamı gibi daha önce gündeme gelmemiş sosyal çelişkilerden kaynaklanmakta ve sosyolojik analizde önem kazanmaktadır (Melucci, 1999: 81; akt. Bayhan, 2014: 27).

Touraine’e göre toplumsal hareketler, bir toplumsal duruma tepki değil; kültürel modeller ve tarihsellikler üzerinde kontrol için savaşan bireyler arasındaki çatışmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır (Touraine, 1999: 49-50).

Her iki düşünürün de yapmış olduğu tanımlara göre, yeni toplumsal hareketler; bireyin yaşam biçimine, kültürüne ve kimliğine vurgu yapar. Aynı zamanda yeni toplumsal hareketler, kitle iletişim araçları ve yeni bilgi teknolojilerinin nüfuzunun etkisine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır (Macionis, 2012: 617).

Bir sonraki bölümde ele alınacak olan Gezi Hareketi’nin analiz edilebilmesi için, toplumsal hareketler içerisinde yer alan bazı yaklaşımlara kısaca değinilecektir.

Kolektif davranış yaklaşımına göre toplumsal hareketler (Crossley, 2002: 11; akt. Yaylacı, 2011: 49);

  • Yapısal gerilim, anomi ve yoksunluk gibi şikâyetlere tepkisel olarak ortaya çıkar.
  • Bu tür şikâyetlere karşı beliren duygu ve kolektif hareket edimi, irrasyonel ve psikolojiktir.
  • Toplumdan soyutlanmış, toplumla bütünleşememiş bireylerin katıldığı avam, ayak takımı hareketlerdir.
  • Herbert Blumer tarafından geliştirilen sembolik etkileşimci yaklaşım ise, toplumsal hoşnutsuzluk, kültür ve kimliğe vurgu yapar. Blumer’e (1969) göre toplumsal dünya kolektif davranışlardan ibarettir.

Katma değer yaklaşımına göre ise, toplumsal hareketlerin oluşması için belirli koşulların gerekli olduğunu öne süren sosyolog Neil Smelser (1963) tarafından geliştirilmiştir. Ekonomik kaynaklı bir kavramsallaştırmaya dayandırılan katma değer kuramı, üretim sürecindeki her bir aşamanın sonuçtaki ürüne bir şeyler eklediğini varsayar (Yaylacı, 2011: 49). Bu yaklaşıma göre, toplumsal hareketlerin lineer olmayan bir nedenselliği vardır.

Rasyonel tercih yaklaşımına göre, bireyler rasyonel aktörlerdir ve katılacakları eylemlerin maliyet ve yararlarını hesaplayarak kendileri için olabildiğince çok yarar sağlayacak olanı tercih ederler (Yaylacı, 2011: 50). Bu yaklaşım, toplumsal hareketleri ya da kolektif eylemi gözü dönmüş kalabalıklarla ilişkilendirmez, ölçülebilir, tartışılabilir, incelenebilir bir olgu olarak ele alır (Çetinkaya, 2008: 21-22).

Kaynak hareketliliği yaklaşımına göre, toplumsal hareketin başarı için gerekli olan sosyal, ekonomik ve politik koşulların sağlanması gerekir. Bu yaklaşıma göre, toplumsal hareketleri mobilize etmek için ortada toplumsal bir sorun olması yeterli değildir. Bu yaklaşıma göre amaç, hareketin rasyonel bir şekilde süreklilik kazanmasıdır. Bunun için de gerekli olan bazı motivasyonlar vardır. Edwards ve McCarthy’e göre (2004; akt. Yaylacı, 2011: 51), toplumsal hareketlerin gereksinimleri şu şekilde sıralanır:

  • Maddi ve manevi sermaye
  • Moral
  • Sosyal ağlar ve örgütlenme
  • Kültür, misyon veya kolektif hareket bilinci.

Yeni toplumsal hareketler yaklaşımı, ortak eylemlerin farklılık gösteren biçimlerine, düzenlerine, desenlerine ve eylemlerin politika, ideoloji ve kültüre dayanma tarzlarına odaklanır. Bunun yanı sıra toplumsal hareketlerin ve ortak eylemlerin kaynakları olarak ırk, cinsiyet, sınıf gibi kimlik etkenleri dikkate alınır. Ekofeminizm ve çevresel adalet hareketleri bunlara örnektir (Kendall, 2008: 558).

1960’ların başlarından itibaren özellikle ABD’de otoriteler toplumsal hareketleri açıklamak üzere daha politik temelli bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamıştır (Tarrow, 1998: 18; akt. Yaylacı, 2011: 52). Bu yaklaşım, kaynak hareketliliği ve yeni toplumsal hareketler yaklaşımının eksikliklerini giderip, politik eksenli bir senteze dayanır. Bu yaklaşıma göre, bir toplumsal hareketin doğması ve başarılı olması, o hareketin politik fırsatları da değerlendirmesine bağlıdır. Yine aynı şekilde bu toplumsal hareketler, politik fırsatlar da yaratabilir.

1.2. Gezi Hareketi

Bu başlık altında, 27 Mayıs 2013 yılında İstanbul Gezi Parkında başlayan ve kısa sürede ülkenin pek çok alanında etkisini gösteren bir harekete dönüşen Gezi Parkı Olayı-Dayanışması-Direnişi ele alınacaktır.

Gezi Parkı Olayları’nın başlamasının görünen nedeni, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Taksim meydanındaki Gezi Parkında, “Taksim Yayalaştırma Projesi” kapsamında Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesidir (Bayansar ve Bozkurt, 2016: 287). 27 Mayıs 2013 yılında iş makinelerinin parka girmesi ve birkaç ağacı yerinden etmesi, çevrede oluşan dikkatin sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere yayılmasına ve bunun sonucunda da geniş kitlelere yayılan “çevreye dair istismar”, pek çok insanın tepkisine neden olmuştur.

Castells’e göre internet ve kablosuz iletişim teknolojilerinden yapılan çağrılar toplumsal hareketlerin oluşmasında etkilidir (Castells, 2012: 102). Çünkü ona göre, enformasyon çağında toplumsal değişimlerin dinamiğinde internet teknolojileri vardır. 21. yüzyılının başından itibaren, internet teknolojileri içinde bulunduğumuz enformasyon çağını etkilemekte ve dönüştürmektedir. İnsanlar internet teknolojilerini kullanarak, sosyal medya aracılığıyla “isyanlarını” geniş kitlelere ulaştırabilmekte ve “umutları” için de sahaya çıkabilmektedir. Gezi Parkı’na ilk müdahalenin yapıldığı tarih olan 29 Mayıs’ta atılan Twitter yorum adedi 7 milyon iken bu rakam 31 Mayıs gecesi yapılan ikinci şafak operasyonundan sonra 15 milyona ve 1 Haziran itibari ile 18 milyon mesaj âdetine ulaşılmıştır. 31 Mayıs gecesinde sosyal medyada en büyük kitlesel direnişin gösterildiği, sayısal verilere de yansımaktadır (Çetin, 2013: 4-5). İçişleri Bakanlığı’nın 23 Haziran’da yaptığı açıklamaya göre Bayburt ve Bingöl hariç 79 ilde düzenlenen eylemlere toplam 2,5 milyon kişi katılmış, bundan daha fazla kişi de sosyal ağlar aracılığıyla görüşlerini aktarmışlardır (Milliyet Gazetesi, 2013).

Bir bütün olarak Gezi Direnişi, hareketin kıvılcımını ateşleyen parktaki ağaçların korunması amacını aşmış, daha çok sürecin kendi içinde karşılaşılan saldırı ve engellemeler sonucu ortaya çıkan kısa vadeli hedeflerle yönlenmiştir (Gök, 2014: 80). Bu anlamda Gezi Hareketi, hem nedenleri bağlamında hem de südur edişi bağlamında, lineer olmayan ve a-poria bir güzergâha sahip olduğu için Öznur Karakaş’a göre; sadece Castells’in “ağ” kavramsallaştırılmasıyla anlaşılamaz. Çünkü hareketin seyri, pek çok unsurun ve söylemlerin olaya dâhil olmasıyla daima bir yeniden oluş halindedir. Dolayısıyla Gezi Hareketi, hem yapısı hem de katılımcıları nedeniyle heterojen ve hibrit bir konfigürasyona işaret eder.

Gezi Hareketi, katılımcıları nezdinde Feministler, LGBT’ler, çevreciler ve Anti-Kapitalist Müslümanlar gibi farklı alanlarda mücadele yürüten muhalif gruplar, örgütlü sol grup ve partiler, muhalefet partileri, meslek grupları, sendikalar, taraftar grupları, öğrenciler ve bu tanımların içinde yer almayan bireysel katılımcılardan oluşan heterojen bir görünüm sergilemiştir. (Gök, 2014: 80-81).

Gezi Hareketi’nin taleplerine bakıldığında, Gezi Parkı ve Taksim’e yönelik talepleri olduğu gibi, ifade özgürlüğü, eylemlilikler sürecinde yaralanan ve ölen aktivistlerin sorumlularının cezalandırılması ve eylemlilikler sırasında tutuklanan aktivistlerin serbest bırakılması gibi talepler de görülür (Gök, 2014: 81). Bu anlamda Gezi Hareketi’nin net bir homojen talebi olduğu söylenemez.

Gezi Hareketi’nin heterojenliği, sadece katılımcılarda ve taleplerde göze çarpmaz. Aynı zamanda eylemliliklerde, protestolarda ve sloganlarda da çeşitlilik söz konusudur. Gök’e göre, (2014: 87) cinsiyetçi sloganlarla feministlerin, LGBT’lerin, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla “kimsenin askeri değiliz” sloganının, “örgüt değil; halkız” diyenlerle sol örgütlerin ve daha nicelerinin birbiriyle çarpıştığı bir kaza alanıdır Gezi Direnişi.

Özetle, Gezi Olayı-Direnişi-Dayanışması bir toplumsal hareket olarak nitelendirilebilir. Hareketin ortaya çıkış nedenleri, talepleri ve katılımcıları göz önünde tutulduğunda, bu hareket; yeni toplumsal hareketlerden çevreci hareket olarak tanımlanabilir. Her ne kadar hareketin taleplerinde çeşitlilik olsa da hareketin çıkış noktası yaşam biçimine dayanır. Bu noktada “Topçu Kışlası Projesi”nden vazgeçilmesiyle de görülmüştür ki hareketin amacı reformisttir.

Gezi Hareketi’ni mobilize eden kaynaklara bakıldığında çeşitlilik söz konusudur. Başta medya olmak üzere pek çok alandan, eğitim düzeyinden ve sınıfsal konumdan insanların aktif rol aldığı görülür. Gezi olaylarında medya, sosyal medya, para, bilgi ve beceri, sosyal sermaye ve lojistik destek açısından farklı kaynakların harekete geçirilmesi açısından, kaynak mobilizasyonu teorisini içermektedir (Uysal, 2013: 30- 31).

Gezi eylemleri, maddi çıkardan daha çok yaşam tarzının sürdürülmesi üzerine yoğunlaştığı için yeni toplumsal hareketler teorisine uymaktadır. Gösterilere medyatik isimlerin destek vermesi ile bir fedakârlıktan daha çok bir kutlama ve eğlence havasına sokulması katılımı artırmıştır (Uysal, 2013: 31). Hareketin temel yapı taşı olan heterojenlik, ancak ortaklaşa barınma, yeme-içme, ibadet, eğlence ve acılar ile bir arada tutunabilmiştir.

Sonuç olarak Gezi Hareketi katma değer yaklaşımına göre, pek çok unsurun etkisi ile varlık kazanmıştır. Hem ağaçların kesilmesi olsun hem de çadırlar kurulup, ortaklaşa gündelik yaşamı idame ettirme pratikleri olsun, tüm bunlar bireylerin yaşam biçimine yönelik duyarlılığı ve geliştirdiği taktiklerdir. Aynı zamanda hareket sürecinde sergilenen protesto biçimleri ve hareketin doğuşuna son damlayı koyan ağaçların kesilmesi, sembolik anlamda bireyin yaşamına, kültürüne ve kimliğine işaret eder.

Her ne kadar hareketin içerisinde yer alan bazı vandallar kamu malına zarar verse de bu toplumsal hareket rasyoneldir. Ayrıca Gezi Hareketi’nde siyasi grupların da destek vermesi, bu toplumsal hareketin politik fırsatlardan da yararlandığını ortaya koyar.

1.3. Popüler Kültür

Popüler kelimesinin etimolojisi, “populace, popülasyon, public, people” gibi kökenlere dayanır (Karakoç, 2014: 248). Popüler kültürün kelime anlamı ise, geniş halk kesimlerinin zevkine uygun, yaygın kültürel olguları ifade eder (Kösoğlu, 1992: 150). Batmaz’a (2006) göre ise popüler kültür; halk, demokrasi, ortak beğeniler olmasının yanı sıra aynı zamanda kent yerleşiminin de kültürüdür. Bu anlamda popüler kültür, bir yaşam biçimidir.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ise, popüler kültür “belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel öğelerin bütünü” olarak açıklanmıştır (Vikipedi 2020).  Belli bir konjonktürde ve zamanda etkisini sürdürmüş bir “ürün-nesne-olay” popüler kültür düzleminde ele alınabilir.

Kökünden koparılmış, içinde bulunduğu topluma yabancılaşmış, aidiyet duygusu yeterince gelişemeyen bireyler için kimlik ve değerler yaratmak popüler kültürün topluma etkisi olarak karşımıza çıkmaktadır (Oktay, 1993: 20-44). Bu haliyle, yaşamda hissedilen hayal kırıklıkları, acıları, utancı hafifletme işlevi görmektedir (Alemdar ve Kaya, 1983: 190). Popüler kültürün bireylere sunduğu yaşam biçimi, kimliği ve kültürü; popüler kültürün işlevleridir. Bu anlamda genelde Gezi Hareketi’nin özel de bu toplumsal harekette işlevi olan müziklerin, popüler kültür düzleminde ele alınması mümkündür.

Popüler kültürün modernleşmenin getirdiği gündelik yaşamın kültürü olduğu, gerçekliğin olumsuz yanlarından kurtulmaya yaradığı ise ağırlıklı olarak kabul gören bir yaklaşımdır. Ancak buna rağmen toplumun ortak bir ihtiyacından doğduğu yadsınamaz (Batmaz, 1981: 163).

Kırtunç’a (2010) göre, popüler kültür araştırmalarında iki eğilim söz konusudur:

Bunlardan ilki kültür öğelerinin bazıları iyi, bazıları kötü; bazıları değerli, bazıları değersiz; bazıları kaliteli, bazıları kalitesizdir diyen “Seçkinci” tavır. Bu tavır değerlendirme yapma, hüküm verme, eleştirme ve kitleler adına karar verip görüş bildirme eğiliminde olan tavırdır.

İkinci tavır ise kültüre çok daha geniş bir tanım getirme yanlısı olan, kültür öğelerini tarif ve tasvir eden, çözümleyen, listeleyen, kaydeden, inceleyen ve kültür-toplum bağlantısını “niçin?” sorusu sorarak irdeleyen tavır. Bu gruptakilere de “Geniş Açılı Kamera Kullananlar” diyebiliriz. Çünkü yargılama değil kaydetme ve anlamlandırma yanlısıdırlar.

Sadece kültür çalışmalarında değil; popüler kültür çalışmalarında da farklı yaklaşımlar söz konusudur.

Bunlardan ilki, popüler kültürü kitle kültürüyle eş değerde gören; popüler kültürü yüksek-alçak dikotomisinde değerlendiren yaklaşımdır. Bu yaklaşımda popüler kültür uygarlık ve saf kültür için bir tehlike olarak gösterilerek; alçak zevklerin ve ilgilerin kültürü olarak tanımlanıp, aşağılanır (Güllüoğlu, 2013: 68). 

İkinci yaklaşım ise, popüler kültürü demokrasinin bir nimeti olarak kabul eder. Bu yaklaşım, popüler kültürde direniş ve mücadele öğelerinin varlığına dikkat çeker (Güllüoğlu, 2013: 68). Bu yaklaşım çerçevesinde; Gezi Hareketinde doğan, gelişen ve kullanılan müzikler, bir direniş ve mücadele sembolü, iletişimi olarak ele alınabilir.

Fiske (1999: 35-37; akt. Güllüoğlu, 2013: 69), popüler kültürü mücadele alanı olarak görür ve bu alandaki egemen güçlerin iktidarından haberdar olsa da daha çok bu güçlerle başa çıkarken, onlardan sakınırken ya da onlara karşı direnirken başvurulan taktiklere odaklanılması gerektiğini düşünür.

Stuart H. Mill göre popüler kültür;

“… İktidarda olanların kültürüne karşı ya da onun adına savaşımın alanlarından birisidir. Boyun eğme ve direnme alanıdır. Kısmen hegemonyanın yükseldiği ve kontrol altına alındığı yerdir. Popüler kültürün önemi buradan gelir.” (akt. Özbek, 1991: 84).

Üçüncü yaklaşımda ise, Frankfurt Okulu’nun popüler kültüre dair savları söz konusudur. Frankfurt Okulu, akademik anlamda, kitle kültürünün ortaya çıkması ve popülerliğin ticarileşmesi; popülerliğin standartlaşması; fabrikasyon ve tek boyutlu ürünlerin ortaya çıkması; moda ve reklamcılığın, medyanın, kısaca bilinç endüstrilerinin toplumda egemenlik kurması; popüler kültüre karşı direnme yerine, kitleler üzerindeki bu kültürün köleleştirici etkisi üzerinde durulmuştur (Güllüoğlu, 2013: 69). Bu yaklaşıma göre popüler kültür, kültür endüstrisi ile yeniden biçimlendirilmiş ve tek tip biçimde kültür nesneleri kitleselleşmiştir.

1.4. Popüler Kültür ve Müzik

Müzik, her şeyden önce kültürün bir bileşenidir. Müzik, içinde bulunduğu toplumda ve bu toplumun kültürel norm ve değerleri ile biçimlenen; aynı zamanda da içinde bulunduğu toplumu ve bu toplumun kültürel norm ve değerlerini dönüştürmede etki eden bir unsurdur.

Müzik sosyolojisi, bir sanat dalı olarak müziğin toplumsal bileşenlerini; siyaset, din, ekonomi, kimlik, cinsiyet ve gündelik hayat pratikleri gibi alanları içerecek şekilde, parçalı ve dinamik kültürel örüntülerini incelemeyi hedeflemektedir (Ergur ve Güven, 2014: 2). Kısacası müzik; bir toplumun, kültürün veya bir teşekkülün en temel sembolik unsurudur.

Müziği farklı bir değerlendirmeyle ele alan Jacques Attali’ye göre müzik, topluma ayna tutan sanatlardan ilki ve şiddetin ilk katalizörlerinden biridir (Attali, 2005: 24). Hem toplumsal hareketler bağlamında hem de popüler kültür bağlamında bu tanımlama dikkate değerdir. Çünkü müziğin hem toplumsal hareketlerdeki itici rolü hem de popüler kültür çalışmasındaki ayna rolü, bu çalışma için işlevseldir.

Popüler müzik çalışmaları 1950’lerden itibaren müzik sosyolojisi kapsamına girecek şekilde, Tin Pan Alley dönemi incelemesinden popüler kültür imgeleri haline gelen Beatles, Elvis Presley gibi müzisyenlerin sosyolojisine evrilip, pop müziğin piyasası, işleyiş ve etki alanına uzanan çalışmalarla devam etmiştir (Riesman, 1950; Tagg, 1982; Lull, 1992; Inglis, 1996; akt. Ergur ve Güven, 2014: 5).

1960’lı yıllardan itibaren toplumsal hareketler ve egemen ideolojilere karşıt-kültürlerin, özellikle rock ve diğer protest türler ile toplumsal olanı müzikle ifadeleri, alanın çalışma sahalarından biri haline gelmeye başlar (Frith, 1978; akt. Ergur ve Güven, 2014). Bu anlamda Gezi Hareketi içerisinde doğmuş olan müzikler, popüler müzik çalışmaları düzleminde incelenebilir.

Burada müziğin yapılışına bakarak, doğadan etkilenerek müziğin nasıl üretildiği değil, kültürel bir biçim olarak müziğin toplumsal yaratım bağlamında doğadan neyi aldığını tasvir eder (Erol 2002: 76). Dolayısıyla bu çalışmada ele alınan ve incelenen müzikler, Gezi Hareketi’nde doğmuş ve gelişim göstermiştir.

Ayhan Erol’e (2002) göre popüler müzik tanımlamaları genel anlamda üç grupta toplanmaktadır:

Birinci gruba göre popüler müzik; popüler müzik, folk ve sanat müziğinin dışında kalan bir türdür.

İkinci grup ise; teknolojik gelişmelerin ve ekonomi devriminin yarattığı kültür ortamı esas alınarak yapılan tanımlamalardır.

Üçüncü gruba göre; popüler müzik sadece tek bir toplumsal sınıfa ait olan müzik türüdür.

İlk gruba göre popüler müzik, halk ve folk sanatlarının dışında kalır. İkinci gruba göre ise, popüler müziğin endüstrileşmesine vurgu yapılır. Üçüncü grupta ise, popüler kültürün sınıfsal boyutuna vurgu yapılır.

Mehmet Kaygısız; popüler müziğin sanat müziği olmadığını daha çok boş zaman pratiği olduğunu ve eğlence amaçlı olduğunu belirtmekte ve müziğin ticarileştiğini vurgulamaktadır (Kaygısız, 2000: 108).

John Storey; müziğin ekonomik ve kültürel değeri olduğundan bahseder. Pop müzik, ticari kuruluşlar açısından kâr alanıyken, gençlik için kendilerini ifade etme alanıdır. Duygusal ve cinsel ikilemler içinde boğuşan gençlerin sorunlarını yansıtır (Storey, 2000: 88; akt. Bakcan, 2019: 40).

Deleuze ve Guattari’ye göre “müzik bir siyasettir.” Müziği ruhtan ve aşkınlıktan tamamen arınmış bir biçimde düşündüğümüzde onu insan eyleminin en akılcı eylemi olarak da düşünebiliriz, çünkü bu şekilde müzik maddi bir biçimde üretilmiştir (Deleuze ve Guattari 1990: 20-21). Ancak popüler müzik, kültürel bir biçim olmakla birlikte her zaman sanat geleneğinin dışında bir yerlerde düşünülmüştür (Cook, 1999: 65). Özellikle de müziğin ekonomik boyutu ve bu anlamda da endüstri ilişkilerinden ötürü müziğin popülerliği, piyasa koşullarına bağlıdır. Popüler müzik, devletin ya da bazı özel şirketlerin desteğiyle devamlılığını sürdüren gerçek sanat müziği olarak adlandırılabilecek olan müzik türlerinden, pazar koşulları içinde yer alan ticari desteği bulması sayesinde ayrılır (Erol 2002: 86). Yine de müzik, ister eğlence isterse eğitim amaçlı olarak kullanılsın, toplumsal sınıfları birbirinden ayıran bir işleve sahip olmuş ve bütün sınıfların kendisine önemli katkılarda bulunduğu bir pozisyonda yer almıştır (Çalış, 2006: 70).

Craig McGregor’e göre; popüler müzik diğer kültürel formlar gibi mücadelenin ve çatışmanın bulunduğu bir alandır. Rock müzik buna örnek verilebilir. Ayrıca rock müzik, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi popüler müziği olarak kabul edilmektedir (McGregor, 2000: 48; akt. Bakcan, 2019: 37). Gezi Hareketi’nde kullanılan müziklerin Rock müzik kadar isyankârlığı ve başkaldırısı tartışma konusu olsa da bu müziklerin bir mücadele alanında doğduğu kesindir. Rap müzik de popüler kültür çatısı altında bir direniş sembolüdür.

Son olarak söylenmesi gereken şey, yerli literatürde popüler müzik alanında yeterli sayıda çalışma olmadığıdır. Pek çok alanda olduğu gibi bu alanda da yapılan çalışmalar, batılılaşma/modernleşme ekseninde doğan problemler özelindedir. Örneğin Türkiye özelinde 1950’li yıllarda başlayan iç göç sirkülâsyonu ve bunun beraberinde getirdiği kentleşme problemleri, arabesk müziğin doğmasına ve akademik alanda da bu müzik türünün çalışılmasına olanak sağlamıştır. Yine aynı şekilde Cumhuriyet döneminde yapılan müzik devrimlerinde modernleşme ve batılılaşma izleri görülür. Bu anlamda kısmen de olsa Anadolu Rock müzik çalışmaları yapılmıştır.

2.YÖNTEM

Araştırmanın sınırlılıkları çerçevesinde sadece 5 şarkının analizi yapılmıştır. Bunlar; Tencere Tava Havası, Çapulcu Musun Vay Vay, Eyvallah, Dağılın Lan ve Birinci Vazifen şarkılarıdır. Bu şarkıların seçilmesindeki temel motivasyon, bu şarkıların Gezi Hareketi sürecinde ortaya çıkması veya bu süreçte popüler hale gelmesidir.

Bu çalışmanın yöntemi, nitel araştırma tekniklerinden olan döküman incelemesidir. Özellikle de çalışmanın teorik kısmı yazılı dökümanların incelenmesine dayanır. Çalışmanın verileri ise, çoğunlukla YouTube videolarının incelenmesine dayanır.

Çalışmanın teorik kısmında; Gezi Hareketi, toplumsal hareketler kuramları içerisinde değerlendirilmiştir.

Bu çalışmada popüler kültür ürünleri, Geniş Açılı Kamera yaklaşımı benimsenerek ele alınmıştır. Çünkü çalışmanın amacı, popüler kültür ürünlerini yargılamak değil; Gezi Hareketi bağlamında popüler müziklerin işlevini anlamaya yöneliktir.

3.BULGULAR: Gezi Hareketi’nde Doğan Müziklerin Analizi

3.1. Tencere Tava Havası (Kardeş Türküler)

6 Haziran 2013 tarihinde Kardeş Türküler YouTube kanalında yayınlanan “Tencere Tava Havası” isimli şarkı, Gezi Hareketi’ne armağan edilmiştir.

“Tencere Tava Havası”; tencere, tava, çatal, bıçak, bardak vb. gibi mutfak eşyalarından oluşan bir kombinasyonla yaratılmış müzik ve Gezi Hareketi sürecinde yaşanılan pratiklerden ve dile getirilen söylemlerden oluşan bir şarkıdır. Ayrıca yayınlanan şarkı klibinde Gezi Hareketi olaylarına, eylemlerine ve sloganlarına da yer verilir. Dolayısıyla bu başlık altında üç noktaya da değinilecektir.

Şarkının pek çok sembolleri vardır. Mutfak eşyaları, kedi, sloganlar, penguenler vb. pek çok unsur, şarkının klibinde yer alan sembollerdir. Hatta şarkının sözleri de kendi başına bir semboller kümesidir.

3 Haziran 2013 tarihinde dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Hareketi’ne dair şu şekilde bir yorum yapmıştır: “Tencere tava hep aynı hava. Bunları geçmişte de gördük. Eski alışkanlıklar bunlar.” Erdoğan’ın yapmış olduğu bu açıklamaya istinaden geçmişe bakıldığında, “tencere tava” protestolarının 28 Şubat sürecinde de yapıldığı görülür. Daha geriye gidildiğinde, ilk “tencereli tava” protestolarının 1973 yılında Şili’de yapıldığı görülür. Kısacası Şili’de muhalifler, cuntaya destek vermek için tencere tava eylemlerinde bulunmuş; Türkiye’de ise Susurluk kazası gerekçe gösterilerek Refah-Yol hükümeti eylemlerden bir yıl sonra düşürülmüştür (Tuzlu Mikrofon, 2019). Pek çok insan için “tencere tava” sembolü farklı anlamlara gelebilir. Örneğin yoksul veya işçi sınıfından birisi içi tencere tava, hane içinde kazanın kaynamadığına işaret edebilir. Yahut bir başkası için sadece ses olsun diye kullanılabilir. Ancak her iki örnekte de olduğu gibi siyaseten bu sembolün karşılığı, hükümetin devrilmesine yöneliktir. Örneğin Osmanlı’daki Yeniçeri’lerin “kazan kaldırma” deyimleri de yönetimi devirmeye tekabül etmektedir. Ayrıca Erdoğan’ın yapmış olduğu bu açıklama, şarkının ismine de yansımıştır.

Satamayınca gölgelerini
Sattılar ormanları
Devirdiler, kapadılar
Sinemaları, meydanları

Yukardaki şarkı sözlerinin birinci satırı, Gezi Hareketi’nin temel meselesine ve hareketin niteliğine vurgu yapar. Birinci satırda bahsedilen “satılamayan gölge”, ağaçtır. Ağaç, olduğu yerde gölgesi ile bir meta olarak değişim değeri sağlamaz. Ancak ağacın olduğu yerde bir kullanım değeri söz konusudur. Örneğin insanlar ağaçların gölgesinde oturabilir veya piknik yapabilir. Bu durum insanlara sadece kullanım değeri sunar. Dolayısıyla ağacın salt anlamda bir değişim değeri yoktur. İkinci ve üçüncü satırda bahsedildiği gibi ağaç-lar, devrilerek, yerinden sökülerek satılır. Burada ise satılan ağaçlar değil; ağaçların kapladığı alandır. Üçüncü ve dördüncü satırda bahsedilen sinemaların ve meydanların kapatılması ise, özellikle Gezi Parkı’nın ve Taksim Meydanı’nın kapatılmasına tekabül eder. Yine aynı şekilde sinema ve tiyatro salonlarının kapatılması da bireylerin yaşam biçimine yönelik tehdittir.

Her tarafın AVM’den
Geçesim yok bu köprüden
N’oldu bizim bu şehre, n’oldu
Hormunlu bina doldu

Yukardaki şarkı sözlerinin birinci satırında geçen “AVM”ler sözcüğü, Gezi Parkı yerine yapılması planlanan Topçu Kışlası AVM projesine işaret eder. İkinci satırda bahsedilen köprü ise, fuzuli olarak ve geçiş garantili olarak yapıldığı iddia edilen köprülere yönelik eleştiridir. Üçüncü satırda bahsedilen şehir, bireylerin ve özellikle de kentli insanların yaşadığı ve söz sahibi oldukları alana tekabül eder. Çünkü kent, bireylerin yaşamını idame ettikleri en genel alandır. Bu kent içerisinde pek çok unsur, kent üzerinde yaşayanlar için işlevlere sahiptir. Gezi Parkı da bunlardan sadece birisidir. Son satırda binaların hormonlu olması, binaların normalinden de yüksek ve büyük olduğuna; ayrıca bu binaların insan sağlığına zarar verdiğine tekabül eder.

Son olarak değinilmesi gereken unsur, şarkının klibinde yer alan “penguenler” kesitidir. Gezi Hareketi sürecinde özellikle de geleneksel medyaya yönelik eleştiriler söz konusudur. En temel eleştiri, medyanın yaşananlara sessiz kaldığı ve sansürler uyguladığıdır. Bu anlamda klipte yer alan penguenler, CNN Türk’ün Gezi Hareketi sürecinde yayınladığı penguen belgeseline işaret eder.

3.2. Çapulcu Musun Vay Vay (Boğaziçi Caz Korosu)

6 Haziran 2013 tarihinde “Entarisi Ala Benziyor” şarkısı, revize edilerek “Çapulcu Musun Vay Vay” adıyla YouTube mecrasında dolaşıma girmiştir. Bu dönemde pek çok çapulcu isimli şarkı çıkmıştır. En popüleri “Çapulcu Musun Vay Vay” olduğu için bu şarkı seçilmiştir.

Şarkının adını oluşturan çapulcu kavramı, eylemlerde bulunanlara atfen Başbakan Erdoğan tarafından ifade edilmiş, eylemciler de bu kavramı mizah süzgecinden geçirerek ve yeni anlamlar yükleyerek kendilerini ifade etmenin simgesi haline dönüştürülmüştür (Bayhan, 2014: 30). Başbakan Erdoğan Gezi Hareketi eylemcileri için şu şekilde yorum yapmıştır: “Çok açık net söylüyorum. Biz birkaç çapulcunun o meydana gelip halkımızı yanlış bilgilendirmek suretiyle tahrik etmesine pabuç bırakmayız.” (Vikipedi, 2013). Türk Dil Kurumu’na göre çapulcu, düzene aykırı davranışlarda bulunan, düzeni bozan, plaçkacı olarak tanımlanır (TDK, 2020). Dolayısıyla bu şarkı da dönemin başbakanı tarafından dolaşıma sokulan söylem ile icra edilmiştir. Bu durum şarkının isminde cisimleşmiştir.

Gaz maskesi ala benziyor

Biber gazı bala benziyor

Benim TOMA’m bana sıkıyor

Bulunur bir çare halk ayaktadır

Taksim yolunda barikattadır

Şarkının yukardaki sözlerine bakıldığında birinci ve ikinci satırda, gaz maskesi ve biber gazı ile dalga geçildiği, yani bu nesnelerin ironiye vurulduğu görülür.  “Benim TOMA’m bana sıkıyor” satırı ise, aslında TOMA’nın ve TOMA gücünün halk tarafından var edildiği vurgulanıyor. Aslında eylemciler kolluk kuvvetlerinin varlığını, kendilerinin varlığı ile tanımlıyor. Eylemcilere göre devletin otoritesini temsil eden TOMA, devletin halkına, yurttaşına karşı kuvvet sergilemiştir. Ayrıca kimilerine göre de halkın, yurttaşın vergileri ile geçinen devlet ve devletin kolluk kuvveti; kendini besleyen veya yaratan halka, yurttaşa karşı kuvvet sergilemiştir.

Dördüncü satırda ise, halktan bir çare beklenir. Halka dair inanç ve iyimserlik söz konusudur. Biber gazına, TOMA’ya ve barikata karşı tek çare halktadır. Bu anlamda halk artık ayaklanmıştır. Bu noktada Uplifers adına Eda Günay’ın Boğaziçi Caz Korosu şefi Masis Aram Gözbek’le yaptığı söyleşiden aktarma yapılması yerinde olacaktır:

“Aslında mesele Gezi Parkı ve kesilecek olan birkaç ağaçtan çıktı. Ama belki de ağaçların kesilmesine, parkın yıkılmasına karşı olan, en doğal haklarını ve kendi yaşam alanlarını savunan bu insanlara nispeten ufak bir topluluğa, polisin insanlık dışı ve son derece kanunsuz müdahalesi olmasaydı; biz yıllardır alıştığımız gibi belki de hiçbir şekilde ses çıkaramayacak ve bu harekete dur demek adına uyanamayacaktık. O yüzden ben şu an burada görmüş olduğumuz bu ortamı yaratan, bütün bu dayanışmayı bize bu ortamı sergileyen ve ihtiyacı olan birine anında her şeyimizi bırakıp koşmamızı, birbirimize gülümseyerek selam vermeyi, daha doğrusu kısaca bizi bize hatırlatan çok saygıdeğer devlet büyüklerimize teşekkürü bir borç biliyorum.” (Günay, 2013).

Gaz maskesi biçim biçim

Yürüyoruz Taksim için

Üşenme gel hakkın için

Bulunur bir çare halk ayaktadır

Taksim yolunda barikattadır

Gaz maskesinin biçim biçim olması Gezi Hareketi’ne katılan insanların heterojenliğine işaret eder. Bu anlamda Gezi Hareketi’ne katılan aktivistlerin demografik yapısı çeşitlilik gösterir. Çare, Taksim yolunda barikatta ayakta olanlardadır. Söyleşide de bahsedildiği gibi, halkı ayaklandıran veya uyandıran; devletin kolluk kuvveti etkinliklerindedir. Örneğin son satırda bu etkinlik barikattır. Ya da diğer satırlarda olduğu gibi biber gazı veya TOMA’dır.

3.3. Eyvallah (Duman)

Duman 1 Haziran 2013 tarihinde YouTube kanalına “Eyvallah” adında bir şarkı yüklemiştir. Bu şarkı kısa sürede Gezi Hareketi’nin en popüler şarkısı/marşı olmuştur. YouTube kanalına yüklenen şarkının bir klibi yoktur. Sadece siyah bir ekranda, beyaz puntolarla Duman yazmaktadır. Bundan ötürü şarkının sözleri analiz edilecektir.

Eyvallah şarkısı her ne kadar Gezi Hareketi sürecinde dolaşıma sokulsa da şarkının daha önceden yazıldığı bilinir. Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Duman Grubu bu duruma şöyle açıklık getirir:

“Eyvallah’ın yazılıp çizilmesi, bestelenip kaydedilmesi sanılanın aksine 1 Haziran gecesine değil, Gezi olaylarından birkaç ay öncesine denk geliyor. […] Polisin kullandığı orantısız güç Gezi olaylarıyla başlamadı, öncesi de var. Ezelden beri huzursuz olduğumuz bir durum. En son Başbakan’ın ODTÜ ziyareti sırasında yaşanan olaylara, sıkılan gazlara tanıklık ettik. O havayı biz de teneffüs ettik. […] ODTÜ’de gaz yemedik ama meseleyi anladık.” (Radikal, 2013).

Şarkının bestelenme hikâyesi, ele alınan bu toplumsal hareketin kuramsal çerçevede yeniden tartışılmasına olanak sağlar. Teoride bahsedildiği gibi Gezi Hareketi, Katma Değer Yaklaşımına göre, lineer olmayan bir nedensellik gösterir. Gezi Hareketi’nin doğmasında veya gelişmesinde etkili olan pek çok unsur vardır. Gezi’nin doğmasında tezahür eden ağaçların kesilmesi, buzdağının görünen kısmıdır. Bu anlamda Gezi Hareketi, mutlak bir şekilde “çevreci hareketler” içerisinde ele alınmaz. Ancak yeni toplumsal hareketler içerisinde ele alınabilir.

Kaldırın eli çekinmeden ve korkmadan
Meydanlar bizim unutmayın bu vatan bizim
Özgürüz dedik hala
Haklıyız dedik hala sana, sana
İnsanız dedik hala
Vazgeçermiyiz söyle bana, oooh

          Yukardaki satırlarda, doğrudan Gezi’yi işaret eden semboller göze çarpmaz. Ancak “Çapulcu Musun Vay Vay” şarkısında da olduğu gibi insanlara bir çağrı vardır. Son dört satırda ise gizli bir özne/yüklem vardır. Çağıran/çağrılan ve sokaklara/meydanlara çıkan insanların karşısında olan gizli bir özne… Bu satırlarda ekonomik ya da ideolojik bir talep söz konusu değildir. İnsanın özüne dair veya insan haklarına dair talepler söz konusudur. Bu anlamda Gezi Hareketi; yaşam biçimine, kimliğine ve kültürüne dair taleplerde bulunur. Bundan ötürü de bu hareket, yeni toplumsal hareketler içerisinde değerlendirilir.

Biberine gazına
Cobuna sopasına
Tekmelerin hasına
Eyvallah, eyvallah

Şamarı yüzümüze
Garezi dilimize
Şerefe hepinize
Eyvallah, eyvallah

Bir önceki şarkı sözlerinde gizli olan özne açığa çıkmıştır. Devletin baskı aygıtını oluşturan kolluk kuvvetleri ve devletin ideolojik aygıtını oluşturan söylem kanalları, insanları kıskacına almıştır. İlk dört satırda devletin baskı aygıtına karşı aktivistlerin duruşu simgelenir. Son dört satırda ise, devletin ideolojik aygıtına karşı aktivistlerin duruşu simgelenir. Bu anlamda yukardaki satırlarda geçen ve şarkının adını oluşturan “Eyvallah”; pasif direnişe çağrı yapmaktadır. “Kutsal devletten” ne gelirse gelsin “Eyvallah” diyerek karşılamak söz konusudur. Eyvallah bu anlamda teşekkür etmek veya kabul etmek anlamlarına gelir.

3.4. Dağılın Lan (Hakan Vreskala)

Bu şarkı 2012 yılında Hakan Vreskala tarafından “Her Köyde Bir Deli Var” albümü ile çıkmıştır. Fakat şarkının popüler hale gelmesinde Gezi Hareketi önemli rol oynamıştır. Çünkü 8 Haziran 2013 tarihinde Hakan Vreskala ve ekibi, Dağılın Lan şarkısını Gezi’de yeniden yorumlamıştır. Bu anlamda 8 Haziran 2013 tarihinde “hakanvreskala” YouTube kanalında yayınlanan “Dağılın Lan” videosu ele alınacaktır.

Şarkının sözlerini ele almadan önce şarkının yeniden icra edilişinde kullanılan enstrümanların ele almak yerinde olacaktır. Gezi Hareketi sürecinde şarkının icra edildiği yer, yıkılmış barikatların olduğu alandır. Hakan Vreskala, yıkılmış bir barikatın üzerinde şarkıyı söylerken diğer kişiler de ellerindeki demir, bira şişesi vb. aletlerle müziği ritmini ve ahengini oluştururlar. Görüldüğü gibi kolluk kuvvetin veya devletin icra ettiği performans, aktivistleri engellemek veya kontrol altına tutmak için Taksim’i barikatlar ile kapatmak, aktivistler tarafından müzikal performansa dönüştürülmüştür.

Eyvallah şarkısında olduğu gibi Dağılın Lan şarkısı da Gezi’den önce performe edilmiştir. Ancak şarkı Gezi Hareketi ile yeniden yorumlanmış ve bu şekilde de popüler hale gelmiştir. Bu noktada şarkıya dair Hakan Vreskala’nın NTV’ye verdiği röportajı referans olarak aktarmak yerinde olacaktır.

“Çok iki yüzlü bir sirk var. Şarkıdaki o isimler dağılsınlar. Dağılın lan, dağılın; bir nefes alalım. Asmalı’da bira içemiyorsun, Karadeniz’e gidiyorsun, ‘Burayı HES mahvedecek’ diyorlar. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Kemal Kılıçdaroğlu Alevidir’ diyor, insanlar ‘yuh’ çekiyor. F-16’lar Uludere’de insanları bombalıyor. Bari teker teker gelin. Bütün ülke uyuşturucu komasına girmiş sanki… Hopa’daki protestoda bir öğretmen ölüyor, ölmüş insan bile azar işitiyor. Ses çıkaramıyorsun, ses çıkaranlar da ceza alıyor. Hopa davasında çocuklar içeri atılıyor, onlara destek vermek için saçlarını kazıtanlar da içeri atılıyor. Bunu haber yapan gazetecileri de içeri tıkıyorlar. Dağılın abi, dağılın!” (NTV, 2012).

Yukarda aktarılan röportaja göre, şarkının, Gezi’den de öte bir meseleye çağrışım yaptığı açıktır. Yukarda bahsedilen tüm meseleler; bireyin yaşam biçimine, kültürüne ve kimliğine dair taleplere işaret eder. Dolayısıyla bu şarkı Gezi Hareketi ile popüler olsa da ülkenin içinde bulunduğu geniş çaplı bir yaşam biçimi meselesine ışık tutmaktadır.

Savulun ulan nefes alalım
dostlar yetişin yoldaşlar nerdesiniz
taslar sopalar darbukalar omza

Yukardaki şarkı sözlerinde de insanlara/halka/yoldaşa bir çağrı vardır. Bu şarkının sözlerinde insanlar, ellerinde ne varsa onunla müzik yapmaya ve müzik aracılığıyla “nefes almaya” dair mücadeleye; müzik aracılığıyla çağrı söz konusudur. Bu noktada müzik; duygudaşlık ve dayanışmanın ötesinde, bir eylem biçimi olarak işlev görmektedir.

3.5. Birinci Vazife (Oğuzhan Uğur)

Birinci Vazife, Oğuzhan Uğur’un 2013 yılında Gezi Hareketi için kaleme aldığı ve söze aktardığı şarkıdır. Dolayısıyla bu başlık altında Birinci Vazife şarkısının sözleri ele alınacaktır.

Su sık bana sıcaktı zaten, emir kulusun ama empati lütfen
Sahibin halk sen de ayağa kalk, bitsin bu düzen
Bizi bize kırdıramazlar, Allah’ımız bir tüten ocaklar
Unutma halk unutmaz asla, pes etmiyce’z

Yukarda aktarılan şarkı sözlerinin birinci satırında, kolluk kuvvetine karşı mücadelenin sembolü söz konusudur. Bu anlamda Çapulcu Musun Vay Vay ve Eyvallah şarkılarında da olduğu gibi, bu şarkının da birinci satırında kolluk kuvvetinin uyguladığı performans, aktivistler tarafından ironiyle karşılanmıştır. Diğer bir ifadeyle kolluk kuvvetinin aktivistlere karşı sergilediği performans, müzik içerisinde alaya alınarak karşılanmıştır. Diğer tüm şarkılarda olduğu gibi, yukarda ele alınan şarkının ikinci satırında da halka bir çağrı söz konusudur. Üçüncü satırda dikkat çeken Allah sözcüğü ise, Gezi Hareketi alanının içerisinde yer alanları üst kimlikte toplama işlevi görmektedir. Heterojen bir yapı gösteren Gezi Hareketi, ancak dini bir üst kimlikle bütünleşme imkânı bulmuştur.

Vurdun kırdın zindana attın, durmak yok asla
Bin gemiciğe git bir daha gelme, halkın isyanda
Ata’mız’a ayyaş halka çapulcu, zehrin hep lafta
Bu işin başı park, endişe etme sonu da sandıkta

Yukardaki şarkı sözlerinde de benzer işaretler söz konusudur. Yine aynı şekilde, birinci satırda kolluk kuvvetine karşı aktivistlerin mücadelesi söz konusudur. Yine aynı şekilde, ikinci satırda halka işaret vardır. Ayrıca bu satırda iktidara git çağrısı vardır. Bu anlamda Gezi Hareketi talepleri içerisinde hükümet değişikliği de söz konusudur. Üçüncü satırda, bir kez daha aktivistleri birleştirme görevi görecek bir sembolik unsur vardır. Yine bu satırda, iktidarın söylemlerinden rahatsızlık dile getirilmiştir. Ata’ya ayyaş, insanlara da çapulcu denmesi; bireylerin kimliğine yönelik rahatsızlıktır. Bunun da müzik aracılığıyla dile getirildiğini görmekteyiz. Son satırda geçen “sandık” sözcüğü, eylemlerin sürekliliğine ve rasyonelliğine vurgu yapmaktadır. Diğer bir ifadeyle sahada verilen rasyonel mücadele, zamanı geldiğinde demokratik yollarla sonuçlanmalıdır.

4.TARTIŞMA ve SONUÇ

Araştırmanın teorik kısmında ele alınan Gezi Hareketi, yeni toplumsal hareketler içerisinde değerlendirilebilir. Gezi Hareketi, yeni toplumsal hareketlerden olan çevreci hareketler içerisinde değerlendirilse de salt anlamda bir çevreci hareket değildir. Bu anlamda Gezi Hareketi’nin lineer olmayan mobilizasyon kaynakları vardır.  Örneğin Gezi Hareketi’nin hedefleri içerisinde hükümetin değiştirilmesi de söz konusudur. Bu tarz devrimci talepler daha çok eski toplumsal hareketler içerisinde görülse de rasyonel yöntemlerce bu talepler, yeni toplumsal hareketler içerisinde de görülebilir.

Yeni toplumsal hareketlerin en temel özelliği olan yaşam biçimine, kültürüne ve kimliğine yönelik talepler, Gezi Hareketi’nin talepleri içerisinde de yer alır. Bir önceki paragrafta örnek olarak verilen hükümet değişikliği, her ne kadar devrimci bir talep olsa da bu talebin altında yatan motivasyonlar, eski toplumsal hareketlerin motivasyonu değildir. Diğer bir ifadeyle aktivistler; yaşam biçimine, kültürüne ve kimliğine yönelik meselelerden ötürü, hükümet değişikliğini talep eder.

Popüler kültür; belli bir zamanda veya süreçte, belli grup insanlarca benimsenmiş ürün veya ürünleri kapsar. Popüler kültür ürünü, içinde doğduğu veya yaratıldığı zaman ve uzam hakkında, sosyolojik laboratuar sunar. Bu anlamda Gezi Hareketi, popüler bir olay veya nesnedir. Gezi Hareketi’nde icra edilen müzikler ise, popüler kültür ürünleridir. Ayrıca müzik, kültürün bir unsudur. Diğer bir ifadeyle müzik, kültürü yaratan veya aktaran bir araçtır. Dolayısıyla Gezi Hareketi’nin topoğrafyasını çıkarabilmek açısından, Gezi Hareketi içerisinde icra edilen müzikler popüler kültür düzleminde ele alınmıştır.

Ele alınan popüler müziklerin bir kısmı, Gezi Hareketi’nde doğmuştur. Bunlar Tencere Tava Havası, Çapulcu Musun Vay Vay ve Birinci Vazifen şarkılarıdır. Eyvallah ve Dağılın Lan şarkıları ise, Gezi Hareketi’nde popüler olmalarına rağmen daha önce yaratılmıştır. Ancak bir kültür ürününün popüler hale gelmesi, onun asıl yaratımını oluşturur. Dolayısıyla bu şarkıları popüler yapan unsur, Gezi Hareketi’dir.

Popüler kültür ürünü olan bu müziklerin oluşturulmasında, Gezi Hareketi önemli rol oynamıştır. Çünkü şarkılar, Gezi Hareketi süreci veya konjonktüründen beslenerek doğmuş veya yeniden yaratılmıştır. Örneğin Çapulcu Musun Vay Vay şarkısı, Figen Genç’in Entarisi Ala Benziyor şarkısının yeniden revize edilerek yaratılmasına dayanır. Çünkü Gezi Hareketi sürecinde, sahada olan aktivistlere “çapulcu” nitelemesi yapılması ve bunun dolaşıma sokulması, şarkının yeniden performe edilmesine yol açmıştır. Yine aynı şekilde Dağılın Lan şarkısı da Gezi’den önce yayınlanmıştır. Fakat şarkının Gezi sürecinde yeniden performe edilerek sunulması, şarkının popüler hale gelmesine olanak sağlamıştır. Çünkü burada dikkat çeken şey; Hakan Vreskala’nın bu şarkıyı barikatların üzerinde seslendirmesi ve diğer aktivistlerin de barikatlara demir parçalarla veya bira şişeleriyle vurarak ritim oluşturmasıdır.

Ele alınan popüler müzikler, Gezi Hareketi’ne katılmış bireyler tarafından tüketilmektedir. Çünkü bu ürünlerin bazı işlevleri vardır. Bu kültürel ürünlerin en önemli işlevi, Gezi Hareketi’nin ruhunu ve kimliğini yansıtmasıdır. Örneğin kolluk kuvvetlerinin performanslarına ve hükümet yetkililerinin söylemsel dolaşımlarına müzik içerisinde ironi ile cevap vererek, bir mücadele taktiği geliştirilmişlerdir. Bu popüler ürünlerin bir diğer işlevi ise, insanlara bir çağrı niteliği taşımasıdır. Bu anlamda müziğin hem çağrı aracı hem bütünleştirme aracı hem de talepleri aktarma aracı görevi gördüğü saptanmıştır. Dolayısıyla Gezi Hareketi’nde rol alan aktivistlerin ve bunların eylemlerinde müziğin aracı rolü vardır.

Ele alınan popüler ürünler, Gezi Hareketi’ne katılan bireylerin oluşturduğu topluluğun müzik kültürleridir. Gezi Hareketi topluluğunca yaratılan, popüler hale gelen ve tüketilen bu müzikler; Gezi Hareketi’nin toplumsal dinamiklerini bize sunar. Öncelikle Gezi Hareketi’ne katılan bireylerin en temel talebi; yaşam biçimlerine, kültürlerine ve kimliklerine yöneliktir. Bu talepler sadece Gezi Parkı’ndaki ağaçların korunması ile sınırlı değildir. Ele alınan tüm şarkılarda saptanmıştır ki, dile getirilen talepler Gezi Hareketi öncesine dayanır. Bireyler, kentlerinin doğa dostu ve daha sağlıklı yaşanılabilir olmasını talep eder. Örneğin sadece ağaçların kesilmemesini değil; nükleer santrallerin de yasaklanmasını ister. Bireyler, yaşadıkları kentlerin yapılanmasında katılımcı, inşacı olmayı ve fikirlerinin alınmasını talep ederler. Yine aynı şekilde bireyler yaşam biçimlerine, kimliklerine ve kültürlerine saygı duyulmasını beklerler. Örneğin sahil kenarında rahatça bira içmeyi talep ederler. Yine aynı şekilde bireyler, devletin aldığı kararlarda katılımcı olmak isterler.

Sonuç olarak özetlemek gerekirse, yeni toplumsal hareketlerin dinamikleri ekseninde değerlendirilebilecek olan Gezi Hareketi; ele alınan popüler müzikler aracılığıyla okunabilir. Ele alınan müziklerin pek çok işlevi olmakla beraber -örneğin insanlara çağrı aracı ve topluluğu bir arada tutan duygulanımsal kolektiflik aracı- toplumsal hareketi oluşturan yapının yaşam biçimini, kültürünü ve kimliğini anlamak açısından müziğin rolü daha çok ön plana çıkmaktadır. Örneğin Gezi’yi oluşturan topluluğun ekonomik taleplerden ziyade yeme-içme, giyim-kuşam, katılımcı demokrasi, şeffaflık, insan haklarına, çevreye ve hayvanlara saygı; sinema, tiyatro, müzik vb. gibi etkinliklerin talebi söz konusudur.

5.KAYNAKÇA

  • Alemdar, K. ve Kaya, R. (1983). Kitle İletişiminde Temel Yaklaşımlar. Ankara: Savaş Yayınları.
  • Batmaz, V. (1981). Popüler Kültür Üzerine Değişik Kuramsal Yaklaşımlar, AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu, 2 (1), s. 163-192.
  • Batmaz, V. (2006). Medya Popüler Kültürü Gizler. İstanbul: Karakutu Yayınları.
  • Bayansar, R. ve Bozkurt, Y. (2016). Yeni Toplumsal Hareketler Çerçevesinde Çevreci Hareketler ve Gezi Parkı Olayları. Yönetim ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi, 14 (2), s. 276-293.
  • Bayhan, V. (2014). Yeni Toplumsal Hareketler ve Gezi Parkı Direnişi. Birey ve Toplum Sosyal Bilimler Dergisi, 4 (1) , 23-58.
  • Cook, N. (1999). Müziğin Abc’si, Çev. Turan Doğan, İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
  • Çayır, K. (1999). Yeni Sosyal Hareketler: Teorik Açılımlar. İstanbul: Kaknüs Yayınları.
  • Çetin, S. (2013). Gezide Sosyal Medya İstatistikleri. Erişim: 10.10.2015. http://insanhaber.com/insan-ozel/gezide-sosyalmedya-istatistikleri h19098.html
  • Çetinkaya, Y. D. (Der.) (2008). Toplumsal Hareketler: Tarih, Teori ve Deneyim. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Deleuze, G. ve Guattari, F. 1990. Kapitalizm Ve Şizofreni, (Çev. Ali Akay). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  • Ergur, A. ve Güven, Z. U. (2014). Dünyada ve Türkiye’de Müzik Sosyolojisinin Yeri ve Gelişimi. Sosyoloji Dergisi, 3 (29), s. 1-19.
  • Erol, A. (2002). Popüler Müziği Anlamak. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  • Gazete, Milliyet. (2013). 2.5 milyon insan 79 ilde sokağa indi. Erişim: (23.06.2013) https://www.milliyet.com.tr/gundem/2-5-milyon-insan-79-ilde-sokaga-indi-1726600
  • Gök, S. Ü. (2014). Politikayı Deneyimleyen Bir Toplumsal Hareket Olarak Gezi Direnişi. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2 (1), s. 75-95.
  • Güllüoğlu, Ö. (2013). Bir Kitle İletişim Aracı Olarak Televizyonun Popüler Kültür Ürünlerini Benimsetme Ve Yayma İşlevi Üzerine Bir Değerlendirme. Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü. 
  • Irzık, G. (2008). Bilimin Farklı Boyutları ve Etik. A. Erzan (Ed.), Bilim Etiği Elkitabı (s. 5-9). Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.
  • Karakaş, Ö. (2018). Bilim, Teknoloji ve Toplum: Toplumsal Hareketler, Ağlar ve Beden. Toplum ve Bilim, İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Karakoç, E. (2014). Medya Aracılığıyla Popüler Kültürün Aktarılmasında Toplumsal Değişkenlerin Rolü. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi, 2 (3), s. 245-269
  • Kaygısız, M. (2000).Türklerde Müzik. İstanbul: Analiz Basım Yayım Tasarım Uygulama Ltd. Şti.
  • Kırtunç, A. L. (2010). Popüler Kültür Eleştirisi. Erişim: (02.06.2010) https://uhim.org/populer-kultur-elestirisi.html
  • Kösoğlu, N. (1992). Milli Kültür ve Kimlik. İstanbul: Ötüken Yayıncılık.
  • Macionis, John J. (2012). Sosyoloji, (Çev. Vildan Akan). Ankara: Nobel Yayınları.
  • NTV (2012). “Dağılın lan” dedi, kimse kalmadı. Erişim: 15.02.2012. https://www.ntv.com.tr/turkiye/dagilin-lan-dedi-kimse-kalmadi,67f14mTkQE-SfgpcmL2OMg
  • Radikal Gazetesi (2013). Duman: Eyvallah’ı Gezi’den aylar önce besteledik. Erişim: 22.09.2013. http://www.radikal.com.tr/hayat/duman-eyvallahi-geziden-aylar-once-besteledik-1151988/
  • Oktay, A. (1993). Türkiye’de Popüler Kültür. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Özbek, M. (1991). Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • TDK (2020). Çapulcu nedir? Erişim: https://www.turkedebiyati.org/capulcu-nedir/
  • Tilly, C. (2004). Toplumsal Hareketler. İstanbul: Babil Yayınları.
  • Touraine, A. (1999). Yeni Sosyal Hareketler: Teorik Açılımlar. (Yayına Hazırlayan; K. Çayır), 35-52.
  • Tozlu Mikrofon (07.05.2019). Tencere Tava Çalmanın Anlamı Nedir? Eylemin Tarihçesi ve Sembolleri. Erişim: https://www.tozlumikrofon.com/tencere-tava-calmanin-anlami-nedir-eylemin-tarihcesi-ve-sembolleri/
  • Uplifers (15.06.2013). “Çapulcu musun vay vay”: Boğaziçi Caz Korosu söyleşisi. Erişim: Https://www.uplifers.com/bogazici-caz-korosu-soylesisi/
  • Uysal, A. (2013). Teori ve Pratik Arasında Gezi Protestoları, Bir Toplumsal Hareket midir? #Diren Sosyoloji, (Ed. Ekrem Saltık). İstanbul: Kaldırım Yayınları.
  • Yaylacı, F. G. (2011). Toplumsal Hareketler ve Kuramsal Yaklaşımlar. B. Kartal ve B. Kümbetoğlu (Ed.), Yeni Toplumsal Hareketler (s. 32-82). Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları.
  • Wikipedia (2013). Çapulcu. Erişim: https://tr.wikipedia.org/wiki/Çapulcu#cite_note-4
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazılarımı, sizinle de paylaşmak için burdayım.

Yorum yap