1. Ana Sayfa
  2. Değerlendirme Yazısı
  3. Bir Nesnenin Sanatsal Dönüşümü

Bir Nesnenin Sanatsal Dönüşümü

Sıradan gündelik bir nesnenin, işlevlerinden soyutlanarak bir sanat yapıtına nasıl dönüştüğü ele alınmıştır. Dolayısıyla gündelik nesnelerin görünmeyen yanlarına değinilmiştir.

Sanat, insani ve toplumsal varoluşa ilişkin birçok görünümün bilimsel metinlerde bulunamayacak en canlı temsilini, bilinçaltını, dip akıntısını, diğer bir ifade ile en gerçek yüzünü, yani gizleyip art alana itemediklerini barındırır. İşte, yaşayabilir ve tutarlı bir sanat sosyolojisinin temel amacı, bu art alandaki bilginin keşfini gerçekleştirmek, bir diğer ifade ile buzdağının görünmeyen kısmını görünür kılmaktır. (Çağan,2006;13)Sanat yapıtı, duyguların ve düşüncelerin bir gerçekliğe yansıtılmasıdır.  Bir sanat eseri, hoş şeyler hissettirdiği gibi tam tersi de mümkündür. Sanat yapıtı, içerisinde yer aldığı sosyal koşullardan bağımsız değildir. Bu nedenle Sosyal bilimciler, sanatın bir bağlama yerleştirilmesi düşüncesiyle hareket etmektedir. Çünkü sanat yapıtı, içerisinde bulunduğu zaman ve mekâna göre değişiklik göstermektedir. Ayrıca sanat ile sosyoloji iyi geçinmez. Dolayısıyla sanatın kötü çocuğu sosyologlardır. Sosyolog ‘kral çıplaktır’ der bu da çok hoş karşılanmaz. Sosyologlar, sanatçının ve sanat eserinin ideolojilerle, siyasi kurumlarla vb. faktörlerle ilişkisini inceler. Sosyologlar, sanatın sembolik konumuna odaklanır.

Bir nesnenin sanat yapıtı olabilmesi için tüm işlevlerinden soyutlanması gerekir. Ayrıca nesnenin, tüm benzerlerinden farklılaşması gerekir. Örneğin bir sandalye sanat eseri değildir. Fakat sandalye, doğru bağlama yerleştirilirse sanat eseri olur. Böylece sandalye, farklılaşarak anlam kazanmış ve bir sanat eserine dönüşmüştür. Sandalye, biz ona anlam atfettiğimiz için sanat eserine dönüşmektedir. Eğer bir nesne, işlevinden soyutlanamazsa sanat eserine dönüşemez. Sandalye, sıradanlıktan kurtularak hem sembolik bir anlam hem de estetik bir bakış açısına sahip olur. Sandalye, mobilya mağazasında satılmak üzere sergilenen bir sıradan nesne iken sandalyeyi satın alıp eve getirildiğinde artık bir bireyin özel eşyası konumuna gelmektedir. Böylece sandalye, mağazadaki diğer sandalyelerden farklı olarak bir sosyal anlama sahip olmaktadır. Aynı şekilde birinin özel eşyası olan sandalye, sanatsal bir amaç ile sanat galerisine getirilip izleyiciye sunulduğunda bir sanat yapıtı haline gelmektedir. Sandalye, bir sanat eseri olarak kendiliğinden ortaya çıkmaz. Ancak sandalyeyi ustalar sanat eseri olarak tanıttığında sanat eseri olarak görülür. Sandalyeyi, kendi mekânından çıkartıp alarak istediğimiz anlamı yükleriz. Sandalyenin üzerine oturulan bir nesne olduğunu biliriz ama bir sanat galerisinde gördüğümüzde sanat olarak inceleriz. Sandalyenin kültürel mekânı değişince anlamı da değişti. Aynı zamanda sanat eserinin doğru kişi tarafından yapılması da önemlidir. Sandalyeyi sanat eseri yapan kişi plastik sanat yapan biriyse kabul edilir. Sandalyeyi Orhan Gencebay sanat eseri yapsa kabul edilemez.

Bir diğer nesne olarak ‘yatak’ metaforu incelendiğinde, Tracy Emin’in “My Bed” (Benim Yatağım) isimli yapıtı dikkat çekmektedir. Bu yapıtta dağınık bir yatak ve çevresinde bir takım eşyalardan oluşmaktadır. Bu eşyalar; bavul, çorap, kül tablası, terlik gibi yaşanmışlığı aktaran nesnelerdir. Ronald Jones ise üç yatak sergilemiştir. Birinci yatak, Neil Armstrong’un aydan geri döndüğü gece uyuduğu yatağıdır. İkinci yatak, Jack Ruby’nin Başkan Kenedy’yi öldüren Lee Harvey Oswald’ı vurmadan önceki gece yattığı yatağıdır. Üçüncü yatak ise Ethel Rosenberg’in idam edilmesinden bir gece önce uyuduğu yatağıdır. Dolayısıyla gündelik hayatın vazgeçilmez bir nesnesi olan yatak, bulunması gereken doğal ortamından çıkartılarak yeni bir anlam kazanmıştır. Yatak, ev ortamından alınarak sergi salonuna getirilmiş ve sergilenerek sanat yapıtına dönüştürülmüştür. Yatak, kendisine benzeyen kopyalarından farklılaşmaktadır. Yatak, işlevlerinden soyutlanmıştır. Bir nesne olan yatağın benzerleri sanat olarak kabul edilmezken, müzede sergilenen bir yatak sanat yapıtı olarak kabul görmektedir. Ayrıca yatağın tek başına bir sergide sergileniyor olması da yeterli değildir. Aynı zamanda kişi yani sanatçı da bu süreçte önemli bir role sahiptir. “Duchamp’a göre sanat eserinin yaratım sürecinin sonu sanatçının eylemi tamamlaması değildir. İzleyici eser ile gerçekleştirdiği etkileşimle kendince yapıtın içsel niteliklerine alışır ve böylece eserin dış dünya ile bağlantısını sağlar. Bu süreçte sanatçısı gibi izleyicisi de yaratma edimine katkıda bulunmuş olur.” (Kuspit, 2006;34) Örneğin; Tracy Emin, yatağını göstergeye dönüştürerek sanat alanına dâhil etmektedir. İzleyici, sergide bulunan yatağı aktardığı anlam ve mesaja göre değerlendirmektedir. Sanat yapıtı, yaşanmışlık, mahremiyet, üzüntü, mutluluk, endişe gibi duygulara dönük sembolik anlamlarını ifade etmektedir. Yatak, kendi başına bir anlama sahip değildir. Yatak, etkileşimler sonucu anlamlar inşa etmektedir.

Marcel Duchamp, Alfred Stieglitz’in New York’taki stüdyosunda Çeşme” adlı aslında pisuar olan “R.Mutt” imzalı eserini sergiledi. Bu eser 20.yüzyılın en çok konuşulan eseri olmuştur. Duchamp, bu eserin üretilmesinde herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Duchamp, sadece pisuarı imzalamış ve bir sanat yapıtı olarak sergilemiştir. Artık pisuar, yeni bir anlam kazanarak, işlevinden soyutlanmıştır. Pisuar, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru kişi tarafından sergilendiği için sanat yapıtı olarak kabul edilmektedir.

Man Ray’in “Hediye” isimli çalışması da “Giysilerin, kumaşların buruşukluklarını ortadan kaldırmak” üzere üretilmiş bir ütünün sanatçının müdahalesiyle yapıcı olma eyleminden yıkıcı olana doğru evrildiği, üzerine eklenen çivilerle birlikte artık bir düzene değil düzensizliğe, karmaşaya ve tahribata işaret eden bir göstergeye dönüşümünü işaret eder. Söz konusu ütü işlevselliğini yitirdiği gibi alışıla geldik görüntüsünü de kaybetmiştir. (Arığ,2019;187)

Gündelik yaşantıda üretilen ve tüketilen nesneler, sanatçılar tarafından çok farklı biçimde ele alınmıştır. Nesneler, yaşanmışlıkların bir tanığı olarak taşıdıklarını anlam yükünü daha da zenginleştirmiştir. Sanatçılar, gündelik hayattaki bu nesnelerle toplumsal karmaşayı eleştirerek yeni anlamlar inşa etmiştir. Nesneler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de sanatçılar tarafından tercih edilmektedir.

KAYNAKÇA:

  • Arığ, Tanzer (2019); “Sanatsal Düşüncenin Aktarımında Günlük Kullanım Nesnelerinin Değişen Rolü”, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, Sayı 42, s.183-194.
  • Çağan, K. (2006); “Sanat Sosyolojisinin İmkânına ve İnşasına Dair”, Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 2, s.11-31.
  • Kuspit, D. (2006). Sanatın Sonu. İstanbul: Metis yayınevi.
  • Sankır, Hasan (2018) ; “Gündelik Nesnenin Sanatsal Dönüşümü: Sıradan Nesnelerin Sanat Eserine Dönüşüm Süreci Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme”, Sayı 5, Cilt 7.
Önerilen Yazı
Simone De Beauvoir Üzerine
Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi sosyoloji bölümü mezunuyum.

Yorum yap