Frank Furedi: Profesyonel Egemenliğin Sonu Makalesi Üzerine Tıbbileştirme Tartışması

Frank Furedi'nin Profesyonel Egemenliğin Sonu adlı makalesindeki bazı bölümler üzerinden tıbbileştirme konusu ele alınmıştır.

Frank Furedi: Profesyonel Egemenliğin Sonu Makalesi Üzerine Tıbbileştirme Tartışması

Furedi (2006), tıbbileştirmeyi 1960’ların sonlarında ortaya çıkan ve 1970’lerde kendisine temel olarak yer bulan bir kavram olarak değerlendirir. Furedi, tıbbileştirme tanımının bireysel ve sosyal deneyimlerin tıbbi çerçevede hastalık veya bozukluk olarak tanımlanması olduğunu söyler. Tıbbileştirme, tıp sözlüğü aracılığıyla insan çeşitlerini yorumlayarak hastalık kategorilerinin anlamlandırılmasına yol açmıştır. Tıbbileştirme aracılığıyla varoluşun rutin problemleri hastalık kategorileri olarak adlandırılmaya başlamıştır. Örneğin endişe, utangaçlık, başarısızlık, odaklanma problemleri, kafa karışıklığı, çocuk sahibi olamama tıbbi açıdan teşhis edilmeye başlanan birkaç probleme örnektir.

Hastalık tanımlarının sürekli olarak genişletilmesi sağlık alanındaki harcamaları da artırarak sağlığın bir sektör haline gelmesini sağlamıştır. Sağlık endüstrisinin önemli geliştiricisi ve faydalanıcısı olan tıbbileştirme süreci tıbbi profesyonelliğe ve tıbbi gücün meşruiyetine dayanmaktadır. Tıbbileştirme uzman bilgisine dayanan biyomedikal sağlık modeline dayanır ve toplumsal normlara uymayan davranışları, özellikle kadın bedeninin sosyal kontrole tabi tutulmasını sağlar. Bazı kesimler tıbbileştirmeyi tıbbi ilginin bilinçli olarak izlenmesi ile eşdeğer görmüştür. Tıbbileştirme Furedi’ye göre sağlık ve hastalığın tanımlanıp yönetilmesinde kullanılan tıbbi bir hegemonyayı işaret eder. Furedi bu konuda tıbbi emperyalizm kavramını kullanır. Furedi tıbbileştirme eleştirilerinin tıp mesleğinin ve tıbbın sosyal bir kurum olarak kınanması üzerinden yapıldığını söylemektedir. Örneğin tıp tıbbi malzeme dağıtmak, kadın bedeni kontrolü ve akıl hastalıklarına karşı zorlayıcı bir disiplini dayatma noktasında eleştirilmiştir. Feminist eleştirmenler ve Illich gibi radikal tıp eleştirmenleri tıp kurumunun halk sağlığına tehdit oluşturduğu yönünde birtakım eleştirilerde bulunmuştur. Furedi son yıllarda tıbbileştirme eleştirisinin odağının doktorlardan çıkıp diğer çıkar gruplarına doğru genişlediğini söylemektedir. Bu çıkar grupları; ilaç endüstrisi, kapitalist sınıflar, devlet ve hasta savunuculuğu yapan kuruluşlardır.

Furedi, tıbbileştirmenin varoluşun sorunlarını yeniden yorumlama yeteneği olmasına dikkat çekmekte ve gücünü bundan aldığını söylemektedir. Furedi, 1980’lerden sonra radikal eleştirinin daha da güçlenerek uzmanlığa ve profesyonel otoriteye yönelik bir şüphe olarak kendini gösterdiğinden söz eder. Bunun nedeni uzmanlaşmanın artışı ve tıp alanındaki pazar odaklı büyümedir. Medikalizasyonun kültürel süreci sadece tıp aracılığıyla işlemez. Psikolog, akıl hocası, yaşam koçu, ebeveyn koçu gibi meslekler üzerinden de ilerler. Bunlar herhangi bir hastalık konusunda teşhis amaçlı fikir sunabilirler. Profesyonel tıbbi otoritenin aşınmasında önemli rol oynarlar. Yetki ilan eden ve profesyonellik iddiası güden çeşitli kendi kendine yardım grupları, çevre sağlığı hareketleri, biyotıbbın bütünsel ve alternatif türleri ve meslekten olmayan tüketiciliği teşvik eden savunucu gruplar sağlık endüstrisini desteklemektedir. Furedi doktorlar hala tedavide önemli rol oynasa da günümüzde hastanın pasif rolde olduğu tıbbileştirme tezine karşıt olarak son 12 yılda aşağıdan yukarı tıbbileştirmenin yükseldiğini söylemektedir. Artık uzman hastalar vardır. Uzman hastayı savunan kendi kendine yardım grupları ve çeşitli kuruluşlar vardır bunlar tıbbi otoriteye itiraz ederler. Uysal hasta artık bir tüketici ve teşhis arayan aktif hastaya dönüşür.

Furedi, tıbbileştirme konusunda Foucault’cu yaklaşımın öneminden bahseder. Çünkü Foucault’cu perspektif bu yaklaşım için tıbbi kimliğin inşa edilmesinde tıbbi söylemin öneminden bahseder, bu sayede tıbbi söylemin çeşitli unsurları içselleştirilerek benlik inşası gerçekleşir. Tıbbileştirme sosyal kontrolde temsil bulur ve bu yeni kimliklerin inşasının gerçekleşmesi için de yaratıcı bir güç olarak kabul edilir.

Furedi’ye göre, tıbbileştirmenin büyümesi varoluşsal problemleri anlamlandırmak adına tıbbi tanımlara başvurmaya yönelik bir talep oluşturmuş ve bu durum sosyokültürel süreçlerle garantiye alınmıştır. Furedi her şeyden önce tıbbileştirmenin talebi yarattığından bahseder. Bireyselleşmeyi ve bireyin güçsüzlüğü duygusunu yükselten kültürel değişimler bunu destekler. 1980’lerle birlikte toplumsal yapıda dayanışmanın ortadan kalkması ve bireyselleşmenin yükselmesi buna örnektir. Sosyal deneyimin bireyselleşmesiyle kişisel kırılganlık duygusu daha fazla artmış ve bu nedenle sağlık sorunlarının ortaya çıkışıyla ilgili fırsatlar tıbbileştirme için bir sosyal deneyim alanına dönüşmüştür.

Furedi, tıbbileştirmeye yönelik sayısız mücadele hareketi olduğundan ve bunun sonucunda da bazı hastalıkların tıbbileştirilmekten çıkarıldığından bahseder. 1960’larda ortaya çıkan anti-psikiyatri hareketi insanları akıl hastası olarak tanımlayan iddialara karşı çıkmıştır.

(Buraya bir parantez açmak istiyorum Furedi’nin makalesinde bu şekilde bir örnek geçmiyor ancak anti-psikiyatr hareketi için önemli bir isim olan Ronald David Laing’i ilgilisi için ben örnek vermek istiyorum. Hatta kendisiyle ilgili başka bir platformda yazım mevcut. Google’dan araştırıp bulabilirsiniz. Merak edenler tarafıma mesajla ulaşabilir, linki gönderebilirim)

1970’lerde aynı cinsiyet türünden kişilerin ilişkilerinin hastalık olarak değerlendirilmesine karşı kampanyalar başlatılmıştır, eşcinsellik bu sayede tıbbi olmaktan çıkarılmıştır.

Tıbbileştirme 1960’lardan sonraki süreçte doktor hasta ilişkisini değiştirmiştir. Bazen doktorların rolü sadece hastayı tedavi etmek değil, hastanın kendine koyduğu tanıyı doğrulamaktır. Çünkü aşağıdan yukarıya doğru bir tıbbileştirme söz konusudur.

Furedi, obezite ve diğer sağlıksız yaşam biçimlerine karşı yürütülen kampanyalar aracılığıyla sağlıkla ilgili örtük mesajlar verildiğinden bahseder. Sağlık insanların sahip olduğu bir şey değil, salt çaba sonucu elde edilebilecek bir şey olarak pazarlanır. Sağlık bir değere dönüştürülüp hastalığın normalleşmesini sağlar. Önceden hastalık istenmeyen, hasta rolünün geçici olduğu, normal olmayan bir durumken artık hastalığı kimlikler atfederek değerlendirmek hastalığın olumlanmasına yol açmıştır. Toplumsal deneyimin git gide tıbbileştirilmesi hastalıklar üzerinden üretilen kimlik gruplarını meydana getirir. Örneğin bazı gruplar sağır veya kör olmaya olumlu bir değer atfeder, bu sayede hastalıkla ilgili deneyimler bireyleri ortaklaştırır. Hastalar arasında yakınlık, akrabalık ve topluluk duygusu oluşur. Furedi hastalığın ‘olumlu’ değerlendirilmesini hasta rolünün özgün kavramsallaştırılmasına yorar, bu durum da tabi ki tıbbileştirmenin sosyal durumları hastalık-patoloji olarak tanımlama durumuyla ilişkilidir. Parsons’ın hasta rolünü hatırlayalım önceden hasta rolü geçici bir durumu ifade ediyordu ama şimdi Furedi diyor ki hasta rolü bir kimliğe dönüştü ve karakteristiğe büründü. Hastalık üzerinden bir kimlik etkisi yaratılıyor ve bu uzun vadeli oluyor.

Furedi buna kanserden kurtulan veya iyileşen alkolik benzetmesi ile açıklama getiriyor. Bu durumların tıbbileştirme ile birlikte sağlık ve hastalığın ifade ettiği anlamın bulanıklaşması nedeniyle olduğunu söylüyor. Furedi, bu hastalık temelli kimlikler geliştikçe tıbbileştirmenin yaygınlaşmasına davet çıkarır gibi bir söylemde bulunmaktadır. Tıp hastalığın normalleşmesine katkıda bulunmak gibi beklenmedik bir sonuca sahiptir. Furedi insanların sağlık ve hastalık algısının kültürel olarak şekillendiğinden bahseder. Kültürel normlar insanların kendilerini hasta olarak algılama biçimlerini de belirler. Bu bağlamda insanların kendilerini yorumlamalarında ve sıkıntılarını anlamlandırmalarında tıp ve sağlık bireylerin kendilerine hasta veya hastalıklardan mustarip diyebilmesi için bir rehber olmaktadır. Hastalıkların tanımlanması bireylerin davranışlarına anlam vermeye de yol açmaktadır. Bu durum aslında kültürle de ilgili diyebiliriz. Bireyler kültürel olarak davranışlarını hastalık tanımlarına göre değerlendirip bir kimlik talebi içerisine, yani tanı için bir kimlik talebine girebiliyor.

Doktorlar hastaların deneyimlerini doğrulamak için varlar, tıbbın otoritesi hala korunur ama hastayı onaylamayan doktor suçlamayla karşılaşabilir. Hastaları tıbbi olarak etiketlemek istemeyen doktorlar şikayetini tıbbi etiketle onama ihtiyacı duyanlardan baskı ve düşmanlık görebilme ihtimali ile karşı karşıya kalabilir. Günlük hayatın tıbbileştirilmesi bireyin içinde bulunduğu durumu anlamlandırmasını sağlar. Tıp esasında hastalıkları tanımlayarak insanların kendilerini anlamlandırmasını ve kimliklerini tanımasına yol açar. Bu şekilde tıp, toplum tarafından ahlaki bir sempati kazanır. Furedi günümüzde bazılarının tıbbi etiketleri hevesle aradığını söyler. Örneğin ebeveynler çocukları için bunu yapabilir. Bazıları çocuklarının hasta olduğunu hissettiklerini söyler ve hasta olduğunu öğrenince rahatlama hissederler. Bu tıbbi bir sorundur ve bu nedenle çocuk davranışı için sorumlu değildir. Problemli davranışa tıbbi etiket ile normallik atfedilir. Kimliğin tıbbi bir durumla ilişkili görülmesi tıbbileştirmeyi yaygınlaştırır ve yeni tedavi biçimleri için talep yaratır.

Örneğin cinsellik ve seks de bu kapsamda yeniden şekillendirilmiştir. Cinsel haz ve cinsel davranış tıbbileştirilerek sağlıklı bir yaşam tarzında eğer cinsel his yoksa tedavi aranmalıdır mottosu çıkmıştır. Cinsel olarak tatmin olmuşluk cinsel sağlık adı altında ele alınır. Bu bağlamda mahrem hayatın tıbbi bir meseleye dönüşmesi tıbbileşme sektörünün devreye girmesini sağlayıp sağlığı geliştirme ve eczacılık kurumları tarafından sevk edilen birtakım sağlıklı yaşam önerileri- ilaçlarını desteklemiştir. Furedi sonuç olarak şundan bahsetmektedir; son 30 yılın tıbbileşme deneyimi başlangıçta doktorlara bir güç atfetse de sonrasında güçlerini zayıflatmaya başlamıştır. Geleneksel tıbbileşme doktorların güçlerini artıran bir araç, ebeler ve diğer tıbbi uygulayıcılar üzerinde de aynı şekilde ama günümüzde farklı bağlamda anlaşılmalıdır.

Günümüzde tıbbileştirme profesyonel egemenliğin sonudur der, Furedi. Artık sağlık, esenlik, tıbbi menfaatler doktorların da ötesinde bir pozisyonda konumlanmıştır. Önceden doktorlar resmin merkezinde yer alırken şimdi çerçevenin dışındalar. Bunu da tıbbileştirmenin artık bir sektör haline gelip kapitalist pazar içerisinde herkesin sağlık alanında uzmanlaşmasına el vermesi ve birçok çıkar gruplarının kimlik örgütlenmesine girerek sağlık üzerinde hak talep etmeleri ve fikir beyan etmeleri üzerinden anlayabiliriz.

Kaynakça:

  • Furedi, F. (2006). The end of professional dominance. Society43(6), 14-18.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Aile danışmanıyım, aynı zamanda Bakırçay Üniversitesi'nde sosyoloji yüksek lisansa devam etmekteyim web ve seo ile sosyoloji uyumunu yakalama amacında olan bu platforma ürettiğim sosyoloji temasındaki içerikler ile seo metin yazarlığı yapmaktayım. Kişisel Instagram hesabım: @dilaraayydnnn, Danışmanlık için ulaşabileceğiniz Instagram hesabım: @dilaraaydindanismanlik, Twitter: @dilaraayydiiin mail: aydindil35@gmail.com

Yorum yap