Goffman’ın ”Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” ve ”Damga” Kitapları Üzerinden ”Benlik Kavramı”

goffman benlik

ÖZ

   Sembolik Etkileşimcilik Kuramı, temel fikirlerini Weber ve Mead’den alır. Toplumu ve bireyi birbirinden bağımsız olarak gören ve keskin bir ayrımla ayıran makro kuramlara karşı çıkarak toplumun bireylerin etkileşimiyle var olabileceğini savunan ve onları mikro boyutlarla ele alan bir kuramdır.

   Kuram, bireyler arası etkileşim yoluyla toplumun ve toplumsal düzenin nasıl yaratıldığını araştırır (Erdem, 2020:50). Sosyal yaşantının öznel ve kültürel yönlerini inceleyerek etkileşim sonucunda ortaya çıkan öznel anlamları bulmaya odaklanır (Özalp, 2017:614). Bu anlamları bulmak için ise bireyin davranış sembollerine yoğunlaşır. Bir sembole bakış açısı bireyin yaşadığı kültüre ve deneyimlerinden yola çıkarak zihninde oluşan kavramlara göre farklılık göstermektedir (Özalp,2017: 615 ve Erdem, 2020:50).

   Kuramın temelini oluşturan Mead’e göre insan zihninin işleyişinde üç temel nokta vardır. Bunlardan ilki davranışları bilinçli bir şekilde planlamak, ikincisi dil ve başka semboller aracılığıyla iletişim kurarak ifade edilen şeyleri yorumlamak, üçüncüsü ise kendinin ve başkalarının bilincinde olmaktır. Mead, bu özellikler sayesinde bir benliğe ve benlik imgesine sahip olduğumuzu savunur (Slattery, 2008:334). Toplumsal hayat bu benlik ve zihin sayesinde var olur.

  Son olarak Sembolik Etkileşimcilik Kuramının üç temel düşüncesinden bahsetmek mümkündür. Hareketlerimiz anlama dayanır, farklı insanlar aynı şeye farklı anlamlar yükler ve bir şeye verdiğimiz anlam değişebilir.

   Sembolik Etkileşimcilik Kuramı ile ilgili en önemli sosyologlardan biri Erving Goffman’dır. Goffman “Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu” adlı eserinde bireylerin etkileşim kurarken kullandıkları semboller ve bu sembolleri kullanım şekillerini açıklayarak toplumsal düzenin, anlamın ve benliğin nasıl kurulduğunu inceler. “Damga” kitabında ise bu benliğin oluşumunu ve bireyler arası iletişimin en uç noktasını oluşturan damgalıları ele alır. Kitapta damgalı, “sosyal açıdan tamamen kabul görme vasfından men edilmiş birey” olarak tanımlanır. Bu çalışmada, benlik imgesinin oluşumu Gündelik Hayatta Benliğin Sunumu eserinden yola çıkarak ve Damga eserinden örnekler verilerek anlatılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Evring Goffman, Benlik, Damga, Dramaturji


Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu’nda Goffman, toplumsal yaşamı dramaturjik ilkelerden yola çıkarak açıklamaya çalışır. Bunu yaparken kişiler arasındaki etkileşimde temel olarak iki karakter olduğunu savunur. Bunlardan ilki rolü oynayan, ikincisi ise seyircidir.                          İnsanlar, hangi rolü, ne şekilde oynamaları gerektiğine karar vermek için yeni tanıştıkları kişiler hakkında hemen bilgi sahibi olmak ister ve bunun için farklı yollara başvururlar. Birkaç küçük ipucu ve eski deneyimlerinden yola çıkarak belli tutumlar sergiler. Ayrıca kendi de karşısındaki kişi üzerinde iyi bir izlenim bırakmak için bir çaba halindedir. Goffman, kişinin başkaları üzerinde izlenim bırakma yeteneğini, verdiği izlenim ve yaydığı izlenim olarak iki şekilde inceler. Verdiği izlenim sözlü simgeler vb. şeyler içerirken, yaydığı izlenim gözlemcilerin kişi hakkında bilgi alabileceğini düşündüğü çeşitli eylemleri içerir. Bunu damgalı birey açısından ele alacak olursak, görünür damgası olmayan bireyin, damgasını yeni tanıştığı kişilere söylememesi bir aldatmacaya neden olurken, damgaya dair fark edilebileceğini düşündüğü özelliklerini kontrol çabası rol yapmayı içerir. Buna Damga eserinden bir örnek verilecek olursa; yatılı okula giden ve idrar tıkanıklığı sorunundan muzdarip bir çocuğun arkadaşları arasında “farklı” gözükmek istemediği için onlara bunu söylememesi verdiği izlenimdeki aldatıcılığa örnek olabilir. Tuvalet ihtiyacını tuvaletin boş olduğu derslerde ya da gece herkes uyurken gidermeye çalışması ise yaydığı izlenimdeki kontrollü tavırlarına yani yaptığı role örnek olarak gösterilebilir.
Kişilerin birbirleri üzerinde oluşturdukları bu izlenimler, etkileşim, toplumsal yapı ve benlik imgelerinin yaratılması gibi konular üzerinde etkili olur.

Goffman, benlik imgesinin yaratılması, korunması ve sürdürülebilmesi hakkında bazı kavramlara başvurur. Bu kavramlar, “performans”, “takım”, “bölgeler ve bölgesel farklılıklar”, “ayrıksı roller”, “karakter dışı etkileşim” ve son olarak da “izlenim denetimi sanatı” olarak adlandırılabilir.                                                                                            Performans, kişinin seyirciler karşısındaki faaliyetleri olarak tanımlanabilir. Bu faaliyetler için önemli birkaç nokta vardır. Bunlardan ilki “vitrin”dir. Vitrin, “performans sırasında kişi tarafından kasıtlı ya da kasıtsız olarak kullanılan ifade donanımıdır” (Goffman, 2004:35). Vitrin, “set” ve “kişisel vitrin” olarak ayrılır ve set, daha çok bulunulan ortamın arka planına işaret eder. Kişisel vitrin ise “görünüş” ve “tutum” olarak ikiye ayrılabilir. Görünüş, kişinin toplumsal statüsü hakkında bilgi veren uyarılarken; tutum, etkileşimde oynamayı beklediği rol hakkında bilgi veren uyarıcılardır. Görünüş ve tutum arasında bir tutarlılık olması beklenir. Bu tutarlılığın olmadığı durumlarda iletişimde sorunlar meydana gelir. Örneğin, damgalı bir bireyin ya çok saldırgan bir tutum sergilemesi ya da çok mülayim olması beklenir. Başka bir örnek olarak ise bir siyasetçinin halk önünde her zaman sert bir tutuma sahip olması beklenir (Goffman, 2004:35).                                                                        Performans hakkında bir diğer önemli kavram “dramatik canlandırma”dır. Kişinin yaptığı faaliyetlerin “etkileşim sırasında istediklerini ifade edecek şekilde gerçekleştirmesi” olarak tanımlanabilir.
“Kişi kendisini başkalarına sunduğunda, performansı toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini, davranışlarından çok daha fazla içerir ve temsil eder” (Goffman, 2004:45). Goffman, Damga kitabında normallerin damgalılara yardım tekliflerinin kıymetliymiş gibi davranılması gerektiğinin tavsiye edildiğini söyler. Örnek olarak da çocuk felci geçirmiş birine havanın kötü olduğu günde komşuları market ihtiyacı olup olmadığını sormaya geldiğinde kişi ihtiyacı olmadığı halde bir şeyler istediğini anlattığı bir durumu gösterir.
Bir kişinin performansına uygun bir ifade sergilemesiyle ilgili olarak, kişinin standartlara uygun davranması gerektiği, uyuşmayan davranışlarından da vazgeçmesi hatta o gizlemesi gerektiği ifade edilir.
“Çoğu oyuncunun gerçekleri yanlış sunmak için gerekli yeti ve güdüye sahip olduğu açıktır; yalnızca utanç, suçluluk duygusu veya korku bunu yapmamızı engeller” der Goffman (Goffman, 2004:65). Yanlış sunum açığa çıktığında ise gözden düşme gerçekleşir. Ayrıca ortaya çıkan yalan ne kadar gerçekçiyse seyirci kendini o kadar tehlikede hisseder.
Benliğin sunumuyla ilgili ikinci önemli kavram olan takım, performansın sergilenmesinde işbirliğinde bulunan kişilerden oluşan bir topluluktur. Takım üyeleri arasında karşılıklı bağımlılık durumu söz konusudur. İçlerinden birinin yaptığı yanlış hepsinin gözden düşmesine neden olabilir. Seyirci önünde takım üyeleri, birbirlerinin yanlışlarını örtmeli, sırlarını saklamalıdır. Bu nedenle takım üyesi seçerken dikkatli olunmalıdır. Performansına, sadakatine güvenilecek kişiler takım üyesi olarak seçilmelidir. Örneğin eve bir misafir geleceğinde çocuklar uygun takım arkadaşları olarak görülmezler, çünkü onlar sırları saklamak konusunda işbirlikçi değillerdir. Aynı zamanda damgalı bireyler de kendileriyle aynı damgaya sahip olanların yani aynı takımda bulunan ortaklarının, damgaları hakkında kendi tavrından farklı davranmasını istemezler. Onlara dayatılan davranış sembollerinden farklı davranmalarını bir tehlike olarak görürler. Örneğin ağır işiten ve bunu saklamaya çalışan kişi, daha iyi duyabilmek için elini kulağına götüren yaşlı kadından rahatsız olur (Goffman, 2019:127).
Bir diğer önemli kavram ise “bölgeler ve bölgesel davranışlar”dır. “Bölge, bir ölçüye kadar algıya karşı engellerle çevrili herhangi bir yer olarak tanımlanabilir (Goffman, 2004:107). Bir performansın sunulduğu yer vitrin bölgesi olarak adlandırılabilir ve genellikle performanslar çokça kısıtlanmış bölgelerde sergilenir. Vitrin bölgesinde sahnelenen performans bazı standartlar içerir. Bunlar jest ve mimiklerden oluşan bir grup ve kişinin tutumlarından oluşan diğer grup olarak ayrılabilir. Kişisel vitrinin “tutum” olarak adlandırılan tavırları nezaket açısından, “görünüş” olarak adlandırılan kısmı ise edep konusunda önem taşır. Edep kuralları nezaket kurallarına göre bir ortamda daha kolay yayılır.
Bölgeler hakkındaki bir diğer önemli kavram ise “arka bölge” ya da “sahne arkası” olarak adlandırılan yerdir. “Belli bir performans tarafından çizilen izlenimle çelişen bir görüntünün yer aldığı bölge” olarak tanımlanabilir (Goffman, 2004:112). Akra bölge seyirciye karşı kontrol edilen davranışlardan uzak, kişinin daha rahat davranabildiği alandır. Burada kişi karakter dışı davranır. Bu nedenle arka bölgeye seyircinin girmesi rol yapan için utanç kaynağı olabilir ve etkileşim sarsıntıya uğrar. Arka bölge hakkında örnek olarak Goffman’ın Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu eserinde bahsettiği Shetland Oteli gösterilebilir. Otelin mutfak kısmında çiftçi kültürü geçerliyken müşteriler önünde bu kültür gösterilmez. Müşteriler tarafından görülebilecekleri yerde işveren-işçi ilişkisi geçerliyken, mutfakta durum daha eşittir. Hitap şekilleri, yemek yeme tarzları ve diğer birçok hareketleri müşteri önündekinden farklı ve daha rahattır. Sahne arkası ve vitrin bölgesi arasında çoğu zaman çok ince bir çizgi vardır. Bir alandan diğerine sürekli geçiş olabilir.
Benliğin sunumuyla ilgili bir diğer kavram olan “ayrıksı roller”dir. Takımın performansını olumsuz yönde etkileyecek “yıkıcı bilgiler” vardır ve bu bilgilerin saklanması gerekir. Karanlık sırlar, stratejik sırlar, dahili sırlar ve emanet sırlar olarak adlandırılan dört çeşit sır vardır. Bu sırlara sahip olanların konumları ve yarattıkları tehdit önemlidir. Çeşitli ayrıksı rol tanımları yapılmıştır. Bunlar muhbir, yem, gözcü, profesyonel müşteri, aracı, ve görünmez rolü olarak adlandırılır. Bu ayrıksı rollere ek olarak hizmet uzmanı, sırdaş ve meslektaş rolündekiler vardır.
Benliğin sunumuyla ilgili beşinci kavram ise “karakter dışı” etkileşimdir. Etkileşimde bulunan katılımcılar belirlenmiş yerlerine uygun davranırlar. “Her takım kendisi ve diğer takım hakkındaki özel görüşlerini bastırarak, karşı tarafça daha kabul edilebilir bir benlik ve öteki anlayışı yansıtır” (Goffman, 2004:161). Fakat kişiler sonrasında etkileşimde yansıttığı karakterine aykırı şekilde davranışlar sergileyebilir. Örneğin yukarıda verilen bir örnekte damgalı bir bireyin yardıma ihtiyacı olmadığı halde karşısındakinin işini kolaylaştırabilmek için ihtiyacı varmış gibi davrandığından söz edilmişti. Burada damgalı birey normal karşısında minnettar bir tutum sergilese de bu yardım istekleri onu rahatsız edebilir ve durumdan rahatsız olabilir. Normalin yakınında bulunmadığı durumda bu rahatsızlığını başka birine karşı dile getirebilir.
Benliğin sunumu hakkında son önemli kavram ise “izlenim denetim sanatı”dır. Bu kavram sahnelenen performansın başarılı olabilmesi için gerekli olan nitelikleri içerir. Bir kişinin arka bölgeye kasıtlı olmaksızın girmesi “davetsiz misafir” olarak adlandırılır. Bir gerçeği öneminin farkında olmaksızın sözlü ifadeler ya da davranışlarla açığa çıkarmak ise “pot kırmak” olarak adlandırılır. Bu durumlar iki taraf için de utanca neden olur. Kasıtlı şekilde sırları açığa çıkarmak ise “rezalet çıkarmak” olarak adlandırılır. Bu tür durumlar kişinin karakteri hakkında yarattığı izlenimi kötü yönde etkiler. Bu durumların meydana gelmemesi için kişiler bazı savunma mekanizmaları geliştirirler. Bunlardan biri dramaturjik sadakattir. Burada önemli olan nokta takımın sırlarına ihanet etmemektir. Performansı kendi çıkarları için tehlikeye atmamalı, ona verilen rolleri kabul etmeli, takım performansı nerede, ne zaman, kiminle seçerse seçsin istekli şekilde rolünü oynamalıdır (Goffman, 2004:201). İkinci savuma mekanizması ise dramaturjik disiplindir. Performansın sürdürülebilirliği açısından disiplin önemlidir. Bu nedende kişi kendisi ve rolü arasında denetimi sağlayabilecek kadar mesafe koymalıdır. Bir diğer savunma mekanizması ise dramaturjik tedbirdir. Kişiler performansı sergilemeden önce planlı olmalıdır. Beklenmedik durumlara önceden hazırlanmalıdır. Sadık ve disiplinli bir takım üyesi ve asgari sorun yaratacak seyirci seçmelidir. Korunma manevrası olarak da kişiler birbirlerinin kusurlarını görebilecekleri sahne arkası durumlardan uzak durmalıdır. Davet edilmedikleri yerlere gitmemeli ve buna benzer sahne arkasında görülebilecek durumlardan kaçınmalıdır. Örneğin görünür damgası olmayan bir birey damgasını başka birine açarken sırdaşı konusunda titiz davranmalıdır. Bunun nedeni sırrını açığa çıkarabilecek bir takım arkadaşının normaller önünde damgasını görünür hale getirmesinin kötü bir izlenim yaratacağıdır. Aynı zamanda normaller arasında bir performans sergilerken de özen göstermeli, sırrı açığa çıktığı takdirde onu görmezden gelebileceğini düşündüğü kişilere yönelmelidir.

Sonuç

  Goffman’ın Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu adlı eserinde benlik, “sahnede belli bir karakteri canlandıran bireyin başkalarına vermeye çalıştığı (genellikle güvenilir) bir imaj olarak” ifade edilmiştir (Goffman, 2004:234). Benlik ona sahip olandan değil, onun tüm eylemlerinin toplamından gelir (Goffman, 2004:234). Toplumun dışlanmışlarından oluşan damgalılar ise benliklerini genellikle etkileşim yoluyla edindikleri bilgilere göre kurarlar. Simmel’in yabancıları gibi damgalılar da hem gruba ait hem de grubun dışından olandır. Her damgalı normallerle etkileşimi sonucunda farklı olduğunu kabul etmeye zorlanır. Fakat unutulmaması gereken nokta damgalı ve normalin belli kişiler olmadığı, bunun iki farklı bakış açısı olduğudur.

Kaynakça:

  • Erdem, S. (2020). “Yapısal Sembolik Etkileşimcilik ve Kimlik Teorisi”. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi. 12(1): 50-65.
  • Goffman, E. (2004). Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu. (Çev. B. Cezar), Metis Yayınları, İstanbul.
  • Goffman, E. (2019). Damga: Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar. (Çev. Ş.Geniş ve L. Ünsaldı ve S.N. Ağırnaslı), HEretik Yayıncılık, Ankara.
  • Özalp, A. (2017). “Sembolik Etkileşimciliğin Tarihine Bir Bakış: Cooley ve Din Örneği”. TURAN-SAM Uluslararası Bilimsel Hakemli Dergisi. 9(36): 614-620.
  • Slattery, M. (2011). Sosyolojide Temel Fikirler. (Çev. Ö. Balkız vd.), Sentez Yayıncılık, İstanbul.

⇒ Yazar: Tuğçe Ayan- Akdeniz Üniversitesi 

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Tuğçe Ayan. Akdeniz Üniversitesi Sosyoloji Bölümü lisans öğrencisiyim.

Yorum yap

Yorumlar (2)

  1. Güzel bir çalışma olmuş

  2. Çok teşekkür ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir