Komünist Manifesto Kitap Analizi

Üretimin sanayileşmesiyle birlikte kapitalist sistemin ortaya çıkması, toplumsal yaşamın büyük bir değişim sürecine girmesine yol açmıştır. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto isimli eserlerinde, bu toplumsal değişimin sonucunda ortaya çıkan iki sınıfın çatışmasını ve bu çatışmanın çözülmesi için toplumun nasıl dönüştürülmesi gerektiği üzerinde durmuşlardır. Toplumu çatışmacı yaklaşım bağlamında ele alan Marx, bu eserinde çağdaş teorilerde büyük etki bırakan Marksist teorinin genel çerçevesini ortaya koymuştur.

Komünist Manifesto Kitap Analizi
0

Üretimin sanayileşmesiyle birlikte kapitalist sistemin ortaya çıkması, toplumsal yaşamın büyük bir değişim sürecine girmesine yol açmıştır. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto isimli eserlerinde, bu toplumsal değişimin sonucunda ortaya çıkan iki sınıfın çatışmasını ve bu çatışmanın çözülmesi için toplumun nasıl dönüştürülmesi gerektiği üzerinde durmuşlardır. Toplumu çatışmacı yaklaşım bağlamında ele alan Marx, bu eserinde çağdaş teorilerde büyük etki bırakan Marksist teorinin genel çerçevesini ortaya koymuştur.

Karl Marx, Almanya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir fakat babası dönemin şartları dolayısıyla sonradan Protestanlığı benimseyerek din değiştirmiştir. Hukuk ve felsefe eğitimi alan Marx, Hegel’in düşüncelerinden etkilenerek sosyal, politik ve ekonomik sorunları ele alarak teorisini geliştirmeye başlamıştır. Siyasal ideolojileri nedeniyle hiçbir yerde tutunamayan Marx, Brüksel’de yaşadığı dönemde sosyalizmle tanışmış ve burada çalışmalarını sürdürerek teorisini oluşturmaya devam etmiştir. Teorisini pratiğe döken tek sosyolog olan Marx, çağdaş pek çok teoriye de katkıda bulunmuştur (Kinloch, 2014; Kleinman, 2019).

Komünist Manifesto, genel çerçevesiyle, toplumun feodal sistemden kapitalist sisteme evrilmesiyle ortaya çıkan toplumsal sınıfların çatışmasını ve bu çatışma sonucunda toplumun nasıl dönüşümler yaşayacağını ortaya koyan bir metindir. Tarih boyunca bütün çağlarda ekonomik üretim araçlarının ortaya koyduğu toplumsal yapı, siyasal ve düşünsel tarihi etkilemiş ve tarih, sınıf çatışmalarıyla şekillenmiştir (Marx, Engels, 2020, s. 99). Kapitalist sistemde ise proletarya ve burjuvazinin çatışması hakimdir. Burjuva, üretim araçlarını eline alarak toplumsal yapıyı da şekillendirmeye başlamıştır. İnsan ilişkilerini maddileştirmiş, el üstünde tutulan hekim, avukat, rahip gibi mesleklerin soyunu kurutmuş, kırsal kesimde bir hayat bırakmayarak insanları kentlere hapsetmiştir. Aynı zamanda dünya pazarının sömürülmesi, üretimin sürekli gelişip değişmesi tüm toplumsal yapıyı alt üst ederek bir belirsizlik durumu oluşturmaktadır (Marx, Engels, 2020, s. 52-55).

Proletarya ise burjuvanın gelişimi altında ezilip giden bir sınıf haline gelmiştir. Ancak emeği sermayeye katkı sağladığı sürece hayatını sürdürebilen proletarya, makineleşmeyle birlikte emeğinin değerini de kaybetmiş, makinenin bir uzantısı haline gelmiştir. İşin basitliği nedeniyle kadın ve çocuk emeği de, cinsiyet ve yaşa göre belirlenen kullanım fiyatına satılmaktadır. Aynı zamanda işin basitliği, insanları ancak yaşamını sürdürebileceği kadar ücrete tabii tutmaktadır. Bu durumda makine kullanımı ve iş bölümü arttıkça çalışma saatleri de artmaktadır. Makineye bağlı yaşayan emekçi makine ve fabrikatör tarafından köleleştirilir. Burjuvanın varlığının bütün iş kollarını yok etmesiyle tüccarlar, zanaatkarlar, çiftçiler de git gide proleterleşerek toplum yalnızca iki sınıfa indirgenmiş olur. (Marx, Engels, 2020, s. 57-58).

Proletarya zaman içinde burjuvaziye karşı çeşitli gelişmeler gösterir. Emeğinin değerinin kalmadığını fark eden işçiler emeklerini değersizleştiren burjuvaziye ve makinelere karşı birlik oluştururlar. Başlarda başarısız girişimlerde bulunarak burjuvanın büyümesine yardımcı olan proletarya, bu büyüme sonucu sayıca artarak daha da güçlenir. Bu güçlenme sonucunda bir araya gelen proletarya siyasal bir örgütlenme oluşturarak burjuvazinin karşısına çıkar. Bu kadar gücün altında kalan burjuva, proletaryanın kendisiyle savaşacağı silahları kendi eliyle verir. Sonunda bir zamanlar aristokratların yerini burjuvanın aldığı gibi, proletarya da burjuvaziyi yıkarak egemen sınıf konumuna gelir (Marx, Engels, 2020, s. 58-61).

Sistemi ele geçiren proletarya, çıkarlarına hizmet eden komünist görüşü benimser. Komünizmin temelinde özel mülkiyetin ortadan kaldırılması söz konusudur. Sermaye, toplumsal bir üründür ve bu yüzden tek elde değil toplumun elinde bulunmalıdır. Bu durumda mülkiyetin ortadan kalkması kişisel mülkiyetin toplumsal mülkiyete dönüşmesi olarak açıklanamaz. Değişen toplumsal mülkiyetin sınıfsal niteliğidir (Marx, Engels, 2020, s. 66-67). Mülkiyet hakları ve burjuva üretim tarzındaki değişiklikler toplumsal yaşamda bir devrimi ifade etmektedir ve bu devrimi gerçekleştirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bu önlemler Marx ve Engels (2020) tarafından şu şekilde sıralanmıştır;

“Toprak mülkiyetinin kaldırılması ve her türlü toprak gelirinin kamu yararına kullanılması, ağır bir artan oranlı vergi, her türlü miras hakkının kaldırılması, tüm göçmenler ve asilerin mülküne el konması, kredilerin, devlet sermayesiyle işletilen ve kesin bir tekel uygulayan bir ulusal banka aracılığıyla devlet elinde toplanması, haberleşme ve ulaştırma araçlarının devlet elinde toplanması, devlete ait fabrikalar ve üretim araçlarının çoğaltılması; çorak toprakların tarıma elverişli duruma getirilmesi ve toprakların ortak bir plan uyarınca ıslah edilmesi, herkes için eşit iş taahhüdü, özellikle tarımda sanayi ordularının oluşturulması, tarımda sanayi işletmeleriyle birleştirilmesi; bütün ülkede daha dengeli nüfus dağılımı sağlanarak kent ile köy arasındaki ayrımın giderek ortadan kaldırılması, tüm çocuklar için devlet okullarında parasız eğitim” (s. 75-76).

Manifesto’nun geri kalanında çeşitli yanlış ve uygulanmaya uygun olmayan sosyalizm ve komünizm türlerinden bahseden Marx ve Engels, kitabın sonunda yaşadıkları dönemdeki komünist hareketlere değinmişlerdir. Bu metinde temel olarak ezilen sınıf olan proletaryanın burjuvazi boyunduruğundan kurtularak egemen olması ve en sonunda sınıfsız bir toplum oluşturarak çatışmanın çözülmesi ele alınmıştır. Sonuç olarak teorisinde toplumsal yapının ekonomik temellere dayandığını ve bunun sonucunda toplumsal yapı içerisinde büyük sorunlara yol açan bir sınıf çatışmasının hakim olduğunu ortaya koyan Marx ve Engels, bu çatışmanın çözümünü komünizmde aramışlardır. Yaşadıkları dönemin koşullarında Marx’ın siyasi görüşleri yüzünden sürekli bir yerlere sürülmesi, hiçbir yerde tutunamaması ve ekonomik sıkıntıları bağlamında böyle bir teori oluşturması mantıklı gözükse de uygulamaya geldiğinde ütopik bir düşünce olduğu görülmektedir. Aynı zamanda Marx’ın bu teorisi çağdaş düşünürler tarafından yetersiz olmakla ve sanayileşmenin sosyal olarak karmaşık etkilerini değil basit etkilerini ele alması konusunda eleştirilmektedir. Fakat bu teori tüm eleştirilere rağmen çatışma kuramının temelini oluşturmakta ve hala pek çok düşünürün teorilerine katkı sağlamaktadır (Kinloch, 2014, s. 107-108).

Kaynakça

  • Kinloch, G.C. (2014). Sosyolojik Teori Gelişmesi ve Belli Başlı Paradigmalar. Birleşik Yayınları, Ankara.
  • Kleinman, P. (2019). Felsefe 101. Say Yayınları, İstanbul.
  • Marx, K. , Engels F. (2020). Komünist Manifesto. Can Yayınları, İstanbul.
thumbnail
Önerilen Yazı
Komünist Manifesto Özeti

Keşfedin: Kitap Değerlendirilmesi Nasıl Yapılır?

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi - Sosyoloji

Yazarın Profili

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir