Modernliğin Sosyolojisi Kitabının İncelenmesi

Eser sahibince tarihsel karşılaştırmalı toplumsal bir analiz olarak nitelenen kitap doğuşundan günümüze modernlik anlatısını; kısıtlı liberal modernlik, örgütlü liberal modernlik ve sonrası olarak ele almaktadır. Wagner’ın modernliğinde özgürlük ve kısıtlama kilit noktalardır. Yazar, modern kurumların neyi kontrol altına aldığını, neyi kısıtladığını ve insanları neye muktedir kıldığını irdeler.

modernligin sosyolojisi

Çalışmasını tarihsel karşılaştırmalı toplumsal bir analiz olarak niteleyen Wagner,  doğuşundan günümüze modernlik anlatısını; kısıtlı liberal modernlik, örgütlü liberal modernlik ve sonrası olarak ele almıştır. Yazar, kısıtlı liberal modernlikten örgütlü modernliğe geçiş evresini, bunun nedenlerini, modernliğin ilk krizi başlığı altında ele alır. Modernliğin ikinci krizi ise örgütlü modernliğin kurumlarına tepkiler sonucu yaşanmıştır.

Yazar tarihsel değerlendirmesini tahsisat pratikleri, tahakküm ve temsil pratikleri ekseninde yapar. Wagner’ın modernliğinde özgürlük ve kısıtlama kilit noktalar olarak ortaya konmuştur. Eserin büyük ölçüde cevap verebildiği temel sorusu; modern kurumların neyi kontrol altına aldıkları, neyi kısıtladıkları ve insanları neye muktedir kıldıklarıdır.

Kısıtlı liberal modernlik, kamu hukuku kapsamı altında devletin yönetiminden bağımsız olarak bir özgürleşme düşüncesi ortaya koymuştur. Ancak modernliğin özerk ve muktedir insan inşa etmek yönündeki söylemi yansıtmamaktadır. Modernliğin erken döneminde sınırlamaların kaldırılması bir yana, sınırlamaya dair yeni ölçütler getirilmiştir. Yazar buna iyi bir örnek olarak “kadın olma” sorununun uzunca bir süre çözülmemiş olmasını gösterir. Modernliğin başat söylemi özgürlük olarak sunulsa da bunun imkânsızlığı görülmüş; devlet kaosu ve muğlaklığı ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Modernliğin bu evresinde bireyin kimliği ait olduğu sınıfa göre oluşturulmuştur. Kolektif kimliğin oluşturulmasını sağlayan sınıf aidiyetidir.

Modernliğin ilk krizinin temelinde söz konusu sınıf kimliğinin zayıflaması yatar.  Sınıf aidiyetinin bireyin kimliğini oluşturmadaki etkinliğinin azalması modern devleti krize sürüklemiştir. Nitekim bu kriz, bir ulus-devlete aidiyetin öne çıkarılması ve iç dış sınırlarının daha berrak çekilmesi suretiyle, bireye yeni bir kaftan biçilmesini gerektirmiştir. Örgütlü modernlik döneminde ulus- devlet kendisini siyasal partilerin varlığı ve temsille meşrulaştırmış, tüketimin artırılmasına yönelik olarak talep yanlı politikalar (refah devleti) kullanılmıştır.

Genel oy ilkesi temelinde kendini meşrulaştıran refah devletinin aygıtları, büyük sınai girişimler ve kitle partileri yazar tarafından birer demir kafes olarak nitelendirilir. Nitekim bunlar bireyin erişim alanını genişletirken, bir yandan da onu kurallar vasıtasıyla kafesin içinde tutmaktadır.

Wagner’ın modern devleti tasvir etmek için verdiği otoyol örneğini vurgulamak gerekir. Otoyol, bireylerin otomobil almasını zorunlu kılar. Çünkü ancak bu şekilde bir yerden bir yere ulaşabilmek mümkündür. Eğer otomobiliniz yoksa dışlanmış hissedersiniz ve bu imkândan faydalanamazsınız. Ancak otomobili olanların gidecekleri güzergâh ve yolda uymaları gereken kurallar devlet tarafından önceden belirlenmiştir. Siz modern toplumun bir bireyi olarak tüketmeye özendirilirsiniz ve arabanızın modelini, rengini, özelliklerini özgür iradenizle seçersiniz. Tabi otomobili satın almak için çalışmanız da gereklidir.

Örgütlü modernlikle beraber standartlaştırılmış maddi nesneler, bireylerin eylem tarzlarını da standartlaştırır hale gelmiştir. Beri yandan çeşitliliğin artması seçme özgürlüğünü de artırmıştır. Örgütlü modernliğin krizinin temelinde, refah yanlı politikalar neticesinde üretimin karlılığının azalması, ulus ekonomilerinin birbirlerine bağımlılığının artması- küreselleşme-, devletin düzenleyici rolünden vazgeçip bir ortak ve arabulucu rolünü kabullenmesi ve bu bağlamda özel ve kamusal alan ayrımının berraklığını yitirmesi yatar. Bunun yanında bir de temsil krizi baş göstermiştir. Vatandaşlar artık oy kullanmamaya ya da tepkilerini daha önce devlet tarafından belirlenmemiş şekillerde ortaya koymamaya başlamışlardır. Yurttaşlık bağı sayesinde sahip olduğu oy hakkının işlevsizliği yurttaşı siyaseti reddetmeye kadar götürmüştür.  Öte yandan kapitalizmin ve örgütlü modernliğin doğası gereği ürettiği eşitsizlikler toplumsal çatışmalara yol açmaktadır.

Yazar, kısıtlı modernlik, örgütlü modernlik ve sonrası arasındaki ayrımı kimlik inşasının genişleyen kapsamı aracılığıyla yapar. Kısıtlı liberal modernlik sınıfı kullanırken, örgütlü modernlik toplumsal kimliği milliyet ve sınıf aracılığıyla şekillendirdiği için daha kapsayıcıdır.

Örgütlü modernliğin krizi sonrası da toplumsal kimliğin oluşumu nitelik değiştirmiştir. Modern kimlik bir kimsenin mesleği ve toplumdaki konumu etrafında şekillenirken, post modern kimlik bireyin boş vakti, tüketim tarzı gibi öğeler üzerinden şekillenir. Artık toplumsal kimlik istikrarlı değildir, bireyler sürekli kendileri tekrar inşa etmektedir. Burada yazar kendini yeniden inşa etmeye yeterli olmayanların din yahut milliyetçilik gibi güçlü kimliklere sığınacaklarını belirtir. Günümüz toplumunda kişisel özelliklerin yanında, maddi imkânlar da kimliğin inşasında önemlidir. Çünkü kimlik satın alınabilir nesneler aracılığıyla yaratılıp sergilenmektedir.

Son olarak yazar genişletilmiş liberal modernliğe doğru mu? başlığı altında, günümüzde toplumsal pratiklerin örgütlenmesi, siyasal yönetimin sınırları ve toplumsal kimlik oluşturma tarzları arasındaki örtüşmezliğe dikkat çeker. Wagner, modernliğin yeni dönüşümünün baskı, dışlama ve imha ile gerçekleşebileceği konusunda endişelidir.

KAYNAKÇA

Wagner, Peter (2005). Modernliğin Sosyolojisi. (M. Küçük, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Yorum Yap

Yorum yap