Selçuk Küpçük, Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik

Yazar Selçuk Küpçük'ün sinema üzerine yazdığı çalışmada Türk sinemasındaki politik milliyetçilik konusunu üzerinde durmuştur. Yazı kapsamında kitaba dair değerlendirmeler yapılmıştır.

Selçuk Küpçük, Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik
0

Selçuk Küpçük, Gazi Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik öğrenimi gördükten sonra Ordu Üniversitesi’nde Sinema-Televizyon bölümünde yüksek lisansını tamamlamıştır. Dergah, Hece, Sosyoloji Divanı, Yolcu, Mahalle Mektebi gibi birçok dergide şiir, poetika, müzik ve sinema yazıları yazmıştır. “Karardı Karadeniz” (2012) ve “Karadeniz’in Kaybolan Kimliği” (2014) adlı derleme kitaplarına Karadeniz ekonomi-politiği ve kültürü üzerine çalışmalarıyla katkı sunmuştur. Alaaddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Mustafa İslamoğlu gibi şairlerin şiirlerini bestelemekle birlikte kendisinin de beste çalışmaları vardır. Başta Hasan Sağındık ve Selda Bağcan olmak üzere pek çok sanatçı tarafından besteleri seslendirilmiştir.

Oldukça verimli bir hayat süren Küpçük, bu kez Türk sinemasındaki politik milliyetçiliği analiz ettiği bu kitapla karşımıza çıkmaktadır. 2018 yılında tamamladığı yüksek lisans tez çalışması olan bu kitap 1960’lardan günümüze kadar ülkücü siyasetin sinemaya dair dönüşen ve gelişen politik ilgisini ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinin sinemaya nasıl aktarıldığı konu edinmiştir. Yazar, yakın dönem politik tarihimizi çalışırken mevcut literatürün özellikle sinema ve müziğin, Türkiye’nin siyasal akslarıyla kurduğu ilişki konusunda görmemiz gereken fotoğrafı eksik bıraktığı kanaatine varması bu kitabın çıkış hikayesini oluşturmaktadır. Kitap genel olarak iki ana bölümden ve 45 alt başlıktan oluşmaktadır.

Yazarın ifadesiyle bu metin, o yıllardan itibaren ülkücü hareketin sinemaya yönelik ilgi durumunu, gazete, dergi sayfalarına yansıyan fikirlerini ve az sayıdaki üretimini görünür kılmayı amaçlayarak literatürün eksik kalan politik sahnesini tamamlamayı ummaktadır (2025, s. 13). Temel olarak 1970’lerin alındığı eserde bir yolculuğa çıkarmış gibi anlatım vardır. Ülkücü hareketin sinemayla olan ilişkisi açıklanırken gazeteler, dergiler ve röportajlarla desteklenmiştir.

Kitap 1960’lardan 1970’ler Türkiye ve sinema serüvenini açıklayarak başlamaktadır. 1960’larda Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), CHP ve onun sınırlandırdığı haliyle karşılık bulan “resmi milliyetçilik”in dışında daha sivil bir oluşum olan “politik milliyetçi”liğin köklerini oluşturmaktadır.

Türkiye’nin o dönemlerde geçirmiş olduğu süreç müziğe, sinemaya ve kitaplara konu olduğunu ifade eden yazar, Türk sineması açısından 1960 ve 1970’lerdeki en aşikar gelişmenin dini ve tarihi filmlerin hızla artması olduğunu belirtmektedir. Dönemin muhafazakâr yapısının sinemaya olan önyargısı düşünüldüğünde önemli bir gelişmedir. Öncelikle Batılı bir sanat dalı olmasının yanı sıra sinema dergilerinde kadın aktrislerin dekolteli fotoğraflarının olması da sinemaya karşı önyargıyı beslemiştir. Kitap boyunca satır aralarında devletin sinemayı desteklemekte çekinceli davrandığını ifade eden yazar, Kazım Karabekir’in meclisi sunduğu üç maddelik sinema teklifine de yer vermektedir. Ayrıca 1960’larda bir “Türk Sineması” oluşturma tartışmaları yürütülmektedir. Daha sonraki yıllarda bu tartışmalar “Ulusal Sinema”, “Devrimci Sinema”, “Milli Sinema” ve “Milli Ülkücü Sinema Cephesi” gibi farklı adlandırmalarla devam etmiştir.

Sinemaya olan önyargının bir diğer nedeni din adamlarının rüşvetçi, yobaz vb. gösterilmesidir. Demokrat Parti, Tek Parti’nin din üzerine yumuşak bir tavır sergilemesi sonucunda sinemada İslam tarihinin önemli isimlerinin hayatlarını konu edinen örnekler verilmeye başlanmıştır. Böylelikle halkın sinemaya olan önyargısında kırılmalar görülmektedir. Ancak “Vurun Kahpeye” gibi dönemin bazı filmleri Türk toplumuna uymadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Benzer durum tiyatrolar içinde geçerlidir. Yaşanan tüm gelişmeler göstermiştir ki 1960’lı yıllarda milliyetçi çevrede sinema algısı onun bir kültür emperyalizmi enstrümanı olduğu ve Türk toplumunun değerlerine zarar verdiği yönündedir.

1967 yılı ülkücü hareket-sinema ilişkisi açısından önemli bir gelişme Nihal Atsız’ın romanlarından esinlenen “Bozkurtlar Geliyor” filmi yayınlanmasıdır. Bu gelişmeyi takiben dönemin milliyetçi dergilerinde de sinemaya yönelik yazılarda yayımlanmıştır. Türkiye’deki dönüşümlerle ilişkili ilerleyen sinema özellikle 1950’lerden itibaren Türk tarihine yönelik ilgi, 1960’larda belirginleşerek artmış, 1970’lerde devam etmiştir. 1950’lerde Osmanlı’ya, 1960’ların ortalarından itibaren de tarihi kahramanlara yönelik sinema filmleri bulunmaktadır. Bu dönemde yoğunlaşan ve Türk-İslam tarihini yücelten sinemanın kullandığı dil, MHP’nin oturduğu mito-politik zeminle birebir örtüştüğünü ifade eden yazar, filmlerin çoğunda “üç hilalli bayrak” sahnelerinin olduğunu belirtir.

Devletin sinemaya olan uzak duruşu bazen yumuşasa da 1960 ve 1970’lerde sinema güçlü bir sektör olmamıştır. 1970’lerde Yeşilçam’ın çöküşe geçtiği, renkli filme geçişle maliyetlerin arttığı ve düşük maliyetli seks filmlerine yönelme gibi nedenlerle ailelerin ve kadınların salonlardan uzaklaşması ile Türk sinemasının bir krize girdiğini ve 1980’ler boyunca devam ettiğini görmekteyiz. Yazarın ifadesine göre, 1960’lardan itibaren ülkenin içinde bulunduğu sosyolojik dönüşümlerle bağlantı kurulabilecek biçimde sırasıyla “Toplumcu Gerçekçi”, “Halk Sineması”, “Ulusal Sinema”, “Devrimci Sinema”, “Genç Sinema Hareketi” ve “Milli Sinema” şeklinde yaşadığı ülkenin sorunlarına farklı ideolojik çeperlerden yaklaşan bir dizi sinema arayışına şahit oluruz.

Dönemin önemli isimlerinden Halit Refiğ, ‘Türk sinemasını var eden Türk halkıdır’ anlayışı ile filmler çekmiştir. Yine Türk sinemasında önemli bir isim olan Ayşe Şasa, Halit Refiğ gibi Batıcı sinema anlayışını eleştirmiş, Türk toplumunun yapısı ve tarihinden beslenen bir yerli sinema anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. 1960’ların sonuna doğru yoğunlaşan “Ulusal Sinema” anlayışına temel eleştiri 1965 yılında kurulan “Türk Sinematik Derneği”nden gelmektedir. Bu dernek çerçevesinde toplanan Marksist düşünceye sahip genç kuşak sinemacılar Yeşilçam ve Hollywood yapımlarını eleştirmişlerdir. Toplumsal sınıfların çatışmalarını anlatan bir sinemayı önerip adına da “Devrimci Sinema” demişlerdir. Tüm bu gelişmeleri yazar dönemin dergi ve gazetelerindeki yazılardan aktarmaktadır.

1970’lerde politik Türk milliyetçiliğinin MHP’ye dönüşmesi ve Milli Nizam Partisi’nin kurulmasıyla sinemada “Milli Sinema” olarak adlandırılan yeni bir anlayış ortaya çıkmıştır. “Milli Sinema” ve “Ulusal Sinema”nın akraba olduğunu belirten yazar, bu sinema anlayışlarının kurumsallaşmasından bahsetmektedir. Bu noktada Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde kurulan Sinema Kulübü’ne dair bilgi vermektedir. Ayrıca “Milli Sinema” anlayışına vurgu yapan ilk yazı Yücel Çakmaklı tarafından yazılmıştır ve yazar Çakmaklı’nın çalışmalarından örnekler vermektedir. Yine bu dönemde ülkücü harekette önemli bir sinema yazarı olan Oğuzata Altaylı’dan da bahseder yazar. Altaylı döneminde dergilerinde yazdığı yazılarda sinemanın devlet desteği görmediğini ve Türk Devlet yöneticilerinin sinemaya karşı kayıtsız kaldığını ifade etmiştir. Altaylı’nın metinlerinden örnekler vererek konuyu detaylandıran kitabın yazarı, 1960’ların sonlarından 12 Eylül askeri darbesine kadar ülkücü hareketin Türk sinemasına bakış açısını Altaylı’nın ortaya koyduğunu da belirtmiştir.

Sinemaya yönelik çalışmaların kurumsallaşmasında ikinci önemli oluşum “Töre Musiki Folklor Eğitim Derneği (TÖMFED)’dir. 1975 yılında Ankara’da kurulan dernek özellikle 70’lerin ikinci yarısından 12 Eylül askeri darbesine kadar ki süreçte en etkili kurum olarak öne çıktığını belirten yazar kitabın ilerleyen sayfalarında bu derneğe geniş bir yer vermiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası biçimlenen Soğuk Savaş yıllarının Türk sinemasına etkisini Aclan Sayılgan üzerinden ele alınmıştır. Yine 1970’lerde rastladığımız taşrada ülkücü sinema çabalarını da yazar kitabında yer vermiştir. Sivas, Erzurum, Kayseri gibi illerdeki Ülkü Ocaklarının sinemaya yönelik çabalarından bahsedilmiştir. Aynı dönemlerde gazetelerde sinema sayfalarının da oluşturulduğu belirtilmiş ve kitap boyunca da gazetelerden örnekler verilmiştir.

Devlet ve sinema ilişkisinde önemli bir konumda olan TRT’ye de kitapta yer verilmiştir. O dönemlerde TRT Türk sağının farklı kesimleri tarafından yayınlanan filmlerden dolayı eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin nedenleri; milli kültür ile bağdaşmayan yayın anlayışı, solcu ve komünist düşünceye hatta örgüt ilişkilerine sahip kişilerce kadrolaşma ve muhafazakâr, milliyetçi, sağcı mahfillerin siyasal veya kültürel çalışmalarına yeterli yer verilmemesidir.

Ülkücü hareket içindeki bir başka önemli adım “Milli Ülkücü Sinema Cephesi Bildirisi”dir. Ülkü Ocakları Genel Merkezi bünyesinde kurulan ve ülkenin her tarafındaki kültür ve sanat çalışmalarını organize etmek amacını taşıyan oturum önemlidir. Bu durumda ülkücü aydınların mesele ile yakından ilgilendiğini göstermektedir. Yazar bu bildiriye dair kişiler ve eylemler üzerinden açıklamalar getirmektedir.

Alparslan Türkeş’in “Devlet” gazetesine verdiği söyleşide sinemaya da değindiğini ifade eden yazar Türkeş’in açıklamalarına yer vermiştir. Böylelikle devlet ve sinemanın yakınlaştığı görülmektedir. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Sinema Dairesi tarafından bir sinema kurultayı düzenlenmiştir. Yazar bu durumu konuya salt sansür biçiminde yaklaşan devletin ilk kez Türk sinemasının sorunlarına yönelmesi açısından kıymetli görmektedir. Yazarın aktardığına göre sinema meslek örgütlerinin, sinema yazarlarının davet edildiği bu kurultayda sinema ve devlet ilişkileri, yurtdışından getirilen filmlerin denetimi, sinema eğitimi gibi konular tartışılmış ancak bir yasa taslağı oluşturulmasına rağmen Meclis’ten geçmemiştir.

thumbnail
Önerilen Yazı
Osmanlı Devleti’nde Sosyalizm İzleri

Kitabın ikinci eksenini ise 12 Eylül 1980 askeri darbesi oluşturmaktadır. Ülkücü sinema filmi ve tiyatro oyunu ihtiyacını karşılamak, oyuncu yetiştirmek gibi faaliyetlerde bulunan TÖMFED darbe nedeniyle amacına ulaşmamıştır. Darbeden sonraki yıllarda TRT bünyesinde ülkücü kimliğini taşıyan bazı isimler görmek mümkündür. Benzer şekilde MTTB Sinema Kulübü’nde çalışmalar yürütmüş İslamcı ve ülkücü genç sinemacı kuşağı yeniden televizyon dizileri ve film projeleriyle bir araya gelmiştir.

Kitabın ikinci bölümünde ise 1970’lerdeki siyasi karışıklıklar, solcu-sağcı kesimlerin hapishanede gördükleri işkenceler ve bunların sinema filmlerine yansımasına değinilmiştir. Yazarın aktardığına göre 12 Eylül sinema tarihini de derinden etkilemiştir. Böylelikle sinemanın gelişim sürecinde yeni bir anlayış ortaya çıkmıştır; 12 Eylül Sineması. 2000’li yılların başında televizyon dizisi olarak karşımıza çıkan ve 12 Eylül döneminin siyasal olaylarını anlatan filmlerde sol kesimin bakış açısı hâkim olduğu görülmektedir. 1970’li yıllarda yoğunlaşan terör, katliam ve provokasyonların sorumluları olarak sadece ülkücülerin gösterildiği televizyon dizileri olarak “Çemberimde Gül Oya” (2004), “Hatırla Sevgili” (2006) ve “Bu Kalp Seni Unutur Mu?” (2009) dizilerinin yapıldığı ifade edilmiştir. Diğer yandan da ülkücüleri olumlu bir temsil olarak gösteren yapımlar bulunmaktadır; Kafes (2015), Ankara Yazı/Veda Mektubu (2016), Gülün Bittiği Yer (1999), Karınca (2021), Sevdam Gözlerinde Kaldı (2016), Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu (2019). Eserde bu filmlere dair açıklamalarda yer almaktadır.

Kitabın sonlarına doğru sağ-sol çatışmalarında ülkücülerin hapishane anılarının anlatıldığı “Güneş Ne Zaman Doğacak?” (1978), “Gülün Bittiği Yer” (1999), “Kafes” ve “Ankara Yazı/Veda Mektubu” filmlerine dair geniş bilgiler yer almaktadır. “Güneş Ne Zaman Doğacak?” filmi konusu ve karakterleri arasındaki diyaloglara yansıyan ideolojik söylemi düşünüldüğünde ülkücü hareketin meseleleri ile birebir örtüşen ilk sinema örneğidir. “Gülün Bittiği Yerde” filminde o dönemde hapishanelerde uygulanan şiddet yoğun bir şekilde gösterildiği ifade edilmektedir. Kitapta incelenen üçüncü film ise 2015 yapımı “Kafes”tir. Filmde dönem içi yaşananlar ülkücü hareketin gözünden tarihe not düşülmüştür. Ayrıca yazar filme dair 12 Eylül darbesinde yaşanan tutuklamalara kadar uzayan bir zaman diliminde gerçekleşen siyasal olayları ideal bir ülkücü karakterinin gözleri ile izleyiciye aktardığını belirtmiştir. İncelenen son film ise 2016 yapımı “Ankara Yazı/Veda Mektubu”dur. Yazara göre bu film, 12 Eylül döneminin çarpık hukuk düzenini ve hakimlerin kararlarını verirken “derin devlet” tarafından baskı gördüklerini anlatmaya çalışmaktadır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Osmanlı Devleti’nde Feminizm

Kitap genel olarak Türk sinemasının inşa sürecindeki farklı yaklaşımların etrafında şekillenen ve 1970’lerde yoğunlaşan arayışlarda politik milliyetçiliğin nerede durduğunu ifade etmektedir. Diğer bir anlamıyla kitap bellek çalışması olarak da görülebilir. İçerinde yer alan çok fazla ve birincil kaynaktan elde edilen bilgilerle Türk sinemasına dair bir bellek taşımaktadır. Kitapta yer alan bilgiler çok değerli olmakla birlikte bazı kısımların yoğun anlatılması okumayı zorlaştırmaktadır. Kitap temel olarak politik milliyetçiliği anlatmakla birlikte diğer ideolojilerle kıyaslanarak ele alınması okuyucu açısından daha işlevsel olabilirdi. Eser literatürde eksik görülen parçaya tamamlama ve arşiv kayıtları ile desteklenmesi eseri oldukça önemli yapmaktadır.

Kaynak:

Küpçük, S.(2025). Türk Sinemasında Politik Milliyetçilik, Loras Yayınları, Konya.

Fatma Nur YETİŞKİN,Lisans eğitimini Ordu Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamladıktan sonra Giresun Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmıştır. Şu an ise İnönü Üniversitesi’nde doktora eğitimine devam etmektedir. Afet Sosyolojisi, Toplumsal Hafıza, Kent Sosyolojisi, Yaşlılık Sosyolojisi alanlarında çalışmalar yapmaktadır.

Yazarın Profili

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir