Sosyal İlişkilerde İnsan Davranışlarının Erwing GOFFMAN’ın Benliğinin Sunumu ve Dramaturjisi Bağlamında İncelemesi

Bu çalışmada 20.yüzyıl Amerikan toplumunun çağdaş sosyologlarından Erving GOFFMAN’ın gündelik yaşamda benliğin sunumu ve dramaturji kavramları doğrultusunda Covid-19 pandemisi döneminde insanların sosyal ilişkilerde benlik performanslarının incelenerek örneklerle açıklaması yapılacaktır.

Sosyal İlişkilerde İnsan Davranışlarının Erwing GOFFMAN’ın Benliğinin Sunumu ve Dramaturjisi Bağlamında İncelemesi
2

Gündelik Yaşamda Benliği Sunumu

20.Yüzyıl Amerikan toplumunun içinde doğan ve Chicago Üniversitesinde çalışmaları yürütülen toplumu anlamaya yönelik sosyolojik çalışmalar Sembolik Etkileşimcilik kuramları ile açıklanmıştır. Sembolik etkileşimcilik kuramcılarının başında George Herbert Mead gelmektedir. Mead yaşadığı dönemde hiçbir yazılı eser bırakmamış olmasına rağmen kendisinin ölümünden sonra öğrencilerinin onun sosyal psikoloji ders notlarından derlediği ve onun adına kitap haline getirdikleri ‘Zihin, Benlik ve Toplum’ isimli eser ile Chicago ekolünün düşünce yapısına büyük katkıları olmuştur. Mead ’in ‘ben’ ve ‘beni’ kavramları ile benliği açıklaması Erwing GOFFMAN da ‘’tümüyle insani olan benliklerimiz ile toplumsallaşmış benliklerimiz arasındaki çok önemli uyuşmazlıklarımız’’ dediği şeyde yansıma bulmuştur. Bu iki kavram arasındaki gerilim, insanların bizden ne yapmamızı bekledikleri ile spontane olarak ne yapabileceğimiz arasında ortaya çıkar. Goffman’ın ifade ettiği gibi bizden beklenen şeyi yapmamıza yönelik isteklerle karşılarız; üstelik kararsız kalmamamız beklenir. İnişler ve çıkışlara maruz kalırız. İnsanlar sabit bir benlik imgesi sürdürmek için toplumsal izleyicilerine yönelik performans sergilerler. (Rıtzer K., Stepnısky J., 2018). Goffman bu toplumsal performansı insanlarla ilişkide bulunulan anı, bir sahne imgelemesiyle birlikte ele alarak dramaturji kavramıyla açıklamıştır. Dramaturji toplumsal karşılaşmaları dramatik sahne analojisini kullanarak anlama yollarından biri olarak tanımlanmaktadır. Bu yaklaşıma göre, insanlar seyircilere karakterlerini (benliklerini) sunmak için can atan sahne oyuncuları gibidir (Allan K., 2020).

Goffman gündelik yaşamda insanların birbirleri olan ilişkilerinde ve davranışlarında karşılarındaki kişilerin gözünden nasıl göründüğü ve algılandığı ile ilgilenmiş ve karşılıklı ilişkilerde benliğin sunumu ile ilgili çalışmalar ortaya koymuştur. Benliğin sunumunu ‘ön cephe’ kavramını kullanarak bireyin oluşturduğu ve ötekiler tarafından okunan belirli bir benliğin ve kimliğin ifadesi ile açıklamıştır. Bireyin ön cephesini bina cephesine benzeterek belirli işaret araçlarına vurgu yapmış ve insanların etkileşimlerde benliğini sunarken vurgulanması gereken ve kaçınılması gereken yönleri kurgulamıştır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Dramaturji Nedir? Goffman ve Dramaturji

Goffman’ın ‘Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu’ isimli eserinde bahsettiği üzere insanlar bulundukları ortama yeni birisi girdiği zaman genelde ya o kişi hakkında bilgi edinme ya da hali hazırda sahip oldukları bilgileri kullanma çabası içine girerler. İnsanların birbirleri hakkında fikir sahibi olma süreçleri birbirleriyle iletişime geçme sürecini de beraberinde getirerek sosyal ilişkilerin doğmasına neden olur. Bir ortamda iletişim kurulmadan önce kişilerin yaydığı izlenim ve iletişim sonrası verdiği izlenim birbirinden farklıdır. Bu farklılık insanların bulunduğu ortam veya kişiye göre girdiği rolün farklılaşması ve kendi benlik sunumunun değişmesinden kaynaklanmaktadır.

Sosyal ilişkiler en az iki kişi arasında gerçekleşen sözlü ya da sözsüz iletişimle kurulan bir ilişki türüdür. İnsanlar diğer canlılardan farklı şekilde sosyal bir varlık olarak yeryüzünde varlığını devam ettirmektedir. Toplum içerisinde yaşamanın en temel gereği diğer insanlarla iletişim yoluyla ilişki kurabilmektir. Her ne kadar kimi insanlar diğer insanlarla iletişimsiz kalarak bu ilişkileri en asgariye indirme eğiliminde olsa dahi kendilerini yine bir sosyal ilişki içerisinde bulmaktan kaçınamamaktadırlar. En asgari şekilde iletişime bir yerden başka bir yere giderken karşılaştıkları insanlarla bir araya gelmek durumunda kalmaları olsun, marketten ekmek alırken bile bir şekilde iletişime girmek durumunda kalırlar. İletişimsiz kalmak hayatta geçirilen süre zarfında pek mümkün görülebilen bir durum olmasa gerektir. Son iki yıldır içinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi bu durumu destekler nitelikte bir gelişme ve süreçtir. Dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu bu pandemi sürecinin getirdiği evde izole olma ve karantina kavramlarını gündelik hayat literatürüne almış bulunmaktadır. Ancak bu durumda dahi ilişkilerine boyut katarak devam edebilmiştir insanoğlu. Gelişen teknoloji sayesinde bu ilişkilerin boyutu ve kapsamı değişkenlik göstermektedir. İnsanoğlu, günümüzde meydana gelen olay ve gelişmelerin kapsamı ne olursa olsun arkasına teknolojiyi de bir şekilde iletişimde kalarak ilişkilerini sürdürme gayreti içerisindedirler. Sosyal hayatın sokakta durma noktasına gelmesine rağmen internet sayesinde fiziksel aynı ortam paylaşılmasa da sanal uygulamaların aynı linkinde buluşmayı başarmışlardır. Ülkemizde okullarda yüz yüze eğitime ara verilmiş ve zorunlu eğitimi kapsayan sınıflarda devlet televizyonu aracılığıyla öğretim faaliyetleri kapsamında eğitim verilmeye başlanmıştır. Bu televizyon bant yayınlarında seçilmiş öğretmenler, ülke genelinde sınıf bazında tüm öğrencilere ulaşmaya çalışmıştır. Yayınlarda dikkat çekici olan ise kimi öğretmenlerin realite şovlarını andıran görsel ve işitsel ders anlatma davranışları olmuştur. Öğretmenler küçük yaştaki çocukları ekran başında tutabilmek için öğretmen rollerine ek olarak farklı bir performans da sergilemişlerdir. Çünkü öğretmen rolleri öğrencilerin gözünde oluşturdukları sınıf, öğretmen masası, tahta vesaire materyallerden yoksun bir şekilde göz önünde sergilenmekteydi. Erwing GOFFMAN’ın ‘Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu’ kitabında performansları ele alırken kişinin oynadığı role inanması durumunu açıkladığı gibi öğretmenlerin bu performanslarını sergilerken ortadaki duruma gerçekten inanıp ona göre davranabilir ya da kinik bir yaklaşım içinde de olabilir, sonuç olarak bu performansları sonuna kadar devam ettirmişlerdir.

thumbnail
Önerilen Yazı
Damgalama Teorisi Nedir? Erving Goffman ve Damgalama

İnsanların gündelik yaşamda genellikle sabahları birbirlerini bile görmeden evden çıktıkları, gün içerisinde hiç iletişime bile girmedikleri, bir kısmının akşam yemekte bir araya geldiği bir kısmının da gece yarısı yatmak üzere olduğu vakitte birbirini gördüğü evde kesintisiz ve sınırsız bir şekilde birlikte yaşamanın gerektirdiği süreç de başlamıştı aynı zamanda. İnsanların evde kaldıkları dönemlerin nereye varacağı kestirilemediğinden teknoloji önderliğinde yeni çalışma tipi hayata geçirilerek online ofisler vasıtasıyla insanlar birbirleri ile aynı fiziksel ortam olmada bile sanal ortamda bir araya gelerek yine bir sosyal ilişki alanı oluşturmuştur. Bu dönemin en spesifik değişen ilişki çeşidi de hasta-doktor ilişkisi olabilir. Çünkü birebir görsel ve fiziki temasın öncül olduğu doktorun hastasını muayene etmesi bile hastanelerin online doktor muayeneleri başlatmasına kadar uzanan bir sosyal ortam oluşturmuştur.  Bu durum insanların dışarıda, okulda, hastanede veya yeri her ne olursa olsun kişilerin sosyal statülerinin, rollerinin ve performanslarının evlerde sahnelenmesini gerektirmiştir. Doktorlar açısından bakılırsa hastanede muayene odasında hastasını muayene ederken sergilediği performansının stetoskop, muayene masası, doktor önlüğü gibi sahne önü argümanlarından yoksun bir ortamda hastasının anlattığı kadarıyla işitsel bir muayene gerçekleştirmek durumuna girmişlerdir. Hasta açısından bakıldığında doktor figürünün genel bir yansıması yardımıyla durum o kadar çok değişken olmayabilir, çünkü önceki tecrübelerinden dolayı doktor aktörü zaten belli bir görünümde zihninde canlanmaktadır. Ancak muayene performansının gerçekleştiği sahne hastanedeyken olduğu gibi özel bir alan olmaktan çıkıp evin içinde başkalarının da o sahneye dahil olmasıyla birlikte aynı olmayacaktır. İki aktörde kendi rollerini gerçekleştirirken sundukları benlik değişkenlik gösterebilir. Doktorun performansını yoksun olduğu vitrin de etkileyebilir. Başka bir örnekle açıklanacak olursa pandemi döneminde televizyon yayınlarına bağlanan doktorların yayına bağlandıkları esnada hastanede olduğu gibi beyaz önlük giydikleri ya da cerrahların sadece ameliyathanede giydikleri yeşil ameliyat önlüğü ile ekran karşısına geçtikleri görülmüştür. Burada hastanedeyken gördüğümüz doktor ve cerrahların gerekli vitrin argümanlarından yoksun olduklarından dolayı böyle bir davranışa girdikleri düşünülebilir. Başka bir örnek ise akademisyenlerin bu dönemde görsel medya da sergiledikleri performans olabilir. Normalde çalıştıkları kurum üniversite olsun kamu kurumu olsun orada çalıştıkları ve insanlarla etkileşime geçtikleri esnada belli bir standart vitrine sahiptirler ve kendilerini rollerine uygun bir şekilde performansla ifade edebilmektedirler. Onları sadece kurumsal kimlikleri ile görürüz ve o şekilde bir davranış bekleriz. Ancak ekrana bağlanırken performanslarını sergiledikleri esnada kullandıkları argümanlar kendi seçtikleri vitrinde yer bulmaktadır. Genellikle bir kitaplık ve kütüphane önünden görüntü vermişler ve kendi özel hayatlarında kullandıkları kişisel eşyaları da göz önüne getirmişlerdir. Kütüphane ile kendilerinden beklenen akademisyen rolünü desteklerken, kütüphane içinde bulunan özel eşyalar ile başka bir role de çağrışım yapmış bulunmuşlardır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Goffman’ın Sahne Önü Ve Sahne Arkası Kavramları

İçinde yaşadığımız coğrafya ve zamansal süreç davranışlarımı ve sosyal ilişkilerimizi etkiler, bu süreçte kendimizde bulduğumuz roller değişkenlik gösterebilir. Örneklerde de değinildiği gibi doktor ve akademisyen rollerindeki kişiler toplumun kendilerine yüklediği role uygun performans sergilemeye devam etmişlerdir. Bu rolleri alışık oldukları Gofmman’ ın deyimiyle sahne önü olarak kullandıkları hastane veya üniversite kürsüsü olmasa da karşılarındaki kişilerin kendilerini nasıl görmesini istedikleri şekliyle göstermeye devam etmişler, performanslarını ve araçlarını ona göre düzenlemişlerdir.

Bu çalışmada yargılardan uzak bir şekilde Erving GOFFMAN’ın dramaturjisi ve gündelik yaşamda benliğin sunumu ile ilgili görüşlerinden faydalanılarak gündelik yaşamda sosyal ilişkilerde insanlar arasında etkileşimlerin ortam ve durumlara göre nasıl bir süreçten geçtiği örneklemlerle açıklanmaya çalışılmıştır.

Kaynakça:

  • Allan K., 2020, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Çağdaş Sosyal ve Sosyolojik Teori
  • Goffman E., Gündelik Yaşamda Benliğin Sunumu, Heretik yayınları
  • Rıtzer K., Stepnısky J., 2018, Sosyoloji Kuramları, De Ki yayınları
thumbnail
Yazarın Diğer Yazısı
Türkiye’den Almanya’ya Göçün Tarihsel Süreç ve Göç Sosyolojisi Bağlamında İncelenmesi

Bir ütopyanın peşinde yazar

Yazarın Profili

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (2)

  1. Rabia Kıvrak 5 ay önce

    Merhabalar,
    Alana yatkın olan bir kişi iyi veya kötü Goffman’ın ‘Benliğin Sunumu ve Dramaturji’ kavramlarına ilişkin bir yorum getirebilir. Ancak naçizane olarak söylemeliyim ki, siz önemli bir farkı ortaya koymuşsunuz. Bu anlamda çalışmanızda bulduğum en başarılı aktarım, Goffman’ın kavramlarını anlamak için geniş bir teorik temel sunuyor olması ve bu kavramları güncel bir bağlama taşıması. Ve üstelik örneklerle teorik açıklamaları desteklemesi. İnanıyorum ki bu somut örnekler birçok okuyucuya teorik kavramları anlamada oldukça yardımcı olacak. Ayrıca, Covid-19 pandemisi döneminin insanların sosyal ilişkilerine nasıl tezahür ettiğini sahneleme kavramı ile ele almanızı ilgi ile okudum. Alan yazınına ve okuyucuya katkısı bol yazılarınız daim olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir