1. Ana Sayfa
  2. Nedir?
  3. Sosyolojide Pozitivizm Yaklaşımı Nedir? Özellikleri ve Temsilcileri

Sosyolojide Pozitivizm Yaklaşımı Nedir? Özellikleri ve Temsilcileri

sosyolojide pozitivizm yaklasimi

Sosyolojide pozitivizm yaklaşımı, araştırmalarda metafizik olguları reddederek, olgulara dayanan, deney ve gözlem gibi somut modellemeyi amaçlayan bir bilimsel yaklaşımdır. Akılcı bir yöntem veya olguculuk olarak da adlandırılmaktadır. Sosyolojide pozitivist anlayış, yalnızca kanıtlanabilir, açıklanabilir olgular ve yöntemlerle ilgilenmektedir. Pragmatist düşünce modelini reddeder.

Pozitivist sosyoloji anlayışının özellikleri pozitivizmin felsefi özellikleriyle de benzerlik göstermektedir.  Gerçeklik, toplum düzenli bir sistemi ifade etmektedir ve toplumda ‘objektif bir gerçeklik’ her daim mevcuttur. Bu anlayışta araştırmacı tarafsız bir gözlemci olmayı hedeflemektedir. Pozitivist sosyolojiyle uyum sağlayan yaklaşımın da yapısal işlevselcilik olduğu söylenebilmektedir.

Tarih sahnesinde yer aldığı ilk günden beri tartışmaları süren Pozitivizm, Sosyoloji bilimini de büyük ölçüde etkilemiştir.

Pozitivizmin Özellikleri Nelerdir?

  • Bu anlayışa göre, bilinebilir olan şey yalnızca olgulardır.
  • Bilim, bütünüyle ve her alanında sorgulayıcı olmalıdır.
  • Bilginin temel ve güvenilir tek kaynağı deney ve gözlemdir.
  • Bilimsel değerlendirme, inanç ve değer ilkelerinden arındırılarak, mantık ilkeleri doğrultusunda yapılır.
  • Pozitivizme göre, olaylar ve olgular arasında değişmez yasalar vardır.
  • Çoğunlukla nicel veriler toplamayı hedeflemektedir.

Sosyolojide Pozitivist Yaklaşım Temsilcileri

Sosyolojide çok sayıda pozitivist düşünür olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yalnızca en önemli katkıları sağlayan birkaç düşünüre yer verilmiştir.

1.Claude Henri de Saint Simon

Pozitivizmin kurucusu Auguste comte olarak ifade edilse de kavramı ilk kullanan ve savunan kişi Comte’un hocası Sain simon olarak bilinmektedir. Pozitivist sosyoloji geleneğini başlatan düşünürlerden biri olan Saint Simon, toplum biliminde de bilimsel bilginin baskın olması gerektiğini vurgulamaktadır.

Saint-Simon’un savunduğu pozitivizm kavramının Ortaçağ’da hakim olan teolojik sisteme karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Simon, teolojik sistemin yarattığı toplumsal baskı ve kaosa dikkat çekmekte ve endüstriyel topluma yönelik bir çözüm önerisi olarak bu anlayışı sunmaktadır. Ancak daha sonra bu kavramı sistemleştiren ve literatüre girmesini sağlayan düşünür, öğrencisi Auguste comte’dur.

2.John Stuart Mill

İnanç, vicdan ve düşünce özgürlüğünün güçlü savunucularından Mill, bilinen her şeyin bizim bilgi vasıtamıza bağlı olduğunu, dolayısıyla da deneye önem verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Öğrenme yöntemimizin bilgiye giden yoldan geçmesi durumunda, metafizik veya teolojik yöntemlerin yanıltıcı ve yanlı olabileceği kanısındadır.

Mill’in pozitivist sosyolojiye dair en büyük katkısının, kendisinin topluma ilişkin bir bilimin ‘genel yasalara, deneye ve gözleme dayanan bir bilimin temellerini atmakta olduğunu iddia eden Mantık Sistemi (1843) adlı çalışması olduğunu söylemek mümkündür.

3.Max Weber

Modern sosyolojinin kurucusu Weber, sosyolojide farklı bir perspektif ortaya koymuştur. İdeal tip analizi ile yorumlayıcı sosyoloji metodunu geliştirmiş sosyal bilimlerde nesnellik ve değer tarafsızlığının önemini ortaya koymuştur (Demirel, 2006: 1). Pozitivizmin sosyolojiye etkisi Weber sayesinde nesnellik alanında da etkili olmuştur. Weber, insan doğası üzerine diğer pozitivist sosyologlardan farklı bir düşünce ortaya koymaktadır. Weber’e göre düşünebilme yetisine sahip olan insanlar (akıl etkisi), toplumsal yaşamda değerler ölçüsünde hareket eden, karşıt ilişkilerde anlamlı eylemlerde bulunan ve sonuç olarak da kendi toplumsal dünyalarını oluşturan kültürel varlıklardır.

4.Hebert Spencer

Spencer’ın önemle üzerinde durduğu şey, toplumsal yapılarla kurumların evrim içerisindeki gelişmesi olarak bilinmektedir. Spencer, büyük ölçekte Comte’un izini takip etse de: ‘Comte, “İnsanın davranış ve algılarının ilerlemesini fikirleri ile açıklar ve “doğa bilgimizi’’ yorumlamaya çalışır; oysa banim amacım, dış dünyanın ilerlemesini açıklamak ve “doğayı meydana getiren fenomenlerin kökenini’’ dair yorumlarımı ortaya koymak.’ ifadesi ile Comte ile arasındaki aslî farkı açıklamaktadır. Ayrıca Comte’un nesnel değil daha öznel bir modelleme yarattığı görüşüyle kendisini ondan ayırır.

5.Emile Durkheim

“Durkheim, sosyoloji kürsüsüne atanan ilk profesyonel, akademik Fransız sosyoloğu olma ayrıcalığına sahip olmuştur’’ (Swingewood, 1998: 123). Çalışmalarında ve düşünce yaşamının tamamını pozitivist olan Durkheim, kendisini sosyolojiyi tam ve bilimsel bir disiplin olarak kabul etmesinin altında yatan düşünsel yetenek de bu ayrıcalığıdır. Sosyolojinin temel özelliklerini net olarak tanımlarken, nesnel olay ve olguların önemini şiddetle vurgulamaktadır. Doğrudan pozitivist sosyoloji geleneğinin en önde ve en net savunucularından biri olmuştur (Ritzer ve Stepnisky, 2014: 76-85).

celal sengor pozitivizm

Comte’nin Pozitivist Sosyoloji Anlayışı

Pozitivist sosyolojinin kurucusu olan Comte, hocası Saint-Simon’un görüşlerini kendi düşünceleri ile harmanlayarak sistematik bir hale getirmiştir. Comte’un yaşadığı dönem ve düşünceleri arasında paralellik kurmak mümkündür. Çünkü Fransız Devriminin gerçekleştiği dönemde yaşamıştır bu dönemde toplumu yeniden kurma çabalarının olduğunu söylemek mümkündür. Comte’u, dönemin düşünürlerinden ayıran en önemli özelliğin, toplum teşkilatlanmasını ‘bilim ve felsefeye’ sorması olduğu bilinmektedir (Buhl, 1940: 7).

Comte toplumsal değişimin temellerinde evrimci değişim hakkında düşünceler beyan etmiş ancak bu konuda ısrarcı olmamıştır. Çünkü, toplumun doğal bir evrim ile daha sağlıklı değişeceğini savunmuştur. Bu durum onu ‘evrimci kuramı’ ya da başka bir deyişle ‘üç hal yasası’na götürmektedir. Bu düşünce çerçevesinde, dünyanın üç entelektüel evreden geçtiğini ifade etmektedir: Teolojik Aşama, Metafizik Aşama, Pozitif Aşama. Teolojik aşamanın 1300’den önceki dünyayı kapsadığını söylemek mümkündür. Bu aşamada her şeyin kökeninin dini figürler ve inanışlar olduğu görüşü öne sürülmektedir. 1300 ve 1800 arası dönemin de metafizik dönem olduğunu savunmaktadır. Bu dönemde ise Tanrılardan ziyade ‘doğa’ gibi soyut güçlerin her şeyi açıkladığına dair bir inanç sistemi bulunmaktadır. 1800 ve sonrasında ise dünyada bilime olan inancın hâkim olduğu bir görüşün yayıldığı düşünülmektedir. Comte, bu aşamada insanların artık Tanrı veya doğa üzerinden değil, somut gerçekler ve toplum üzerinden fiziksel dünyayı ve onları yöneten yasaları açıklama ve gözlemleme yoluna gittiklerini ifade etmektedir (Ritzer, Stepnisky, 2014:14-15).

Comte’un pozitivizmi, verilerin dikkatli toplanması yoluyla sınanabilen soyut yasaların geliştirilmesi için uygun yöntemin olan yerin sosyal ve toplumsal evren olmasına dayalıdır. Ayrıca bu soyut yasaların da toplumsal evrenin temel özelliklerine işaret edebileceğini ve toplumun doğal ilişkilerini ortaya koyabileceğini açıklamaktadır.

Pozitivizm’e Yapılan Eleştiriler

  • Pozitivizmde bulunan birtakım boşluklar ve düşünce sisteminin tamamının ampirik bilgi üzerine kurulu olması, gelenek gibi dogmaların tamamen saf dışı bırakılması pozitivizmin etkinliğinin sorgulanmasının baş nedenlerinden biri olmuştur.
  • Frankfurt Okulu’ndaki düşünürler; pozitivizmin insanın sosyal davranışını yeteri kadar inceleyemediği yönünde eleştiride bulunmuşlardır. Çünkü sosyal davranışın bireye bağlı olarak, biriciklik yaratan değişken olduğunu savunmaktadırlar. Sosyal davranışın mutlak doğruluğu üzerine, genelleme ile yorum yapılamayacağını ve bunun göreceli bir durum olabileceğini vurgulamaktadırlar.
  • Erich Fromm ise pozitivizmin toplumu analiz etmek için yeterli bir sistem olmadığını düşünmektedir. Toplumsal gelişimi takip etmek ve yorumlamak için ruhbilimin de son derece önemli olduğunu savunmaktadır.
  • Romantizm akımının önemli temsilcisi Kant, bilime karşı olunması gerektiğini savunanlar arasındadır. İnsanın bir ruha sahip olduğu ve duygularıyla var olduğu görüşünün altını çizmektedir. Bilimsellik ise insanın değerlendirilmesinde birtakım sınırlandırmalara yol açabilmektedir. Bu nedenle bilgi, insan ruhunda aranmalıdır.
  • Dilthey pozitivizmi gerçekliğin yalnızca olgularla sınırlandırılamayacağı görüşü ile eleştirmektedir. Olgulara dayalı bilgiler görülür, mutlak doğru olarak nitelendirilebilir, fakat insana ait bilgilerin yalnızca matematiksel verilerle açıklanamayacağını, bu bilginin aynı zamanda insanın bilincinde gizli olabileceğini ifade etmektedir. Bu nedenle duyguların da incelenmesi gerektiğini savunmaktadır.
  • Fichte, olgulara dayalı verilerin yeterli olmadığını ve ahlak, bilinç gibi soyut unsurların varlığının atlanmaması gerektiğini vurgulamaktadır.
  • Bir başka pozitivizm eleştirisi de idealizm akımını temsilcilerinden Hegel’e aittir: ona göre metafizik önemlidir. Bilginin düşünce yoluyla sağlanması gerektiğini savunmaktadır. Metafizik göz ardı edilmemelidir çünkü varlık bir bütündür. Bu nedenle de bilgiye ulaşmada sadece nesnel verilerin yeterli olmadığı kanısındadır.
  • Nihilizm akımının temsilcilerinden Nietzsche’ye göre ise, toplumu oluşturan insan davranışları belirli olgusal verilere dayalı değildir, insanın davranışlarını etkileyen ve düzenleyen belli başlı prosedürler olmamalıdır. Ona göre, İnsanın davranışlarını belirleyenin yine insanın kendisi olmalıdır.

Kaynakça

  • BRUHL, L. L. (1940). Auguste Comte’un Felsefesi, çev. Z. Fahri Fındıkoğlu, Burhanettin Matbaası, İstanbul.
  • DEMİREL, D. (2006), Max Weber’in Metodolojik Yöntem Analizi, www. Universite-Toplum. Orgflext.php3?id=260.
  • RİTZER, G., STEPNISKY, J., (2014), Sosyoloji Kuramları, çev. Himmet Hülür, De Ki Basım Yayım, Ankara.
  • SWİNGEWOOD, A. (1998). Sosyolojik Düşüncenin Kısa Tarihi, çev. Osman Akınhay, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara.

İlgili Yayın: Osmanlı’da Pozitivist Yaklaşımı

Dikkatinizi Çekebilir: Sekülerizm Nedir?

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi sosyoloji Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Medya ve Kültürel Çalışmalar Anabilim Dalı. ebrumelistumbul@gmail.com

Yorum yap