Sosyolojiye Çağrı: Hümanist Bir Perspektif Kitap Değerlendirmesi

Sosyolojiye Çağrı: Hümanist Bir Perspektif Kitap Değerlendirmesi
0

Sosyolojinin önemli isimlerinden olan Peter L. Berger’in bu eseri sosyolojiye bir davettir. Sosyolojiye bağlı olan, sosyolojiye ön yargılı olan, sosyoloji hiç duymamış olan kısacası herkes sosyolojik düşünmeye davetlidir. Bu sebeple alan dışı olanların anlayamayacağı ağır, akademik bir üslup kullanmak yerine basit olmamakla birlikte teknik dilden uzak, açık ve anlaşılır bir üslup kullanmıştır. Genel hedefi sosyoloji dair bir bilinç oluşturmak olan kitap, toplam sekiz bölümden oluşmaktadır. Yazar her bölümün içinde asıl olarak sosyoloji nedir, ne işe yarar, konulara sosyolojik perspektif ile nasıl bakılır gibi temel soruları cevaplandırarak bir temel inşa etmeye başlamıştır.

          Berger, “Bireysel Bir Uğraş Olarak Sosyoloji” adını verdiği bir bölümde sosyoloğun toplumun zihnindeki imajlarını açıklamıştır. Sosyoloji sosyal hizmet disiplini ile bir tutan yanlış bir imajı “sosyoloji bir uygulama değil anlama teşebbüsüdür” (Berger, 2018, s.15) sözü ile ortadan kaldırmıştır. Sosyologların istatistikçi ile ilişkilendirilen imajına dair ise verilerin tek başına sosyolojik olmayacağını, bu verilerin sosyologlar tarafından yorumlandığı takdirde sosyolojiye katkı sağlayabileceğini belirtmiştir. Berger, sosyoloğu çalışma alanı olan toplumun içinde iken olan biteni anlamaya çalışan, merak eden, sorgulayan, gözlem yapan, kapalı kapıların ardını görmeye çalışan, bilinmeyen ortaya çıkarmaya istek duyan kişi olarak tanımlar. Bazı insanların bunların hepsine ilgisiz olması da sosyoloji bir tür bireysel bir uğraş olarak göstermektedir. Her şeyi göründüğü gibi kabul eden bir insanın sosyolog olması mümkün görülmemektedir.

          İkinci bölüm temel olarak toplum üzerinde durulmuştur. Berger, toplumun içeriğini açıklayıp sosyolojik perspektif ile ötesini görmemizin önemini vurgulamıştır. Örneğin, işsiz bir insanı yargılamadan önce bu işsizliğin toplumun ne kadarında görüldüğüne ve buna sebep olan faktörleri bulmak için sorunun temellerine bakılarak buna sebep olanın ekonomik eşitsizlik olduğuna ulaşılmalıdır. Olguları görme konusunda Berger’in dikkat çektiği önemli bir nokta da referans çerçevesidir. Sosyolog, bir avukat veya bir doktor gibi kesin olan hükümler, kurallar doğrultusunda çıkarımlar yapmamalıdır ve olgu içinde iki farklı taraf var ise iki tarafın da anlam dünyasına bakmalıdır. Buna da bir örnek verecek olursam, bir disiplin kurulunun suç işleyen bir öğrencinin meselesini anlamlandırması okul kurallarının suçu nasıl değerlendirdiğine bağlıdır. Ancak sosyolog için öğrencinin kuralları nasıl değerlendiğini görmek de aynı ölçüde önemlidir. Burada anlatılmak istenen ve fazlasıyla önemli olduğunu düşündüğüm nokta ötekini anlamak yani ötekinin anlam dünyasını anlamaktır. Berger, bir sosyoloğun her daim herkesçe onaylanmış yargıların ardına bakmanın gerekliliğini aşık olma, evlilik örneği ile açıklamıştır. Aşk bile karşı konulamaz yoğun duyguları içeren bir bağın bile sadece “belirli şartlar karşılandığında veya oluşturulduğunda” (s.51) gerçekleşmesinin mümkün olduğunu söylüyor. Evlenecek kişilerin ait oldukları dinleri ve sınıfları ve sahip oldukları statüleri eş değer olmalıdır ki bu evlilik şartlarına uygun olsun. Örneğin, evlilik süreci başlangıcında damat adayına sorulan ilk soru ne iş yaptığıdır. Eğer işi yoksa veya yaptığı iş kabul görmezse evliliğe karar aşaması sekteye uğrar. Tamamen duygu içeren bir konunun sınıf, gelir, eğitim, ırk, din gibi şartlar doğrultusunda oluşması her konunun ötesine bakarak sosyolojik perspektif yakalanabileceğini gözler önüne seriyor.

          Üçüncü bölümde yazar, bireylerin biyografilerinin yani bir sosyal dünyadan ötekine geçtikçe kendi anlam dünyamızın değiştiğini ileri sürer. Sosyolojik perspektif ise belirli bir dünya görüşünü inşa edenlerin ağına kolayca düşmemek için bir çözüm yoludur. Çünkü sosyoloji, kendi alınan dünyalarını ve başkalarının düşüncelerini anlama açısından açıktır.

          Dördüncü ve beşinci bölümlerde toplumun içindeki insan ve insanın içindeki toplum olarak ikisi arasındaki karşıtlığı konu almıştır. Dördüncü bölümde toplumu ve kontrol sistemlerini değerlendiren Berger, kontrol mekanizması olmadan toplumun bir arada duramayacağını iddia eder. Değinilen en önemli nokta ise toplumun bizi şekillendirdiğidir. Bizi sarıp sarmalar, içinde bir konuma yerleştirerek bize dair her şeyi belirler. Belirlenen kuralların dışına çıkarsak kontrol mekanizmaları ve yaptırımlarla karşı karşıya kalırız. Berger’e göre, “Kısacası toplum, tarihimizin içindeki tutsaklığımızın duvarlarıdır” (s.116). Devam niteliğindeki bölüm olan beşinci bölümde ise aslında bireyin toplumun ona verdiği rolü oynamak istediğini konu etmiştir. Bunun nedeni de kanımca, rollerin kendi içinde bulundurduğu eylemler, tutumlar ve buna bağlı olarak yaşattığı duygulardır. Aslında burada dikkat edilmesi gereken nokta toplumsal gerçekliğin, bireyler tarafından oluşturulması fakat daha sonrasında onları aşmasıdır. Tıpkı toplumsal cinsiyet kalıp yargıları gibi bu rollerin içerikleri belirlenmiştir. Mesela biyolojik olarak erkek olmak beraberinde saldırgan, hırslı, güçlü olmayı gerektirirken kadın olmak ise kibar, kırılgan, zayıf olmayı gerektirir kalıp yargıları mevcuttur. Bakıldığı zaman bu yaygın kanaati farkında olmadan kendisine baskı olarak oluşturan toplumun ta kendisidir. Düşünüldüğünde birey toplumun kalıp yargılarına uymayan bir tavır sergilediğinde toplum tarafından eleştirilere maruz kalır bu yüzden bu konuda birey ne yapacağını bilemeyebilir. Yani birey isteyerek değil, eleştirilere hatta dışlanmalara maruz kalmamak için rolünü oynamak zorunda kalabilir.  Erkek dediğin ağlamaz, pembe renk giyinmez. Bunları yaptığı takdirde eleştirilere maruz kalması kaçınılmazdır. Ve son olarak da hem gerçeklik tarafından üretilmiş hem de gerçekliği üreten toplumu benzetmiş olduğu tutsaklığa karşı bir olmamız gerektiğini söyler.

          Altıncı bölümde özgürlük ve kötü niyet kavramlarıyla ahlaki bir çağrı yapan Berger, kötü niyetin başka bir deyişle kendi seçimi olan bir şeyi zorunda kalmış gibi göstermek özgürlüğü ortadan kaldırmak olduğunu söylüyor. Toplumda oynadığı rollerin kendisini kötü niyete yönlendirdiğini söyleyen bireyin o role girmesi de kendi tercihidir. Bu bağlamda bölümün sonunda toplumun bize sunduğu güzel yanları hatırlatarak olumlu bir biçimde birey ve toplum ilişkisini sonuçlandırmıştır. Beraberindeki yedinci bölümde ahlâkî çağrıya devam ederek sosyolojik anlayışın insanların içine merhamet yükleyerek buna son veremese de görünür olmasını sağlayacağını belirtir. Düşüncelerimde vardığım kanıya göre doğru seçimlerimiz topluma karşı olan sorumluluklarımızdan biridir.

          “Hümanist Bir Disiplin Olarak Sosyoloji” başlığıyla yazılan son bölümde sosyoloğun ve sosyolojinin nasıl olması gerektiğinden bahsetmiştir. Sosyolog her türlü problemi ve özellikle etik problemleri ele alırken sosyolojinin insan için var olduğunun bilincinde olarak, insani değerlerini kaybetmeden, kendi doğrularını esas almadan, ön yargısız bir tutum sergilemelidir. Husserl’in görüşüyle paranteze almamız gerekir. Son olarak yer yer bahsettiği kukla tiyatrosu imajı benzetmesiyle sözlerini bitirmiştir. Toplum tiyatrosundaki kukla bireyler olan bizlerin ancak tiyatroyu fark edip oyunu durdurma eylemimizle özgürlüğümüze uzanabileceğimizi savunur.

          Kitabın genel bir değerlendirilmesi yapılacak olursa Berger, okuyucusuna vermek istediği sosyolojik bilinci sosyolojinin ne olduğuyla başlayıp birey ve toplum ilişkisine değinip yolun sonunda da ahlâki çağrısıyla oluşturmuştur. Her bir adımda örnekler üzerinden giderek pekiştirici bir anlatım sunmuştur. Örneklerinin bir kısmını din üzerinden vermesi dikkatimi çeken bir husustu ancak bunun da yazarın ünlü bir teolog olmasından kaynaklandığını fark ettim. En önemli konu olduğunu düşündüğüm sosyolojik perspektif kazandırma konusunda okuyucusuna çok fazla katkı sağlayabileceği bir gerçektir. Sosyolojiyi tanımak, bağ kurmak ve ötekini anlamak açısından oldukça nitelikli, anlaşılır ve akıcı bir kitaptır. Ve sosyolojiyi sınırlandırmamanın önemi vurgulamıştır. Bu çağrıya kulak vermek, davete icabet etmek gerekir.

KAYNAKÇA 

Berger, P. L. (2018). Sosyolojiye Çağrı: Hümanist Bir Perspektif. (A. Erkan Koca, Çev.). İletişim Yayınları.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir