Türkiye’de Kadınların Kamusal Alanla İlişkisi: Mardin Örneği

Türkiye' de kadınların kamusal alanda yaşadıkları sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunlar Mardin ilinden 20 kadın katılımcı ile gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’de Kadınların Kamusal Alanla İlişkisi: Mardin Örneği
1

Danışman

Dr. Öğr. Üyesi Aslı Telseren Ömeroğlu

İstanbul, 2023

İÇİNDEKİLER

1.GİRİŞ

2.BÖLÜM: KAVRAMSAL ÇERCEVE: BİREYLERİN KAMUSAL ALAN VE ÖZEL ALAN İLİŞKİSİ

2.1.Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

2.2.Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Rolleri

2.3.Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı

3.TÜRKİYE’DE KAMUSAL ALAN KAVRAMIN GELİŞİMİ

3.1.Feminist Teori Perspektifinden Kamusal Alan

4.YÖNTEM

5.ANALİZ VE BULGULAR

SONUÇ

KAYNAKÇA

EKLER

EK 1: Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu

1.GİRİŞ

Toplumsal cinsiyet, toplum tarafından kadınlara ve erkeklere yüklenen toplumsal rol ve sorumluluklar olarak ifade edilmektedir (Cumur, Topçu, 2022, s. 114). Rol ve sorumlulukların toplum tarafından kadınlar ve erkekler için kurgulanmasına toplumsal inşa denilmektedir. Toplum tarafından inşa edilen cinsiyet kalıp yargıları, kadınların ve erkeklerin rolleri ve sorumlulukları toplum tarafından, kültürel kalıplar, yargılar ve düşünceler tarafından oluşturulmasıdır. Bu kalıp yargılar, toplumun değerleri, normları ve önyargıların hem sonucu hem nedenidir. Toplum tarafından kadınlara ve erkeklere belirli kalıp yargılar doğmadan önce yüklenmeye başlanır. Bebek doğmadan önce cinsiyete göre renkleri seçilir ve ona göre odası tasarlanmaktadır. Bebek doğduktan sonra toplum içine karıştığından toplum tarafından kız çocuğuna ya da erkek çocuğuna belirlenen roller öğretilir. Kadınlar, şefkatli, duygusal, narin, kırılgan, hanım hanımcık, çocuğa bakma, ev içi işleri yapan roller tanımlanırken; erkeklere ise güçlü, duyguları ile hareket etmeyen, mantıksal, dışarıdaki tüm zorluklarla başa çıkabilen roller tanımlanmaktadır. “Kadın doğulmaz kadın olunur”, “erkek adam dediğin güçlü olur” gibi cümleler toplum tarafından bireylere atfedilir. Dolayısıyla birey büyürken toplumsal cinsiyet rollerini öğrenmektedir.

Bir birey olarak doğmaktayız ve çocukluk çağında her şey yapılabilir ama toplum diyor ki “sen kadınsın, mühendis olamazsın”, “sen teknolojiden anlamazsın” sen otur evcilik oyna, mutfak seti alalım, öğretmencilik oynayın, komşuculuk oynayın gibi durumlarla toplumsal rolleri içselleştirmeleri sağlanmaktadır. Çocuklar da bu rolleri benimseyip onlara yüklenen rollere göre davranış sergilemektedirler. Dolayısıyla kadın ya da erkek olmak süreç içinde öğrenilen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kalıp yargıların oluşumu, kız ve erkek çocuklarının okul seçimini, yeteneklerini ve meslek tercihlerini etkilemektedir. Kadınlarla ve erkeklerle ilgili kalıp yargılara baktığımızda kadınların, yemek yapmak, temizlik yapmak, çocuğa bakmak gibi “ev içinde” yapılan sorumluluklar ve roller yüklenirken, erkeklere ise “ev dışında” çalışabileceği, para kazanabileceği roller ve sorumluluklar yüklenmektedir. Bu rol ve sorumluluklar erkekleri kamusal alana kadınları ise özel alana hapsetmektedir. Kadınların kamusal alanda görünürlüğü bu rol ve sorumluluklar geri plana atmakta ve kadınların kamusal alandan dışlanıp, ikinci planda olmasına neden olmaktadır. Kadınlar kentsel bölgelerde, kamusal alanda daha görünür olmaya başlamış olsalar da bu durum kırsal bölgelerde biraz daha geri plandadır. Kalıp yargıların oluşumuyla toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ön plana çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığın temelinde var olan cinsiyet farklılığının toplumla kurulan ilişkiler ve yapısıyla ilgilidir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı kavramı toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile yakından ilişkilidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kavramı genel anlamıyla kültürel, sosyal, ekonomik yapı ve oluşturulan politikalar dahilinde kadınların aleyhine çıkan eşitsizlik durumudur (Bardakçı, Oğlak, 2022, s. 72). Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, işgücü piyasasında istihdama katılımda eşitsizlik, terfi olanaklarında kısıtlılık, düşük maaş eşitsizliği olarak kendisini göstermektedir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu, çalışma yaşamında kadının işgücüne katılma durumundan başlayıp terfi olanaklarına kadar geniş yelpazede etkisi olan bir sorun alanıdır (Erikli, 2020, s. 41).

İşgücü piyasasında meydana gelen cinsiyet ayrımcılığında meslek ayrımcılığı ve ücret ayrımcılığı söz konusu olmaktadır. Meslek ayrımcılığı, işlerin ya da mesleklerin “kadın işi” ve “erkek işi” olarak ayrılmasını ifade etmektedir (Parlaktuna, 2010, s. 122). Geleneksel kültürün var olduğu çoğu yerlerde kadınlar temizlik, çocuk bakıcısı, yemek yapma, günlük ev işlerinde çalıştırılırken; erkeklere atfedilen işler daha bilgi, beceri gerektiren, mekanik işler uygun görülmektedir. Genellikle kadın mesleği olarak “hemşire, öğretmen, temizlik görevlisi, çocuk bakıcılığı” gibi meslekler atfedilmektedir. Erkeklere ise “polis, mühendis, doktor” gibi daha teknik beceri gerektiren meslekler uygun görülmektedir. Dolayısıyla kadınların kamusal hayattaki alanları daha sınırlandırılıp, belirli meslek gruplarında çalışmaları gerektiği toplum tarafından kadınlara atfedilen roller ve sorumluluklarla belirlenmektedir. Ayrıca kadınların ev işlerini de ihmal etmemesi gerektiği düşünüldüğünden hemşire ve öğretmenlik mesleği daha çok uygun görülmektedir. Kadınlar iş hayatında herhangi bir meslek grubunda çalıştıklarında kadın oldukları için taciz, mobbing, çalışma kariyerlerinde belirli bir yerden sonra yükselmemeleri, ücret ayrımcılığı, durumlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Kadınlar dışarı çıktığında kadın oldukları için tedirgin olmakla birlikte belirli saatlerde dışarıda olmayı tercih etmek zorunda kalmaktadırlar. Dolayısıyla bu gibi sorunların var olması bizleri bu konu üzerinden araştırma yapmamız gerektiğini düşündürmüştür. Kırsal bölge de Mardin şehri üzerinden bu gibi sorunlar değerlendirilecektir.

Bu konunun seçilme nedeni, kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik her alanda olduğu gibi kamusal alanda var olmaktadır. Çalışmamızda kadınların kamusal alanla ilişkisi, neler yaşadığı, ne gibi zorluklarla karşılaştıkları ve toplumsal yaşamda ne gibi tepkiler aldıkları, bunların kadınlar üzerine ne gibi değişiklikler oluşturduğuna dair anlaşılır olması istenmektedir. Kamusal alan ve kadın üzerine yapılan birçok araştırma söz konusudur. Araştırmacıların konu üzerine ortaya koyduğu bilgiler ve bulgularla var olan benzerlikleri ve farklılıkları dikkat edilerek saha araştırması üzerinden yapılıp ortaya koymak hedeflenmektedir. Geçmişten günümüze ataerkil erkek egemen sistemin var olması kadınları ikinci plana atıp, kamusal alanda kadınların ilişkisinde zorluklar yaşamasına sebep olmaktadır. Kadınlar çalıştıkları yerlerde de kadın oldukları için dışlanmakta daha az ücretli maaş verilmekte, yönetici ya da üst pozisyonlarda olmaları engellenmekte, kamusal alanda bazı işlere kabul edilmemekte ve yanı sıra yine işyerinde çeşitli zorbalıklarla da mücadele etmek zorunda kalabilmektedir. Dolayısıyla bu gibi sorunların var olması bizleri bu konu üzerinden araştırma yapmamız gerektiğini düşündürmüştür. Bizlerde çalışmamızda Mardin şehrinde çalışan kadınların kamusal alanla ilişkisini çalışma hayatındaki deneyimleri ve bu bağlamda karşılaştıkları zorluklar nelerdir? sorusu üzerinde duracağız.

Araştırma için bir saha çalışması yapılacaktır ve nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış mülakat ve söylem analizi kullanılacaktır. Konu hakkında katılımcıların kişisel deneyimleri ve düşünceleri kendi ifadeleri ile aktarabilmesi açısından “yarı yapılandırılmış” soru tekniği tercih edilecektir. Konuyla ilgili önceden hazırlanan sorularla birlikte görüşme gerçekleştirilip ayrıca görüşme esnasından katılımcılara esneklik sağlanıp, katılımcıların yapılmış olan araştırma üzerinde söz sahibi olmasına izin verilmiştir. Bu durum araştırmanın farklı bir perspektiften bakmamız gerektiğinde araştırmacı açısından faydalı olmuştur.

Bu araştırmada Mardin merkez ilçesinde kamusal alanda çalışan 20 kadın katılımcı ile yarı yapılandırılmış mülakat araştırma tekniği kullanılarak araştırmanın gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Mardin’dir örneklemesi ise Mardin merkez ilçesinde kamusal alanda çalışan kadınlardır. Örneklemin seçilmesi aşamasında Kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Kartopu örneklem de yapılması gereken ilk katılımcıyı bulup daha sonrasında görüşülen kişi üzerinden diğer katılımcılara ulaşmaktır. İstenilen örneklem sayısına ulaşana kadar bu süreç devam edilip, istenilen örneklem sayısına ulaşıldıktan sonra süreç sonlanmıştır.

2.KAVRAMSAL ÇERCEVE: BİREYLERİN KAMUSAL ALAN VE ÖZEL ALAN İLE İLİŞKİSİ

Kamusal alan ve özel alan kavramları büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu kavramlar kadınların toplum içindeki rollerini üzerinden kadınların kamusal alanda görünürlüğünü etkilemektedir. Kamusal alan tanımı tarih içerisinde önemi çok büyük olmasına rağmen fikir birliğine ulaşılamayan bir kavram olmuştur. İlk defa Antik Yunan’da özel mekânın tam tersi olarak karşımıza çıkan kamusal mekân kavramı, erkeklerin ortak kullanım alanı ve sahip olunan şöhretin, kahramanlıkların diğerlerine gösterilip paylaşıldığı mekânlar olarak nitelendirilmiştir (Şanlı, Karakoç, 2017).

Tüm toplumlarda var olan kamu/özel, kültür/doğa, eril/dişil vb. temel sosyolojik ikiliklere cinsiyet bazında bakıldığında; erkek ilkler, kadın ise ikincilerle ilişkilendirilmektedir (Ersöz, 2015, s. 82). Kamusal alan ve özel alan ikiliğine tarihsel bir perspektiften baktığımızda Antik Yunan dönemine kadar uzanmaktadır. Yunan düşüncesinde kamusal alan ve özel alan ayrımı “koine ve oikos” kavramlarıyla ortaya atılmıştır (Yılmaz, 2009, s. 14). Koine kavramı kamusal alan karşılığında kullanılmakta ve özgür yurttaşların olduğu polis alanını ifade etmektedir (Yilmaz, 2009, s. 14). Oikos kavramı ise hane halkının ve yaşayışının temsil edildiği özel alanın karşılığıdır (Habermas, 2018, s. 57-60). Erkeklerin yönetim alanları konie olarak görülürken; kadınların ve çocukların yeri olan ev içi alanı olarak okios görülmekteydi.

Kamusal alan ve özel alan kavramının kökeni ne kadar antik yunana kadar dayansa da sanayi devrimiyle birlikte ayrım daha da belirginleşmiştir (Yıldız, 2022, s. 9). Sanayi devrimiyle birlikte üretim hane içinden ayrılıp atölyelere daha sonrasında da fabrikalara kaymış ve böylelikle ev alanı, üretim alanı diye iki ayrım olmuştur (Günindi Ersöz, 2015, s. 87). Sanayi devrimi sonrasında özel alan net bir şekilde belirlenip, cinsiyet ayrımları politik ve ekonomik çizgilerde sağlanmış ayrıca hane ekonomik ve politik alandan ayrı tutulmuştur (Günindi Ersöz, 2015, s. 87). Sancar’a göre, 19.yy. da endüstriyel kapitalist toplumlarda erkek işi, öğrenen ve tam gün çalışan halini alırken; kadın ise evde ücretsiz ev içi emekçisi olarak konumlanmaktaydı. Üretim alanı ve hane alanlarının birbirinden ayrılması aslında erkek egemen toplum modelini ortaya çıkarmaya başlamıştır. ‘Eril-kamu ve dişil özel alan’ ayrımı sanayi devrimi toplumunda hâkim zihniyet olmuştur (Sancar, 2009, s. 49-54).

Kamusal alan modern anlamıyla sosyal bilimler literatürüne, kendisini “yaşayan son Marksist düşünür” olarak da tanımlayan, Habermas tarafından hediye edilmiştir (Karabaşoğlu, 2007). Habermas’ın 1962’de yayımlanan Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü: Burjuva Toplumunun Bir Kategorisi Üzerine adlı eseri literatürde “kamusal alan” üzerine yazılmış bir çalışmadır (Demir, Sesli, 2007, s. 275). Habermas Kamusal alanın tarih içindeki dönüşümlerini bakarak, feodalizmde önce “temsili kamu”, sonrasında “edebi kamu” daha sonrasında ise “politik kamunun” oluştuğunu ifade etmektedir (Günindi Ersöz, 2015, s. 86). Habermas kamusallığın ancak, ekonomik ve toplumsal koşullar herkese eşit imkân tanıdıkları takdirde güvence altına alınmış olacağını ifade eder.

Sanayi devriminde artan işgücü ihtiyacına bağlı olarak iş hayatında daha fazla yer bulmaya başlayan kadınlar daha çok ucuz işgücü niteliğinde ele alınmışlar ve eşitsizlik denilen kavram kadının iş dünyasında kendine yer bulması noktasında da kendini göstermiştir (Taş, 2016).  Kadınların yasal olarak her alanda çalışma hakkı olsa da bu durum uygulama aşamasında başarısız olmuştur. Evli kadınlar iş gücü piyasasında çalışmaları için uygun görülmeyip tercih edilmemişlerdir. Ancak kadınlar her türlü zorlu koşullara rağmen ekonomik hayatta kendilerine yer bulmaya başlamışlardır. Kadının ekonomik hayata girmesi ile evin dışındaki hayata adım atması, kentsel mekânda daha çok görünür olması, ortak kullanım alanlarından faydalanması, sosyal hayata daha çok entegre olması elbette kadının kamusal alandaki durumunu değiştirmiştir (Cumur, Topçu, 2022, s.34). Daha çok kamusal alanda görünmeye başlamış olsalar da toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden, ataerkil sistemin var olması, toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı kamusal alanda birçok ayrımcılığa uğramaktadırlar.

Ataerkil toplumlarda geçerliliği olan cinsiyete göre şekillenen yaşam rollerinde kadın daha çok evde zaman geçiren, evle meşgul olması gereken yani özel mekânla özdeşleşen kesimi oluştururken (housemaker), erkekler daha çok dış çevrede yani kamusal mekânda zaman geçiren ve ev dışı işlerden sorumlu, eve ekmek getirmek için çalışan (breadwinner) kesimi oluşturmaktadır (Altındal, 2017). Bu kabul, modern çağda da kendini mekânın kullanılma biçimlerinde, kadın ve erkeğin gün içerisinde zamanını geçirdiği mekânlarda özellikle de herkesin eşit yararlanması gereken kamusal mekânlarda kendini göstermektedir (Cumur, Topçu, 2022, s. 35).  Kadınların kamusal alanda erkeklerle kıyaslandığında daha az yer alması, kamusal alanda ikinci plana atılmaları gibi durumlar söz konusudur. Bu gibi durumların var olması kültürel kabullerden kaynaklanmakta ve ayrıca toplumsal normlarla bu durumlar belirlenir.  Toplumsal cinsiyet eşitsizliği yaşamalarındaki en önemli noktalardan biri toplumsal normlardır. Kadınların toplumsal roller kısmında evin içinde zaman geçiren kişi olması kamusal alanlardan daha uzak yaşamasına sebep olmaktadır. Aynı zamanda kamusal alanda var olsalar bile seçecekleri meslek daha çok özel alanla ilişki mesleki rollerde (temizlikçi, hemşirelik, öğretmen, çocuk bakıcısı) yer almaları beklenmektedir.

Genel olarak bakıldığında özel alan ve kamusal alan kavramı antik yunana kadar dayanmakta ve günümüze kadar hala kamusal alan ve özel alan ayrımının belirlemiş olduğu rollerle birlikte hareket edildiği görülmektedir. Erkek egemen bir toplumun var olmasından dolayı kadınlar hep özel alanla ilişkilendirilip, kamusal alanda görünürlükleri kısıtlanmıştır.

2.1. Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğin altında cinsiyet (sex) ile toplumsal cinsiyet (gender) kelimelerinin arasındaki fark yer almaktadır. Biyolojik anlamda yapısal olarak kadın ve erkek arasındaki farkı cinsiyet olarak tanımlarken, toplum tarafından kadınlara ve erkeklere yüklenen rol ve sorumluluklar ise toplumsal cinsiyet olarak tanımlanır. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet kavramında erkek ve kadın mekâna, zamana ya da olayların akışına göre farklılaşabilir (Açıksöz, 2017). Toplumsal cinsiyet eşitsizliği kadın ve erkeğe yüklenen rol ve sorumluluklardan dolayı hak, fırsat ve kaynakları kullanmada cinsiyet arası ayrımcılığı ifade etmektedir.

Kadın-erkek arasında yaşanan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, evlilik, miras, sosyal hayat, eğitim, meslek seçimi, çalışma hayatı gibi birçok durumun uygulama aşamasında eşitsizlik görülmektedir. Yaşanan eşitsizliği temeli kadınlara verilen rol ve sorumlulukların etkili olmaktadır. Bu eşitsizlikler ne kadar yazılı olmasa da toplum tarafından kabul edilen ve birçok alanda bu eşitsizliğin olmasının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kadın ve erkeği birbirinden ayıran, eril yapı sistemiyle genellikle erkekleri daha üstün tutan anlayışın var olmasından dolayı kadın genellikle dezavantajlı ve ikincil konumda olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yol açtığı kamusal alandaki eril iktidarın yapılanması, eril tezahürleri, eril sembolleri kamusal ve özel alanda karşımıza çıkarmaktadır (Kuşar, 2016, s. 33). Ataerkil deneyim mekanizmaları tarafından toplumda geçerli olan eril yapı içerisindeki erkekler, olumluluklarla özdeştirilirken (Altındal, 2009, s. 355), kadınlara ise ikincilikleri pekiştirecek özellikler yüklenmektedir. Kadınların eril iktidar karşısında edindiği bu ikincil konumu, kadınların benlik ve kimlik potansiyelini açığa çıkarma sürecine olumsuz katkısı bulunmaktadır (Sankır, 2010, s. 3). Kadınların, erkeklere göre daha gizli bir yaşantı söz konusu olmaktadır, erkeklerin özgürce katıldığı alanlara belirli bir noktaya kadar katılmaktadır. Eril sistemin belirlediği bazı kurallara uyum sağlamak durumunda kalmakta, belirli saatlerde dışarıya çıkmakta, belirli alanlarda kadın olduğu için ayrımcılığa uğramaktadır. Kültürel yaşantı bu ayrımcılıkların, eşitsizliklerini devamını sağlar niteliktedir. Kadınların ev, çocuk bakma, temizlik gibi özel alanla ilişkili olan sorumluluklar yüklendiğinden dolayı eğitim, yönetim ve meslek tercihleri sınırlandırılmaktadır.

Dünya genelinde yapılan araştırmalara baktığımızda toplumsal cinsiyet eşitsizliğini engellemek adına birçok sözleşme, programın olduğu görülmektedir.    AB (Avrupa Birliği), Avrupa Konseyi, BM (Birleşmiş Milletler), CEMR (Avrupa Belediyeler ve Bölgeler Konseyi) gibi birlikler tarafından hazırlanan ve üye olan ülkelerin hepsi için yaptırımları olan birçok yasal metin bulunmaktadır (Cumur, 2021, s. 31). Bu yasal olan metinlerde genel olarak kadının her konuda güçlendirilmesi yer almaktadır. Kadınların önündeki engelleri, sorunları, ayrımcılıkları kaldırmayı amaçlayan bu metinlerde göz ardı edilen nokta kadıların mekanla olan ilişkisi olduğu görülmektedir. Genel olarak kadının sağlık, eğitim ve iş hayatında güçlendirilmesi gibi durumlara odaklanıp, bu alanda olan eşitsizlikleri engellemeye çalışıldığı görülmektedir (Cumur, Topçu, 2022, s.114).

BM (Birleşmiş Milletler) tarafından hazırlanan Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde (2015) toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde yaşanan tüm durumların ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Bu hedef kapsamında kamusal ve özel alanlarda kadınlara yapılan her türlü istismarın, yaşadıkları olumsuz durumların ortadan kaldırılması gerekliliği hususu olumlu bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, tüm bu yasal metinlerde çoğunlukla ihmal edildiği görülen konu ‘kadının mekânla olan ilişkisi, kamusal alanda yaşadığı toplumsal cinsiyet eşitsizliği’ dir (Cumur, 2021, s. 32).

2.2. Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Rolleri

Toplumsal cinsiyet rolleri, erkek ve kadının nasıl davranışlar sergilemesi gerektiğini, hangi meslek gruplarının kendi cinsiyeti için doğru olduğu, cinsiyetine göre nasıl giyinmesi gerektiğini belirleyen beklentileri olarak ifade edilmektedir. Kadın için uygun görülen davranışlar ‘kadınsı’ olarak ifade edilirken; erkek için uygun bulunan davranışlar ise ‘erkeksi’ olarak ifade edilmektedir. Kişilerin sorumlu olduğu cinsiyet rolleri ile, kişilerin rollerini öğrenmesi, içselleştirmesiyle birlikte kişilerin toplum içerisinde yer almalarını sağlamaktadır. Toplum tarafından kadınlara ve erkeklere belirli roller doğmadan önce yüklenmeye başlanır. Bebek doğmadan önce cinsiyete göre renkleri seçilir, ona göre odası tasarlanmaktadır. Bebek doğduktan toplum içine karıştığından toplum tarafından kız çocuğuna ya da erkek çocuğuna belirlenen roller öğretilir. Kadınlar, şefkatli, duygusal, narin, kırılgan, hanım hanımcık, çocuğa bakma, ev işi gibi roller tanımlanırken erkeklere ise güçlü, duyguları ile hareket etmeyen, mantıksal, dışarıdaki tüm zorluklarla başa çıkabilen roller tanımlanmaktadır.

Simone de Beauvoir’in 1948 yılında yayımladığı çalışmasında ‘kadın doğulmaz, kadın olunur’ önermesi aslında toplumun kadına ve erkeğe yüklediği rolleri özetleyen bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir (Cumur, 2021, s.30). Bir birey olarak doğuyoruz ve çocukken her şey yapılabilir ama toplum diyor ki “sen kadınsın, mühendis olamazsın”, “sen teknolojiden anlamazsın” , sen otur evcilik oyna, oyuncak bebek alalım, mutfak seti alalım, öğretmencilik oynayın, komşuculuk oynayın, toplumsal rolleri ile içselleştirecek oyunların olması kız çocukları ve erkek çocukları buna yönlendiriliyorlar. Dolayısıyla kadın ya da erkek olmak süreç içinde öğrenilen bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Böylece erkeklik ve kadınlık rolü toplumsallaşma süreciyle yerleşmiş olmaktadır (Güler, 2005, s. 34).

Toplumsal cinsiyet rollerimiz değişiklik gösterebilir ama genetik yapımız değişiklik göstermemektedir. Toplumsal cinsiyet farklılıkların temelinin bir kısmı biyolojik farklılıklardan dolayı olabilir. Farklılığa sebep olan durum ise kadının doğurgan bir yapıya sahip olmasıdır ve bu farklılıktan dolayı kadın ev içinde yani özel yaşama bağlanmasına sebep olmaktadır. Evin dışındaki alanlarda ise erkekler faaliyet göstermektedir. Bu durumda ortaya çıkan iş bölümü erkek egemen toplumun yapısının oluşmasına, toplumdaki erkek kadın arasındaki farklılıkları, eşitsizlikleri oluşmasına sebep olmaktadır. Kadın ev gibi daha çok özel alanda hapsedilirken, erkek dışarıda kamusal alanda her şekilde kendini ifade etmektedir.

Erkek ve kadın rolleri kamusal alanda çalışma, üretim, beceri gerektiren ve siyaset işi ‘erkek işi’ olarak görülürken; ev işleri, çocuk bakma, aile ile ilgili özel alanı kapsayan işler ‘kadın işi’ olarak görülmüş ve bu görüş birçok toplum tarafından benimsenmiştir. Belirlenen rollerle birlikte kadın ve erkeklerin seçecekleri meslekler genellikle toplum tarafından belirlenmektedir. Erkekler genellikle, doktor, mühendis, yazılımcı, polis daha güç ve bilgi gerektiren mesleklere tanımlanırken, kadınlar ise hemşire, öğretmen, temizlik sektörü gibi mesleklerle tanımlanır. Çünkü bu meslekler kadınların özel alanla ilişkisine daha yakın olduğu için kadının daha rahat edeceği düşüncesi ön plandadır. Kadınlar kamusal alanda farklı bir meslek grubunda var olduklarında toplumsal cinsiyet rollerin beklentileri dışına çıktığında kadın olduğu için ayrımcılığa, eşitsizliğe, tacize birçok zor durumla karşılaşmaktadırlar.

2.3. Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı

Ayrımcılık, bireyin doğuştan sahip olduğu özellikler ya da sonradan sahip olduğu özellikler nedeniyle toplum içerisinde eşit olmayan davranış veya uygulamalara maruz kalması durumudur (Tokol, 2012, s.158).

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığın temelinde kalıplaşmış yargılar yer almaktadır. Var olan kalıp yargılar, toplumda hangi rol ve sorumlulukların geleneksel olarak erkeksi ya da kadınsı olarak kategorize edildiğini gösteren sosyal ve kültürel yaklaşımdan beslenmektedir. Bu yaklaşım yaygın olarak aile yapısını muhafaza etmeye çalışan geleneksel toplumlarda görülmekte ve bu toplumlarda ev içi hizmet ve bakım hizmetlerinden kadın sorumlu tutulurken, evin geçimini sağlama görevi erkeğe verilmektedir (Mingione, 2010, s. 271). Bu ayrım kadınların toplumsal yaşamda çeşitli alanlara ulaşmasını engellemektedir. Ayrıca toplumsal yaşamda kamusal alana ulaşan kadınların ayrımcı söylemlere, uygulamalara maruz kalmasına sebep olmaktadır.

Kadınların işgücü piyasasında yer almaya başlamasından sonra toplumsal cinsiyetin bir sorun olarak ön plana çıkmasında önemli role sahiptir. Kadınların işgücü piyasasında yer alması toplum tarafından belirlenen sınırların dışına çıkması anlamına gelmektedir ve bu durum çalışma yaşamında kadının “ek işgücü” olarak görülmesine ve ayrımcılık içeren sözler, uygulamalar ile karşılaşmasına neden olmaktadır.

İşgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığını yatay ayrımcılık ve dikey ayrımcılık olarak iki kategoride değerlendirilebilir. Yatay ayrımcılık, kendi içerisinde meslek ayrımcılığı ve ücret ayrımcılığı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Meslek ayrımcılığı, iş ya da mesleklerin kadın işi ve erkek işi olarak ayrılmasını ifade eder. Meslek ayrımcılığı, kadınların geleneksel kültürlerde daha çok ev işlerinde; temizlik, yemek, giysi, çocuk bakma gibi işlerle ilişkilendirilirken; erkeklerin ise daha teknik, mekanik bilgi ve beceri gerektiren işlerle ilişkilendirilir. Dolayısıyla kadın işi özel alan erkek işi ise kamusal alanla ilişkilendirilir. Meslek anlamında Türkiye’ de en tipik kadın meslekler hemşire, öğretmenlik, temizlik sektöründe çalışanlar olarak değerlendirilirken, erkek meslek gruplarının ise, daha teknik işler gerektire polis, mühendis, doktor gibi meslek gruplarıyla değerlendirilir.

Çalışma yaşamında diğer toplumsal cinsiyet ayrımcılığın bir diğer türü ise ücret ayrımcılığıdır. Ücret ayrımcılığı, cinsiyet farklılığı nedeniyle aynı işte çalışıp eşit ücret almama durumudur. Kadın çalışanların erkek çalışanlarla aynı işe sahip olsalar bile aynı ücreti alamamaktadırlar. Toplumsal cinsiyetin yüklemiş olduğu roller aslında kadınların her alanda erkeklerden daha geri planda kaldığını bizlere göstermektedir.

Dikey ayrımcılık ise aynı iş organizasyonu veya meslek grubu içerisinde hiyerarşik olarak kadınların erkeklerden daha alt pozisyonlarda yer alması ya da çalışma kariyerlerinde belirli bir noktadan sonra yükselememeleri durumudur (ILO, 2008, s. 5). Yöneticilik ve müdür pozisyonlarında çoğunlukla erkeklerin olduğu kadınların ise müdür yardımcılığı koordinatör gibi daha alt düzey pozisyonlar için tercih edilme durumları örnek gösterilebilir. Bunun sebebi kadın çalışan evlendiğinde çocuk sahibi olduğu taktirde verimliliği düşeceği ve işte ayrılacağı algısı yer almaktadır. Yönetici ya da üst kademelerde kadınların daha az tercih edilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla işveren açısından toplumsal cinsiyet temelli algı kadınlara yönelik negatif ayrımcılık içeren uygulamalara yol açmaktadır (ILO, 2009, s. 4).

Genel olarak kadınların toplumsal cinsiyet rollerin yüklemiş olduğu sorumluluk ve rollerden dolayı eğitim alanında, iş alanında, sosyalleşme alanında kadın sürekli ayrımcılığa, eşitsizliğe ve ikincil plana atılmasına sebep olmaktadır.

3.TÜRKİYE’DE KAMUSAL ALAN KAVRAMININ GELİŞİMİ

Türkiye’de kamusal alan kavramı, 1980’li yılların sonlarından politika ve siyasette var olmaya başlayıp günümüze kadarda devam etmektedir. Türkiye’de kamusal alan ile ilgili kısaca tarihine baktığımızda, Osmanlı’nın son dönemlerinden kadınların hareketi ile başlamıştır. 19.yy. sonlarından çalışma hakkı, tek taraflı erkek boşanmaları ile mücadele vermeye başlamışlardır.

Cumhuriyet döneminde ise 1926’da kadınlar medeni hakları, 1930-1934 yılları arasında siyasi hakları, 1935 yılında ise oy hakkı tanımlanıp aynı zamanda TBMM’ye 18 kadın milletvekili girmiştir. 1982 de anayasasında kadın-erkek eşitliği konusu ele alınmaktadır ayrıca kadınlara yönelik kullanılan ifadelerin kadınların ikincil planda konumlandırılmasından dolayı “eşitlikçi ve nötr” dil kullanıma dikkat edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. 1982 Anayasası’nın 2, 48. Maddesinde olan “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” metni şu şekildedir: “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982:48). Kadın erkek eşitliği yasada sağlanmış olsa da günümüzde bir eşitlik görülmemektedir. Çalışma hayatına baktığımızda erkeklere göre kadınların daha çok az var olduğunu görmekteyiz. Ayrıca kadınlar daha çok rollerine yakın meslek gruplarından istihdam ettiğini ifade edebiliriz. Kadınlar daha çok temizlik sektörü, öğretmen, hemşire, çocuk bakıcılığı gibi daha çok toplum tarafından rollerine yakın mesleklerde görünür olmaktadırlar.

Genel olarak bakıldığında kadın ve erkek arasındaki kamusal alanla ilişkisi 1980’li yıllarda başlayıp günümüze kadar hala devam etmektedir. Geçmişten günümüze ataerkil erkek egemen sistemin var olması kadınları ikinci plana atıp, kamusal alanda kadınların ilişkisinde zorluklar yaşamasına sebep olmaktadır.

Kadınların kamusal alanda görünür olmaları ne kadar kısıtlansan da kamusal alanda görünür olmak için geçmişten günümüze birçok yerde bunu dile getirerek mücadele etmişlerdir.

3.1. Feminist Teori Perspektifinden Kamusal Alan

Feminist teorisi üzerinden kadınların kamusal alanda görünür olmak için yapmış olduğu mücadeleler üzerinden ilerleyeceğiz. Feminizm; kadın-erkek arasındaki ilişkiyi aile, eğitim, iş dünyası, siyasi hayat, kültür ve tarihe kadar geniş bir yelpaze içinde sorgulayan ve kadın-erkek arasındaki iktidar ilişkisini değiştirmeyi amaçlayan siyasi bir harekettir (Aktaş, 2013, s. 59). Dolayısıyla feminizm kadın hakları mücadelesi yürüten kadın erkek eşitliği sağlamak amacıyla güdülen toplumsal hareket ve düşünce akımıdır. Bulunduğumuz dönemde hala hareketin gündelik hayatta yansımalarını görmekteyiz. Feminizm, kadınların kamusala katılımını arttırmak için mücadele vermektedir (Kuşar, 2016, s. 31). İkincilleştirilmiş ve kamusal alanın mahremi konumuna getirilmiş kadınlık durumuna karşı çıkarak, “kişisel olan politiktir” sloganıyla özel alandaki kadınları ve onların kadınlık deneyimlerini, kamusala çıkarmayı, görünür kılmayı amaç edinmişlerdir (Öztürk, 2014, s. 14). Fransız Devrimi feminist düşüncenin gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası olmuştur (Yıldız, 2022, s. 15). 1789 Fransız devriminde insan hakları kavramından kadınların dışlanması eleştirilmeye başlanmıştır. Aynı dönemde Fransa’da yaşayan Olympe de Gouges temel hak talebi ile gündeme gelerek, ilk feminist olarak ifade edilmektedir (İlter, 2014, s. 7). Feminizmin tarihsel süreçteki ilk adımlarına bakıldığında Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan ilkelerden hareketle Mary Wollstonecraft tarafından 1792’de yazılan A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi) adlı deneme, feminist hareketin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir (Alptekin, 2011, s. 35). Feminizm, kuramsal ve felsefi yanını ele alan feminist teorisinden bahsedebiliriz. Teorinin incelediği konular, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, toplumsal cinsiyet rolleri, kadınların politika hakkı, eğitim, kamusal alanlarındaki deneyimleri, kadınların ev içi emeğini, kadınları ilgilendiren her türlü meseleleri, felsefe ve kuramsal boyutu teori çerçevesinde ele alabiliriz. Feminist teorinin gelişimi ve feministlerin geliştirdikleri politikalar zaman ve şartlara göre farklılaşmaktadır (Şen, 2021, s. 24). Bazı kuramcılar feminizmi üç dalga halinde açıklarken bazı kuramcılar ise feminizmin iki dalga halinde olduğunu söylemektedir. Kamusal alan ve özel alanla ilgili gelişmeleri daha çok birinci dalga ve ikinci dalga feminizm teorisi ele almaktadır. Bu iki teori üzerinden kamusal alan ve özel alan ilgili talepler ve değişimlere değineceğiz.

Birinci dalga feminizm, başlangıç noktasının Fransız Devrimi olduğunu söylemek mümkündür (Yıldız, 2022, s. 16). Birinci dalga feminizmi kadınların kamusal alanda var olma hareketi üzerinden gelişmiş bir hareket olmuştur (Yıldız, 2022, s. 16). Birinci dalganın temel söylemi kadının da erkeğin yer aldığı her alanda yer alabileceğidir (Çaha, 2013). Birinci dalga feministlerin temel amacı, beyaz, orta ve üst sınıf kadınların dışlandıkları kamusal alanda erkeklerle eşit olacak biçimde dâhil etmek olmuştur (Yıldız, 2022, s. 17). Bunun sonucu olarak çalışma hayatında eşit ücret verilmesi, cinsiyet ayrımının sonlandırılması, çalışan kadınlar için çocuklara ücretsiz bakım, kürtajın yasallaştırılması, cinsiyete göre insanlara rol verilmesine son verilmesi gibi konular birinci dalga feminizmin hedeflediği konular olmuşlardır (Şerbetçi, 2013, s. 20). İkinci dalga feminizm, 1960 de başlayıp, 1990’ların başına kadar sürmektedir (Şen, 2021, s. 19). Birinci dalga feminiz hukuki eşitsizlikleri ifade ederken, ikinci dalga feminizm kanunla belirlenmemiş gündelik hayatta sıkça karşılaşılan eşitsizlikleri ifade etmektedir. Kadınlar, toplumun mevcut normların uygulanış durumu biyolojik cinsiyete göre olmadığını, tamamen ataerkil bir sistemin normları olduğunu ileri sürdüler (Gün, 2016, s. 170). Bu düşünce, özellikle Simone de Beauvoir’ın “kadın olunmaz, kadın doğulur” sözü ve “İkinci Cins” adlı eserinde de “Kadınların kurtuluşu karınlarından başlayacak” şeklindeki sözleriyle sloganlaşmıştı (Gün, 2016, s. 170). Bu dönemde ayrıca kadın grupları, patriarkal yapılanmaların aile içi veya ev içi alanında eşitsiz rollerin devam ettiğini, evsel alanın “özel alan” tanımlanması ile ilgili eleştirilerde bulunmuşlardır. Bununla birlikte aile kurumunun ataerkil yapıda olması da cinsiyetçi sömürüyü arttıran ve çeşitlendiren bir durum olduğunu dile getirmişlerdir (Gün, 2016, s. 170).

İkinci dalga feminizmde, Marksist, materyalist, radikal ve sosyalist feminist teorileri bulunmaktadır. “Marksist feminizmin bakış açısına göre kadın temel üretici fakat ikincil tüketicidir. Kadının özgürleşmesi için çocukların yetiştirilmesinden ve ev işlerinden kurtulması gerektiğini savunurlar” (Tosun, 2020, s. 5). Eşit ücrete eşit talepler ve ev içi emeğinin ücretleri olmasına dair tartışmalar söz konusu olmaktadır.

Materyalist feminizm, toplumsal cinsiyet ve emek arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Kadınların baskılanmış konumunu sadece kapitalist ilişkiden değil patriarkalden kaynaklandığını ifade etmektedirler. Ev içi emeğin görünmez olmasına değinmektedir. Ev içi emeğinin değişim değeri olan bir emek olduğunu, bunu hesaba katarak, üretim ilişkileri yeniden yorumlanması gerektiğini söylemektedirler. Örneğin Fabrikada çalışan işçiler, çalışıp belli bir süre için emek gücünün bir bölümünü kapitalistlere satmakta ve karşılığında para almaktadırlar ama ev içi emekte böyle bir durum söz konusu olmamaktadır. Ev içi emeğinin değişim değerinden bahsedilmemekte ama değişim değeri olan bir emek, ev içi emeği. Bunun dikkate alınıp üretim ilişkilerin tekrardan yorumlanması gerektiğini söylemektedirler. Aile içi cinsiyetçi iş bölümünü kabul etmemektedirler. Materyalist feministlere göre kadınlar ekonomik ve kamusal alanda yer alarak patriyarkanın dönüştürülmeli fikri söz konusudur.

Radikal feminizm ise, “hangi sınıftan olursa olsun, tüm kadınların aynı erkek egemen sistemin farklı kurumları tarafından ezildiğini aslında kadınların durumlarının özünde sınıf ayrımı tanımadığını savunmuştur. Radikal feministler toplumlarının kadına baskı uygulayan ataerkil bir yapıya sahip olduğunu ve bu yapının yok edilmesi için bu yapıyı besleyen toplumdaki temel unsurları tespit edip yok etmek gerektiğine inanmaktadırlar” (Tosun, 2020, s. 5).

Sosyalist feminizm teorisinde, “kapitalizmi kadının ezilmişliğinin temel kaynağı olarak kabul eder, tarihsel kapitalizm bağlamı içine konulmadıkça, cinsiyetçiliğin kadın hayatları üzerindeki etkinlik biçiminin anlaşılamayacağını savunur” (Tosun, 2020, s. 6). Kadınların hem özel alanda hem de kamusal alanda varlık ve mücadelelerine de odaklanan bir akımdır. Kadınların baskı altında tutulmasının hem ekonomik hem de kültürel nedenlerini olduğunu ve kadınların özgürleşmesi için ekonomik ve kültürel nedenlerin ortadan kalkmasını ifade etmektedirler.

Genel olarak bakıldığında kadınların ev içi emeğin kamusal alanda ücret eşitsizliği, ataerkil sistemin var olmasından dolayı birçok alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği feminist kuramı bağlamında ele alınmıştır. Toplumsal hareketlerin ve feminist kuramın var olması aslında kadınların kamusal birçok alanda hak kazanmasını ve görünür olmasını sağlamıştır. Bizlerde araştırmamızda feminist kuramsal örüntüleri dikkate alarak sahadaki çalışmalarımızı gözlemleyeceğiz.

4.YÖNTEM

Bu tez çalışmasında nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır ve görüşme tekniği olarak mülakat yapılmıştır. Kadınların kamusal alanla ilişkisinin incelenmesi, yaşamış oldukları sorunlar Mardin örneği üzerinden yarı yapılandırılmış görüşme ve mülakat araştırma yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır. 20 kadın katılımcı ile görüşme sağlanmıştır. Katılımcılara bağlantı kurulan kişinin yardımıyla bir başkasıyla, daha sonra yine aynı yolla bir başkasıyla temas kurarak kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılmıştır.

Kadınların kamusal alanla ilişkisini Mardin örneği üzerinde araştırırken, 11 tane standartlaşmış sorular ve 10 tanesi açık uçlu sorular olmak üzere 21 soruluk bir yarı yapılandırılmış görüşme ve mülakat tekniği üzerinden inceleme yapılmıştır. Mülakata katılacak katılımcılarla mülakat öncesinde konu hakkında ön bilgilendirme yapılmıştır. Araştırma sürecinde mülakatlar yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda önceden seçenekleri belirlenmiş olan soru cetvelleri oluşturulmuştur. Önceden planlanan ve standartlaştırılan sıralamaya göre saptanmış olan sorular sorulacak ve yanıtlar kayıt altına alınmıştır. Bu süreçte ek sorular ve ek açıklamalar kullanılmıştır.

Mülakat tekniğinin kullanılması sırasında, bilimsel etik kurallarına uygun bir şekilde katılımcıların onayları alınarak ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Ses kayıt cihazı aracılığıyla sağlanan veriler yazılı hale getirilerek analiz edilmiştir. Bu analiz sürecinde doğrudan katılımcıların ifadelerine yer almaktadır. Mülakatların hepsi, verilerin toplanması sürecinde araştırmacının kendisi tarafından gerçekleştirilmiştir.

Mülakatların tamamı, yüz yüze soru-yanıt tekniği ile gerçekleştirilecekti fakat Mardin bölgesine gittiğimize deprem yaşandığı döneme denk gelindiğinden, 8 katılımcı ile yüz yüze soru yanıt tekniği ile gerçekleştirilmiş, geri kalan 12 katılımcı ile online görüşme sağlanmıştır.

Katılımcının mülakata istekle katılması için gereken koşulların sağlanmasına özen gösterilmiştir. Bir güven ortamı oluşturmak amacıyla araştırmacı, katılımcıya kendisini tanıtarak adına araştırma yaptığı kurumun adını ifade edilmiştir. Verilecek cevapların araştırma bulguları açısından kullanılacağını, katılımcının bilgisi dışında herhangi bir yerde kesinlikle açıklanmayacağını vurgulanmıştır. Yarı yapılandırılmış bir görüşme araştırmaya konu olan öznel deneyimlere odaklanarak oluşturulan soru listesi aracılığıyla uygulanır. Mülakat için belirlenen soruların basit, açık, anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir. Mülakat sorularının katılımcıyı olumsuz etkileyecek bir izlenim bırakmamasına özen gösterilmiştir.

Bu araştırmanın nitel olması insanların araştırma konusuna ilişkin ne düşündüğünü saptamak ve onlara bununla ilgili soru sormaktan kaynaklanmaktadır. Nitel araştırmalarda görüşmenin amacı bireyin bakış açısını anlamaktır.

5.ANALİZ VE BULGULAR

Bu aşamada projenin veri toplama metodu olan görüşme tekniğinin çıktıları incelenecektir. Kamusal alanda Mardin şehrinde 20 kadın katılımcı ile yüz yüze ve online görüşme sağlanmıştır.

Mülakatın ilk aşamasında katılımcılara yarı yapılandırılmış sorular olarak demografik sorular soruldu. 20 kadın katılımcı ile görüşme yapılmıştır.

Şekil 1. Yaş Grupları

Katılımcıların yaş durumuna baktığımızda 1 kişi 22 yaşında, 3 kişi 23 yaşında, 2 kişi 24 yaşında, 1 kişi 25 yaşında, 1 kişi 26 yaşında, 3 kişi 27 yaşında, 1 kişi 28 yaşında, 1 kişi 30 yaşında, 2 kişi 31 yaşında, 1 32 yaşında, 1 kişi 33 yaşında, 2 kişi 35, 1 kişi 38 yaşındadır.

Şekil 2. Eğitim Durumu

Katılımcıların eğitim durumlarına bakıldığı zaman 7 kişi lise, 6 kişi ön lisans, 7 kişi lisans eğitimi mezunudur.

Şekil 3. Meslek Grupları

Katılımcıların meslek durumlarına bakıldığında, 5 kişi hemşire, 4 kişi tekstil çalışanı, 2 kişi yardımcı hemşire, 2 kişi öğretmen, 2 kişi satış danışmanı, 1 kişi ağız ve diş sağlığı teknikeri, 1 kişi kütüphaneci, 1 kişi bilgi işlem, 1 kişi özel güvenlik, 1 kişi doktor asistanıdır.

Katılımcılara yönetici ya da idari bir pozisyonda olup olmadıkları sorulmuştur, 20 kadın katılımcının hiçbiri idari ya da yönetici pozisyonda olmadıklarını söylemişlerdir. Aslında bu da kamusal alanda kadınların uğramış olduğu dikey ayrımcılığı destekler niteliktedir.

Araştırma sırasında katılımcılara “Eğitiminiz aileniz tarafından desteklendi mi?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, genel olarak katılımcılar ailesi tarafından okuması için destek gördüklerini söylemişlerdir. Bazı katılımcılar ise eğitim konusunda sıkıntı yaşadıklarını ve mücadeleyle okuduklarını ifade etmişledir. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Yani zamanında okumaya karşıydılar, aslında daha doğrusu önceden “kız çocukları” çok okutulmazdı güneydoğu da falan ama sonradan okuduğumda ailem bir şey demedi ve destek çıktı yani.” (Katılımcı 1)

“Biraz benimki mücadeleyle oldu, hani burada çoğu zaman “kız çocuklarını” çok okutmuyorlar, okutsalar bile hani biraz baskı var. Okuma evlen tarzı şeyler yaşadım bende kendim biraz yüzsüz olduğum için ama yani en azından babam tarafımdan yoktu böyle bir şey babam her konuda yardım ederdi. Annem ve abilerim tarafından biraz baskı vardı. Hani bunları bastırabiliyorsunuz ama baba olunca bastıramıyorsunuz. Ama çok şükür ki benim babam da yoktu o annemi bastırabiliyordu bir yerde babam sayesinde bastırabiliyordum. Ama babam karşı çıksaydı ya da baba olunca bastıramıyorsun. Çok şükür bu konuda biraz şeydim daha rahattım.” (Katılımcı 10)

“Aslında ikisini karışımı bir şey oldu. Tabi destekliyordu benim derslerim falan her şeyim iyiydi sınav zamanı stres olunca olmadı sınavım, yeteri kadar da çalışamamıştım nasıl diyeyim sana dersime pek vakit ayıramadım. Bizim burada köyde işler oluyor yoğun oluyorum. Yazın ful hasat falan hiç fırsat bulamadım, benim gibiler dershaneye gidiyordu ve ders çalışıyordu ben neler neler yapıyordum. Yeteri kadar sınava çalışamadım. Sonradan tekrar girmek istedim sınava ama iş fırsat bulamadım ama hala da düşünüyorum. “(Katılımcı 17)

Katılımcıların verdiği cevaplar göz önüne alındığında toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı  kız çocukları okutulmaz düşüncesinin yer aldığını görüyoruz. Bu yüzden bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği söz konusu olmaktadır. En temel haklardan olması gereken eğitim hakkı bile sırf kadın oldukları için ailesi tarafından engellenmeye çalışılmış olduğunu görmekteyiz. Eğitimde fırsat eşitliği uygulanmaya çalışılsa da hala kadınların özellikle cinsiyetleri yüzünden eğitimden mahrum bırakılmalarına rastlanmaktadır. Kadınların günümüzde bile özellikle eğitim konusunda sıkıntılar yaşaması bizleri şaşırtmaktadır.

Katılımcılara “Çalışmanıza karşı çıkan oldu mu?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, genel olarak çalışmalarına karşı çıkılmamıştır ya da yakınları tarafından böyle bir konuşmanın geçmediği ifade edilmiştir. Ama bazı katılımcılar ailesi tarafından “kız çocuğunun” çalıştırılmaması gerektiğinin ya da devlet memuru olarak atandıkları için çalışmalarına izin verildiğini söylemişlerdir. Özel sektörde çalışmaları karşı olduklarının ve genç kızların çalışmaması gerektiği, kadın dediğin evinde oturmalı gibi toplumsal cinsiyet kalıp yargılarında devam ettiğini görmekteyiz. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Benim olmadı, ama çok fazla özellikle ‘bir genç kızın, ‘bir kadının çalışmasına’ çok karşılar güneydoğuda mesela kadın çalışamaz, ‘kadın evinde oturmalı’ ya da ‘kadın ancak işini yapar’ ya da ‘çocuğuna bakar’ gibi çoğu şey duydum. Bazen çoğu arkadaşımla karşılaştım, bu yüzden işi bırakmak zorunda kalanlar oldu. Çalışamayan sürekli evde olanlar var.” (Katılımcı 18)

“Zamanında tabi ki bundan 12 yıl önce bahsedecek olursak, babam karşı çıkıyordu, ‘kız çocuğu çalışmaz’ falan gibisinden ama daha sonrasında da bir şey demediler desteklediler. Biraz babamla evet, mücadelesini verdim ama kazanan da ben oldum.” (Katılımcı 1)

“Yok hani normal direk devlet memuru olarak atandığım için bir yerde başka bir pozisyonda çalışsam belki özeldir, ya da ne biliyim markette bir kafe de çalışsam evet bir eleştiri alıyorsun ama normal devlet memuru olarak atandığınızda bu hani çok şey yapılmıyor. Çalış zaten diyorlar o kadar okumuşsun bari emeğinin karşılığını alıp çalış mantığı var.” (Katılımcı 10)

“Bizimkiler benim atamam gelmişti mülakattan dolayı elediler. ‘Babam özelde çok çalışmamı’ istemiyordu, hani özelde yapamazsın hani çalışma saatleri sana ters düşebilir. Ben istiyordum sonra dedem destekledi beni okumuş zaten çalışsın kendi mesleğini yapsın öyle sonra çalıştım şu an karışan oluyor. Para kazanıyorsun ve eve de maddi bir destekte bulunduğun zaman onların gözünde çok güzel bir duygu olarak geliyor ona daha çok destekliyorlar seni. Evde bir şey eksikse seni arayabiliyorlar hani o bunu yapabilir getirebilir düşüncesiyle direk seni aradığı zaman bir de senin mutlu olduğun zaman ya da kardeşlerine hangi birine destek olduğun zaman babanın yükünü hafifletiyorsun ya bu duyguyu tattığın zaman güzel oluyor bence.” (Katılımcı 12)

“Yok çok şükür öyle karşı çıkan olmadı çünkü aileme de katkı sağlıyorum o yüzden bir sıkıntı yok.” (Katılımcı 17)

Katılımcılara “İş yerinde sadece kadın olduğunuz için yaşadığınız problem var mı? Kadın olmanız iş yerindeki deneyiminizi farklılaştırıyor mu diğer çalışanlara göre?” soru sorulmuştur. Kadınların toplumsal cinsiyet rollerinin vermiş olduğu kalıp yargıların dışına çıkıldığında sorunlar yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Kadın oldukları için sözel taciz, mobbing ve sırf kadın oldukları için onlara olan hitap şekillerin daha kaba ve sert bir şekilde olduğunu, kadın oldukları için işi doğru yapabileceklerini inanmayanların olduğunu ifade etmişlerdir. Kadınların sadece cinsiyetinden dolayı ve kalıp yargılardan dolayı ayrımcılığa uğradığını görüyoruz. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Kaba güç, kuvvet gerektiren olaylarda biz hastalar tarafından sıkıntı yaşamıyoruz en azından kadın olduğumuz için bu işin tek artısı olabilir. Ama genel olarak memleketimizde bir ataerkil algı olduğu için bir kadının işini çok iyi yapabileceğine inanılmıyor. Bu da uğradığımız negatif bir durum. Taciz olabiliyor gerek hasta yakınlarından gerek meslektaşlardan en azından hayır cevabını anlamayan insanlar olabiliyor. Sözel olarak taciz oluyor.” (Katılımcı 3)

“İşyerimdeki deneyimlerin olumsuz kısmının tamamen yönetimsel kaynaklı olduğunu inanıyorum. Özellikle yönetimsel kısım açık bırakılan yerlerin doğru şekilde doldurulmaması sistemi ciddi şekilde aksatıyor bu da çalışanın özverisini çok etkiliyor. Yani şöyle önceden kadın ezilmişliği vardı evet ama şu anda gerçekten kadın ezilmişliği çok daha arttı. Yani psikolojik olarak çok arttı. Yani önceden evde mobbing uygulanan kadınlara şimdi işyerinde de mobbinge maruz kalıyor. Tabi ki de özellikle toplumun kadına güçsüz gözüyle baktığı zamanlar da biz bunu yaşıyoruz. Mesela doktorumuz gelip kadınlara hakaret edebiliyor ve bu tepki gösteremiyorsunuz sonraki gün sizi cezalandırabiliyor. Tabi ki bakış açışınızı değiştirebiliyor, ben ve doktorumuz Emrah beye bakış açısı aynı değil. Bir anneye bakış açımız asla aynı değil”. (Katılımcı 8)

“Olumsuz eski işyerimde yaşadım, aldığım ücret bana verilmiyordu saatlerim sayılmıyordu çok haksızlığa uğradım. Genel olarak oradaki herkese öyle davranıyorlardı. Tazminat almam gerekirken hakkettiğim tazminat parasını almadım. 2 yıl üzerinde normalde 8500 yakın tazminat almam gerekiyordu ben 7000 küsürü zorla aldım. Kendi çabasıyla aldı, tazminatımı vermeyeceksiniz istifama imza atmayacağım gibi zorlayarak 7000 aldım.” (Katılımcı 11)

“Toplum tarafından ‘kadın olduğum’ için yani insanların hitabı bile değişiyor, ‘erkek görünce’ ayrı bir saygı gösteriyorlar. Yani kadın olmanın verdiği bir şey var o karşı tarafa o rahatlığı veriyor karşı tarafa o kadın ben ona istediğim gibi sesimi yükseltebilirim, o şekilde davranabilirim ama yani bunlar. Aklıma gelenler bunlar.” (Katılımcı 7)

“Biraz bir erkek kalkıp da tabak yıkamaz yani ama yıkayan arkadaşımız da var ama hepsi değil. Yiyip oraya atıyorlar bizde yıkıyoruz o biraz sıkıntı. Yoksa başka bir sıkıntı yok kadın olduğum için.” (Katılımcı 13)

“Ya evet mesela erkek ustular hani erkeklere karşı daha ılımlı anlayışlı davranıyor ama kadınlara gelince biraz daha böyle anlayışsız biraz daha gergin oluyor. Ben bunu çok yaşadım. Kadın olduğum için daha sert yaklaşıyorlar özellikle ‘doğu’ tarafı olduğu için.” (Katılımcı 16)

“Yani illaki benim olmadı ama etrafımda şahit oluyorum o şekilde. İşle ilgili ‘sen bu işi yapamazsın’, ‘sen kızsın’, ‘sen şöylesin’ ben bunu yaparım o tarz oluyor illaki şahit oluyoruz. Beraber çalıştığımız için ister istemez öyle şeyler iş yerinde oluyor. Geçen çalışırken ben ‘katlama’ yapıyorum erkeğe söylüyorum yardım eder misin? katlama da çok yedek oldu ‘katlama kızların işidir’, ben erkeğim yapamam baktım sonra üstüne gittim sonra katlamaya başladı ve dedim bak katlayınca ne güzel oluyor. İşte yoğun olduğumuzda bu işin kızı ya da erkeği yok ben işi yetiştirmek zorunda kalabilirim. İş olduğu için yapmak zorundayız bunun kızı ya da erkeği olmamalı yapmak zorundayız.” (Katılımcı 17)

“Çalıştığım yer biraz sıkıntılı bir yer, karman çorman. Suriye kesimin fazla olduğu iletişim konusunda biraz kadınlara karşı şöyle biraz öğretmenleri kendi eşleri gibi görür gibi azarlama durumu oluyor konuşurken veliyle iletişimimiz o yüzden sıkıntılı. Yani sanki kendi eşiyle konuşur rahatlığında konuşuluyor. Bir şeyleri söylerken rica etmek yerine ‘bir erkek olsam’ benle bu şekilde konuşamayacağını biliyorum ama ‘kadın olduğum’ için yani biraz daha sert çıkabiliyor bana. O yönden kadın olmak zor. Erkek olsam bu şekilde davranmayacağına eminim. Geçen başıma böyle bir şey geldi şöyle anlatıyım benim kendi sınıfım var beşinci sınıflardan öğrencilere akıl saatin okula getirmelerinin doğru olmadığını söylüyoruz, gene dinlemeyip getirmiş bir öğrencimiz sonra sekizinci sınıfa ikili eğitim var bizde sabahçı öğlenci durumu var öğleden sonra gidiyoruz. Sabahçılardan sekizinci sınıf öğrencilerinden biri görmüş akıllı saati ve almak istemiş çocukta vermiş beşinci sınıf öğrencisi verdikten sonra çocuk alıp kaçırmış kapının önünden okulun sınırları içerisine girmeden. Ondan sonra saati alıp kaçırdıktan sonra çocuk arkasından koşmuş evini görmüş nerde olduğunu sonra dedesini çağırıp gidip saatini almış onlardan. Babası aradı beni hocam siz öğrencilere sahip çıkmıyorsunuz, neler saydı bana telefonda ama ‘bir erkek olsaydı’ eminim karşısında benimle bu şekilde konuşamazdı, cesareti bulamazdı.” (Katılımcı 15)

“Bir bilgi işlemde ilk defa bayan görüyoruz gibisinden şaşırdılar ama halbuki daha önce çalışan şimdi devam eden bir arkadaş da var şimdi yan yana değiliz sadece ama şaşıran oldu. ‘Bir arızaya bir kadının’ gelmesine şaşırdılar tabi ki. Ama yani böyle ağır bir iş yapmıyorsun ki yine masa başındasın çok da şaşırılacak bir şey değil bence. Şöyle düşünüyorlar aslında burada bile olsan daha basit şeylere yönlendirmeye çalışıyorlar, bu var bu her yerde var. İşte ne yapabilir bu kasayı sökemez takamaz odamdaki arkadaşlar değil tabi ki onlar aksine daha çok böyle şeylere el atmamdan yanalar öğrenmemden yanalar ama hastane içinde gittiğim odalarda falan oluyor mesela arızaya çağrılıp, siz arızaya mı geldiniz hatta ilk başta beni elektrikçi falan sandılar. Hiçbir kadın elektrikçi görmedik falan dediler şaşırıyorlar ama ben normal karşılıyorum. Bende bir kasayı söküp takabilirim yani ama şaşırılıyor tabi ki.” (Katılımcı 2)

Katılımcılara “Çalışmak size ne kattı hayatınızda kendi hayatınızda nasıl olumlu deneyimler yaşadınız mı?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, çalışmanın ekonomik özgürlüğü kazandırdığı, doğuda oldukları için kendi parasının kazanma durumundan dolayı bir saygınlık ve özgüven geldiğini ifade etmişlerdir. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“En azından bir kadın olarak güneydoğuda yaşamış yaşayan biri olarak daha doğrusu ekonomik özgürlüğünü elinde olması çok çok büyük bir avantaj bence. Herkeste bu deneyimi yaşamasını çok isterim. Kadınlar kendi ayakları üzerinden dursun isterim bu açıdan benim hayatıma çok şey kattı.” (Katılımcı 1)

“Ya şöyle bir şey doğuda kadın olmak ve meslek sahibi olmak kadar güzel bir şey yok bu bir gerçek. Herkes kendi istediğini ya da kendi harcamanı yapıyorsun bunu bile kendi aldığın para üzerinden kendi emeğinle yapmak ayrı bir zevk veriyor. Yani şöyle ben aldığımda, en azından içimde bir şey kalmıyor. Bir şey bırakmıyorum. İstediğimi alıyorum ya da işte kullanıyorum ya parayı orada olsun burada olsun ya da işte kendi hayatımı daha güzelleştirmek amacıyla elimden geleni yapmaya çalışıyorum tabi bunu neyle yapıyorum o parayla yapıyorum iş hayatımdan olmamdan kaynaklı olarak yapıyorum bunu.” (Katılımcı 10)

“Özellikle güneydoğuda çalıştığın zaman böyle insanlara karşı bir özgüvenin geliyor. Böyle bir saygınlığın artıyor kendine bir özgüven bir saygınlık geliyor kendi ayaklarının üzerindesin maddi ve manevi bir şeyler kazanıyorsun ya muhtaç olmadan o çok güzel bir duygu. O çok güzel bir duygu o duygunun bütün kadınların yaşamasını istiyorum gerçekten. Çok ya da az maddi para alıyorsun değil çok az alsan da fazla alsan da o senin kazandığın bir şey onun bilincindesin o aşırı güzel bir duygu.” (Katılımcı 12)

“Tabi ki en önemlisi kendi paramı kazandım, kendi ayaklarımın üzerinde durdum kendi paramla artık bir yere gittiğim zaman kimseye muhtaç olmadan kendim gezebiliyorum, kendim şey yapabiliyorum, kendimi daha çok geliştirdim.” (Katılımcı 18)

“Şöyle bir şey şimdi okul olmayınca orası daha iyi geldi bana okul olsaydı daha iyi olacaktı ama okul olmadığı için evde oturmaktansa orada hem kendimi geliştirmek açısından hem de aileme katkı sağlamak için, birikim yapmak için bir faydası oldu tabi ki.” (Katılımcı 17)

Katılımcılara “İşyerindeki deneyimleriniz hayatınızda nasıl katkı sağladı? Ev içi ilişkilerini değiştirdi mi çalışmanız olumlu veya olumsuz yönde?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, eve para getirdiğim için saygınlık kazanıyorum, yani saygınlığın kadın parayla ve çalışmayla kazandığını görüyoruz. Aslında kadınlar daha öncesinde ev işi, tarla işi yapsalar bile orada da bir emek söz konusudur. Fakat bu emek kadınların toplumsal cinsiyet rollerinde özel alanla ilişkili durumlarla eşleştiğinden ve kadının ücretsiz görünmezliğinden dolayı saygınlık kazanmadıklarını görmekteyiz. Ama eve para getirdiğinde, eve bir katkısı olduğunda hem bir saygınlık kazandığını söylemişlerdir. İşe gittiklerinde sosyalleştiklerini ifade etmişlerdir. Özel alanda bu imkân daha kısıtlı gibi görünmektedir. Özel alanda bir emeği söz konusu olmasına rağmen dışarı çıkmak, gezmek istediklerinde öncesinde ailesi tarafından karıştıklarını ifade etmişlerdir. Ama çalışmayla birlikte eve maddi bir destek sağlandığından, artık eskisi gibi kimsenin karışmadığını söylemişlerdir. Ayrıca kadın oldukları için evde de sorumlulukların devam ettiğini ne kadar yorgun olsalar dahi evdeki işleri yapması gerektiğini söylemişlerdir. Kadınlara biçilen özel alanın devamlılığı yine kadın tarafından yapıldığını görüyoruz. Ayrıca kadın çalışmadan önce evdeki işleri yapmasına rağmen kadının rolü olarak görülüğünden dolayı bir saygınlığın olmadığını ve bu saygınlığın, özgüvenin parayla kazanıldığı ifade etmişlerdir. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Ev içi ilişkilerinde de insan çalıştığı için öncelikle kendisiyle gurur duyuyor çok güzel bir his, ailene katkı sağlamak da çok güzel bir şey onların da hoşuna gidiyor. Sana karşı tavırları da bir güzel oluyor. Eskiden seni ‘işe yaramaz’ düşünüyorlardı ama artık öyle değil tam tersi. Artık istediğim şeylerde yapmak istediğim şeylerde daha rahatım çok karışıp şey yapmıyorlar. Benim önceki hayatım öyleydi her şeyime karışıyorlardı işe girdikten sonra çalıştığımı gördükten sonra çok karışmıyorlar artık seni teşvikte ediyorlar yani güzel sıkıntı yok.” (Katılımcı 17)

“Evet çünkü biz kadınlara olarak bir çalışma hayatımız var o çalışma hayatımız bittikten sonra eve gelip, yani bitmiyor evde de sorunlar var. Yani ev hayatından işlerinde var. Olumsuz okul tam gün olduğu için yorgunluğum yemek yapmak, bir şey yapmak için bunlar beni olumsuz etkiliyor. Daha çok olumsuz etkiledi diyebilirim. Olumlu tarafı da şöyle sen toplumda çalıştığın için saygınlığın var hani bir örneksin bu da olumlu tarafı.” (Katılımcı 20)

“Daha çok yoruluyorsun sonuçta evde işlerin var burada da işlerin var sanki ‘eve gittiğimde ‘hiç yorgun değilmiş gibi devam etmen gerekiyor, evden de buraya geldiğimde de aynı şekilde hiç yorulmamış gibi burada da enerjik olmamız lazım. Dediğim gibi bir standart da oturdu artık bu bir sıkıntı yaşayamıyoruz.” (Katılımcı 2)

“Yani çok bir şey yok ama tabi ki çalıştığımız için çocuklardan uzağız her şekilde yanlarında olamıyoruz. Bak mesela biz şimdi buradayız deprem bölgesiyiz onlar evde aklımız onlarda sadece o açılardan manevi yönden biraz olumsuz.” (Katılımcı 5)

“Para kazanmak ‘sana ayrı bir konuma’ getiriyor artık bağımlı değilsin o insanlara ya da kendi ihtiyacını kendin karşılıyorsun kimsenin sana işte biz sana para veriyoruz da bir sana şöyle yapıyoruz tarzında bir şeyi olmuyor bu bir gerçek. Yani şöyle ‘kendini işe yaramış’ hissediyorsun sonuçta ailene de yardımcı oluyorsun ya da okuyan kardeşin varsa onlara da ayrı bir şey yapıyorsun bu seferde sana bir saygı artıyor sonuçta sen bu insanlara ne yapıyorsun emek vermiş oluyorsun. Yani böyle bir konum oluyor daha çok ‘saygı’ görünme durumu var bu çevrende de geçerli bu amcalarımda olsun, dayımlarım da olsun, teyzem de olsun falan eski bakış açısına sahip değiller. Ya da ben şunu yapacağım, şunu istiyorum dediğim de tamam yap. Eskiden yok yapma deniliyordu ama şimdi yap yani mantığı var. Artık bir de özgüven oluyor ben her şeyi yapabilirim mantığı oluyor.” (Katılımcı 10)

“Tabi ki sana ayrı bir güç katıyor. Her gördüğün bir insandan bir ilişkiden bir şey katıyor sana. Aa bak bu karısına nasıl davranıyor mesela müşterilerde fark edebiliyorum ben bunu çoğu adam eşine çok kötü davranıyor alışveriş yapınca. Al artık yeter artık, bıktım artık gibi cümleleri erkekler eşlerine söylüyorlar. Sen görünce diyorsun ki ben evlenmeyeceğim. Olumlu yönde maddi anlamda eve çok katkı sağlıyorum bu beni mutlu ediyor.” (Katılımcı 11)

“Yani eve para getirdiğim için biraz daha ‘saygınlık’ kazandım hem aile hayatında, akraba olsun, akranlarım olsun.” (Katılımcı 16)

“Kendi paramı kazanan, bizim yörede şöyle bir şey var kendi paranı kazandığında ya da ‘paralı’ olduğun zaman böyle bir daha değerli oluyorsun. Öyle bir şey oldu. Evde daha değerli oldum.” (Katılımcı 18)

Katılımcılara “Ev dışına çıktığınızda kendinizi rahat hissediyor musunuz?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, bir kadın olarak sürekli tehlike altında olduklarını, gözle taciz durumunun olduğunu ve tek başına dışarı çıkınca, taksiye binince tedirgin oldukları ifade etmişlerdir. Bu durumlardan dolayı sürekli tedbir aldıklarını, tek başına değil de genelde arkadaşlarla dışarı çıktıklarını, belirli saatlerde dışarda olmayı tercih ettikleri ve taksiye binince plakasının fotoğrafını çekip yakınından biriyle paylaşımda bulunduklarını ifade etmişlerdir. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Çok değil tabi ki her zaman tehlike altında olduğumuz için sürekli kadınlar. Yani çok rahat rahat gecenin bir yarısı dolanamıyoruz zaten öyle bir lüksümüz de yok küçük bir yer olduğu için yani öyle çok rahatta olduğumuz söylenemez.” (Katılımcı 5)

“Yani ülkemiz gereği kadınların genel sorunu budur herhâlde her zaman tamamen rahat hissediyorum diyemiyorum. Bunun saatleri oluyor genelde gündüz saatleri rahat oluyoruz klasik olacak ama gece kadın işte dışarı çıkarken iki kere düşünüyor yani böyle yaşamak istemiyoruz aslında yapacak bir şey yok yani buna aslında var.” (Katılımcı 7)

“Şu zamanda çok rahatlıkla dışarı çıkmıyorum eskiden çok daha rahattım sakinim tek başıma gidebiliyordum tek başıma edebiliyordum. Yani tek başıma taksiye bindiğim zaman eşime ya da babama herhangi bir plaka atmaya gerek yoktu. Taksinin plakasını atıp buna biniyorum dememe gerek yoktu çünkü ama şu an öyle bir kurguyla bazen sokakta yürüdüğüm zaman ya da bir taksiye bindiğim zaman bizimkilere haber veriyorum.” (Katılımcı 12)

“Evet ben her yerde rahatım ama bu Mardin’in adamlarından rahat değilim. Son 3 senedir burada yaşıyorum ben özgür bir insanım hani insanları yadırgamıyorum ya da alayda etmiyorum kim ne giyerse giysin, kiminle gezerse gezsin o benim ilgi alanım değil. Mesela bir yere gidince onların da ablaları kardeşleri anneleri babaları var sadece Mardin de rahat yürüyemiyorum. Çok bakıyorlar, bakışlarından rahatsız oluyorum ama gene de yoluma devam ediyorum. Kendi memleketim de böyle bir şeyi görmem biraz rahat değilim yadırgıyorum. (Katılımcı 13)

“Tek başıma uzak bir yere gittiğimde tedirgin oluyorum ama zaten yalnız çıkmamaya çalışıyorum arkadaşlarımla çıkıyorum çok da uzak bir yere habersiz ya da gitmiyoruz o şekilde. “(Katılımcı 17)

“Şöyle bir şey ortamdan ortama değişiyor mesela bazen bir yere gidiyorum. Çoğu yerde bu böyle ve mesela açık giyindiğin zaman insanlar gözleriyle seni taciz etmesi oluyor bazı zaman orada çok rahatsız oluyor insan.” (Katılımcı 18)

Katılımcılara “gece geç saatte eve dönerken ya da iş kendinizi rahat hissediyor musunuz? İşe ulaşımınız nasıl özel arabayla mı servisle mi?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların söylediklerinden yola çıkarak, servisle gittikleri için bir sorun yaşamadıklarını rahat olduklarını söylemişlerdir. Özel arabayla gidenlerinde özel aracı olsa bile arabaya biner binmez tüm kapıları kilitlediğini söylemişlerdir. Bazılarında ulaşımları yürüyerek olduğu için korktuklarını o saatte bir ulaşım olmadığı için tedirgin olduklarını ve korktuklarını ifade etmişlerdir. Bu duruma ilişkin katılımcıların ifadeleri;

“Özel arabayla değil de servisle gidip geliyoruz, geç saat olunca insan ister istemez korkmuyor değil, o şeyi yaşıyoruz burada da onun dışında bir sıkıntı ile karşılaşmadım.”  (Katılımcı 1)

“Yani önceden servisleydi, şehir içi otobüsleydi ama buraya taşındığım için çalışma saatim erken olduğu için sorun yok geç olsa da sorun yok yakınım zaten bir de eşim gelip alıyor ama ortam ne kadar güvenilir henüz bilmiyorum. O kadar geç saate kalmadığım için.” (Katılımcı 2)

“Hayır, bazen 12 de çıkmamı gerektiren iş yerlerim oldu başka birimlerde çalışırken 12 de çıkmam gerekti ve hani 12 de araç yok şehir içi sistemi on bire kadar çalıştığı için yürümem gerekiyordu. Korkuyordum, o saatte dışarıda olan insan iyi niyetli biri olsa bile siz iyi niyetli olsanız bile tedirgin oluyorsun, tedirgin oluyordum.” (Katılımcı 3)

“Hayır rahat hissetmiyorum. Ulaşımım yürüyerek ya da şehir içiyle gittiğimde rahat hissetmiyorum açıkçası.” (Katılımcı 8)

“Benim evime gündüz bile mutlaka buradan bir şey olması lazım. Benim evim buraya uzak o yüzden mutlaka bir şehir içi olması lazım gece geç saatte henüz çıkmadım ama inşallah da çıkmam o zaman çıkacağım zaman ne yaparım bilmiyorum çünkü dediğim gibi mutlaka bir araç lazım yürüyerek gidemem sokak hayvanları çok fazla, ıssız her türlü güvenlik sıkıntısı var benim tarafımdan.” (Katılımcı 4)

“Şehir içi ulaşımım oluyor, ama gece geç saat olduğunda kendimi rahat hissetmiyorum. Geç saatlerde tedirgin oluyorum. “(Katılımcı 6)

“Kişisel aracım var çok şükür o yüzden yol açısından problem yaşamıyorum gidiş geliş açısından ama yine de arabaya biner binmez ben kapımı yine kilitliyorum.” (Katılımcı 7)

“Gece geç saatlerde dönerken her bir kadın gibi her bir birey olarak aslında bende biraz geriliyorum yani arkama falan bakıyorum ama genel olarak bir sıkıntı yok.” (Katılımcı 16)

Katılımcılara son olarak “Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” sorusuna;

“Kadın olduğum için çok mutluyum, kadınlar bir mucize. Kadınlarda çalışsın kadınlar çok güçlü varlıklar, hayatın her alanında olması gerektiğini düşünüyorum.” (Katılımcı 1)

“Yani inşallah sorun yaşayan insanlar için söylüyorum inşallah onlarda daha olumlu şartlarda çalışırlar. Çalışmak isteyip de şartlarından dolayı çalışamayan çok insan var. Ailem tarafımdan ben hep destek gördüm ben lise zamanındayken polis olmayı düşünüyordum ilk başta ben bu tepkiyi babamdan gördüm, ‘sen polis olamazsın’ sen işte çok narinsin gibi tepki bizzat kendi babamdan duydum bu sözleri. Daha o zaman liseyi bitiriyorum yani liseyi üniversiteye geçeceğim direk polislik okumak istedim. Ama ‘sen yapamazsın’ diye destek göremeyince ben de gerçekten yapamayacağımı düşünüp vazgeçtim. Bu sefer başka bölüm okudum 4 sene sonra bu sefer dedim ki yine polisliğe başvuracağım en büyük destekçim bu sefer babam oldu her şeyime o koştu ve o da yanıldığını gördü. Benim için en büyük ders zaten.”  (Katılımcı 2)

“Kadın olduğum için ve hemşirelik mesleği kadınlara biçildiği için biz biraz daha rahatız belki de ama tarlada çalışan kadınların baktığımızda fiziksel olarak ağır yük onların sırtında en çok onlar etkileniyor bence. Onlar çok sıkıntı yaşıyorlar. Bizler yine onlara göre daha rahat çalışma koşulları altındayız.” (Katılımcı 6)

“Yani şöyle önceden kadın ezilmişliği vardı evet ama şu anda gerçekten kadın ezilmişliği çok daha arttı. Yani psikolojik olarak çok arttı. Yani önceden evde ‘mobbing’ uygulanan kadınlara şimdi işyerinde de mobbinge maruz kalıyor. Kendi arkadaşların olsun yöneticin olsun hastalar olsun, kadın kadına mobbing çok arttı artık bununda bir adı konulmalı diye düşünüyorum. Yani çalışan kadın sadece kadın pozisyonun da değil de kendi hemcinsinin de mobbinglerine maruz kalıyoruz. Yani mesela örnek verecek olursak, çocuğu olan bir bayanım mesela çocuğu olmayan bir bayan benim geç kalmamı ya da bazen bazı şeyleri aksatmamı anlayamayıp beni buradan vurabilir. Benim iş yerindeki görevlerimi tamamen yapmadığımı ima edebiliyor. Bu da mobbing bir türü bence. (Katılımcı 8)

“Şimdi ailemle ilgili mesela şu var, ‘araç alıyorsun’ mesela, senin paran var ama şöyle abilerin tarafından ya da ev halkı tarafından ‘sen kız çocuğu olduğu için böyle sanki o parayı onlara vermelisin’ gibi yani ‘senin kendi şahsına ait bir mal varlığının olmaması gerekiyor’ ya da ‘sen kendi babanın ya da ailenin mal varlığından pay alamazsın gibi bir izlenim yaratıyorlar’, sende sen kız çocuğusun senin hakkın yokmuş gibi mesela şuan araç almışım mesela abime göre o hakkım yok, ben evlendikten sonra o aracı evde bırakmalıymışım ona bu mantıkta. Ama aslında ben aldım bir kuruş dahi vermeyen borç vermeyen insanlar ama şeye geldiğinde biz kimse babasının evinden kim kime araba götürmüş doğuda ya da işte bizim çevremizde kim götürmüş de sen evlendikten sonra arabanı alıp götüreceksin bir mantığı var. Yani mal edinme hakkın yokmuş gibi. Şu an bizim gündemiz de aile gündeminde yaşadığım bir problem bu kadın olduğum için. (Katılımcı 10)

“Yok ama işyerinde böyle bir konuşma geçmişti işte yok kızdırlar böyle onları el üstünde tutmamızı bekliyorlar falan diyorlardı kendi aralarında. Kızdırlar bunlara ağır işler yaptırmayacakmışız belleri ağrıyacak gibi şeyler duydum.” (Katılımcı 11)

“Kadın olduğum için kendimle gurur duyuyorum bir kadının kendi ayakları üzerinde durması kadar güzel bir şey yok kendi işini kendisi görmesi kadar güzel bir şey yok. Bence herkes bunu yapmalı çalışmalı. Çalışmaktan ziyade genel anlamda ayakları üzerinde durmalı kimseye ihtiyaç duymamalı bunun için çabalamalı.” (Katılımcı 17)

“Her kadın kendi ayakları üzerinde durmalı, her kadın kendi parasını kazanmalı. Hiçbir erkeğe boyun eğmemeli.” (Katılımcı 18)

“Türkiye de değil de dünyada kadın olmak çok zor. Bir cinsiyetin getirdiği hani dezavantajlar da var. İşte önceden eskiden de görüyorduk kadınlara çok hak verilmiyordu. Her yönden onları kısıtlıyorlardı. Hatta dün bakanımız açıkladı şu an okullaşma oranında en yüksek kızlar erkekleri geçmiş. Şimdi senin bir hakkın var devlet tarafından bir hakkın var ama aileler, çevre, toplum buna engel görüyor. Mesela böyle bir şey duymadık “erkekler okula gitsin”, “erkeklerin okuması” için kampanyalar olsun fakat kızlar için böyle bir kampanyalar yapılıyor bu da cinsiyetin getirdiği bir haksızlık diyelim. Ama her şey zamanla değiştiği için bu da değişiyor, günümüzde çok erkekler okumak istemiyor bu da kadınların ve kızların önünün açıldığını gösteriyor. Her meslekte kadınları görüyoruz, bunlar çok olmalı her yerde onları desteklemeyiz, her alanda bence kadınlarda olmalı onlara da ihtiyacımız var diye düşünüyorum.” (Katılımcı 20)

“Eklemek istediğiniz bir şey var mı?” sorusunda Katılımcıların verdiği cevaplar göz önüne alındığında; kadınlar, erkil yapının devamlılığın olduğunu, kız oldukları için belirli meslek seçmesi gerektiğini ‘sen kız çocuğusun yapamazsın’, ‘sen kız çocuğusun mal edinme hakkın yok’, ‘iş yerindeki mobbing’ kadın oldukları için uğradıkları ayrımcılıkları hala görmekteyiz. Katılımcılardan kız çocuğu olduğu için kendi parasıyla almış olduğu arabayı ailesi dahi bir katkısının olmadığını ama ailesi tarafından evlendiğinde almış olduğu aracı kendisiyle götürmeyeceği ailesine bırakması gerektiğini, kendi mal mülk hakkının ailesi tarafından böyle bir durumun söz konusu olmadığını ifade etmiştir. Başka bir katılımcı polis olmak istediğinde babası tarafından ‘sen kız çocuğusun polis olamazsın’ durumuyla karşılaştığını, başka bir katılımcılımız ise evde mobbing ve iş yerinde mobbinglerin devam ettiğini ifade etmiştir.

Genel olarak aslında kadın olarak her alanda mücadele edip, bir şeyleri elde etmeye çalıştıklarını, mücadele vererek bir şeyleri düzeltmeye çalıştıklarını görüyoruz. Kamusal alanda ve evde kadının bir ayrımcılığa uğradığını görmekteyiz. Kadınlar eğitim alanında eşitsizliğe uğradıklarını, kız çocukları oldukları için okuma haklarının olmadığı ve kadın olduğun için çalışmaması gerektiği ifade edilmiştir. Ama kadınlar bu durum için mücadele verip hem eğitim hakkını hem de çalışma hakkını elde etmişlerdir. Bu alanlarda fırsat eşitliği ne kadar uygulanmaya çalışılsa da hala kadınlar eğitim alanında, çalışma hayatına katılmak için mücadele etmektedirler.

Kadınların kırsal hayatta daha çok ev işleriyle, tarla işi ile uğraştıkları için sosyalleşmelerinin kısıtlı olduğunu iş hayatına girdikten sonra sosyalleşme sürecini gerçekleştirdiklerini ifade etmişlerdir. İşe girdikten sonra ailesi tarafından eve para getirdiği için saygınlık kazandığını, öncesinde ev işi yapmasına rağmen işe yaramaz olarak gördüklerini ifade etmişledir. Eve maddi destek sağladıklarından dolayı ve iş ortamında arkadaşlıklara kurduğu için artık arkadaşlarıyla gezebildiğini ifade etmiştir. Tek sosyalleştiğini sosyal ortamların sadece işle birlikte olduğunu ve iş dışında büyük ihtimal bir toplumsallaşma süreci söz konusu olmuyor. Daha çok bunu işle sağlayıp, sosyalleşme sürecini bu şekilde başlatıyorlar. Ve bu şekilde gezebiliyor ya da arkadaşlıklar kuruyor, insan tanıyor iş olmasa kadın olduğu için bu sosyallik imkanını bulamıyorum. Aslında parayla bir saygınlık kazandıklarını ve işe girmesiyle birlikte arkadaşlıklar kurup sosyalleştiğini görüyoruz.

SONUÇ

Bitirme projesi ile kadınların kamusal alanda yaşamış olduğu sorunlarıyla birçok noktaya değinmektedir. Kadınlar kamusal alanda kadın oldukları için birçok sorunla mücadele ettiği görülmektedir. Mobbing, sözel taciz, kadın oldukları için iletişim kurduklarında daha yüksek ses tonu ile onlarla konuşulduğu görülmüştür. En temel haklardan olan eğitim hakkı bile sırf kadın oldukları için engellenmeye çalışıldığı durumlar görülmüştür. Kadınlar ev dışına çıktığında belirli saatlerde dışarıda daha rahat olduklarını ama gece geç saatlerde dışarıda oldukları zaman tedirgin olduklarını ve korktuklarını görmekteyiz. Kadınlar ayrıca çalışarak, saygınlık kazandıkları yani maddi açıdan eve destek oldukları için bir saygınlık durumunun söz konusu olduğunu görmekteyiz. Aslında kadın çalışmadan önce ev işi, tarla işi gibi durumlarda çalıştığı zamanlar eve maddi bir destek sağlamadığı için ve bu rollerin kadınlara biçildiği için ‘işin görünmezliği’ söz konusu olmaktadır. Aslında kadınlara biçilen özel alan rolleri günümüzde de hala bazı toplumlarda erkil yapının daha baskın olduğu yerlerde bu durumların var olduğunu görmekteyiz.

Kadınlar olarak kamusal alanda olan sorunlarla mücadele edilmektedir. “Sen kadınsın polis olamazsın, sen kadınsın mal mülk edinme hakkın yok, sen kadınsın işyerindeki bulaşıkları yıkamak zorundasın, sen kadınsın katlama işini senin yapman lazım, sen kız çocuğusun okuyamazsın, sen kız çocuğusun çalışamazsın” bunların hepsi görüştüğüm katılımcılar tarafından ifade edilen cümleler. Bu durumların hala var olması, kadınlara biçilen roller ve kadınların özel alanda yer alması gerektiği düşüncesi yer almaktadır. Fakat kadınlar bu durumla mücadele edip, iş hakkını, eğitim hakkını elde ettiklerini görüyoruz.

Kadınlar için sürekli her alanda bir mücadele durumu söz konusu, ne kadar yasalarda eşitlik durumunun olması gerektiği söylense de. Uygulama da toplum tarafından biçilen rol sorumluluklar, ayrımcılığa, eşitsizliğe sebebiyet vermektedir. Bu durumun günümüzde bile devam ettiğini görmekteyiz.

KAYNAKÇA

  • Akkaş, İ. (2019) Cinsiyet ve Toplumsal Cinsiyet Kavramları Çerçevesinde Ortaya Çıkan Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı. Ekev Akademi Dergisi ICOAEF Özel Sayısı
  • Aktaş, G. (2013). Feminist söylemler bağlamında kadın kimliği: Erkek egemen bir toplumda kadın olmak. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 30(1).
  • Akyıldırım, E. (2019). Kadının Özel ve Kamusal Alanda Sömürülen Emeği. International Journal Of Business And Economic Studies, 1(2), 75-85.
  • Alacahan, O., & Vatandaş, S. (2021). Kamusal-Özel Alan Ayrışmasının İnşa Süreci ve Sosyal Medya. Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(1), 720-733.
  • Alkan, A. (2000). ” Özel Alan-Kamusal Alan” Ayrımının Feminist Eleştirisi Çerçevesinde Kentsel Mekân. Kültür ve İletişim, 3(1), 71-95.
  • Avcı, A. (2007). Türkiye’de Kamusal Alan ve Televizyon: Vatandaş Televizyonundan Tüketici Televizyonuna Dönüşüm Süreci (Doctoral Dissertation, Marmara Universitesi (Turkey)).
  • Cumur, Ş. (2021). Toplumsal cinsiyet eşitsizliği: Kadın ve mekân (Master’s thesis, Konya Teknik Üniversitesi).
  • Cumur, Ş., & Topçu, K. (2022). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği: Kadın ve Kentsel Mekân. Artium10(2), 112-130.
  • Çiçek, B., & Çopur, Z. (2018). Bireylerin Kadınların Çalışmasına Ve Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutumları. International Journal of Eurasian Education and Culture3(4), 1-21.
  • Dedeoğlu, S. (2009). Eşitlik Mi Ayrımcılık Mı? Türkiye’de Sosyal Devlet, Cinsiyet Eşitliği Politikaları ve Kadın İstihdamı. Çalışma ve Toplum, 2(21), 41-54.
  • Demir, Ş., & Sesli, M. (2007). Kamusal Alan (Türkiye’de Kamusal Alan Kavramlaştırılmasının Muhtevası: Tektiplilik Mi, Çoğulculuk Mu?). Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, 2(1), 273-292.
  • Demirbaş, G. (2012). Kadınların mekan algısı ve mekanı kullanma biçimleri (Master’s thesis, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
  • Enginyurt, D. Sosyal Hareketler Sosyolojisi Açısından Feminizm. Use Uluslararası Sosyoloji ve Ekonomi Dergisi, (1), 36-59.
  • Erdoğan, M. (2000), Demokrasi, Laiklik. Resmi İdeoloji, Liberte Yayınları. Ankara.
  • Erikli, S. (2020). Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet ayrımcılığının görünümü. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi2(1), 39-60.
  • Ersöz, A. G. (2015). Özel Alan/Kamusal Alan Dikotomisi: Kadınlığın” Doğası” Ve Kamusal Alandan Dışlanmışlığı. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 18(1), 80-102.
  • Eryılmaz, S. (2019). Türkiye’de Kamusal Alan, Kadın ve Din: Fatma Barbarosoğlu Örneği.
  • Gökdemir, L., & Ergün, S. (2012). Kırsal Kalkınmada Kadının Rolü. İnönü Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi1(1), 68-80.
  • Güdücü, B. (2015). Özel Alan, Kamusal Alan, Kent ve İnsan. Aydın İnsan ve Toplum Dergisi, 1(1), 59-67.
  • Gün, T. (2016). Feminizm Üzerine Genel Bir Değerlendirme: Kavramsal Analizi, Tarihsel Süreçleri ve Dönüşümleri. Akademik Hassasiyetler, 3(5).
  • Habermas, Jürgen; Kamusal Alan, S.95-103, Kamusal Alan, Ed. Meral Özbek, Hil Yayın,1. Baskı, 2004.
  • Hasgül, E., & Birer, E. Mekânda Bauhaus Etkisi: Kamusal Alanda Görünürlüğün Mekânsal İzdüşümü. Sanat ve Tasarım Dergisi, (30), 73-87
  • Karabiyik, I. (2012). Türkiye’de Çalışma Hayatında Kadın İstihdamı. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 32(1), 231-260.
  • Keser, İ. (2006). Kentsel Dinamikler ve Kamusal Alan Farklılaşması: Adana Nusayrileri. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara.
  • Koparan, E. (2020). Bir Kamusal Alan Olan İş Dünyasında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bağlamında Kadının Varlık Sorunsalı. Global Journal Of Economics And Business Studies, 9(17), 55-62.
  • Korkmaz, A., & Başer, M. (2019). Toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında ataerkillik ve iktidar ilişkileri. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi28(1), 71-76.
  • Kuşar, Z. (2016). Kamusal alanda toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında yerel iktidara katılım: Malatya örneğinde bir araştırma (Master’s thesis, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).
  • Miroğlu, G. (2019). Balıkesir kentinde kadınların kamusal mekân kullanımı: Feminist bir perspektif.
  • Moroğlu, C. (2000). Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu.
  • Nalbant, F., & Korkmaz, T. (2019). Feminist Teori Temelinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Türkiye Bağlamında Değerlendirilmesi. Artvin Çoruh Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 165-186.
  • Oğan, E., Wolff, R. A. (2020). Kamusal Alanda Kadın Ayrımcılığı. Social Sciences Research Journal, 9 (4), 218-235.
  • Olgun, H. B. (2017). Jürgen Habermas, Hannah Arendt ve Richard Sennett’in Kamusal Alan Yaklaşımları. Sosyolojik Düşün, 2(1), 45-54.
  • Onat, N. (2010). Kamusal alan ve sınırları (Master’s thesis, Maltepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).
  • Ökten, Š. (2009). Toplumsal Cinsiyet ve İktidar: Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Toplumsal Cinsiyet Düzeni. Journal of International Social Research2(8).
  • Özaydınlık, K. (2014). Toplumsal cinsiyet temelinde Türkiye’de kadın ve eğitim. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, (33).
  • Özcan, Y. Kamusal/Özel Alan Tart Kamusal/Özel Alan Tartışmaları. Sivil Toplum, 1(2), 45-51.
  • Özçatal, E. Ö. (2011). Ataerkillik, toplumsal cinsiyet ve kadının çalışma yaşamına katılımı. Çankırı Karatekin Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi1(1), 21-39.
  • Özer, M. M. (2017). Ataerkil kapitalist çalışma yaşamından kadın tanıklıkları. Çalışma ve Toplum3(54), 1397-1424.
  • Parlaktuna, İ. (2010). Türkiye’de cinsiyete dayalı mesleki ayrımcılığın analizi. Ege Akademik Bakış10(4), 1217-1230.
  • Pekel, E. (2019). Toplumsal cinsiyet rolleri ve kadının çalışma hayatındaki konumu. Balkan ve Yakın Doğu Sosyal Bilimler Dergisi5(1), 30-39.
  • Sağlam, A. İ., Öztürk, A. Ç., & Kaçar, A. D. (2019). Türkiye’de Kamusal Mekânın Gelişimi. ATA Planlama ve Tasarım Dergisi3(1), 47-58.
  • Sancar, Serpil; Erkeklik: İmkânsız İktidar, Metis Yayınları, 2009, İstanbul
  • Savaş, G. (2018). Türkiye’de yaşayan bireylerin toplumsal cinsiyet eşit (siz) liği algısı-Gender (In) equality perception of individuals living in Turkey. Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi1(2), 101-121.
  • Şen, M. (2021). Kadının Kamusal Alandan Dışlanması: Derinkuyu Örneği (Master’s Thesis, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi/Sosyal Bilimler Enstitüsü).
  • Torun, T. (2020). Jürgen Habermas’ın Kamusal Alan Kavrayışı: Rasyonel Politik İrade Oluşumu. Kaygı. Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi , 19 (1) , 220-238 . DOI: 10.20981/kaygi.619184
  • Tosun, E. (2020) Feminist Teori
  • Tuncer, S., & Demirci, R. (2021). Özel ile Kamusal Ekseninde Covid-19 Pandemisi: Cinsiyetlendirilmiş Gündelik Kentsel Mekân Deneyimi ve Kadınların Güvenlik Mesaisi. İDEALKENT, (COVID-19 Sonrası Kentsel Kamusal Mekânların Dönüşümü), 491-535.
  • Türk, Y. A., & Mollayakupoğlu, S. Kadınlara Özel Bir Kamusal Alan: Yalvaç Mahalle Fırınları. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, (45), 401-418.
  • ÜK, Z. Ç. (2019). Toplumsal Cinsiyet Stereotiplerinin Kadınlar Günü Reklamları Üzerinden Değerlendirilmesi. Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi, (24), 1-16.
  • Ünlü, Ç. Y. (2019). Yarı-Kamusal Alanda Kadın Deneyimlerine Etnografik Bakış. Fe Dergi11(2), 38-50.
  • Vatandaş, C. (2007). Toplumsal Cinsiyet ve Cinsiyet Rollerinin Algilanişi. Istanbul Journal Of Sociological Studies, (35), 29-56.
  • Yavuz, R. A. (2016). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Ekseninde Kadin İstihdami ve Ekonomik Şiddet. Journal Of Life Economics, 3(3), 77-100.
  • Yazıcı, N. V. (2020). Kadınların Sesinden Kamusal Alanda Toplumsal Cinsiyet Söylemi: Türkiye’de 8 Mart Kutlamaları. İdealkent, 11(31), 1657-1675.
  • Yildiz, A. (2022). Türkiye’de Siyasal Tarih Çerçevesinde Kamusal Alan ve Kadın (Master’s Thesis, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü).
  • Yilmaz, Z. (2009). Hannah Arendtte Özel Alan-Kamusal Alan Ayrımı ve Modern Çağda Toplumsal Alan.
  • Yüce, A.Y. (2018) Toplumsal Cinsiyet Rolleri, academia
  • Yükselbaba, Ü., & Özcan, D. D. M. T. Habermas’da Kamusal Alan/Özel Alan Ayrımı

EKLER

EK 1: Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu

Adınız- Soyadınız?

Yaşınız?

Medeni haliniz?

Eğitim seviyeniz?

Mesleğiniz nedir?

Maaşınız ne kadar?

Kaç yıldır çalışıyorsunuz?

Bu işte kaç yıldır çalışıyorsunuz?

Sigortalı mı çalışıyorsunuz?

Sigortanız aldığı maaş üzerinden mi asgari ücret üzerinden mi yatırılıyor?

İdari göreviniz var mı? yönetici pozisyonda mı?

İş yerine ilişkin tecrübeleriniz neler? Nasıl geçiyor? Sorunlarınız var mı?

Çalışmak size ne kattı hayatınızda kendi hayatınızda nasıl olumlu deneyimler yaşadınız mı?

Eğitiminiz aileniz tarafından desteklendi mi? (Yoksa mücadeleyle mi okudunuz?)

Çalışmanızı karşı çıkan oldu mu? Öyle bir konuşma geçti mi yakınlarınız tarafından?

İşyerindeki deneyimleriniz olumlu veya olumsuz?

İşyerindeki deneyimleriniz hayatınızda nasıl katkı sağladı? Ev içi ilişkilerini değiştirdi mi çalışmanız olumlu veya olumsuz yönde? (Herkes kendi parasını kazanıyor bu durumda ne oluyor gibi)

Ev dışına çıktığınızda kendinizi rahat hissediyor musunuz?

İş yerinde sadece kadın olduğunuz için yaşadığınız problem var mı? Kadın olmanız iş yerindeki deneyiminizi farklılaştırıyor mu diğer çalışanlara göre?

Gece geç saatte eve dönerken ya da iş çıkışında kendinizi rahat hissediyor musunuz işe ulaşımınız nasıl özel arabayla mı servisle mi?

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

thumbnail
Önerilen Yazı
Türkiye’den Almanya’ya Göçün Tarihsel Süreç ve Göç Sosyolojisi Bağlamında İncelenmesi

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (1)

  1. Rabia Kıvrak 19 Ağustos 2023

    Sevgili İpek,
    Öncelikle bitirme projen için seni tebrik ederim. Projende ele aldığın konu oldukça önemli ve güncel bir mesele. Kadınların kamusal alanda yaşadığı sorunları ve bu sorunlarla mücadeleyi incelemek, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak açısından kıymetli bir adım. Emeğine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir