patron-baba-ve-iscileri

Bu yayında Hasan Güler’in kaleme aldığı ” Patron Baba ve İşçileri İşçi Sınıfı Köylülük ve Paternalizm” eserinin analizi yapılmıştır.

hasan-guler-patron-baba-ve-iscileri
Hasan Güler, Patron Baba ve İşçileri İşçi Sınıfı Köylülük ve Paternalizm, İstanbul: İletişim Yayınları, 2014, 270s.

Sanayi tartışmaları günümüzde sıklıkla tartışılan bir konu olmuştur. Batılı toplumlarda modernleşme tezahürü oluşturan bu fabrikalar, ilerleme ve gelişme stratejilerini yakalamak için önemi büyüktür. Türkiye de geleneksel yapıyı yıkıp muasır medeniyetin parçası olmak için devlet eli ile başlayan sanayileşme, taşranın dönüştürülmesiyle başlamıştır. Çan ilçesinde gerçekleştirilen bu durum modern babacılığın nasıl ele alındığına dair bilgileri bize göstermektedir. Çan’da ki bu dönüşüm süreci içerisinde özel sektör neden paternalist bir yapıyı kullanmıştır? Aileye önem verildiği için mi ‘baba’ figürünün iktidarını toplumsal yaşam içerisinde fabrika aracılığıyla mı meşrulaştırmaya çalışılmıştır? Bütün bunlar ‘patron baba’ simgesinin altında modern babacılığın Çan’da nasıl sürekliliğini koruduğunu ve taşeronlaşmış işçileri nasıl etkisi altına aldığını göstermiştir. İşçileşmiş köylü yapısını da bozmamış ve işçileri bir ağın içine alarak onları bu oyuna hapsetmiştir.

Paternalizm denilen kavram geleneksel bağların kopmaya başladığı zamanlarda toplumun kontrolünü sağlamak için ortaya çıkmıştır. 19.yy’ın başlarında sanayileşmenin ortaya çıkmasıyla evlerinden, akrabalarından hatta kendi çağından uzaklaşan işçiler, modern babanın ağına düşmek için yola çıkmışlardır. Ancak bu piyasanın çarklarından kendisini koruyacak olanı da babanın olduğunu düşünmüşlerdir. Modern baba artık bu ilişkileri fabrikalarda üretiyordu. Paternalizm ise bu dönemde aile içi hiyerarşinin ve modern babanın kapitalist sistemde adı olmuştur. Normalde geleneksel yapının bitmesiyle gelmesi gereken özgürleşmeyi, baba kendi hiyerarşisine dayalı başka bir forma dönüştürmüştür. Sanayi otoritesinin olmasının yanı sıra emek kontrol biçimini de sağlamıştır. Bununla kalmayıp işçinin iş hayatının yanı sıra aile ve kültürel değerlerine karışma yetkisi olarak görmüştür.

Aslında ‘modern babacılık’ garanti sağlayan koruyucu bir melek görevi üstlendiğini düşünmüştür. Bireylerle birey olarak ilgilenmemiş ama nüfusla ilgilenen bu teknoloji iktidarı anlamamızı da sağlamıştır. İnsan bedenine bir tür makine olarak yaklaşmakla kalmayıp nasıl üretmesi, nasıl hareket etmesi vb. birçok konuda komut verilen işçilerin baba patronu olarak fabrika sahiplerine eşik bekçiliği de yapmıştır. Sosyal hayata kadar sızmış, aile ve iş hayatını bir aile büyüğü olarak birleştirmeye çalışmıştır. İlk planlı sanayi kentini kuran Pullman, tam olarak bahsedilen modern babanın yaptığı aile ve iş hayatının da yanı sıra kültürel, bireysel ve sosyal yaşamı himayesi altına almıştır. Pullman’ın ölümüyle Amerika da son bulan paternalizmi, babamız Çan’da meydana getirmiştir. Pullman kasabasının koşulları burada da geçerli olmakla birlikte köle gibi çalıştırdığı işçileri aileden görmüş, ailenin huzurunu kasabanın huzuru olarak benimsenmesi için elinden geleni yapmıştır. 45 öncesi dönemde yoksul olan köylü her işi yapmış ve çalışmaya yönelik ailenin tüm fertlerine bir istihdam alanı yaratmıştır. Kömür ocakları da çalışma istihdamına dönüştürüldüğü gibi bu çalışma potansiyeli son damlasına kadar bir ağa bir yol gösterici olarak kullanmıştır. Bununla birlikte Sanayi ile muasır medeniyet seviyesine gelmek için köy harsının değiştirmiştir. Bu sektörde istihdam 80’lerde çok fazla artırılmıştır. Mekansal olarak işe yakın olmasında dolayı daha çok tercih edilmiş olmasını fırsat bilip işçilerin tercih hakkını ellerinden almıştır. Çan halkına şefkat gösteren, kimi zaman buyurgan bir baba olan kimliğe sahip olmuş ve ilçede tek ekmek kapısı haline gelmiştir. Göçler fabrikanın olduğu bu semte yapılmış ve beraberinde çeşitli sorunları da getirmiştir. Baba, işçiyi kendi belirlediği alana lojman kurup yerleştirmiş, hem işçisi hem kiracısı yapmıştır. Böylece sosyal yaşantıya müdahaleler ilk yüzünü göstermiştir. Evlerin tek katlı oluşu, etrafında bağ bahçe yapılması halkı, kent kondu yapıdan uzak tutup, köylü kesim olduklarını unutturmamıştır. Bir nevi mülkleşmeyi engellemiştir. Bunun yanı sıra lojmanların içine her türlü ihtiyacı karşılayacak olan yapıların yapılması bu bölgeden uzaklaşmalarını da yok etmiştir. Modern babacılığın yaptığı sadece üretimin bir parçası olmaktan ziyade geleneğin tahribine yol açmıştır.

Kırsal alanda güçlü bağlar devam etmiştir. Köylü-işçi, işçileşen-köylü vb. formlar belli bir gerçeği işaret etmiş ama homojen bir şekilde olmamıştır. Türkiye de tarıma ve köye olan ilgi bir şekilde kopmamıştır. İşçinin tam olarak tarımdan koparılmasını isterken, üretilen fikir baba iktidarında ters etkiye yol açmıştır. Bunca şeye rağmen patron babanın iktidarının devamlılığı akıllarda soru işareti bırakmıştır. Fabrika sadece erkeklerin çalıştığı alan olmaktan çıkmış, kadınların ve çocukların da istihdam edildiği alanlar haline gelmiştir. Geleneksel yapının tam olarak nesnel parçalara ayrıldığına dair bir kanıt olmuştur. Fabrika içinde doğan ilişkiler, insanların kendini itaatkâr bir özne olarak görmesini ve fabrika dışı faaliyetleri de babanın otoritesine bağlı olarak gelişmiştir. Fabrika dışında babadan oğla kalma hiçbir zanaat kendini gösterememiştir. İnsanların korkularında dolayı itaatkar özne rolüne girmeleri baba otoritesi tarafından kolayca sağlanmıştır. Aynı zamanda farklı fabrika açılmasını engellemiş, hür girişimlerin de önünü kapatmıştır. Sahip baba işçilerine fabrika malzemelerinden uygun fiyata vermiş ve fabrikaya rızayı üretebilmiştir. Herkesi kötü düşüncelerden uzak tutmuştur. Ancak bunlara rağmen altın çağı olarak tanımlanan 60’larda büyük grev girişimi de yaşanmıştır. İşçilerin çoğunun köy kökenli olması, kapalı ve muhafazakâr çevreden gelmesi itaatkâr yapıların olduğu varsayılarak patron baba tarafından kullanılmıştır. Köylü öznenin var olması kullanılmaya açık bir yapının olduğunu ve bilinçlenme konusunda geri kalacakları için işçiyi kullanmadan geri kalmamıştır. Ancak hesap edilmeyen nokta, bu öznelerin ortak payda taşımalarında dolayı bütünlüklü bir yaklaşımı sergilemişlerdir. Bu yaklaşımı sınıf bilinci olmamasına rağmen 60 darbesi sonrası yeni anayasanın çalışanlarının lehine getirilmiş olması bu konuda etkisini göstermiştir. Greve girişen işçiler bilinçli olmasalar da bu bilinci grev sırasındayken geliştirmiştir. Sonralarda sendikaların işverenlerle anlaşma yapmaları, işçilerin sendikaya ilgisiz kalması ve siyası kutuplaşmaların sendikalar üzerinden mücadele etmesi tipik bir örnek oluşturmuştur. Bu şekilde devam eden grevler son bulmazsa, patron baba kasaba üzerindeki etkisini yitireceği için çözüm olarak daha katı otorite kurmuştur. Patron baba, işçinin fabrikayı ailesi olarak görmesini sağlamış ve hatayı ailesine yapıyormuş gibi etki yaratmıştır. Babanın bu yaptırımlarına karşı sendikalar işçinin tarafına geçmiş, işçiler çabucak örgütlenebilmişti. Özellikle fabrika önünde kurulan çadırlarda yapılan ziyafetler ve oyunlar ilçenin sorunu haline gelmesinde büyük olay yaratmıştır. Bu büyük greve baba yeni strateji üretmek zorundadır. Babanın yaptırımları sonuç vermemiş, giderek büyüyen grev devlet makamına kadar ulaşmıştır. Devlet büyüklerinin olaya el atması ve fabrika sahibinin günlük zararının büyük olmasından dolayı sarı sendikalar kapatılmış ve grev süreci sona erdirilmiştir. Patron babanın legal otoritesi kabul edilmiştir. İşçiler grevin sona ermesi ve %10’luk zam artışının sevinciyle yaşarken patron baba, kısa bir zaman sonra gerçek yüzünü gösterip grevcileri tek tek işten çıkartmıştır. Bu grevci kuşak yeni nesil çalışanlara işten çıkarılma korkusu yarattığı için itaati daha fazla sağlamıştır. işçi çocukların fazla olması ve bu bilinçle yetişmeleri, sınıf bilincini temele yerleştirmiştir. Bir nevi direniş bilincini de yok etmiştir. 80 darbesiyle birlikte işçiler için durum daha da kötüleşmiş, sosyal hakların gerilemesine sessiz kalınmıştır. İşten çıkarmalarla birlikte baba istediğine kavuşmuş ve aile içi parçalanmalar gerçekleşmiştir.

Petrol krizinin yol açtığı sorunların baş göstermesi 80’lerden sonra olmuştur. Türkiye ise krize karşı direnişi sermayesini açık yaparak ihracat yoluyla başlangıç yapması bir nevi değer yitiminin de başlangıcı olmuştur. 80 sonrası darbeden sonra siyasi hayat bitmiş, en önemlisi DİSK kapatılmıştır. Böylece askeri egemenlikle yeni bir toplumun şekillenmesine yol açmıştır. Aslında bu dönemde sadece Türkiye de değil dünyada büyük dönüşümlerin tetikleyicisi olmuştur. Neoliberalizm kavramı gündeme gelmiştir. Küreselleşme, uluslar arası piyasa oluşturmak ve paranın küresel değer almasıyla birlikte çalışma hayatı yeni teknolojiler tarafından yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Türkiye’de de neoliberal politikaların yürürlüğe konulmasıyla özel sektörlere daha çok imkan sağlanmıştır. Patron baba da fırsattan istifade toplumsal kesimlerin hak aramalarını kısıtlamıştır. Çan kasabasında bu dönüşümü itaatkar işçilerin bile dışlanmasıyla hissetmeye başlamıştır. Babanın işinden başka iş olmaması, işçilerin modern babanın anlayışı bırakmadıkları gibi yeni ve kullanıcı duruma da uyum sağlamışlardır. İşsiz kalmaktan çok fabrikasız kalmaktan var olan korku, şükran duygusunu iyice arttırmıştır. Monoporoz denilen üretim sisteminin kullanılması hem işçiliği hem emeği ‘yapı bozumuna’ uğratmıştır. İnsanlar artık fabrikadan soğumaya başlamıştır. İlk soğumada gerçekleşen grev, ikinci soğumada kendini gösterememiştir. Babanın gizlediği yoksulluk daha da kendini göstermiştir. Babacı çalışmacılar fabrikalarında dışına çıkmıştır ama özgürleşme adı altında daha despotik yapıya geçmiştir. En çok ezilen üçünü kuşak olmuştur. Çünkü diğer kuşaklara bir ayağının tarımda olması etkilenmekten bir ölçüde kurtarmıştır. Köyde ayağı olmayanlar ise aile içi parçalanmaların ana parçası tarımdan ayağı kesilenler olmuştur. Aynı zamanda birçok işletmecinin aynı bünyede çalıştırılıyor olması fabrika içindeki ayrışmaları sağlamıştır. Fabrikadan ayrılan işçilerin tekrar fabrikaya dönme ümidi ve devam eden işçilerin fabrikadan atılmamak için kimse ikinci bir greve girişmemiştir. Bu durum bize ‘işçileşmiş-köylüden’, ‘esnaflaşmış-işçiler’ doğru bir sosyal hareketliliğin varlığını gösterir. Eski yapıları fazlasıyla kırmış olması ilçeye işçi çekmemiştir. Ancak 2008 krizinden sonra babanın evi artık işçi gönderen bir yer haline gelmiştir. Krizden sonra işçilerin de gitgide azalması fabrikanın kapanacağı için ilçe halkında endişe uyandırmıştır ve beraberinde dış göçleri de artırmıştır. Ancak Çanlılar yakın yerlere göç etmişlerdir. Çanakkale, Biga gibi. Çünkü babanın iş alanı herhangi bir şekilde işçiye ihtiyaç duyarsa ulaşımın kolay olması için tercih etmişlerdir. Bu kadar olay yaşanmasına rağmen ve babanın katı otoritesine dönme ihtimallerini bile hesaplamışlardır. Kendilerini feda eden vefakâr işçiler, çocuklarının babanın bayındırlığı altında çalışmasını istememiştirler.

Emek evreninin 80’lerin sonunda başlaması, disiplin mekanizmalarının sosyal hayata sızmasını sağlamıştır. Paternalizmin simgesel olarak aile ve iş hayatını birbiriyle birleştirmesi, babasına karşı öfkesine rağmen evini terk edemeyen yetişkin bir çocuğun öfkesi gibi birbirine bağlamıştır. Fabrikanın isminin çeşmelere, duraklara, banklara, sokaklara, okullara hatta statlara verilmesi; paternalizmi kısır bir döngüden çıkartıp, kalıcı ve simgesel bir hale gelmesinde rol oynamıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz