Cemaat Toplumundan Cemiyet Toplumuna İlerleme İle Beraber Değişen Kapitalizm ve Kadın Bedeni Algısı: Türkiye

Cemaat Toplumundan Cemiyet Toplumuna İlerleme İle Beraber Değişen Kapitalizm ve Kadın Bedeni Algısı: Türkiye
0

Özet

Bu makale kadın bedeninin ve kapitalizmin cemaat toplumu özelliğinden cemiyet toplumuna geçişinde Türkiye’nin yaşadığı değişimler üzerine yazılmıştır. Makalede, toplumların kapitalizmin gelişi ile beraber kadın, beden ve cinselliği üzerindeki hakimiyeti üzerine yoğunlaşılmıştır. Modernleşmeyle tüketim toplumunda kapitalizmin kadına egemen olduğu toplumunda kadın üzerindeki var olan egemenliğini anlatmıştır. Modern toplumda kapitalist sistemin sosyal beden algısı ile kadının tüketim toplumu içerisinde nasıl sömürüldüğü anlatılmaktadır. Kadın bedeni, kapitalist sistem içinde varlığını kabul ettirmesi için bulduğu tüketim yöntemlerinden olmuştur. Amaç, kadın bedeninin başkalaşmasına olanak veren kapitalist sistemde kadını tek tip protip beden olgusunu sürekli beğenilmek arzusuna itmesinin sonucunda oluşan değişimleri belirtmektir. Yöntem olarak konu ile ilgili birçok makale okunup, araştırma verisi ve istatistik verilerle karşılaştırma yaparak kadın bedeni ve kapitalist sistemin değişen toplum içindeki karşılaştırmalarını vermek olmuştur. Kapitalist tüketim cemiyeti içinde kadın bedenin veya cinselliğine özgü davranışların sunulmasının istenmesi tuhaf bir şekilde kadını “değersizleştirme” yoluna gittiğini ve onu “cinsel objeye” benzeterek “kadını tüketme” tutumunun gerçekleştiğini anlatmaya çalışmıştır.

Anahtar sözcükler: Beden, cemaat-cemiyet toplumu, kapitalizm modernleşme, tüketim, kadın, cinsellik

Giriş

Cemaat toplumu olarak ele aldığımız konu modernlik veya postmodernlik gruplaşmalarına kadar devam ettirilebilen alandır. Klasik alışılagelmiş sosyoloji incelemelerinde cemaat toplumu daima Tönnies’in ortaya koyduğu gibi, “geleneksel tarım toplumuna ait yaşayışı etkisi altına alan  toprak kazanma ve işletme algısına dayalı, dini yaşantılara, fikirlere bağlı “komünal” ve “yan komünal”, bir biz olma durumunu içeriğinde  bulundurur, toplumsal alanda yaşayış şekli olarak algılanır”(Yelken,2004). Cemiyetlerin  gruplamalarını ise “ekonomik cemiyetler”, çıkara dayalı cemiyetler ve değişim cemiyetleri olarak “sivil cemiyet” adı altında oluşturmakta, seyahat ve bilgi cemiyeti yapısından dasöz etmektedir.

Türkiye’de toplum özellikle II. Dünya Savaşı’nın sonrasında ve 1950’li yılların sonrası modernleşme girişimleri ile cemaat toplumu yapısında bir farklılaşma oluşmaya başlamıştır. Türkiye’ye bu yönden bakıldığında, Batılılaşmanın yoğun olarak Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Toplumdaki asıl değişme ise, 1980 sonrası liberalizmin kendini daha etkin şekilde çıkardığı zaman dilimi içinde olmuştur. Modern gündelik hayata kapılan kapitalisti benimseyen kişiler artık cemaat toplumunu terk etmeye yönelmiş ve bireyselleşme kentleşme ve modernleşme ile artık yeni bir dönem başlamıştır.

Kısa bir zamanda dünya kapitalizm etkisine girmiştir ve bu yolla kapitalizm toplumu şekillendirmeye ve avucuna alıp istediği forma dönüştürmeye başlamıştır. Yüzyıllardır var olan kapitalizm toplumları eline aldığı gibi teknolojik gelişmeler olsun farklı etkileşim yönüyle toplumu her dönemde yeni düşüncelerle etkisi altına alıp dönüştürmeye devam etmiştir. Kapitalimin popüler olmasının altında kamulaştırma veya nitelikleri değil onun insanlara zengin olma özgürlüğü sağlaması vardır. Teknoloji ile oluşturulmuş teknolojik pazarda kapitalizm kendini korumaya almıştır. Türkiye de işte bu duruma ayak uydurmaya başlamıştır.  Tüm bunlarla beraber kapitalist sistem artı değer elde etmeye kurulu olduğu için gerekli olan emeği zamanından vermek durumundadır. Kapitalizm genel olarak ana unsur olarak eline sermaye genişletmeyi alarak ekonomik ve toplumsal süreçler üzerinde her defasında yeniden ortaya çıkarak ekonomik sistemi ele geçirmiştir.

Kadınlar ve erkeklerin, toplumun yarattığı “senaryo” düzenine uyarak kendisine verilen görevi yerine getirmesi beklenir. Kadın erkek ilişkileri toplum bağlamında değerlendirme yapılırsa iç içe geçmiş karmaşık bir durum haline dönüşmektedir. Geleneksel ataerkil yapılarda erkek toplumsal yapı tarafından egemen güç olarak gösterilmiştir. Tüm bunlardan yola çıkarak kadının toplum içinde ve ailedeki görünümüne dair özellikleri maddeleştirerek ilerleyen bölümlerde anlatılmıştır. Kadın ideolojik ve siyasi dayatmalar ile bir taraftan gelenekselliğin sorumlulukları ile bir yandan da modern hayatın getirdiği kadınlık imgeleriyle savaşmaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak kadının toplum hayatında var olma mücadelesi kendini farklı farklı göstermeye devam edecektir. Tarihsel olarak bakıldığı zaman kadın ve kadının kendi olma durumu olan beden ile ilgili ana noktanın toplayıcılık ve avcılık toplum yapısından tarım ekonomisine doğru olan değişim aşamaları olarak nitelendirilebilir. Bedenin araştırma nesnesi olarak toplumun gündemine girmesi ve beden sosyolojisinin içerinde yaygın hale gelmesi 1980 yıllarından itibaren olmaya başlamıştır.

Kapitalist sistemin toplumsal elementleri tarafından oluşturulan “toplumsal cinsiyet”; erkeğin hegemonyasını arttırarak kadınları erkeklerin gerisine atmış ve bunu doğallaştırmış sıradan olağan durum haline getirmiştir. Kapitalist sistemde kadın erkeğe tabii kılınmış geri planda olan toplumsal konumu itibari ile erkeğin alt kesiminde yer alandır. Kapitalist düzenin temel taşı olan sömürü kültüründe bedenin kadın için anlamı yüksek bir önem arz eder.  Kadın bedeni, kapitalist sistem içinde varlığını kabul ettirmesi için bulduğu tüketim yöntemlerinden olmuştur. Kadın bedeninin meta haline geçmesini sağlayan kapitalist sistem kadını tek tip protip beden olgusunu sürekli beğenilmek arzusuna itmektedir.

Kapitalizmin varlığı, üretilmiş olan metaların hangi şekilde olursa olsun satılmasına dayanmaktadır. Kapitalizm, bireyi daima tüketimci olmaya var olan maldan sıkılıp yenisini almaya manipüle etmektedir. Günümüz döneminde kadının vücudunun ön planda tutulmasının nedeni kapitalimin tüketime olan düşkünlüği sebep olmuştur. Kapitalist tüketim ekonomisinin adeta tanrısal bir buyruğa dönüşmesi kadın bedeni üzerinde sürekli bir faaliyet halindedir. Günümüzde ise kapitalizm, “tüketim ve gösteriş üzerine kurulu olduğundan dolayı bedeni önemsemektedir”(Bilgin, 2016). Türkiye için de bu geçerli olmaktadır. Türkiye de kapitalist sisteme boyun eğmiş ve kadın bedeni üzerinde bir hegoman güç olarak varlığını belli etmiştir.

Çalışma boyunca incelemeler yapılarak araştırmacı ve eleştirel bir söylem yöntemi kullanılmıştır. Sosyal araştırma verileri ve istatiksel veriler ile araştırmada kullanılan söylemler ispatlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada; kapitalizmin tüketimin yardımı ile kadın bedeninin imgeleşmesini , meta haline gelmesini, toplumsal cinsiyetin, kadının ne şekilde konumlandığı, yapılan söylemlerinin hangi yönde kendini kabul ettirdiği ortaya çıkarılmış ve farklı başlıklarla açıklanmıştır.

1.Cemaat Toplumu

Bu kavramın ne zaman başladığı ne zaman ortaya çıktığı ile ilgili net  tarih ortaya çıkarılmamıştır. “Antik Yunan” döneminden aydınlanma dönemine(reform ve rönesans) kadar cemaat kavramı birçok farklı şekilde anlamda karşımıza çıkmıştır. Bizde Türkiye toplum yapısını incelemek toplumsal yapı içinde değişimlere daha iyi bakabilmek için öncelikle cemaat/cemiyet kavramları etrafında bir inceleme yapmak lazımdır. Türkçede kullandığımız cemaat kavramı ise toplayarak elde etmek ve bir arada bulundurmak anlamındaki “cem” mastar ekinden üretilmiş Arapça bir köke sahiptir ve “insan yığını” anlamını belirtmektedir. (Günerigök, 2019). Çeşitli yerlerde cemaatin bir çok anlamı açıklanmış ve yorumlanmıştır: Cemaat “belirli bir bölge içinde yaşayan ve aynı kültürün izlerini içinde barındıran aralarında sıkı kan bağı bulunan ve maneviyat yönünden birbirine kenetlenmiş topluluktur.

Cemaat kavramı Ferdinand Tönnıes (1988) tarafından sosyoloji literatürüne kazandırılmıştır. Tönnies, 19. yy bitişine yakın  “Gemeinschaft ve Gesellschaft dikotomisi”(Günerigök,2019) içinde sosyolojiye bir terminoloji kazandırır. Tönnies cemaat kavramını açıklarken organik olmaktan söz eder. Organik olmaktan kasıt aile ilişkilerinin sıkı olduğu, kır ve geleneksel yaşamın ön planda olduğu toplumdur. Batıda 11.yy. sonrası dönemde şöyle bir söz vardır: “Allahinsnalra önce köyü var etti, insanlar da bunun üzerine kentleri var etti” sözü ile bizler toplumsal bakımdan cemaatin birincil özelliğini gösterir. Cemaat toplumunda yaşayan insanlar için din, gelenek, görenek, kültürel değerler, örf ve adetler, iş birliği ön plandadır.

Toplumsal tipin bu “dikotomik” çözümlemesini, ilk defa kesinleştiren  “Tönnies’ den”,  bu ikiliği  Durkheim ‘mekanik ve organik dayanışmaya bağlayana kadar geçen sürede sanayi devrimi ile beraber yansımaları devam etmiştir. Var edilen farklılaşma, sanayileşme döneminden önce de varlığını gösteren  İbn Haldun’un belirttiği toplumsal kuramında asabiyet olarak kendini gösterir. İbn Haldun’un kavramının temelinde “asabiyet” vardır ve bu yaklaşımda etkili olan unsur bireyci değil, cemaatsel/kabileseldir. “Asabiyet,  var olan topluluk için cemaat olabilme  durumunda birleştirici etkiye sahip olup aynı zamanda topluluğun hürriyeti, hedefi için rasyonellikle egemen gücü birleştirip onu etkinleştirmeye çalışan uğraşıdır. Asabiyet kendi içinde etkileşimli ikilik barındıran kavramdır. Bunu gerçek olması için içinde barındırdığı zıtlıkların çembersel düzenle kendini nasıl var ettiyse yok da edebilecek niteliktedir. 

Aydınlanma dönemi öncesinin çelişikliği içinde toplum ve cemaat birbirinin alegorisi şeklinde kullanılırken kendine cephe almış karşıt görüşleri de sunmaktaydı. Bu dönemde cemaat, “yaşam dünyasına”, günlük hayatın kazanımları dünyası olan “sosyal alana” işaret ediyordu. Cemaat, sosyoloji dünyası içinde birçok düşünür tarafından temel etken olmuştur. Mesela Spencer askeri sanayi , comte muhafazakar toplum, Durkheim; ahlaki toplum, Le play; bilimsel cemaat, Marx sosyalizme dayalı toplum Weber rasyonaliteye dayalı cemaat fikirleri çerçevesinde açıklamıştır. (Günerigök, M, 2019). Tonnies’in geliştirdiği <Gemeinschaft> biriminin prototipi Comte’un belirttiği “ailedir”. Bu cemaatin üç ana fikirde vardır: kan, yer (toprak), akrabalık, komşuluk ve dostluk aile kurumlarında göstermektedir.

Cemaat; en geniş tabiriyle diğer ilişki biçimlerinden ayrılan kendine özgü bir bağ ile oluşmuş sosyal durumu temsil eder. Tönnies (1988:37) bunu “cemaatin tohumu” tabir ile açıklamıştır. Cemaat toplum çiftini anımsatan “Durkheim’ın mekanik ve organik işbirliğine karşılık olan  toplumsal örgütlenme tipleri, zamansal olarak zıt toplum tipleri olarak değil, daha ziyade toplumun içerisinde herhangi bir zamanda yer alan  karşıt eğilimler olarak görüldüğü kadar barizdir”(Yıldırım, 2008). Mekanik toplum, içinde yaşayan bireylerin farklılaşmalarını ve bu farklılıkları yaptıkları iş birliği ve iş bölümü sayesinde bütünleştirici ve dayanışmaya dayalı toplumun anlatısıdır.

Türkiye’de cemaat denilince akla direkt olarak dini cemaatler yani dini oluşumlar gelir. Mesela Türkiye ‘de kendi içinde oluşmuş farklı grupların bir araya geldiği tarikatlar cemaat özelliği yansıtmaktadır. Buna örnek olarak Furkancılar, Süleymancılar, Nakşi tarikatı vs. gibi aynı din ama farklı oluşumlar ve bağlılıklar vardır. Bunlarda da görüldüğü zere vardır ki bu gruplarda olanlar diğerlerine karşı kendini statik duruma getirmiş ve kendi içinde o tarikatın faydası adı altında iş birliği içinde çalışmalar yürütmektedirler

Cemaat toplumu olarak ele aldığımız konu modernlik veya postmodernlik gruplaşmalarına kadar devam ettirilebilen alandır. Geleneksel sosyoloji içinde cemaat Tönnies’in belirttiği anlamda tarıma dayalı hayattın içinde komünalik ve dini öğretilere bağlı beraberlik duygusunu barındıran klasikleşmiş fikirdir.  Modernleşmenin ortaya çıkması ile beraber cemaatin yerini toplum aldı ve cemaatin yok olabileceği görüşü benimsendi. Cemaati statik bir toplum olarak ele alırsak, dayanışma, iş birliği, akrabalık, bağlılık, muhafazakarlık, geleneksellik içinde düşünmeliyiz. Çünkü statik cemaat toplumunda insanlar arasında birbirine karşı bir bağlılık vardır.

Türkiye’de komşuluk ilişkilerine baktığımız zaman bunun sanayileşme yani modernleşmenin gelmesi ile git gide azaldığı ve bireyselleşmenin insanlarda arttığı gözlenebilir. Türkiye cemaat topluluğu olarak bakılırsa bundan önceki dönemlerde (modern öncesi) yaşayış biçimlerinde din temelli kültürün ön planda olduğu yaşam şekli görülür. Mesela akrabalığa aile ilişkilerine karşı hassaslık vardı. Biz olma duygusu ağır basmaktadır. Muhafazakâr bir toplum içindeki bireylerin algılayışları olsun yaşayışları olsun hep bir kapalılık bir biz olmak dışarıya karşı beraberlik duyguları üst seviyededir. Birey önce toplum içinde var olur sonrasında o toplumun içinde toplumun getirdiği kollektiflik bilincine sahip olarak karşısındakilerle bir sözleşme içinde din, ahlak, gelenek, kültür gibi alanlarda dayatılan kurallara göre yaşar. Bu durumu Türkiye özelinde Durkheim’in anomisine göre bakarsak Türkiye de dini yaşayışı kuralları kabul edenler için intihar günahtır. Türkiye Müslüman ağırlıklı bir ülke özelliğinde olduğundan kutsal kitap olarak da Kurandan etkilenir ve onun kurallarına göre hareket eder. Buna bakarak Durkheim’in anomisinde intihar bireysel değil toplumunun oluşturduğu bir olaydır. Yani Türkiye dini olarak ele aldığında içinde yaşayan bireylere bunun günah olduğunu kutsal kitap yoluyla anlatır. “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızanıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir (Nisa 29. ayet)[1] insanlara bunun günah olduğu ve Allah katında öldükten sonrada cezasının devam edeceği anlatılır.

Cemaat için diyebiliriz ki, bir küçük veya büyük bir yerleşim yerinde meydana gelen etkileşim yoluyla oluşan kültürel, dini, ekonomik, gelenek içinde yaşayan insanların yaşadığı topluluğu ifade eder. Özellikleri yaşayışları şeklinde bakıldığında cemaat statik özellikler gösteren topluluktur. 19.Yy. sosyolojisinde, ulus devleti esas alarak mekân/toprak fikrine bağlı yaşam mevcuttur. Günümüzde ise küreselleşme ile beraber farklı kavramlar birliği ile cemaat topluluğunun  uygulanma ve yaşama biçiminde değişim ve dönüşümler yaşanmaktadır. Aristoteles’in de dediği gibi “insan sosyal bir varlık” olduğu ve etkileşimi yüksek olduğu için cemaatlerin birden fazla alanı vardır.

2. Cemiyet toplumu

Cemiyet kavramı da cemaatin karşına oluşturulmuş cemaatin antitezi bir kavramdır. Cemiyet kavramının karşılık olarak karmaşık bir alnı olduğu gözlenmiştir. Cemiyet üzerinde uzun uzun durmayacağız; tarifinde ve ayrıntılı açıklamak gerekmemektedir çünkü zaten cemaatin tersi kavram olduğu için uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Bu amaçla da öncelikle iki tanım verebiliriz:

“Kurtkan’nın açıklamasına göre “cemiyet”, insan davranışlarını hem özgürlüğe kavuşturan hem de kısıtlayan, bir taraftan yardımlaşmaya olanak tanıyan, aynı zamanda da gruplanma ve ayrılmaya sebebiyet veren toplumsal örgütlenme biçimidir ”(Kurtkan,1976:4). “Cemiyet birlikte kurumuş rasyonelliğe dayalı oluşumdur. Weber’e (2007;80) göre rasyonelitenin etkili olduğu topluluklarda bireyler kurulan düzenin kendine de dayandığını düşünerek diğerlerinde de aynı etkiyi alacağına güvenerek yaptığı eylemlerini buna göre ayarlar.   

“Kentleşme” genel anlamı itibari ile sanayileşmiş hayat toplumsal eylemlerle bütünleşmiş olup kişisel çıkarların değer gördüğü rasyonelliğe dayalı değişen yenilikçi   toplum yapısıdır Kentleşme ile beraber toplumlarda birden fazla alanda dini, ekonomik ve kültürel vb. toplumu etkileyen alanlarda değişim kendini belli etmiştir. Toplum statik olma özelliğini yitirip dinamik özellikler kazanmıştır. Örneğin kentleşme, modernleşme Türkiye’de din üzerinde de etkili olmuştur. Din yaşayış biçiminde insanlarda bir sekülerleşme[2] olmaya başlamıştır. Volkan Ertit’e göre sekülerleşme “belli bir zaman vetoplum yapısında dinin, dinimsi yapıların ve batıl inançların toplumsal düzeydeki prestijlerinin ve topluma etki etme güçlerinin göreceli olarak azalmasıdır”(Ertit,2016;13). Buradan kast edilen ile dinsizleşmeden değil dinin toplumsal yaşam üzerinde uygulama ve algılamalarındaki farklılıklardan bahsedilmektedir. Teknoloji, kapitalizm yani kısaca modernizm insanlar üzerinde farklı etkiler bırakmıştır. İlerleyen bölümlerde detaylıca üzerinde duracağız lakin kısaca değinmek için belirtilmeli ki yeni dönem gençliğine bakın bir de geleneksel yaşamız dedelerimize, ninelerimize… Belirtilmelidir ki kapanış biçimlerinden tutun da teknolojiyle beraber gelen sosyal medya platformlarındaki yaşayışların gösterimi ile beraber ardaki farklılaşmalar görülmektedir. Toplum artık kapalı yaşama beraberlik geleneksellik özelliğinden modern yaşayışa hızla ayak uydurmaya değişmeye dönüşmeye devam etmektedir.

Cemiyetlerin en önemli gruplarını ise ekonomiye dayalı cemiyetler, kazanmanın ön planda olduğu  cemiyetler ve değişim cemiyetleri olarak ‘sivil cemiyet’ adı altında toplanarak bilim ve gezgin cemiyet yapısından da söz edilebilir. Gezgin (1988)’e göre, “bir devlet içinde varlığını gösteren şehir insanları cumhuriyete dayalı eğitimli, aydın kesimlerin bulunduğu cemiyet topluluğunu kategorize eder. Cemiyet tipi toplum içinde şirketler, modern yönetimler, ekonomik çalışmalar, hukuk sisteminin geliştiği endüstri kuruluşlar kendini gösterir.

Tonnies’in, Gesellschaft kavramı modern/kentsel anlamı tam ifade etmesi açısından Türkçeye “cemiyet” olarak çevrilmiştir. Avrupa’nın modernleşme sürecini ifade etmektedir. Rasyonellik ön plana çıkarılarak kent yaşamını anlatmaya çalışılır. Modernleşme ile beraber cemaatten uzaklaşma tarım toplumundan sanayileşme ile kentlere doğru bir göç ve kentleşmenin getirdiği yeni oluşan yaşam şartları ile insanlarda topraktan kopma süreci yerini modern kent yaşamına doğru çevirmeye başladı. Modernleşme ile toplumlarda bireyselleşmeye doğru hareketlenme söz konusudur. Geleneksellik biraz kendini geride bırakmış ve toplumda yeni oluşumlar kendini meydana getirmiştir. Bardakoğlu’nun Hürriyet gazetesine verdiği röportajda (Hakan, 2015, Ocak 14) “maneviyat ve güzel ahlak vermek yerine, dünya nimetlerinden alabildiğince pay alma yarışına girmiş durumda” (Ertit, V. Çiftçi, Z. O. 2021) olan tarikatlara sadece cemaatten cemiyete geçiş için bir örnek teşkil etmektedir.

Türkiye’de toplum özellikle 2.Dünya Savaşı sonrasında ve 1950’li yıllardan sonraki modern olma  girişimleri ile cemaat oluşumunda bir farklılaşma oluşmaya başlamıştır. Türkiye’ye bu yönden bakıldığında, Batılılaşmanın yoğun olarak Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Toplumdaki asıl değişme ise, 1980 sonrası liberalizmin kendini daha etkin şekilde çıkardığı zaman dilimi içinde olmuştur. Modern gündelik hayata kapılan kapitalisti benimseyen kişiler artık cemaat toplumunu terk etmeye yönelmiş ve bireyselleşme kentleşme ve modernleşme ile artık yeni bir dönem başlamıştır.

Cemaat ve cemiyet ayrımını daha net anlamak için aşağıdaki tabloya bakabiliriz.

Cemaat ToplumuCemiyet Toplumu
Grup iradesi vardır.Bireysellik
Grubun menfaati için çalışılır.Kişinin menfaati
İnanç etkilidir. Dine dayalı yaşam vardır.Doktrin etkilidir. Kamuoyuna dayalı yaşam
Örf adet, kültür toplumu etkiler.Moda, bireyci fikirler,
Dayanışmacı işbirlikçi toplum özelliği gösterir.Sözleşmeye dayalı toplum
Ortak mülkiyet vardır.Özel mülkiyet
Kırsallık köy hayatıKent şehircilik hayatı
GeleneksellikModernleşme etkili
KomünalPozitivizm
Statik özellikler taşır.Dinamik özellikler taşır.

3. Kapitalizm

Wallerstein, kapitalizm kelimesinin kapital’ den türediğini belirtmektedir. Kapitalizm feodal düzenin yıkılması ile batıda ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin doğuşu Amerika’nın keşfi ve sömürgecilik neticesinde olmuştur. “Kapitalizm, en basit şekliyle bulunduğu pazarda büyük pasta dilimini alıp kâr elde etmek için üretime, mal ve hizmetlerin değişimine ilişkin, özel mülkiyet ve sermaye kullanımına dayalı ekonomik sistem olarak tanımlanabilir”(Gençoğlu, 2019)[3]. Aslında bakılınca kapitalizm karmaşık süreçtir. Toplumsal yapının her alanında varlık göstermektedir. 16. Yy yarından sonra Batı Avrupa’ya sömürgecilik yoluyla varlığını belli etmiştir. Kısa bir zamanda dünya kapitalizm etkisine girmiştir ve bu yolla kapitalizm toplumu şekillendirmeye ve avucuna alıp istediği forma dönüştürmeye başlamıştır.

Yüzyıllardır var olan kapitalizm toplumları eline aldığı gibi teknolojik gelişmeler olsun farklı etkileşim yönüyle toplumu her dönemde yeni düşüncelerle etkisi altına alıp dönüştürmeye devam etmiştir. Kapitalizmin klasikçi temsilcileri arasında “Marx, Adam Smith ve David Ricardo” yer almaktadır. Günümüzde “Immanuel Wallerstein” kapitalizm ile ilgili fikirlerini var olduğu günden bugüne karşılaştırarak analizini yapmışlardır. Kapitalizmin ana fikrini anlamak ve neyi ifade ettiğini açıklamak için farklı farklı özellikleri ele alınarak elde edilen verilerle bütüncül bir teori geliştirmeye çalışılmıştır.

Smith ve Ricardo, kapitalist ekonomik sistemi homoeconomicus kavramı ile yani genel geçer kuralları kapitaliz etkisi olarak açıklamıştır. Marx ise kapitalizmi sınıf çıkarlarının yer aldığı çatışma olarak ele almıştır. Wallerstein ise kapitalimi dünyanın merkez sistemi olarak belirtmiştir. Marx insan-tabiat çatışması ile bu çatışmanın devamlılığında da sınıfsal yapı kendini koruma altına alacak ve sınıfsız toplum olmayacak görüşünü savunmuştur. Marx’ın savunduğu bu tez gerçekliğe kavuşamamış ve fikir olarak kalmıştır. Çünkü bu proleterleşme sürecini sosyal adalet, kooperatifleşme, toplu sözleşme, asgari ücret gibi sistemleri getirerek alınan siyasal önlemlerle bu durum engellenmiştir

Marx’ın kapitalizmi toplumu,” üretim tarzının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve devrime yol açan yeni üretici güçler, toplumu bir sınıf eşitsizliğinden başka bir sınıf eşitsizliğine taşıyabileceği gibi, sınıfa dayalı eşitsizlikten sınıfsız bir topluma da taşıyabilir”(Turan,2017;145). Wallerstein’ın kapitalimi ise iki sınıf arasında birbirine aktarılan sermayenin tükenmeyen bir birikimi olduğuna dayalı Küreselleşmiş ekonomik yapıyı tarif eder.  <“Adam Smith, David Ricardo, Werner Sombart, Max Weber, Joseph Schumpeter, Fernand Braudel, Immanuel Wallerstein”> gibi farklı isimlerle beraber kapitalimin ne tür niteliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Kapitalizmin 6 temel niteliği bulunmaktadır.[4]

1. Artan bir pazar rezervinin etkisiyle; daimi ilerleme, yükselme ve kârı arttırma zorunluluğu
2. kazanma, kar, ilerleme ve büyümenin zorunluluğu ile gelen pazar arayışı
3. Pazar arayışı için büyük uluslar ile yapılacak ekonomik bağlara destek olacak güçlü devletin varlığı
4. yaşanan krizler ve bu kadar çok rekabetin karşısında durabilme mücadelesi
5. Bu mücadeleyle  teknoloji, üretme ve iktisadi alanlarda daimi bir yenilenme zorundalığı
6. Bütün mücadeleleri yapacak özelliğe sahip insan gücü.

Weber, “Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu” (1904-1905) kitabında kapitalizmin, konveksiyonel(geleneksel), ekonomik kazanç hareketlerinin nasıl farklı yöne evrildiğinin analizinin  genişçe üzerinde durur. Rasyonellik ruhu ile kapitalist değişimi engelleyen geleneksellik çalışmalarını ortadan kaldırarak modern kapitalizmin gelişmesini sağlamıştır. Marx ise Kapital adlı kitabında işçi sınıfının yarattığı artı değere el koymayla farklılaştığını ayrıyaten önceki toplumlarda da bunu olduğunu fakat kapitalizmin satış değeri fikri ile bunun üstünde olduğunu vurgular. Burjuva sınıfının ve sermaye sahibi güçlerin sınıf savaşının temelinde yer aldığını vurgular. Weber Marx’ın aksine kapitalizmin kökeninin politik ve kültürel dünyada ortaya çıktığını savunur.

Kapitalimin popüler olmasının altında kamulaştırma veya nitelikleri değil onun insanlara zengin olma özgürlüğü sağlaması vardır. İnsan aklı olan bir varlıktır. Aklı olan bireylerde hayatta kalma mücadelesi içerinde yaşamını idame edebilmesi için onun yeni şeyler üretmesi mesela beslenmek için yiyeceğini bulması, avlanması için silahlanması lazımdır. Tüm bunlar insan eliyle oluşturulan ürünlerdir. İşte bu noktada kapitalizm de değişen dünya içinde tüm bunlar için insan hayatta kalması veya daha iyi yaşaması için bulduğunu serbest ekonomi içinde kullanabilmektedir. Yani iki mağaza var diyelim aynı ürün ama ikisinde de farklı fiyat uygulanır bunun altında kapitalizmin insana sağladığı özgürlük yer almaktadır. Kapitalizm aynı ürün için farklı değer biçme hakkını insana sunmuştur. Kapitalizm tam da yukarıda bahsettiğimiz cemiyet tipine uygun nitelikler gösterir. Kapitalizm içinde yaşayan insanlara ortak bilinç veya iş birliği sistemini sunmaz. Bireysel olma ve insanlara iş birliği yerine tek olma üstte olma fırsatı sunuştur. Kapitalizmde işte üretimle beraber hayatta kalma şansı sunmuştur.

Kapitalist sistemde insanlar özgürdür ve gönüllük esastır. İnsanlar kendi bireysel inançlarını, istediği işi yapmasını, çıkarlarına uygun iş birliğini mümkün kılan sosyal bir sistem olmuştur. Değişen kapitalist sistemde meta ilişkiler günlük yaşamda insanlar üzerinde egemenlik sağlamaktadır. “Günümüzdeki dönemin kilit noktası, kapitalizmin temel maddesi olarak ulusların  ve sermayeci ilerlemenin  ulusal kapitalizm sistemindeki hegemonyaların kaynağı uluslararası gücün sarsılmasıdır.(Robinson,2000).  “Biz metaların değerleri üzerinden alındığı ve satıldığını varsaydığımız için, bu hareketler, yalnızca belli bir değerin, bir biçimden diğer biçime, meta-biçiminden para biçme ya da para biçimden meta-biçime çevrilmesidir- varlık biçimindeki bir değişmedir.” (Marx, 2003: 120).

Kapitalist sistem bugün ataerkil ideolojiler, medya, televizyon, dergi veya sosyal ortamdaki görünüş biçimleri ile ön plana çıkıp bunlar aracılığıyla vuku bulmaktadır. İstanbul’da yaşayan bir birey evinde veya bulunduğu herhangi bir yerden elindeki telefon ile dünyanın bir ucundaki ürünlere ulaşıp siparişini verebilmekte ve kolaylıkla ulaşmaktadır. İşte bu gibi ilerlemeler ile kapitalizm kendini artık yeni bir gücü elinde bulundurarak çağı yine elinde tutmaktadır.

Türkiye’de 1974 yılından itibaren ekonomik alanda kriz görülmeye başlamıştır[5]. Bu kriz ile beraber ülkenin kurtulması için hükümet değişikliği ile 24 Ocak kararları alınarak yeni bir ekonomik sistem oluşturulmuştur. “Türkiye  ülke ekonomisi ile bir bütün olmak için, 1980 yılı sonrası dönemde büyük bir dönüşüm geçirmiştir”(Küçük,2019). Ekonominin yapısındaki ithal olma eylemi terkedilerek onun yerine serbest piyasa ekonomi modeline geçilmiştir.  Türkiye ‘de yaşanan hızlı kapitalleşme ile beraber sermaye piyasasının önünde engel kalmamıştır. Bununla beraber Türkiye’de hızlı bir göç dönemine geçilmiştir. Bu göç ile kentlerde yeni bir orta sınıf oluşmuştur. Bireyselleşmenin ve çıkar dayanışmasına dayalı ilişkiler meyanda gelmiştir. Şehirlerde farklı kültürler bir araya geldiği için ve yeni bir dönem olduğu için uyum ve adaptasyon süreci sancılı olmuştur. Çatışmalar insanlar arasında ayrışmaları beraberinde getirmiş ve bu da dolaysısıyla bireyciliği ortaya çıkarmıştır.

Kapitalizm daima bir değişim içinde olduğu için buna uyum da zordur. Bu nedenle belirsizlik ve korku oluşturur. Ama ne olursa olsun kapitalizm için önemli olan uluslarası bir ticarettir. Bu gelişmeler ve değişmeler fark etmez. Bugün baktığımızda sanayi sonrası kapitalizm yerini teknolojiye bırakmış ve bu alan içinde öyle hızlı bir alışveriş ağı kurulmuştur ki bu piyasa içinde bir an bile boş zaman yoktur. Kapitalizm bu sistemi öyle bir ele almış ki hepimiz için bugün ihtiyacımız olmayan şeyler bile bize ihtiyaç olarak görülmekte ve alınmaktadır. Teknoloji ile oluşturulmuş teknolojik pazarda kapitalizm kendini korumaya almıştır. Türkiye de işte bu duruma ayak uydurmaya başlamıştır.  Tüm bunlarla beraber kapitalist sistem artı değer elde etmeye kurulu olduğu için gerekli olan emeği zamanından vermek durumundadır. Marx’a göre, “emeğin üretkenliğini etkileyen koşullar: “çalışan kesimin ortalama yetenek düzeyi, bilimin konumu ve pratiklik düzeyi, üretimin içtimai şeması, fiziksel şartlar, üretim olanaklarının kapsamı ve yeterlilik düzeyidir”[6].

Sonuç olarak bakıldığında kapitalizm ortaya çıkışından günümüzdeki konumuna gelene kadar daima geleneksel olanı yıkamaya çalışmıştır. Sürekli bir genişleme yelpazesi oluşturmuştur. Atlattığı krizlere karşı yine de varlığını devam ettirmek için bir yol bulmuştur. Bugüne kadar birçok sosyal bilimci, ekonomici, siyasetçi, bilim insanı bunu çözmek için bayağı bir çaba sarfetmiştir hala da kafa yorulmaya çatışmalara devam edilmektedir. Kapitalizm esas olarak bir dünya-ekonomidir. Kapitalist yönden bütün milletler, birbirine “iş bölümü” ile şartlanmış devasa bütünlüğün parçası olmaktan öteye gidememiştir kapitalist sistemin varlığının devamı bir dünya ekonomik pazarının içinde kendini var etmesine bağlıdır.

Kapitalizm genel olarak ana unsur olarak eline sermaye genişletmeyi alarak ekonomik ve toplumsal süreçler üzerinde her defasında yeniden ortaya çıkarak ekonomik sistemi ele geçirmiştir. Bir urgan gibi toplumları etkisi altına alarak farkını ve gücünü kanıtlamaya devam etmektedir. Ama ben Bir Kızılderili’nin sözüyle kapitalizm konusunu bitirip yeni bölüme geçeyim: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak”[7]

4. Toplumsal Cinsiyetçi Bağlamda Kadın

Günümüzde en önemli sorunların başında kadın olmak ve kadın olma durumunun getirdikleri vardır. Aslında mesele kadın olmak değil toplumun bunu özellikle ayırarak belirtmesinde yatar. İnsanlara bunu empoze etmeye devam etmektedirler. Yıllardan beri aslında en büyük sorunların başında gelmiştir ve hal bununla ilgili çalışmalar ve araştırmalar yapılmaktadır. İngilizcede cinsiyet için sex, toplumsal cinsiyet için gender kullanılmaktadır. Kadın ve erkek arasındaki ayrımcılık üzerine biyolojik yapı ve çevreselliğin etkin  olduğu ve bunların terminolojideki karşılığı konusunda birbirinden ayrılan fikirler yer alır. Bilimsel kaynaklı farklılıkların ‘sex’ ile, ‘kültürel’ değişikliklerin “sosyal cinsiyet” ile anılmasını savunan görüşler kadar zıttını savunanlarda bulunur. Toplumsal cinsiyet (gender) terimini, feministler, kadın ve erkeğin arsında oluşan farklılıkların sosyal-kültürel alanlardaki açıklamaları için kullanırlar, bir kısmı da cinsiyet (sex) kavramını politik düzeyde yanlış olduğunu vurgular ve bunun için gender kavramını tercih eder. Aslında bakıldığı zaman cinsiyet kavramı genel anlamında en sık biyolojik cinsiyeti belirtmek için kullanılırken toplumsal cinsiyet ise bireye toplum tarafından atfedilen sorumluluk ve uyması gereken kültürel değerleri yansıtması için verilen yükümlülüklerdir. Foucault (2015:105)’a göre toplum yapısında oluşan güçler cinsel olmayı şekillendirerek anlatır ve bunun için cinselliği kontrolünde tutmak ister. Kadın ve erkeğin arasındaki farklılıkların kültürel mi yoksa biyolojik etmenlerden mi kaynaklandığı sorunları ve araştırmaları halen devam etmektedir.

“Fausto-Sterling, 5 farklı cisiyet olacağından bahseder: <Kadın ve erkeğin yanı sıra, biyolojik olarak hem erkek hem kadın olanlar (hermaphrodites), baskın olarak erkek olan ama kadın özellikleri de taşıyanlar (male pseudohermaphrodites) ve baskın olarak kadın olan ama erkek özellikleri de taşıyanlar (female pseudohermaphrodites) olarak sınıflandırılmaktadır>” (Akgül,,2018:10).

 Kadının ve erkeğin toplumun yarattığı “senaryo”daki oyuna bağlı rolünü canlandırması beklenir. Toplumsal cinsiyetin yarattıkları cinsiyetçi yargıları ve toplulukların verdiği kodları dışarıya o şekilde yansıtır. Ataerkil aile yapılarında veya toplumlarında kadın ve kız çocukları erkeklerden geri planda tutularak güvende tutma koruma altına alma adı altında geri planda tutulmaktadır. Yaşamın birçok alnında bu varlığını göstermektedir. Kadın genelde ev içi konumdadır. Çocuk doğurmalıdır. Yemek ve temizlik yapmalıdır. “”Cinsiyete uygun tercihlerin, yeteneklerin, kişilik özelliklerinin, davranışların, kendilik kavramlarının kazanılması süreci, cinsiyet tiplemesi süreci olarak adlandırılır” (Bem, 1983).

Toplumlar aslında insanlar üzerinde kültürü etkili hale getirip geleneklerimiz kurallarımız diyerek bastırmaktadır. Birçok insan acaba bulunduğu toplumda kadın ve erkek olmanın getirdiği dayatmalardan memnun mudur? İşte bu çetrefilli bir alan içine girip orada birçok sorunu gözler önüne sermektedir. Çünkü yaşadığımız toplum bize daha doğmadan birçok anlam ve sorumluluk yüklemektedir. Aslında birey olarak ben kimim? Diye kendimize sorduğumuz zaman buna verdiğimiz yanıt bizim kimliğimizi belirtir. Fakat biz kendini kimliğimizi değil toplumun verdiği kimliği uygulamaktayız. Kimlik kişinin diğerlerinden ayrılmasındaki özellikleri ifade etmektedir. Ama yaşanılan toplumun buna müsaade ettiği kadar. Son zamanlarda haberlerde gördüğümüz İran toplumunda yaşayan kadınların mücadelesi aslında kendi benliğini kimliğini kazanma mücadelesidir. Yapılan dayatmalar ve zorunluluklarla tesettür altına girmek veya kendi yaşam alanlarının kısıtlanmasını kaldırmak için verilen mücadele. Kadının ‘ben De varım beni duyun ‘mücadelesidir. İstenilen toplumun verdiği kimlik veya rol değil kendi istediği hayatı yaşama isteğinin göstergesidir. Bu durum sadece bir örnek daha bunun gibi birçok ülkede birçok farklı mücadele vardır. Türkiye’de kadınlar İstanbul Sözleşmesi için ayaklanmalar yaparak sesini duyurmaya haklarını kazanmaya çalışmıştır. Kendisine anayasa üzerinde de hak ve hürriyet sağlamak daha iyi bir hayat için mücadele vermektedir.

Her geçen yıl kadına şiddet ve kadın ölümleri artış göstermektedir. Toplumsal muhtevanın “erkek egemen” olduğu topluluklarda cinsiyetçi ayırmalar, kadının şiddete ve istismara maruz bırakılması kimse için olağandışı bir durum değildir (Küntay, 2010:17). Türkiye, %38 oranla kadınların en fazla şiddete maruz kaldığı OECD ülkesi olarak birincisi sırada yer alır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2022 yılı başından itibaren aylık olarak yayınladığı raporlara baktığımızda ise; 2022 Ocak ayından Ekim ayına kadar Türkiye’de 246 kadın cinayetinin işlendiği, 186 kadının ise şaibeli bir şekilde öldüğü verisi yer alıyor.[8] Tecavüz ve şiddet oranlarındaki korkunç artış artık insanları da güvensiz bireyler haline getirmektedir. Kimisi otobüs şoförü tarafında tecavüz edilip Öldürüldü, kimisi eski sevgilisi tarafından yakılarak öldürüldü, kimisi kocası tarafından, kimi sevgilisi, kimisi ailesi tarafından namus, kıskançlık, ekonomik sebepler, reddedilme, aldatma veya hiçbir neden olmadan ya öldürüldü ya şiddet gördü ya da eve kapatıldı. İşte toplum kadın erkek ayrımı yaparken erkeği üstün güç olarak kullanmasından onun dokunulmazlığından ataerkil olma sebebi ile erkeğin sözünün geçerli olması birçok erkeği bu şekilde kadın üstünde hakimiyet kurma eylemine ve bu olumsuz sonuçlara itmiştir. Genelde kızlar için namus kavramını koruması söz konuş olmaktadır. Yani demek istediğim kadının namusu önce ailesinin sorumluluğundayken sonrasında evlendiği kişinin sorumluluğuna girmesidir. Namus kavramı, erkeğin kadının cinselliğini denetlemesi ve üzerindeki hakimiyetlik aracı olarak kullandığı erkek taraflı olarak oluşturulan değerler birliğini yansıtmak için kullanılır.  “Kadınların cinselliği egemen güç olan erkekler tarafından gözetim altında tutulmaktadır.  “

Kadının ev dışında ekonomik hayatta varlığını göstermesi onun aslında yeni bir sosyal ortam da kazanmasını ifade eder. Tek bir yer bağlı kalmayıp sosyalleşerek kendini aktif hale getirmesidir. Örneğin savaş ve sonrasındaki dönemlerde kadın ekonomik hayatta varlığını daha net biçimde göstermiştir. 1939-1945 savaş sonrası, Türkiye’de etkin nüfus içinde  %80’nin üzerinde tarım sektöründe çalışmaktaydı. Ailede ücretsiz çalışanlarda hesaplandığı zaman;  kadınların, tarımsal nüfusun % 50’den fazlasını oluşturduğu 15 yaş ve 15 yaş üstü kadınların % 81.5’i çalışmaktadır. Kadınlarda çalışma oranı  % 47’yi  oluştururken, % 4’ü başka alanlarda faaliyet gösteriyordu[9].2021 TÜİK verilerine göre kadınların çalışma hayatıyla ilgili durum incelendiği zaman sosyal olmasının önemli olduğunu belirtenler %82,6 olmuş, çocuk bakma işinin kadının görevi olarak görenler ise %35,8 olmuştur.

calisma hayati kadin
calisma hayati kadin

                                 Şekil1.Kadınların çalışma hayatı  ilgili algılar, 2021[10]

Diğer bir sorun olarak Türkiye’de geçmişten gelen bir erken evlenme sorunu vardır. Hala günümüzde bu oran azalmış olsa da bunu hoşgörü ile karşılayıp izin verenler vardır. Mesela bunu kısa bir dönem önce korkunç şekilde 16 Aralık 2022 de haberlerde okuduğumuz[11] 6 yaşındaki kız çocuğunun evlendirilmesi olayı kadının daha çocuk yaşta en güvenli olması gereken ortam olana aile içinde yaşamıştır.  Bu durum toplumsal cinsiyetin bizlere daha küçük yaşta gösterildiğini zor şartlar altında verilen mücadeleyi göstermektedir.  En yakın zamanda tanık olduğumuz olaylara bakarsak   Türkiye’de kadın oranının %15’i 10-14 yaşları civarında evlendirilirken evli nüfus içinde sınır 12 olarak belirlenmiştir. 1980 yılı nüfusuna göre 12-19 yaş arası 533.372 kişi evli ancak fiziki ve psikolojik gelişimini tamamlamamış grup vardır [12] . Tabi ki bu değişen toplum modernlik ve şehirleşmenin eğitim ve öğretimin ve daha da bilinçli bireyler olmanın etkisi ile değişime uğramıştır. 2021 yılında ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28 iken kadınlarda 25,4 olmuştur ve 2021’de 561 bin kişi evlilik gerçekleştirmektedir. İlk evlenme oranın %36,9 unda 20-24 yaş grubu varken %23, inde25-29 yaş aralığı bulunur ve %16,5 inde de 18-19 yaş grubu bulunmaktadır.

calisma grafik
calisma grafik

                                      Şekil.2. Cinsiyete göre ilk evlenme yaşı, 2021[13]

Bu veriler ışığında da bakarsak kadınların mücadelesini verdiği sorunlar toplum tarafından dayatılmış kalıp yargılardır.

Kadın erkek ilişkileri toplum bağlamında değerlendirme yapılırsa iç içe geçmiş karmaşık bir durum haline dönüşmektedir. Geleneksel ataerkil yapılarda erkek toplumsal yapı tarafından egemen güç olarak gösterilmiştir. Tüm bunlardan yola çıkarak kadının toplum içinde ve ailedeki görünümüne dair özellikleri maddeleştirerek anlatalım.[14]

Kadın ideolojik ve siyasi dayatmalar ile bir taraftan gelenekselliğin sorumlulukları ile bir yandan da modern hayatın getirdiği kadınlık imgeleriyle savaşmaktadır. Tüm bunlardan yola çıkarak kadının toplum hayatında var olma mücadelesi kendini farklı farklı göstermeye devam edecektir. “Ataerkil toplum yapısında erkek olmak kadınları egemenliğine tabi kılıp onların üzerindeki hakimiyetini kabul ettirerek bunu doğal düzen içinde devam ettirmektir. Baskı ve dayatmlara dayanan kültürde erkek kadının önünde olan ve kimliğini oluşturukken erkeğin hegomonyasına dayalı güç altında muhtaç olan erkeğin elinin kiri mantığıyla alt tabakada var olan kimlik dayatmasına göz kırpar. “Böyle bir yapı içinde kadının yerine karar veren kendinden başka birçok insan vardır. Bir birey tecrübe ettiği istismar ve bağımlılık derecesini beğenmeyebilir (Aslan, 2020:435) kültürün istediği hayatı sorumluluğu istemeyebilir bu kişinin doğal hakkı olmalı ve birey olarak hayatında kendi kararlarını seçimlerini uygulayabilmeli bunun için bir çaba içine girmemelidir. Toplumda iktidar olan güç ataerkil olan toplumlarda her zaman erkek olmuştur. Modernliğin ve yapılan mücadelelerle umuyoruz ki kadınlar için bir iyileştirme, dönüşüm, hatta bir devrim gerçekleşir dekadın toplumda söz sahibi olup böyle kendini ben buradayım demek için verdiği mücadeleleri vermek durumunda kalmaz. Eşit haklara sahip bireyler olarak huzurlu, güvenli, birlik içinde yaşanılan özgür kadınlar ve erkekler ayrıştırılmadan varlığını sürdürüp rahat bir nefes alıp hayatını yaşar.

5. Kadın bedeni ve kapitalizm: Türkiye

“Kadınların beyin gücünü geliştirerek güçlendirme yaparsak itaat etmenin erkek egemenliğinin sonu gelecektir ancak iktidar olan güç daima kendisine hizmet edecek köleler istediği için kadını hep geride bırakmaya ve onu köreltmeye devam edecektir. “Ne de olsa tiranlar köleler ister, hazcılarsa oyuncaklar”(Wollstonecraft, 2007:38).

Zamansal olarak bakıldığı zaman kadın ve kadının kendi olma durumu olan beden ile ilgili ana noktanın toplayıcılık ve avcılık zamanından tarım ekonomisine geçiş dönemi olarak nitelendirilebilir. Bedenin araştırma malzemesi olarak  var olması ve bunun sosyolojide  kendini göstermesi 1980’li yıllar sonrasına denk gelmiştir. Beden, bireysel üretim ve toplumsal-kültürel olanın yaratılmasıdır. Kadının bedeni toplumsal olarak var edilmiş bir nesnedir.

Pierre Bourdieu’nun kadın bedeni üzerindeki hakimiyet ilgisini incelediği “Eril Tahakküm (2001)” çalışmasında bedenin var olan egemenliğe karşı sosyal düzen içinde sıradanlaşmasını öngördüğü bir aracı nesnedir. Beden algısı toplumdan topluma gruptan gruba değişim göstermektedir. Geleneksel toplumlarda kadın bedeni erkeğin cinsel partneri aynı zamanda çocuk doğurma işlevi gösteren ve onu yetiştirendir. Bu toplumda erkek egemen olan yapı vardır. Özelikle din ile bütünleşmiş beden algısı vardır. Türkiye Müslüman olan ülke olduğu için İslam dinine göre kadın bedenini gizlemelidir. Vücudu belli eden hatlarını gösteren şeylerden uzak durmalı olabildiği kadar kendini kapatmalıdır. Dini oluşumlara göre beden bu dünya için var olmuştur ve ölünce çürüyüp gidecektir.

Weber’e göre beden Protestan etiğinde rasyonelleşmeye göre tanımlanır ve rasyonelleşmenin karşısında konumlanır. Durkheim bedeni merkez noktaya koyar ve incelemelerine din üzerinden birleştirerek devam eder. beden ve ruhu ilişkilendirerek ele alan Durkheim beden ve ruh ayrık özelikte olup daima çatışmaya devam etmektedir. Modernleşmenin getirisi olarak iktisadi-siyasi-kültürsel-bilimsel yönlerden beden tekrardan üretilmiş. “beden ile ilgili kadınların algılayışında başkalarına güzel görünüp vereceği reaksiyonları dikkate alarak fiziki normlarını oluşturup buna göre beden üzerinde yenileme yaparak kendini belli etmektir.

İlksel toplumlarda kadın bedeni yara, iz, kesik izleri ile doludur. Beden üzerinde insan acı, sevinç, hüzün vs. gibi hayatın yaşam izlerini taşımaktadır. Modern kadın bedeninde ise kadının bedeni yumuşak, esnek, tüysüz ve pürüzsüz olmalıdır. Bu noktada baktığımız zaman yaşadığımız ortamda kapitalist sistemle de beraber birden fazla güzellik merkezi bulunmaktadır. Aynı zamanda sosyal medya üzerinde bile gösterilen güzellik algısı insanlara adapte edilmeye çalışılmaktadır ve birbirinden farklı yöntemler gösterilerek insanlara çeşit sunulmaktadır.

Goffman’a göre şaşalı bir şekilde bizlere sunulan dünya modern dünyanın tabiridir. modern dünya bir gösteriş dünyasının bize sunulmuş halidir.. Günümüzün birçok toplumunda erkeklerin başarması ve güç gösterisi, kadınların ise alımlı ve arzulanır olmalarıyla değerlendirilmeleri, ve davranışlarının bedene uyarlanması halidir. Beden üzerinde oluşmuş tüyler vücudun hiçbir yerinde olamalıdır. Pürüzsüz bir beden olmalıdır. Yaşanılan toplumda kültürün verdiği yansımayla kadın şişman değil zayıf olmalı dudakları dikkat çekici cezbedici olmalıdır, gözleri kendini öne çıkarmalıdır.

 Sosyal deneyin elemanı olan kadın bedeninin varlığı dönüşüme uğratılarak güzellik, estetik, modaya uygun, cinsiyetçiliğin göz önüne serildiği putlaşmış bir unsur olarak karşımıza çıkar. Putlaşmış nesne olarak beden iksidai anlamda bir yatırım nesnesi ve sosyal olarak yetek ve uğraşlarla elde edilmiş bir sermayenin ürünüdür.

Ancak ve ancak beden iletişim organları tarafından oluşturulmuş söylem ve eylemlerle itibar kaybı ve iktisadi oranda hiçbir şekilde karşılığı olmayan bedenin tüketilmesi söz konudur. 

Kapitalist sistemin toplumsal dinamikleriyle oluşturulan toplumsal cinsiyet; “erkek hegemonyasını” arttırarak kadınları erkeklerin gerisine atmış ve bunu doğallaştırmış sıradan olağan durum haline getirmiştir. Kapitalist sistemde kadın erkeğe tabii kılınmış geri planda olan toplumsal konumu itibari ile erkeğin alt kesiminde yer alandır. İktisadi anlamda elinde bir şey olmayan kadınlar dışarıdan ticari obje olarak elde edilmeye çalışılmaktadır. Sanayileşme ile beraber değişen cinsiyetçi algıda değişim gözlendi. Bu oluşumun kaynağı ekonominin modernleşmesi ve cinsiyetin ger planda tutulup unisex bir söylem ve eylemlerle oluşturulmasından kaynaklanır. Şu an giyimlerde olsun yaşam şekillerinde olsun eskiye nazaran bir unisex gençlik formu görülmektedir. Türkiye bu oluşuma kayıtsız kalmayıp uyum sağlamıştır. “Modern ekonomik yapı zorunlu cinsiyet rolleri olmayan erkek ve kadın rollerini birbirinden çok fazla ayırmadığından cinsiyetsiz bir ekonomik hayalin tezine dayanmaktadır”( Şişman, 2013:51). Güzelliğini ön plana çıkarmak zorunda kalan kadın kapitalist sisteme uymak zorunda kalmıştır. Özendirme formülü sayesinde kadın özelinde ayakta kalmaya devam etmektedir.

“Herbert Marcuse (1974) “Feminizm ve Marksizm” adlı makalesinde kadını ikinci sıraya atan ataerkil kapitalist sistemde ticari olarak ele alınan cinsiyet, kadın bedenini metalaştırmakla kalmadı ve kadın bedeni üzerinden artı değerin gerçekleşmesinde etkinliğini gösterdiğini anlatmıştır”(Özdemir, t.y:246). Kapitalizm kadın bedeni algısı üzerine olan söylemlerinde moda, kozmetik, giyim, estetik, güzellik algısı gibi maddeler ile üretim ve tüketim ağı oluşturmaktadır.

buyume
buyume

                         Şekil.3. 2020 yılı ülkelere göre en fazla estetik yapılan bölgeler ve oranları

Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği’nin (ISAPS) raporuna göre[15]; Türkiye ise dünyada en çok estetik işlem yapılan beşinci ülke konumuna yükseldi. Marksizm ve feminizm bu durumu kapitalizmin korkunç yansıması olarak görmektedirler.

Foucault, bedenlerimize bakış açımızın ve onu değerlendirme şeklimizin, tamamen toplumsal bir yapılandırmadan kaynaklandığını savunur. Foucault’un söyleminde, bedenin haz alanı olan cinsellik değişen evrelerle beraber değişmiş ve sosyal düzen tarafından oluşturulup, davranışsal, inançsal , tutumsal olarak var edilen kimlik oluşumuna olanak vermiştir.  Güzelliğini göstermekten  başka çaresi olmayan kadın, kendini topluma ve karşı cinsine kanıtlamak için kapital düzene uyum sağlamak zorunda kalmıştır.  sistemin yöntemlerine hizmet etmek zorunda bırakılmıştır. Bu mecburiyette de en çok öne çıkan kadın bedeni için moda olmuştur. Moda algısı kadın için olsun veya olmasın yok etmeye kendini kodlamıştır. Moda ve kapitalist sistem iç içe girmiş yapılardır. Türkiye’de yayınlanan proğram veya dizilerde kadının beden algısı tüketmeye kendini alıştırmaktadır. Bu şekilde oluşturulan yapımlar, metaların tüketime çıkarılması kapitalist sistemin yeniden inşa edilmesine aracı olmakta ve yanlış rasyonelliği doğurmaktadır.

Küreselleşmeye kadar ki tüm evrelerde modernleşme ve post modernleşme ile beraber üretileni yok etme, bunu gösterme ve sosyal konumundan kendine ayrı özellik kazandırdığı için mutlu ve kendini ayrıcalıklı hissetme olasılığına değinmektedir. Bu tip toplumlarda ihtiyaç hissetme ister gerçek ister sahte olsun; haz, mutluluk, seçkinlik, kendini ayrıcalıklı hissetme   seksi ve endamlı olma doğrudan olsun dolaylı olsun kadın bedeni üzerinde ilgi arttırmıştır. Kapitalizm bahsettiğimiz üzere serbest piyasa içerisinde insanı sürekli tüketime yönlendirerek kendine geniş bir ağ oluşturmaktadır. Bu kadar ön plana çıkıp kendini kabul ettirmesinde kapitalist sistemin büyüme isteği yatmaktadır. Bunu yapmadığı sürece, tüketime karşı ilgi uyandırma olmazsa kapitalizm kısa zaman içinde yok olacaktır.

Kılık kıyafet, estetik dokunuşlar, make-up, dövme ve formda kalma yolları aracılığıyla popüler olana uyum sağlayan  beden; kadınların kimlik, cinsellik ve sosyal durumunu ortaya çıkarmaktadır. Kapitalist sistemin ana kaynağındaki kıymetli olan şeyler ve bunun doğallaştırılması bu düzenin rolü olmuştur. Kadınlar ince görünüme sahip, estetikli, dolgulu, elmacık kemiğinin ön planda olduğu yaratılmış güzellik algısına sosyal medya ve tv dünyası sayesinde uyum göstermektedir.

“Kapitalist ideolojinin taşıyıcısı olan tüketim kültüründe beden, özellikle de kadın çok büyük bir öneme sahiptir. Kadın bedeni, kapitalist sistemin kendini yeniden üretmesi için bulduğu tüketim yollarından biridir” (Özdemir,2014). Kapitalizmde beden algısı metalaşarak kadını tek tip protip beden olgusunu sürekli beğenilmek arzusuna itmektedir. Diğerlerinden daha değişik güzel görünmek arzusuyla popüler olana uyan tüm kadınlar farkında olmadan tek tipleşmektedir. Birbirlerinin aynısı olan kadınlar popüler etkilerle mutlu olma durumu aşılanmaktadır. Diğer durumlara yabancılaşan farklı olan değil popüler olanı isteyen kadın yabancılaşmaya ve bizzat kendisi tarafından istenileni değil de aslında akıma uymak için bedenine uzaklaşmaktadır.  Bu durumda, yabancılaşmış birey varoluşuna yabancılaşarak yanlış bilinçlenme ve yönlendirme ile kapitalizm tarafından yutulmaktadır.

Bedenle birlikte cinsellik tanımı da değişmiştir. Kadınlar için doğurmak artık doğal mecburi olmaktan çıkıp yerini doğum kontrol yöntemleri ile kişinin tercihlerine bırakmıştır. Giddens’a göre sosyal yapısı modern olanlarda cinsellik yer altına süpürülmez tam tersi yönde tartışılarak araştırılarak öğrenilmeye çalışılır. Şuna Türkiye de halan yasak olsa da diğer birçok ülkede kadınlar sperm bankalarından çocuk sahibi olmak yasaktır ve bununla ilgili ceza olduğu söylenmektedir[16].  Kadın bedeninin cinsellik olarak algılanmasını  Baudrillard, “ayartma” ve “nesneleşme” kavramlarını kullanmış ve Satre’den esinlenerek; kişinin karşısındakine karşı bilmeden de olsa sorumlu olması kendine onun gözünden bakması onun isteyebileceği duruma bürünerek etkisine almasıdır. Bu durumda farkında olmadan yapılan eylem ile bilerek etki altına almak ayrı konulardır. (Baudrillard, 2011:155,156).

Kadınlar modernleşme ve iş hayatının getirdikleri ile dini hayattan ve geleneksellikten uzaklaşmaya yeni bir döneme girmeye başlamıştır.  Gündelik yaşamın hemen her alanında olan kadınlar kapitalizminde etkisi ile kadın dini yaşantısında da bedeni ön plana çıkarmaya başlamıştır. Türkiye de yaşayan inançlı Müslümanlar için kapalılık olgusu vücudun tamamını kapatan belli etmeyen örtünme şeklinde olmalıdır. Ama modernizm ve kapitalizm buna da el koyarak bunu farklılaştırmıştır. Modern kapalılık olgusunu ortaya çıkması ile kadınlar örtünme ve yaşayış biçimlerini değiştirmişlerdir. Artık vücudu saran örtünme yerine vücudu belli eden hatta gösteren makyaj yapıp birbirine uyumlu olan giyim türleri ortaya çıkmıştır.  Hiç sorgulamadan uygulayan buna uyanlar aslında isteyerek bu güç altına girip dayatılanlara gönüllü olarak uyandır. Bu durumla beraber kendine toplum içinde bir yer edinmeye çalışmaktadır.

Reklamlara, dizilere filmlere baktığımız zaman gördüğümüz kadının güzel, bakımlı, alımlı, zayıf, kendini gösteren giyimlerle makyajlarla sunulması vardır.  Saktanber’in  (2010:200) söylemi ile “Medyada kadın unsuru çoğunlukla ev kadını, fedakâr, cefakâr, özverili anne ve eş olarak karşımıza çıkmaktadır, yani bir başkasının, bir erkeğin eşi, annesi ya da evladı olarak. Bu roller dışında tanımlanan kadınlar ise kurban, mağdur ya da cinsel olarak davetkâr gibi olumsuz sıfatlara mazhar olmaktadır. Kadınları ise ancak evdeki ev kadınlığı ve annelik rollerini de yerine getirmekteyse “başarılı” sıfatına hak kazanabilmektedir. Kadınlar, sadece birer bedene indirgenmelerinin yanı sıra, bu bahsedilen çeşitli sıfatlar çerçevesinde sunuldukları için de kimliksizleşmektedir”(Çakır,H,2020:264-265). Örnek vermek gerekirse izlediğimiz Türkiye dizilerinde veya programlarında bakıldığı zaman kadın bedeni ön plana çıkaracak giyim makyaj ile kadın seyirciye hoş güzel olunması gereken kadın imajını çizmektedir. Bakın başrollere hiçbiri kilolu ve bakımsız değildir, çirkin giyinmez, her şeyi uyum içindedir. İnce belli hokka burunlu elmacık kemiği belirgin kadınlar sanki tep tip kadın olmak lazımdır imajını sunmaktadır. Bu da diğer kadınlarda bunun gerekli olduğunu düşündürmek ve öyle olmak için çaba harcayan kadınlar olmaya zorlamaktadır. Sosyal platformlarda Foucault’un “sosyal beden” kavramıyla kadının kendi bedenine yapmış olduğu birikim ve iktisadi anlamda elinde güç bulundurması, yaptıkları ve içine büründükleri rollerle kendilerine bir ekonomik alan oluşturmaktadırlar.

Kadınlık rolleri kadını ailenin öznesi durumuna getirmiş ve şiddet ve baskı yoluyla kadın aile ve toplum içinde pasifleşmiştir. Kadın aile içinde bir koruma görevi üstlenmiş olup bedeni de erkekler tarafından kontrol altına alınan namusun korunması gereken bireyler olarak görülmüştür.  Bu nedenle de istismar kadınlara uygulanması kolay olan durumları meydana getirmiştir. Ama bunların en kötü durumu kadına karşı oluşan fikirlerin (itaat etme, kontrol altında tutma, şiddet uygulama, doğurgan olma, gösterişli olma) ve modern istismarın (mevcut olan durumlar için istenilen bedene sahip olma ve özgürlük olarak görmeden kaynaklı bedeni cinsellik ile birleştirme) gündelik hayatın içinde kadının bunu normal karşılamasıdır.

Kapitalizmin var oluşunun devam etmesi, üretilen metaların pazarlanmasına dayanmaktadır. Kapitalizm, kişiyi daima tüketim yapmaya sevk etmektedir. Günümüz dünyasında tüketimin yaygınlaşarak kültür haline dönüşmesi kapitalizmle var olmuştur. Kapitalizm tüketim ekonomisinin adeta tanrısal bir buyruğa dönüşmesi kadın bedeni üzerinde sürekli bir faaliyet halindedir. Günümüz döneminde ise kapitalist düzen tüketmeye ve şatafatlı olmaya kodlanmış olduğundan dolayı bedene değer atfetmektedir. Türkiye için de bu geçerli olmaktadır. Türkiye de kapitalist sisteme boyun eğmiş ve kadın bedeni üzerinde bir hegoman güç olarak varlığını belli etmiştir. Türkiye kapitalizmin boyunduruğu altında zaten var olan kadını geri planda tutma olaylarına devam ederken kadın yine erkeği geri planında kalmış ve bunu içinde çalışmalarına devam etmiştir. Türkiye de kadınlar her yerde olduğu gibi tüketim toplumu olmaya devam etmiş ve kadın tüketim nesnesi olarak görülmeye ve sömürü haline getirilmeye başlamıştır. Türkiye eski ile yeni dönem arasında modernizm kapitalizm, post modernizm, küreselleşme ve teknolojik gelişme evreleri ile kadın bedenini her dönem metalaştırmış ve beden üzerinde her dönemin farklı izleri kalmıştır. Toplum değişen bir dinamik olduğu için Türkiye toplumunda da değişim ve dönüşüm her zaman devam edecek olup bu değişim ve dönüşümlerde kadını etkisinde tutacaktır.

6. Sonuç

Tarihsel ve toplumsal süreç içerisinde toplum olarak kadının üzerinde iktidar güç beden üzerinde ideolojiler ve çıkarımlarda bulunmuştur. Kapitalizmin gelişimi ile beraber kadının bedeni sistemsel olarak metalaştırılmış ve beden nesneleşmiştir. Kadının metalaşmasını sağlayan dünden bugüne değişen tüm evreler olmuştur. Avcı toplayıcı dönemden başlayıp bugün ki küreselleşme dönemine gelene kadar beden hep bir evreden değişimden geçmiş ve o döneme uyum sağlaması istenmiştir. “Modern anlayışın öncesinde  ve sonrasında bedenin üretilenin bir yan ürünü olması ve post modern zamanla tüketmeye alıştırılması söz konusudur” (Ersöz, 2010, s. 51). Kapitalizm sisteminin ana kaynağının  kar olması toplumları tüketim toplumlarına dönüştürmüştür. Farklı imaj çeşitleri ile beraber hızla değişen ve ilerleyen bir tüketim toplumu özelliği vermiştir.

Türkiye olarak geleneksel toplum olma halinden modern toplum olma haline doğru evrilirken davranışsal ve yaşayış olarak farklılaşmayı gözlemlediğimiz dönem içindeyiz. Modernist topluluklarda gördüğümüz farklılıklar bireysel olarak kadını ve kadının algılanış biçimini değiştirip dönüştüren sürekli dinamik ilerlemeci özellikler gösteren zeminde yaşayan toplum olmamızı sağlamaktadır. Kadının ve erkeğin ilişkisi, kadının bedensel ve bu bedende cinsellikle bir görülmesine kadar birçok farklı dönüşüm yaşanmaktadır. Bu aykırılıklardan dolayı değiştirilmiş  kapitalizm sömürüsü, kadın bedenini yenilemek ve tekrardan oluşturmak uyumunu sağlamak etkilemek zorunda kalmaktadır.

Geleneksel toplumlarda kapitalizm ve kadın bedenine ilişkin değerlere ve değerlendirmelerin günümüz modern toplumlarında sadece tarihsel süreçte değil, kadın bedenine ilişkin kültürel ve davranışsal olarak beden politikaları alanında çok sayıda deneyimin kazanıldığını söyleyebiliriz. Yani toplumsal ve gündelik yaşamda kadın bedeni ve cinselliği kültürel ve toplumsal unsurlar tarafından kurgulanmakta ve yeniden üretilmektir. Son olarak diyebiliriz ki hemen her çağda, her sistemde her gelişim ve dönüşüm döneminde kapitalizm ve kadın bedeni için üstünde değişik güçlerin uygulandığı beden ve nesne olgusuna dayandırılmış tüketmeye şartlanmış kişiselliğin ve iletişimin kaybolduğunu ifade edebiliriz.

Kaynakça

  • Aslan, C. (2020). Üçüncü Dünya, Milliyetçilik ve İşçi Sınıfı   Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 29 (3), 429-440.
  • Baudrillard, Jean. (2011). Çaresiz Stratejiler, Çeviren: Oğuz Adanır, Gözden Geçirilmiş II. Basım, Temmuz 2011, İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.
  • Bilgin, R. (2016). “Geleneksel ve Modern Toplumda Kadın Bedeni ve Cinselliği”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1 (26), 219-243.
  • Çakır, H. (2020). “Sosyal Medyada Bedensel Dış Görünüm Söyleminin Kadın Bedenini İnşası: Sosyolojik Bir Değerlendirme”. Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 3 (2), 261-272.
  • Ersöz, G. A. (2010). “Tüketim Toplumunda “Sıfır Beden” Söylemi: Neden ve Sonuçları Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 27 (2), 37-53.
  • Ertit,V. (2016). “Endişeli Muhafazakarlar Çağı :Dinden Uzaklaşa Türkiye.Ankara:Orient Yayınları.
  • Ertit, V. Çiftçi, Z. (2021) O Birbirinin Yerine Kullanılan İki Farklı Kavram: Dünyevileşme ve Sekülerleşme Bilimname XLIV, /1, 281-314
  • Foucault, M. (2015). Cinselliğin Tarihi. (Hülya Uğur Tanrıöver, Çev.), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Gençoğlu, A. Y. (2020) “Kapitalizme Teorik Yaklaşımlar: Kapitalist Ekonomik Sistemin Temel Nitelikleri Üzerinden Karşılaştırmalı Bir Analiz”. Temaşa Felsefe Dergisi 14: 237-256.
  • Gezgin, M. F. (1988). “Cemaat-Cemiyet Ayırımı ve Ferdinand Tönnies”, Sosyoloji Konferansları Dergisi. 22.
  • Gülten Kazgan, “Türk Ekonomisinde Kadınların İşgücüne katılması, Mesleki Dağılımı, Eğitim Düzeyi ve Sosyo Ekonomik Statüsü”, Türk Toplumunda Kadın, der. Nermin Abadan Unat, Türk Sosyal Bilimler Derneği ve Araştırma, Eğitim, Ekin Yayını, İstanbul, 1982, s. 139.
  • Günerigök, M. / Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2019 7(5) 287-297.
  • Küçük, A. (2019). Türkiye’de Sosyal ve Siyasal Değişim :1980 ve sonrası. Harran Üni.İBFF Dergisi.3(4).
  • Küntay, E. (2010). “Bedene Şiddet-Özbenlik Değerlendirmeleri Toplumbilimsel Bir Analiz” Y. İnceoğlu & A. Kar (Ed.), Kadın ve Bedeni içinde (ss. 21-42), İstanbul, Ayrıntı Yayınları.
  • Marcuse Herbert (1974). “Feminizm ve Marksizm”. Womens Studies, Vol.2, 279-288
  • Marx, K., 2003. Kapital Cilt 2 (5. b.). (A. Bilgi Çev.). Ankara: Kuban Matbaacılık, Sol Yayınları.
  • Özdemir,Ö.(2014). “Moda Programlarında Kadın Bedeninin Metalaştırılması”. Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Ana Bilim Dalı Doktora Tezi Antalya.
  • Robinson I. W. Küresel Kapitalizm ve Ulusötesi Kapitalist Hegemonya: Kuramsal Notlar ve Görgül Deliller. (çev: Erdem Türközü). Praksis 8 . s: 125-168.
  • Saktanber, A. (2010). “Türkiye’de Medyada Kadın: Serbest, Müsait Kadın veya İyi Eş, Fedakar Anne” Ş. Tekeli (Ed.), Kadın Bakış Açısından 1980’ler Türkiye’sinde Kadınlar içinde (ss. 187-206), İstanbul, İletişim Yayınları.
  • Şişman, N. (2013) Emanetten Mülke: Kadın-Beden-Siyaset. İstanbul, İz Yayıncılık.
  • Turan,V.(2017). “Karl Marx’ta Bölüşüm”.Politik Ekonomik  Kuram.Cilt1 Sayı:2.
  • Yelken, R. (2004). Yeni Sosyal Oluşumlar ve Cemaatin Dönüşümü.  Sosyoloji Dergisi. 2.
  • Yıldırım.(2008).Osmanlı Modernleşmesinde Cemaat-ToplumYapılaşması:Yeni Osmanlı Düşünce Örneği. Sosyal Bilimler Dergisi.10(3).
  • Wollstonecraft, Mary, (2007) Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi, Çev: Deniz Hakyemez, İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları.

Atıflar


[1] Bkz:  https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/522/29-ayet-tefsiri 

[2] Sekülerleşme için bkz: ERTİT, V. (2019). Sekülerleşme Teorisi. Liberte.s.47

[3] https://uckunkaan.com/zilletten-kurtulmanin-yolu-haysiyetimizi-ispattir/

[4] Tabloyu daha net anlamak için tablolaştırma yaptım aslı için (Gençoğlu,2019). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1426558.

[5] (Küçük,A. (2019) Türkiye’de Sosyal Ve Siyasal Değişim: 1980 Ve Sonrası, Harran Üniversitesi İİBF Dergisi Cilt: 3, Sayı: 4, s.24.

[6] Marx, Ekonomi Yazıları, 37.

[7] https://www.slideshare.net/COSKUNCANAKTAN/ortak-mallar-trajeds-248341245

[8] Daha detaylı bilgiler içinbknz: https://turkiyeraporu.com/arastirma/kadina-yonelik-siddette-dunya-liderligi-11275/.

[9] Gülten Kazgan, “Türk Ekonomisinde Kadınların İşgücüne katılması, Mesleki Dağılımı, Eğitim Düzeyi ve Sosyo Ekonomik Statüsü”, Türk Toplumunda Kadın, der. Nermin Abadan Unat, Türk Sosyal Bilimler Derneği ve Araştırma, Eğitim, Ekin Yayını, İstanbul, 1982, s. 139.

[10] Vereceğim tüm diğer Tüik verileri içinde buradan bknz: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Aile-Yapisi-Arastirmasi-2021-45813

[11] https://www.ntv.com.tr/2019-yerel-secim/6-yasinda-gelin-rezaletinde-ifadeler-ortaya-cikti,h1szSt7nskKM7CNnUy_7SQ

[12] Türkiye çevre Sorunları Vakfı, Türkiye’de Nüfus Planlaması, Kadın ve Hukuk, Türkiye Çevre Sorunları Vakfı Yayını, Ankara, 1985, s. 28

[13] Bknz: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Turkiye-Aile-Yapisi-Arastirmasi-2021-45813.

[14] İlk 16 madde içinbknz: Bilgin, R (2016),Geleneksel Ve Modern Toplumda Kadın Bedeni Ve Cinselliği Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 1, S: 224, Elazığ.

[15] Daha ayrıntılı oranlar ve veriler için bknz: https://www.milliyet.com.tr/pazar/iste-dunyanin-estetik-haritasi-turkiye-2-bransta-sampiyon

[16] Bknz: https://www.hurriyet.com.tr/gundem/sperm-bankasindan-bebek-yapana-3-yil-hapis-14109315

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir