Fahrenheit 451 Filminin Sosyolojik Değerlendirmesi

sosyal sorunlar

Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.

Sözlerime, Roosevelt’in bu sözüyle başlamak istedim çünkü Fahrenheit 451 filmini izlerken her an kitapların ne derece önemli olduğunu bir kez daha hissediyorsunuz. İtfaiyecilerin yangın söndürmek yerine yangın çıkardığı distopik bir Dünya karşılıyor bizleri. Dev ekranların zamanımızı ve ömrümüzü çaldığı bir çağda, geçmiş küle döndürülürse neler olur? Montag isimli itfaiyeciyi terfi almak üzereyken görürüz, çünkü kendisi sistemi sorgulamayan ve sıradanlaşmış diğer insanlar gibidir. Toplumsal rollerini yerine getiren nefes alan ancak yaşamayan biri. Kolektif bütünleşmenin yaygın olduğu bu toplumda insanlar arası ilişkilerin oldukça sınırlı olduğunu görmekteyiz. Linda’nın arkadaşlarıyla son derece sınırlı konuşmaları ve evden çıkmayarak kendisini bir programa adaması bu sınırları gösteren işaretlerden biri. Otoriteyi ya da sistemi sorgulamak insanların aklına bile gelmiyor çünkü herhangi bir tehditle karşılaşıldığında dahi o kişi ağır şekilde uyarılıyor. İnsanlara korku yaşatılıyor ve onlardan yalnızca denilene uyulması bekleniyor. Linda karakterinin sürekli ilaç içtiğini ve son derece itaatkâr olduğunu görüyoruz, bir koyun sürüsü gibi televizyonda ne empoze edilirse ona inanan insanlardan yalnızca biri. Ekranlar algılarını yönetiyor, beyin yıkama süreci kimse fark etmeden ustaca işleniyor. Montag karakterinin kitap insanların yanına kaçtıktan sonra TV ekranlarında öldürüldü diye gösterilmesi de algı yönetimine bir örnek. Kitap okumanın mutsuzluk yaratacağı algısı insanların arasında yaygınlaştırılmış çünkü kimse düşünmesin isteniyor, öyle ki bazı insanlar kitabın neye benzediğini bile bilmiyor. Son derece baskıcı bir rejim, tüm bilgileri yakıp yalnızca kendi düşünceleri var olsun istiyor. Geçmişi silip atmak, tarihi yok etmek belki totaliter rejimin işine gelir ancak bugünü var edenin geçmiş olduğunu unutmamak gerekir. Kültürler, alışkanlıklar ve daha pek çok şey zaman içinde oluşurlar, dolayısıyla Montag’ın patronunun dediği gibi boş cümlelerden oluşmazlar. Ancak kitapların ne derece boş olduklarını vurgularken aslında onun da bir dönem onları okumuş olduğunu anlarız. Tüm bunların dışında filmde güzel bir şey olur ve başrol tüm bu kültürel varsayımları sorgular. Burada George Orwel’in Hayvan Çiftliği kitabına da atıf yapmakta yarar olacaktır çünkü her ikisinde de bir aydınlanma ve sıyrılış var. Otobüste Clairisse isimli bir öğretmenle karşılaşan Montag, kızın sorularının ardından düşünmeye ve yaktıkları kitaplardan bazılarını okumaya başlar. Ancak Montag için asıl dönüm noktası yaşlı kadının kitaplarıyla beraber yanmasıdır.
Bir tarafta televizyonda kendisinin her açıdan onaylanacağını bilinen, kuzen olarak adlandırılan bir kadın görüyoruz diğer taraftaysa kitaplar için kendini yakan bir kadın. İkisinin içindeki tutku da aynı ve bu alışkanlıklarını yalnızca yaşamıyor aynı zamanda onları içselleştiriyorlar. Öğretmen hanımın da kitaplar için ailem demesi her iki kesimin de bağlılıklarını yansıtıyor. Kitaplardan bu derece kaçınılması, belki de bir tehdit oluşturuyor. Öğretmen’in okuldan atıldı diye okuldan kaçan öğrencileri, bilgi görünce gözlerini kapayan ya da belki de hiç açmayan topluma benziyor. Filmde gerçek Dünya’da olmayan şeyler görüyoruz. Önce itfaiyecilerin yangın söndürmek yerine kitap yakması ardından çocukların üniforma yerine öğretmenden korkması. Burada sözlerime bir es vermek isterim. Üniforma elbette ki korkulacak bir şey değildir ancak o dönemin şartlarında yapılan ufak bir hatada dahi şiddet uygulanılmasından ötürü böyle bir örnek verdim. Şimdiyse diğer bir konuya değinelim. Kitap kapağının yanma ısısının 451 Fahrenheit olduğunu gördük, ateş geçmişten günümüze pek çok alanda kullanıldı ancak bazen kurtulmak istediklerimizde ateş sayesinde küle dönüştü. Filmde de ateşin yok etmek üzere kullanıldığını görmekteyiz. Ancak burada unutulan bir şey var ki oda hafızalarımızın kağıtlar gibi bir yanma derecesi olmadığı. Tam bu noktada Truman Show filmine de atıf yapmak isterim zira orada da başrol, ancak yapabildiklerini görebileceklerini fakat zihninin içine giremeyeceklerine vurgu yapmıştı. Filmde de karşılaştığımız kitap insanlar aydınlık günlerin hayaliyle hafızalarını kullanıyor ve kitapları adeta yaşıyorlar. Son derece umut verici bu film bizlere medyanın kitapların yerini aldığı mesajını verirken aynı zamanda umut verici son ile bizleri kitaplara yönlendiriyor.

Kaynak

Gencer. (2017). Kültür Mirası ve Totalitarizm Çatışırsa: Fahrenheit 451

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Ordu Üniversitesi Sosyoloji Mezunu, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi

Yorum yap