Göçmenlerin Sağlık Hizmetlerine Erişim Sürecini Belirleyen Unsurların İncelenmesi

Bu çalışma boyunca, göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi sürecinde karşılaştıkları katmerli eşitsizlik sarmalının çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, araştırmanın konusu bağlamında, ikinci el veriler toplanmış ve elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak, göçmenler nezdinde yapısal ölçekte güvence altına alınan sağlık hakkı, sağlık hizmetlerinin uygulanması esasında katmerli eşitsizlik ile karşı karşıya kalmakta ve bundan ötürü de göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi sekteye uğramaktadır.

gocmenlerin saglik hizmetlerine erisimi

1.GİRİŞ

Bulunduğumuz çağın son on yıllık göç istatistiklerine bakıldığında bireyler kendi iradeleri dışında göç etmeye zorlanmaktadır (UNCHR, 2019). Şu günlerde 80 milyonu aşmış olan “zorla yerinden edilmiş” nüfusun göç etmesine pek çok insan haklarının ihlal edilmesi neden olmaktadır. Savaşlardan ve şiddetten doğan istikrarsızlık ve güvencesizlik hali hem insanların yaşamını hem de insanların yaşamı için temel işleve sahip toplumsal kurumların işleyişini tehdit etmiş ve etmektedir. Bundan doğan uluslararası göç hareketliliği ise, pek çok deneyimi kendi içinde barındırmakla birlikte birtakım sorunlara ve sonuçlara gebe olmaktadır.

Yaşam hakkının ihlal edilmesi aynı zamanda sağlık hakkının gaspı anlamına gelir. Bu anlamda sağlık; göçün nedeni olabileceği gibi göç sürecinin her aşamasında deneyimlenen bir olgu ve sonuç da olabilir. Göçmenlerin sağlığa erişim meselesi hem kaynak ülkenin hem göç yolculuğunun hem de transit veya hedef ülkenin koşullarıyla değerlendirilmesi gerekir(Bozok ve Bozok, 2020: 171-172). Bu anlamda ülkesindeki kaostan ötürü zorunlu göçe karar vermiş olan bir birey zaten hali hazırda sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamaktadır. Ayrıca göç yolculuğu sürecindeki güzergâhın niteliği; ulaşım biçimi ve niteliği, hava koşulları ve bu süreçteki kötü hadiseler bireyin sağlığını daha da derinleştirebilmektedir. Son olarak bireyin vardığı ülkedeki sağlık hakları ve bu haklara erişim düzeyinin niteliği, bireyin sağlığını belirleyen unsurlardan sadece bazılardır. Ayrıca göçmenler, vardıkları ülkede yasal haklarını bilmemekte (TTB, 2016: 16) veya sağlık, ikamet, çalışma, eğitim gibi bazı haklardan yoksun olmakla birlikte var olan haklarına ise, çoğu zaman yeterince erişim sağlayamamaktadır (Ertem ve Keklik, 2020: 46). Bu durum makro ölçekli yapısal unsurlardan kaynaklanabildiği gibi mezo ölçekli sivil-yerel-gönüllü ilişkilerden ve mikro ölçekli bireysel deneyimlerden bağımsız düşünülemez. Kısacası, göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim düzeyi bahsi geçen ilişkiler ağının ürünüdür.

1.2.Araştırmanın Problemi

Bu araştırmanın konusu; Türkiye’de hayatını idame ettiren göçmenlerin ulusal ve uluslararası mevzuatça güvence altına alınan sağlık hakkının bir bileşeni olarak sağlık hizmetlerine erişim düzeyidir. Sağlık hakkı, göçler çağında en çok ihlal edilen haklardan biridir. Ayrıca yasalarca güvence altına alınan sağlık hakkının en temel göstergesi ve sağlığın en temel belirleyicisi olan sağlık hizmetlerine erişim, uygulamada engellerle karşılaşmaktadır. Bu engeller ülkenin göç ve sağlık yapısıyla; göçmenin yasal statüsü, sosyoekonomik ve kültürel sermayesi, demografik özellikleri, cinsiyet kimliği, çalışma, barınma, beslenme koşullarıyla ve etkileşim halinde olunan diğer bireylerin damgalayıcı ve dışlayıcı söylem ve davranışlarıyla biçimlenir. Hem makro hem mikro ölçekte biçimlenen göçmenlerin ilişkiler ağı aynı zamanda sağlık hizmetlerine erişim düzeyini belirlemektedir. Bu noktada ise, göç politikaları, sağlık politikaları, sivil toplum kuruluşları, ulusal ve yerel yönetimler, göçmen ağları ve diğer sivil inisiyatifler kolaylaştırıcı unsurlar olarak devreye girebilmekte ve göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim düzeyini arttırmak için bir dizi faaliyetlerde bulunabilmektedir.

Kısacası, tüm bu unsurlar göçmenlerin sağlığında belirleyicidir. Ancak mevzuatça güvence altına alınan sağlık hakkı çoğu zaman uygulamada erişim engellerine takılabilmektedir. Bir başka ifadeyle, göçmenler yasal güvencelerine rağmen çoklu ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalmaktadır ve bu da göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde engelleyici olmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın problemi yasal güvence ile toplumsal gerçeklik arasındaki gerilimde yatar.

1.3.Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın en temel amacı, Türkiye’de hayatını idame ettiren göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi sürecindeki engellerin ve kolaylaştırıcıların saptanmasıdır. Bu bağlamda şu sorulara cevap aranmıştır:

  • Sağlık hizmetlerinin göçmenlere ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuatta yeri nedir?
  • Sağlık hizmetlerine erişim sürecinde göçmenlerin yasal statüsünün etkisi nedir?
  • Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde engelleyici unsurlar nelerdir?
  • Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde kolaylaştırıcı unsurlar nelerdir?
  • Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde Kovid-19 Pandemisi nasıl bir rol oynamaktadır?

1.4.Araştırmanın Önemi

Bugün, dünya nüfusunun %3,5’ine tekabül eden 272 milyon uluslararası göçmen olduğu tahmin edilmektedir (IOM, 2020). 2019 yılında yayımlanan Küresel Eğilimler raporuna göre ise, şu an dünya çapında 79,5 milyon insan; “zulüm, çatışma, şiddet veya insan hakları ihlalleri” nedeniyle zorunlu olarak yerinden göç etmiştir (UNCHR, 2019). Bu insanların 45,7 milyonu zorunlu olarak kendi ülkesi içerisinde yerinden edilmişken; 29,6 milyonu mülteci ve 4,2 milyonu da sığınmacı olarak vatandaşı olduğu ülkesinin dışına zorunlu olarak yerinden edilmiştir. Yine bu rapora göre, yerinden edilen bireylerin yaklaşık %40’ı (30-34 milyon) çocuktur. Ayrıca Suriye (6,6 milyon), Venezuela (3,7 milyon), Afganistan (2,7 milyon), Güney Sudan (2,2 milyon) ve Myanmar (1,1 milyon) bahsi geçen 79,5 milyon yerinden edilmiş bireyin %68’ne kaynaklık etmektedir (UNCHR, 2019). Dolayısıyla Ercüment Akdeniz (2021)’in “Sekizinci Kıta” metaforu kayda değer bir olguya işaret etmektedir.

Türkiye’de ise, 3,6 milyonu aşkın Geçici Koruma statüsünde Suriyeli ve yaklaşık 400 bin civarında Uluslararası Koruma statüsünde Iraklı, Afganistanlı ve İranlı bireyler bulunmakla birlikte; 1 milyonu aşkın da çeşitli ikamet izinleriyle yabancı bireyler hayatını idame ettirmektedir (GİGM, 2021; UNCHR, 2020). Ayrıca GİGM’de üst düzey kademede aktif olarak görev yapan Gökçe Ok’a göre, 196 farklı kaynak ülkeden toplam 5,5 milyon yabancı birey, Türkiye’de çeşitli statülerde hayatını idame ettirmektedir. (MERGÖÇ, 2021). Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de yaklaşık olarak 500 bin göçmenin yasal kaydı bulunmamaktadır.

2020 tarihli Anadolu Ajansı’nın kaynağına göre Türkiye, 2015-2019 yıllarını kapsayan son beş yılda 1 milyon 219 bin düzensiz göçmeni kontrol altına almıştır. Yine aynı kaynağın haberine göre, “yakalanan 1 milyon 219 bin 368 göçmenden 414 bin 458’sini Afganistan, 282 bin 683’ünü Suriye, 175 bin 529’unu Pakistan ve 86 bin 408’ini Irak vatandaşı” olduğu tespit edilmiştir. T.C. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise, 2019 yılında 454 bin 662 kişi ile zirve yapan düzensiz göçmen sayısının 2020 yılında 122 bine indiğini ve 2021 Mart ayı itibariyle de 22 bin olarak kayıtlara geçtiğini beyan etmiştir (TRT Haber, 2021). Aynı haber içeriğinde Sayın Soylu, düzensiz göçmenlerin kontrol edilmesinin ve geri gönderilmesi işleminin maddi ve manevi bir külfeti olduğunu beyan etmiş; buna rağmen 2019 yılında 103 bin ve 2020 yılında ise 41 bin civarında düzensiz göçmenin sınır dışı edildiğini beyan etmiştir. Kısacası Türkiye’nin genel anlamda göç olgusuyla özel anlamda ise, bu bahsi geçen kayda değer bireylerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinin görünür kılınması önemlidir.

Alan yazında tartışılan iki tür göç vardır: Gönüllü ve zorunlu göçler. Bireyler kendi iradeleriyle daha iyi bir yaşam için bulundukları yerden göç ederse “göçmen” olarak tanımlanır. Ancak bireyler savaş, çatışma vb. gibi durumlardan doğan istikrarsızlık, güvencesizlik ve insan hakları ihlallerinden ve doğal afet gibi irade dışı zorunlu nedenlerden dolayı yerinden edilirse “sığınmacı ve mülteci” olarak tanımlanır. Bu bağlamda göç deneyimin tasniflenmesi güçlük Türkiye’nin deneyimlediği çeşitli göçmen topluluklarının statülerinde tezahür eder. Bu anlamda “göçmen şemsiyesi” altında bir araya gelen “sığınmacı, şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma” statüsünde bulunan bireylerin sağlık hizmetlerine erişim sürecindeki benzer ve farklı deneyimleri bu tespiti görünür kılmak açısından önemlidir.

Göçmenlik şemsiyesinin bir diğer katkısı ise, sağlık hizmetlerine erişim noktasında “yasal statünün” belirleyiciliği üzerinden göçmenlik kavramının daha anlamlı olduğudur. Bir başka ifadeyle, yasal olarak Geçici Koruma (GK) veya Uluslararası Koruma (UK) statüsünde olan bir birey beklenmedik koşullarda “düzensiz/kayıt dışı[*]” konuma gelebilmektedir. Bu araştırma bunu göstermesi açısından kıymetlidir. Kısacası bireylerin statüsü yasal ve enformel sarkaçta arafta kalma mücadelesinin de bir göstergesidir.

1.5.Araştırmanın Sınırlılıkları

Bu araştırmanın sınırlılıkları ekseninde ilk olarak, göçün üç aşamalı halinin kabulünden yola çıkılmış ve bu anlamda göçmenin transit veya hedef ülkedeki sağlık hizmetlerine erişim düzeyi araştırma problemi haline getirilmiştir. Ancak göçün her aşamasının birbirine bıraktığı miras göz ardı edilmemekle birlikte, göçmenlerin sağlık problemi bu araştırmanın doğrudan konusu olmamıştır.

Bir diğer husus ise, neden “göçmen” tanımlamasının kullanıldığıdır. Bunun bazı sebepleri vardır. Bunlardan ilki, Türkiye’nin ulusal göç mevzuatından doğan statü çeşitliliğinin önüne geçmektir. Aynı zamanda bununla birlikte ne sadece GK ne de sadece UK statüsünde bulunan bireyler çalışmaya dâhil edilmiştir. Çünkü Türkiye’de hayatını idame ettiren farklı göçmen gruplarının sağlık hizmetlerine erişim düzeyine dair yeterli sayıda çalışma yoktur. Bundan ötürü pek çok göçmen grubunu barındıran bir yöntem benimsenmiştir. İkinci olarak ise, göçmenler “yasal ve yasal olmayan” melez düzlemde hayatını idame ettirdiklerinden dolayı çoğunlukla düzensiz konuma düşebilmektedir. Dolayısıyla Türkiye’ye göç eden bireyler için tek gerçeklik “göçmenlik” halidir. Ayrıca araştırma boyunca görülmüştür ki, yasal statü çoğu zaman sağlık hizmetlerine erişmek için yeterli olmamıştır. Kısacası, göçmenlerin yasal statüsü sağlık hizmetlerine erişmek için gereklidir fakat yeterli değildir.

Pandemi sürecinin bu çalışmaya dâhil edilme sebebi ise, Ali Ergur’un ifadesiyle, Kovid-19 salgınının “katalizör ve turnusol kâğıdı” özelliğinden yararlanmaktır. Bu bağlamda var olan engellerin ve kolaylaştırıcıların durumları gözlenmeye çalışılmıştır.

2.SAĞLIK

Sağlık, “salt anlamda bir hastalık veya sakatlık olmama hali değil; bütünüyle fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden iyi olma halidir” (WHO, 2006). Sağlık olgusu, daha önce biyomedikal perspektif ile açıklanırken; zamanla psikososyal perspektif ile açıklanır olmuştur. Bu paradigma değişimi, beraberinde sağlığın belirleyicisi olan unsurlarını gündeme getirmiştir. Bu anlamda sağlık, daha önce biyolojik etkenlerle açıklanmaya çalışılırken zamanla bu durum değişmiş; sağlığın belirleyicileri olarak sınıflandırılan sosyal, kültürel, ekonomik, politik, yasal ve sağlık hizmetleri gibi değişkenlerle açıklanmaya çalışılmıştır (Abacıgil ve Canbaz, 2019: 212).

Henrick L. Blum (1974)’a göre sağlık; çevre, davranış, kalıtım ve sağlık hizmetlerinden oluşan dört unsurla biçimlenir (Kavuncubaşı ve Yıldırım, 2010; akt. Aba ve Ateş, 2016: 4). Çevre; bireyin yaşadığı ve çalıştığı mekânın koşulları olarak tanımlanabilirken; davranış; bireyin değer ve tutumları, cinsel kimliği ve sosyokültürel ve ekonomik sermayesi ile biçimlenir; kalıtım ise, bireyin salt biyolojik doğasını kapsarken; sağlık hizmeti ise, bireyin iyi olmama halini önlemek, iyileştirmek ve rehabilite etmek adına yapılan en temel insan hakkıdır.

Bu unsurların çoğunluğu -kalıtım faktörü hariç- sağlığın sosyal belirleyicileri olarak kavramsallaştırılabilir. H. Graham (2007; akt. Şavran, 2013: 57)’a göre sağlığın sosyal belirleyicileri; toplumsal sınıf ve statüyle, barınma ve beslenme koşullarıyla, eğitim düzeyiyle ve toplumsal cinsiyet kültürüyle yakın ilişkilidir. Ayrıca bahsedilen bu unsurlar mikro ölçekte belirleyici olsa da mevzuatlar ve politikalar, bir başka ifadeyle yapısal faktörler, sağlığın belirleyicileri noktasında makro ölçekte etkili olduğu iddia edilebilir. Örneğin, bir göçmenin demografik özellikleri ve zorunlu olarak sığınmak durumunda kaldığı ülkenin göç ve sağlık mevzuatı, o göçmenin sağlık hizmetlerine erişimi noktasında belirleyici olabilmektedir. 

Sağlığın belirleyicileri ile sağlığın eşitsizlikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu iddia edilebilir. Diğer bir ifadeyle, her iki süreç de birbirini etkilemektedir. Örneğin, bir ülkenin sağlık mevzuatı düzensiz göçmenler için sağlık hizmetlerine erişme noktasında eşitsizlik yaratabilmektedir. Dolayısıyla sağlıkta eşitsizlik; “yoksulların, etnik ve ırksal grupların, göçmenlerin, kadınların, çocukların, LGBTQİ+ bireylerin ya da dezavantajlı bireylerin daha fazla sağlık riskine maruz kalması” şeklinde tanımlanabilir (Braveman, 2006; akt. Şavran, 2013: 57).

Alan yazında; sağlıkta eşitsizlik ve hakkaniyet kavramları arasında ayrım yapılmaktadır (Yılmaz, 2020: 3). Bu ayrımın doğa-kültür dikotomisine dayandığı iddia edilebilir. Bu eksende düşünüldüğünde, doğal eşitsizlik manipüle edilemezken; kültürel hakkaniyetsizlik manipüle edilebilir konumdadır. Diğer bir ifadeyle; kültürel ve sosyal yönden adil olmayan eşitsizlik ve/veya eşitlik, birtakım dışsal müdahaleler ile iyileştirilebilir.

Turner, 4 tip eşitlikten bahseder. Bunlar varlıksal, fırsatlarda, şartlarda ve sonuçlarda eşitlik halidir (Turner, 1997: 35-38). Varlıksal eşitlik sorgulanamazken -ki bu durum eşitlik ve/veya eşitsizlik halinin doğallığına vurgu yapar- fırsatlarda, şartlarda ve sonuçlarda eşitlik birtakım dışsal müdahaleye –bu durum ise, kültürel olana vurgu yapar- gereksinim duyar. Örneğin bir toplumda herkesin yasalar önünde sağlık hizmetlerine erişim hakkı vardır. Fakat bu durum göçmenlerin diğer vatandaşlar ile aynı hakkaniyette sağlık hizmetlerine eriştiği anlamına gelmeyebilir.

Hak temelli yaklaşıma vurgu yapan sağlık hakkı sağlık hizmetlerini ve sağlığın belirleyicilerini kapsayan bir sağlık sistemi hakkıdır (Asher, Hamm ve Sheather, 2007; akt. Zengin, 2010, 45). Makro ölçekte bir sisteme ve kapsayıcılığa vurgu yapan sağlık hakkının en temel bileşeni sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmetleri ise, sağlığın en temel belirleyicisi ve en temel insan hakkıdır.

Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Mülga Kanun (1961)’unun 2 inci maddesine göre sağlık hizmetleri; “insan sağlığına zarar veren çeşitli faktörlerin yok edilmesi ve toplumun bu faktörlerin tesirinden korunması, hastaların tedavi edilmesi, bedeni ve ruhi kabiliyet ve melekeleri azalmış olanların işe alıştırılması için yapılan tıbbi faaliyetler” olarak tanımlanmıştır. Bundan ötürü hak temelli yaklaşımı benimsemiş olan ulusal ve uluslararası mevzuat; sağlık politikasının ve programlarının, toplumun en dezavantajlı bireylerinin ihtiyaçlarını kollayacak ve kapsayacak şekilde düzenlenmesine vurgu yapar (Hiçdurmaz ve Yüksel, 2020: 41).

En temel insan haklarından biri olan sağlık hakkı, her ne kadar ulusal ve uluslararası mevzuatta güvence altına alınmış olsa da somut koşullardan bağımsız düşünülemez. Bu noktada, özellikle ulusal koşullara bağımlı olarak biçimlenen, sağlık hakkının 4 temel bileşeni vardır (Uyar, 2006: 240-241):

  1. Mevcudiyet: Sağlık hizmetleri, sağlıkla ilgili mallar, olanaklar, hizmetler ve sağlık programları yeterli miktarda olmalıdır.
  2. Erişilebilirlik[†]: Sağlık hizmetleri ayrımcılık gözetilmeksizin herkese eşit ve adil erişimde olmalıdır.
  3. Kabul Edilebilirlik: Sağlık hizmetleri bireylerin, azınlıkların, toplumsal grupların kültürüne saygılı ve duyarlı olmalıdır.
  4. Kalite: Sağlık hizmetleri kaliteli ve sürdürülebilir olmalıdır.

Özetle sağlık, ulusal ve uluslararası mevzuatta herkes için güvence altına alınmış, en temel insan hakkıdır. Ancak bu durum, herkesin en temel sağlık hakkı olan sağlık hizmetlerine erişimi için yeterli değildir.

3.GÖÇ         

Göç; siyasal, ekonomik, sosyokültürel, dini, hukuki, coğrafi, eğitim, sağlık ve iklim gibi pek çok bileşenin mobilizasyonu ile biçimlenen; yerel, ulusal ve uluslararası ilişkiler ağında gerçekleşen bir hareketliliktir. Bu hareketliliğin düzlemi coğrafi mekânlar olmakla birlikte bu hareketliliği sağlayan nedenler, bu hareketliliğin odağında olanlar ve bu hareketliliğin doğurduğu sonuçlar çeşitli bilim dalları ve bilim insanları tarafından araştırılmaya değer görülmüştür.

Göç, salt anlamda, hali hazırda bulunulan bir yerden başka bir yere mekânsal ve fiziksel bir hareketlilik hali değildir. Bu hareketlilik hali hem göçmenler nezdinde hem de “uğraklar” nezdinde dinamik bir sürece vurgu yapar. Bundan ötürü göç, hem uğrakların yapısında hem de uğrayanların yapısında dönüştürücü etkiye sahiptir (Aktan, 2021). Bir başka ifadeyle göç, bahsi geçen sürecin hedefinde olan toplumsal yapıda ve bu sürecin öznesi olan göçmenlerin ilişkiler ağında değişikliklere neden olur (Adıgüzel, 2020: 1). Kısacası göç, toplumsal yapının tüm bileşenlerini dönüştürür.

Bireyler, bireysel veya kitlesel biçimde, gönüllü veya zorunlu nedenlerle ve ulus içinde veya uluslararası ölçekte göç sürecine katılabilmekte ve bunun sonucunda ise, hem göçmenler hem de uğranılan toplumların yaşam örüntülerinde köklü değişimlere neden olmaktadır (Adıgüzel, 2020: 1; Güllüpınar, 2019: 22). Bu bağlamda araştırmaya konu olan uluslararası göç, özellikle içinde bulunduğumuz küreselleşme[‡] çağında hem kendi yapısı itibariyle hem de sonuçları itibariyle çok daha girift ve kompleks hale gelmiştir. Bu anlamda küreselleşme ile ivmelenen ve derinleşen uluslararası göçün boyutu çok bileşenli ve çok aktörlü hale gelmiştir. Bu noktada ise, göç deneyimine ilişkin var olan ve derinleşen sorunlar ve dönüşen toplumsal yapıdaki ilişkiler ağı kamu ve yerel kurumlardan, ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerinden ve gönüllü inisiyatiflerden oluşan çok boyutlu etkileşimin meselesi haline gelmiştir (Adıgüzel, 2020: 2).

Her ne kadar göç alan yazını kendi içinde pek çok ikiliği (bireysel/kitlesel, gönüllü/zorunlu ve düzenli/düzensiz gibi) barındırsa da göç olgusu nedenleri ve sonuçları itibariyle lineer olmayan girift bir sürece işaret eder. Bir başka ifadeyle, göç; üç aşamalı bir süreçten oluşur (Bozok ve Bozok, 2020). Bunlar göç öncesi, göç yolculuğu ve göç sonrası olarak tasniflenebilir. Örneğin bir birey veya grup bulunduğu yerden ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal, iklimsel vb. gibi nedenlerden ötürü gönüllü veya zorunlu olarak göç etmeye karar verebilir. Ardından düzenli veya düzensiz koşullarda çeşitli güzergâh ve ulaşım biçimi tercih edilerek, transit veya hedef ülkeye varılır. Daha sonra ise, hem göçmenlerin yaşam örüntülerinde hem de varılan toplumun yapısında değişen ve dönüşen ilişkiler ağı yeniden revize edilerek yeni bir sosyalizasyon süreci başlar (Adıgüzel, 2020). 

6458 sayılı ve 11.04.2013 tarihli Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 3. Madde’sinin ı bendine göre göç şu şekilde tanımlanır: “Yabancıların, yasal yollarla Türkiye’ye girişini, Türkiye’de kalışını ve Türkiye’den çıkışını ifade eden düzenli göç ile yabancıların yasa dışı yollarla Türkiye’ye girişini, Türkiye’de kalışını, Türkiye’den çıkışını ve Türkiye’de izinsiz çalışmasını ifade eden düzensiz[§] göçü ve uluslararası korumayı” ifade eder. Göç deneyiminin düzenli veya düzensiz olması bahsi geçen kanunda dikkat çeken bir husustur. Bu husus hem ülkelerin güvenliği için hem de bireylerin yasal hak ve sorumluluklarının erişimi için mühimdir. Örneğin bir göçmenin yasal statüsü bu bağlamda sağlık hizmetlerine erişim için belirleyici bir kriterdir.

Göç de sağlık gibi çok kompleks bir olgudur. Bundan ötürü göç olgusunu kavramak ve tasniflemek zor bir meseledir. Çünkü göçün nedenleri, sonuçları, amaçları ve göç eden bireylerin vatandaşı oldukları ülke vb. gibi pek çok husus göçün tasniflenmesinde etkilidir. Bu noktada Thomas Faist (2003: 47; akt. Adıgüzel, 2020)’in ortaya attığı beş kıstas göçü tasniflemek için, en azından bu çalışma kapsamında, yeterli olduğu iddia edilebilir. Bu kıstaslar alan, zaman, boyut, sebep ve yasal durum olarak sıralanabilir. Diğer bir ifadeyle, göçü tasniflemek için göçün neden yapıldığı, göç sürecine kaç kişinin katıldığı, göçün mekânsal ve zamansal ölçekteki boyutu ve son olarak da göç sürecinin yasal düzeyi ve göç eden bireyin yasal statüsü araştırmanın yürütülmesi için kayda değerdir[**].

Pek çok çalışma için pek çok kuram söz konusudur. Kuramlar çalışmanın seyri için analitik çerçeve veya envanter imkanı sunar. Bu noktada göç olgusunu anlamak için de pek çok kuram geliştirilmiştir. Bunlardan ikisi bu çalışmaya konu olmuştur. İlki itme-çekme kuramıdır. Bu kurama göre göç itme ve çekme kuvveti ekseninde şekillenir. İtme kuvveti göç veren ülkenin koşullarına veya dezavantajlarına vurgu yaparken; çekme kuvveti ise, transit veya hedef ülkenin koşullarına veya avantajlarına vurgu yapar. Örneğin İranlı bir birey eşcinsel ve Hristiyan olduğu için ülkesinden Türkiye’ye ve daha sonra da Avrupa ülkelerine ulaşmak için göç sürecini başlatır. Bu noktada İran’ın eşcinsel ve Hristiyan bireyler için uygun bir koşul sunmaması itici faktörken; kısa vadede Türkiye’nin ve uzun vadede Avrupa ülkelerinin eşcinsel ve Hristiyan bireylere sağladığı koşullar ise, çekici faktör olarak değerlendirilebilir.

Bu araştırmanın amaçları ve kapsamı ekseninde bir diğer yol gösterici olması ön görülen kuram ise, ilişkiler ağı yaklaşımıdır. İlişkiler ağı kuramı; göçmeni merkeze alması ve göçmenin deneyimleri üzerinden göç sürecini anlamaya yardımcı olması nedeniyle bu çalışmada tercih edilmiştir (Çağlayan, 2006). Bu kurama göre ilişkiler ağı, “geldikleri ülke ile yeni yerleştikleri ülkelerde eski göçmenler, yeni göçmenler ve göçmen olmayan kişiler arasında ortak köken, soydaşlık ve dostluk bağlarından oluşan kişiler arası bağlantılardır” (Abadan-Unat, 2002, 18; akt. Çağlayan: 2006). Göçmen ilişkiler ağının işlevleri şu şekilde özetlenebilir (Adıgüzel; 2020: 33; Çağlayan, 2006: 86-88):

  • Göç süreci hakkında genel bilgi akışı sağlar.
  • Göç yolculuğunun yasal veya yasal olmayan biçimde gerçekleşmesine zemin sunar.
  • Dayanışma ve yardımlaşma imkânı sunar.
  • Sosyoekonomik maliyet minimum düzeyde tutulmasını sağlar.
  • Hak ve hizmetlerin erişimindeki süreçleri kolaylaşır.
  • Sosyal uyum ve bütünleşme sürecinde aktif rol oynar.
  • Yeni gelen grubun içe kapanmasına neden olabilir.
  • Sosyokültürel değerlerin değişmesine imkân sunar.

Göçmen ilişkiler ağı bir göç sürekliliğinin ürünüdür. Aynı zamanda göç sürecinin her aşamasında rol oynamaktadır. Özellikle göçmenlerin hedef ülkeye ulaştıklarında temel hak ve sorumluluklarının bilinçlendirilmesinde, barınma ve çalışma koşullarının sağlanmasında önemli işlevleri söz konusudur. Ayrıca toplumsal uyum ve bütünleşme açısından da kritik öneme sahiptir.

Göçmenler hali hazırda toplumsal uyum ve bütünleşme meselesinin odağında yer alırken, bu çalışmanın odağında yer alan göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim meselesi doğrudan toplumsal uyum ve bütünleşme sürecinde kritik önemdedir. Çünkü göçmenler göç sürecinde bulaşıcı ve bulaşıcı olamayan sağlık risklerine maruz kalmaktadır (Özçürümez ve İçduyu, 2020). Ayrıca hali hazırda var olan iyi olmama halleri ve hedef ülkedeki sağlıksız barınma ve çalışma koşulları ve de sağlık hizmetlerine erişim düzeyindeki sorunlar toplumsal uyum ve bütünleşme açısından zorlaştırıcı unsurlardır. Aynı zamanda hem sağlık hizmetlerine erişim hem de toplumsal uyum ve bütünleşme için var olan en temel engelin dil bariyeri olması tesadüf değildir.

Uyum, “bir araya gelen toplumun farklı kesimleri arasında sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, sağlık, eğitim vb. gibi hususlarda sürtüşmelerin ve çatışmaların minimum düzeyde tutulması” yönündeki faaliyetlerdir (Erdoğan, 2020: 12). Türkçe alan yazında daha çok uyum kavramı tercih edilse de uluslararası alan yazında “entegrasyon” kavramının daha yoğun tercih edildiği görülmüştür (Özçürümez ve İçduygu, 2020: 27). Ancak entegrasyon kavramının bazı defoları vardır (Erdoğan, 2020): Bunlardan en önemli bu kavramın mühendislik inşaya vurgu yapması, yani eklemleme meselesidir. Diğer husus ise, kavramın barındırdığı hiyerarşik özdür. Bununla beraber gelen ise, kime göre ve hangi kritere göre entegre işleminin yapılacağıdır. Aynı zamanda bu hususlar kavramı asimilasyon sürecine yaklaştıracaktır.

Asimilasyon kavramı, Amerikan toplumunun “eritme potası” mefhumuna vurgu yapar. Buna göre, Amerikan toplumuna dahil olan farklı göçmen topluluklarının kültürel çeşitliliğinin tek bir potada eritilmesi ve ortak bir Amerikan kültürü yaratılmasına işaret eder (Erder, 2020: 23). 1950’li yıllarda görülmeye başlayan insan hakları, mülteci hukuku ve yabancı hakları vb. gibi huşular 1960’lı yıllarda Avrupa’da ihtiyaç duyulan işgücü açığı ile birlikte asimilasyon kavramının ivme kaybettiği ve “çok kültürlülük” ekseninde uyum politikalarının gündeme geldiği görülür (Erder, 2020). Ancak 11 Eylül 2001 hadiselerinden sonra çok kültürlülük yaklaşımın terk edildiği görülmektedir.

Erdoğan (2020: 16)’a göre, uyum konusunda yapılan hatalardan en önemlisi “kitlenin” homojen olduğunun düşünülmesidir. Ayrıca uyum sadece etkinlikler düzenlenerek elde edilebilecek bir kazanım değildir. Diğer bir ifadeyle uyum, sadece kurum ve kuruluşların etkinliklerine yüklenilmeyecek kadar geniş paydaşlı bir sorumluluk işidir. Uyum, göçmen ile toplumun bir birini anlaması düzleminde ulaşılabilecek bir harmonizasyondur (GİGM, 2021). Yine bu bağlamda toplumsal uyum ve bütünleşme, gruplar arasındaki gerilimin minimize edilmesi için kabul edilen “sosyal model” ve “politika modeli” olarak tanımlanabilir (Özçürümez ve İçduygu, 2020: 13). Kısacası uyum, kamu kurumlarının etkinliklerinden bireylerin kişisel inisiyatiflerine uzanan döngüsel bir süreçtir.

Son olarak Türkiye’nin göç deneyimi Cumhuriyet Öncesi, 1923-1950 arası, 1960-80 arası, 1980 ve günümüz olarak tasniflenebilir. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren Türkiye yoğun göç alan ülke konumundadır. 2010 yılı ve sonraki süreçte ise, bu yoğun göç alımı kitleselmiş ve Türkiye’nin konumu hedef ülke olarak daha da netleşmiştir.

3.1.Türkiye’de Bulunan UK ve GK Statüsündeki Bireylerin Genel Görünümü

3.1.1.Suriyeli Bireylerin Genel Görünümü

2020 yılında yayımlanan Küresel Eğilimler raporuna göre, 6,6 milyon Suriyeli birey ülkesinden dışarıya zorunlu koşullar nedeniyle yerinden edilmiş durumdadır (UNCHR). Ayrıca 6,2 milyon Suriyelinin de ülke içinde yerinden edildiği görülmektedir (UNCHR, 2019). 30 Nisan 2021 tarihli Bölgesel Suriyeli Mülteci Müdahale durumuna göre; Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır ve diğer Kuzey Afrika ülkelerinde kayıtlı Suriyeli birey sayısı 5,6 milyon civarındadır (UNCHR).

Son yıllarda Suriye’den Türkiye’ye yönelik kitlesel göçler düşüş göstermekle birlikte, göç hareketliliği istikrarlı yapısını korumaktadır. Şu an Türkiye özelinde kayıtlı olan 3,6 milyon Suriyeli bireyin %98’i kentlerde hayatını idame ettirmektedir. Barınma merkezlerinde yaşayan Suriyeli birey sayısı 56 bin civarındadır (GİGM, 2021). Dolayısıyla barınma merkezlerinin sürdürülebilir olmadığını deneyimleyen Suriyeli bireylerin kent merkezlerine dağılması ve bir şekilde hayatlarını idame ettirme stratejileri “kent mülteciliği” olgusunu yaratmıştır (Erdoğan, 2020). 2021 itibariyle 95 bin civarında Suriyeli bireyin çeşitli biçimlerde ikamet izni bulunmaktadır (GİGM). Yaklaşık 110 bin civarında ise, Türkiye vatandaşlığı alan Suriyeli birey vardır (Erdoğan, 2020: 44).

Türkiye’deki Suriyeli bireylerin cinsiyet dağılımına bakıldığında 1,9 milyonu erkek; 1,7 milyonun ise kadın olduğu görülür (GİGM, 2021). Eğitim çağındaki Suriyeli bireylerin dağılımı ise, 1 milyonu aşkın olmakla birlikte bu nüfusun okullaşma oranı %63’tür (T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, 2020). Aktif çalışma yaşındaki nüfus ise (15-64), 2,2 milyon civarındadır (Erdoğan, 2020: 30).

Suriyeli bireylerin yerli kent nüfusuyla oranına bakıldığında sırasıyla %74 ile Kilis, %26 ile Hatay, %21 ile Gaziantep, %12 ile Mersin, %11 ile Adana, %3 ile İstanbul ve İzmir kentlerinin geldiği görülür. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kayıtlı olduğu halde yer değiştirdiği için kayıt dışı statüsüne düşen nüfusun sirkülasyonudur. Bir diğer önemli husus ise, tamamen kayıt dışı olan nüfusun durumudur. Bu noktada GİGM ve IOM (2020)’nin ortaklaşa yaptıkları bir çalışmanın bulgularına göre, kayıtlı olmayan ama İstanbul’da yaşayan nüfusun sayısı 961 (%6,37) bindir (akt. Erdoğan, 2020: 29). Görüldüğü üzere Suriyeli bireyler kayıtlı oldukları sınır kentlerden, uydu kentlerden veya barınma merkezlerinden ayrılarak; daha iyi yaşam ve çalışma imkânı için kayıt dışı duruma (düzensiz) düşebilmektedir. Erdoğan (2020)’a göre bu durum, kamusal hizmetlerde yaşanan sorunların artmasına neden olmaktadır.

Türkiye’de kayıtlı olan Suriyeli nüfusun kentlerde hayatını idame ettirme çabaları, beraberinde çalışma zorunluluğunu doğurmaktadır. Her ne kadar 16 Mart 2016 yılında Türkiye ile AB arasındaki mutabakat ile Türkiye’de bulunan GK ve UK statüsündeki bireylere sağlanacak nakdi yardım[††] devreye girmişse de bunun sürdürülebilir olmadığı görülmüştür (Erdoğan, 2020: 41) Bu noktada YUKK ve GKY kapsamında bahsi geçen çalışma hakkı 15 Ocak 2016 yılında yürürlüğe konmuştur. En güncel verilere göre, 32 bini kayıtlı olmak üzere 1,4 milyon civarında Suriyeli bireyin çeşitli iş kollarında istihdam edildiği söylenebilir (Erdoğan, 2020: 44). Bu iş kolları daha çok inşaat, üretim ve hizmet alanında yoğunlaşmaktadır. Ayrıca Suriyeli erkeklerin %71’i çalışırken; kadınların ise sadece %11’i çalışmaktadır. Bu alanda son husus ise, Suriyeli bireylerin aynı zaman diliminde yerli işçilerden 4,4 yıl daha az çalıştıklarıdır (ILO, 2020: 7-10).

3.1.2. Afganistanlı Bireylerin Genel Görünümü

Afganistan’ın yaklaşık kırk yıldır süregelen siyasal, toplumsal ve ekonomik istikrarsızlığının ve güvencesizliğinin kaynağında; 1979 Sovyetler Birliği işgali ve Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle gelen iç karışıklık ve bu kaostan galip ayrılan Taliban rejimi ve bu rejimin despotluğunu dağıtmak adına kendini öncü gören ABD’nin askeri müdahalesi en başat faktörlerdir.

Bu süreçte dünyaya en fazla zorla yerinden edilmiş nüfusun göç etmesine kaynaklık eden Afganistan; Suriye krizinin ardından gelen Suriye kaynaklı zorla yerinden edilmiş nüfusun ardından ikinci konumda kalmıştır. Ancak özellikle de düzensiz yollardan Afganistan kaynaklı göçlerin istikrarlı bir şekilde devam ettiği söylenebilir.

2019 Küresel Eğilimler Raporu’na göre, dünya çapında yerinden edilmiş 79,5 milyon insanın 2,7 milyonu Afganistanlı bireydir. Afganistanlı bireylerin büyük çoğunluğu hayatlarını Pakistan (1,4 milyon), İran (950 bin) ve Türkiye’de (170 bin) idame ettirmektedir (Yıldırım, 2020: 397). GİGM’nin istatistiklerine bakıldığında ise, 2020 yılında 31 bin Uluslararası Koruma başvurusu yapanların 12 bin 600’ü Afganistanlı bireydir. Ayrıca 49 bin civarında ikamet izni ile Türkiye’de bulunan Afganistanlı birey vardır (GİGM, 2021). BM göre ise, 330 bin Uluslararası Koruma başvuru sahibin 116 bini Afganistanlı bireylere aittir (UNCHR, 2020). Ayrıca (GİGM) 2019 yılında Türkiye sınırlarında kontrol altına alınan 450 bin civarında düzensiz göçmenin yaklaşık 200 bini Afganistan kaynaklıdır.

Afganistan kaynaklı göçmenlerin ilk durağı Pakistan ve İran’dır. Özellikle İran bahsi geçen kırk yıllık süreçte Afganistan kaynaklı göçmenlere ev sahipliği yapmış fakat daha sonra Afganistanlı göçmenlerin kalışları İran’ın da kendi iç dinamikleri ekseninde pek mümkün olmamıştır (İRAM, 2019). Dolayısıyla bunun da etkisiyle İran belli bir süre sonra transit ülke konumuna gelmiş ve Afganistanlı bireyler için hedef ülke veya transit ülke Türkiye olmuştur.

Mixed Migration Centre tarafından 2020’de hazırlanan bir rapora göre, Afganistanlı bireyler İran ve Pakistan üzerinden Türkiye’ye düzensiz olarak geçmekteler ve 2019 yılının en fazla düzensiz göçmen ve sığınmacı grubunu oluşturan bu bireylerin Afganistan’dan ayrılma nedenleri ise şiddet, ekonomik yetersizlik, hak ve özgürlüklerin kısıtlı olması ve hizmetlerin erişiminde yaşanan sıkıntılardır. Ayrıca Afganistanlı bireylerin doğrudan Türkiye’ye gelme nedenleri ise ekonomik ve güvenlik açısından daha iyi bir yaşam umudu ve tıbbi erişim gibi diğer hak ve taleplerdeki çekici unsurlardır.

Selda Geyik Yıldırım (2020)’a göre, Afganistan kaynaklı göç hareketliliği bir yoksulluk haritası olarak okunabilir. Afganistan’da uzun süredir var olan siyasal çatışma ve istikrarsızlık hali toplumu oluşturan kurumların işlevlerini sekteye uğratmıştır. Bu bağlamda ekonomik sorunlar derinleşmiş ve artan yoksulluğa çare olarak Afganistanlı bireylerin göç yolculuğuna çıktığı gözlenmiştir. Ancak Yıldırım’a göre, Afganistanlı bireylerin kronikleşen yoksulluk sorunu her gidilen yerde yeniden üretilmekte ve bu da yeni bir göç yolculuğu için aracı olarak yoksulluğun Afganistan kaynaklı göç hareketliliğinin küreselleşmesine neden olmaktadır.

Nihan Bozok ve Mehmet Bozok (2018: 425)’a göre Afganistan; “göçmen çocuklar için, bir taraftan geride bırakılan ailelerinin yaşadıkları anavatanları, diğer taraftan da yaşanamamış ve çalışmak amacıyla göç kararı alınarak geride bırakılmak zorunda kalınmış çocuklukların mekânı, gelecek için ise evlenmeyi planladıkları kadınlar için geri dönmeyi düşündükleri yerdir”. Kısacası Afganistan kaynaklı göçün Türkiye’deki genel görünümü, çalışma çağında olan ve çoğunlukla çocuk yaşta olan göçmenlerin baş aktör oldukları deneyimleri üzerinedir.

MMC’nin 2020 yılında yayımladığı rapora göre ise, çoğunluğunun düzensiz yollardan Türkiye’ye göç ettiği Afganistanlı bireyin %66’sı erkek ve %65’i ise çalışma çağında olan 18-30 yaş aralığındaki nüfustur. Ayrıca uzun yıllardır var olan şiddet ve çatışma hali pek çok ailenin parçalanmasına neden olmuş ve bu durum göç eden Afganistanlı “refakatsiz birey” olgusunun doğmasına neden olmuştur (Bozok ve Bozok, 2018).

3.1.3. Iraklı Bireylerin Genel Görünümü

UNCHR’nin 2018 verilerine göre, dünyada yerinden edilmiş Iraklı birey sayısı 2,4 milyondur. Bu nüfusun 900 bini ise, çeşitli ülkelerde mülteci veya sığınmacı konumundadır (UNCHR, 2019). Yine BM (2020)’ye göre, 173 bin Iraklı Türkiye’de Uluslararası Koruma statüsünde bulunmaktadır. Ayrıca GİGM istatistiklerine bakıldığında, Türkiye’de 2020 itibariyle 5 bin 800 civarında Iraklı birey UK başvurusu yapmışken; 2021 yılı itibariyle Türkiye’de 130 bin civarında çeşitli biçimlerde ikamet eden Iraklı birey vardır.

Irak kaynaklı göçün de Afganistan kaynaklı göçte olduğu gibi yaklaşık 40 yıllık bir tarihselliği vardır. 1980’li yıllarda başlayan Irak-İran Savaşı, 1991 Körfez Savaşı ve 2003 ABD işgali ile birlikte Irak kaynaklı göçlerin uluslararası bir gerçeklik olduğu kabul edilmiştir (Öğüt, 2016: 462).

Çiğdem Manap (2020) ise, Türkiye özelinde Iraklı bireylerin göç deneyimini Türkiye’nin değişen göç politikaları ekseninde değerlendirmiştir. Manap (2020: 384)’a göre, Iraklı Türkmenler 1934 İskân Kanunu ile Türkiye’ye göç edip, “Türk soylu” oldukları için kolayca vatandaşlık alabilirken; bu durum uluslararası konjonktüre bağlı olarak değişen Türkiye’nin yeni göç mevzuatı nedeniyle tarihe karışmıştır. Diğer bir ifadeyle, YUKK ile birlikte “Türk soylu” olmanın pozitif ayrımcılığı, özellikle de yasalar önünde, ortadan kaldırılmıştır. Çünkü Türk soylu bir göçmen olmak toplumun gözünde makul bir kabul edilme sebebidir. Bu bağlamda GİGM’nin 2021 yılı istatistiklerine bakıldığında, çeşitli biçimlerde ikamet izni olan Türkmenistanlı birey sayısı yaklaşık 130 bin civarındadır. Bu anlamda Suriyeli ve Iraklı bireyler içerisinde kayda değer Türkmen asıllı nüfus olduğu iddia edilebilir.

3.1.4. İranlı Bireylerin Genel Görünümü

Uluslararası ölçekte kaç İranlı bireyin göçmen olduğu hakkında bilgi yetersizliği olmakla birlikte, Türkiye özelinde 27 bin İranlı bireyin Uluslararası Koruma statüsünde olduğunu söyleyebiliriz (UNCHR, 2020). 28 Nisan 2021 tarihli GİGM’nin verilerine göre ise, yaklaşık 66 bin civarında İranlı bireyin ikamet izni olduğunu görmek mümkündür. Son beş yıllık süreçte en fazla düzensiz göçmenin kayda geçtiği 2019 yılına bakıldığında ise, yaklaşık 9 bin civarında İranlı bireyin istatistik kâğıdına geçtiği görülmüştür (GİGM, 2021)

İran, göç alan yazınında kendinden ziyade diğer kaynak ülkelerden gelen göçmenlerin yolculuğunda oynadığı rol nedeniyle dikkat çeker. Diğer bir ifadeyle İran; Afganistan, Pakistan ve Afrika ülkelerinden gelen bireylere Türkiye’ye ulaşmak için transit göç ülkesi konumundadır (İRAM, 2019).

 Afganistan ve Irak için söz konusu olan göçün üç dalgalı hali İran’ın siyasi ve toplumsal kırılma dönemleri için de geçerlidir. İran, az sayıda da olsa göç vermeye devam eden fakat bahsi geçen üç siyasal ve toplumsal kriz dönemlerinde diğer ülkeleri daha çok etkilemiştir. İran için bahsi geçen kriz dönemleri 1979 İslam Devrimi, 1980-1988 İran-Irak Savaşı ve 2009 yılında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimi olarak tasniflenebilir (Topateş vd., 2018: 2017-2018).

Son olarak İran kaynaklı göçün nedenlerine bakıldığında, homojen olmayan bir göç nedenselliği görülür. İranlı bireyler daha çok cinsel yönelimleri nedeniyle gündeme gelse de dini ve etnik anlamda da rejimin baskısı söz konusu olduğundan göç etmeye karar vermektedirler (Topateş vd., 2018: 2021).

Özetle Türkiye; tarihi ve jeopolitik konumu itibariyle daima göç olgusunun merkezinde yer almış ve bundan ötürü; kimi zaman kaynak ülke, kimi zaman hedef ülke ve kimi zaman da transit ülke pozisyonuna geçerek, karma göç olgusunun laboratuvarı haline gelmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de bulunan çeşitli statüdeki göçmen bireylerin çokluğu tesadüf değildir.

Yukarda, özellikle ulusal ölçekli, genel görünümlerinden bahsedilen Suriyeli, Afganistanlı, İranlı ve Iraklı göçmen grubunun yanı sıra Türkmenistanlı, Özbekistanlı, Azerbaycanlı ve çeşitli Afrika ülkelerinden olmak üzere pek çok göçmen grubunun Türkiye’de çeşitli statüler ve ikamet izinleriyle yaşamlarını idame ettirdikleri bir gerçektir (GİGM, 2021). Ayrıca genel görünümlerinden bahsedilen göçmenlerin ön çıkan farklı göçmenlik halleri vardır.[‡‡] Örneğin Afganistanlı göçmenlerin öne çıkan özelliği kayıt dışı/düzensiz olma halleridir. İranlı göçmenlerin ise, kimlikleri/kimliksizlikleri ön plandadır. Iraklı bireyler için net bir şey söylenemezken, Suriyeli bireylerin göçmenlik olgusu bu çalışmada kurucu/inşa edici konumdadır. Dolayısıyla göçmen bireylerin bu görünümleri onların sağlık hizmetlerine erişimini belirleyen ayrı bir unsurdur. Ayrıca göçmenlerin çeşitliliği mevzuata da yansımıştır.

4.Araştırmanın Yöntemi

Bu araştırma kapsamında ikinci el veri toplama tekniği kullanılmıştır (Kasapoğlu, 2011: 97). Bu anlamda araştırmanın konusu ve sınırlılıkları ekseninde yazılı ve elektronik belgeler taranmıştır. Bunlar ulusal ve uluslararası göç ve sağlık mevzuatları, Cumhurbaşkanlığı Kararname’leri, Sağlık Bakanlığı Genelge’leri, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi ve Genel Müdürlüğü güncel istatistikleri; yerel, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların göç, sağlık ve Kovid-19 raporları ve araştırmanın anahtar kavramları ekseninde yayımlanmış makaleler taranmıştır. Bunların çoğunluğu resmi ve sivil elektronik yayın olmakla birlikte araştırmanın konusu bağlamında yazılı kitaplar da taranmıştır.

Araştırmanın boyutu amacına göre betimseldir (Kasapoğlu, 2011: 94). İkinci el veri toplama tekniği ile taranan yazılı ve elektronik belgeler üzerinden göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim süreci, işleyişi ve ilişkiler ağı betimsel olarak yorumlanmış ve durum tespiti yapılarak anlaşılmaya çalışılmıştır.

5.Mevzuat

5.1.Göç Mevzuatı

Türkiye’nin göç olgusu; ulusal ve uluslararası tarih, coğrafya ve sosyokültürel dinamiklerle biçimlenen bir ilişkiler ağının ürünüdür. Bu noktada göç ve göçmenlere dair tanımlama ve statüler; ulusal ve uluslararası hukuki, coğrafi ve zamansal unsurlar tarafından biçimlenir (IOM, 2020: 8). Bu tespit Türkiye özelinde düşünüldüğünde çok daha anlamlıdır. Özellikle 1980’li yıllar itibariyle başlayan uluslararası krizler veya bahsi geçen ülkelerdeki insan hakların ihlalleri ve hala da devam eden istikrarsızlık halinin beraberinde getirdiği göç süreci; Türkiye’nin göç mevzuatında ve politikalarında evrilmeye neden olmuştur.

Aynı zamanda uluslararası hukuk ve göç mevzuatı da Türkiye’nin ulusal göç mevzuatında ve politikalarında belirleyici olmuştur. Bu anlamda Türkiye’nin “coğrafi çekince” şartıyla 1951 Mülteci Hukuku’na Dair Cenevre Sözleşmesine ve 1967 Mülteci Protokolüne taraf olduğu görülür. Bu anlamda Türkiye’nin ulusal göç mevzuatı, ulusal çıkarlar ekseninde biçimlendiği iddia edilebilir. Ayrıca Türkiye’nin “coğrafi çekince” şartıyla taraf olduğu bu sözleşmeler, Türkiye’nin “Türk olmayan veya soydaş olmayan” nüfusu dışarda tutarak ulusal kimliğini koruma refleksi olarak da değerlendirilebilir (Soykan, 2010; akt. Manap, 2020: 381).

1980 ve daha sonraki dönemin uluslararası konjonktürü 2011 itibariyle Türkiye özelinde daha net belirgin olmuştur. Diğer bir ifadeyle, Türkiye, 2011 Suriye krizinde ihlal edilen insan hakları sonrasında zorunlu olarak ve aniden gerçekleşen kitlesel göç sürecinde diğer pek çok ülkeden daha bariz şekilde etkilenmiş ve bu durum ulusal göç mevzuatına da yansımıştır. Bu bağlamda 2013 yılında Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) ve 2014 yılında Geçici Koruma Yönetmeliği (GKY) Resmi Gazete’de yayımlanmış ve kısa sürede yürürlüğe girerek Türkiye’nin son dönemdeki göç mevzuatını ve ulusal politikalarını belirlemiştir.

İlk olarak, 11 Nisan 2013 yılında YUKK’un Resmi Gazete’de yayımlandığını ve 2014 yılında ise yürürlüğe girdiğini görmekteyiz.  Bu kanuna göre, yabancıların Türkiye’ye girişi, hak ve yükümlülükleri, statü belirleme işlemleri, ikamet hakkı, GKY’nin hazırlanması, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurulma süreci ve son olarak da uyum konusunun kapsamı belirlenmiştir.

Türkiye’nin göç mevzuatı uluslararası mevzuattan ayrışan hususlara sahiptir. Bunun yansıması YUKK ve GKY kapsamında zorunlu göçmenlere statü belirleme işlemlerinde tezahür eder. Bu kapsamda Türkiye’nin göç mevzuatında “mülteci ve sığınmacı” statüsü uluslararası mülteci ve sığınmacı tanımlarından farklılık göstermekle birlikte kendi içinde çeşitliliğe sahiptir. Bu anlamda Türkiye’nin Avrupa ülkeleri dışından gelen zorunlu göçmenlere mülteci statüsü vermediği görülür. Onun yerine “şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma” statüleri ikame edilir.[§§]

YUKK’un 61. Madde’sine göre mülteci;

“Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korunmasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statü”. 

İkinci olarak, 22 Ekim 2014 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliği, yine aynı yıl yürürlüğe girmiş olan YUKK’nun 91 inci maddesine göre, uluslararası koruma başvurusu bireysel olarak kabul edilemeyen kitlesel göçmen grubunun acil olarak geçici korunmaya alınması ve bu grubun hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi amacıyla yürürlüğe girmiştir.

GKY’nin 7 inci maddesine göre geçici koruma; “ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan haklarından bireysel olarak uluslararası koruma statüsü verilemeyen yabancılara uygulanan işlem” olarak tanımlanmıştır.

Görüldüğü üzere her iki kanunun da göçmenleri kabul etme ve statü belirleme işlemleri farklılık/çeşitlilik göstermektedir. Geçici Koruma statüsü belirleme işleminin diğer Uluslararası Koruma statüsü belirme işlemlerinden temel farkı; bireysel olarak sığınma talebinde bulunamayan fakat acil ve kitlesel olarak sığınma talebinde bulunan yabancı gruba dair yapılmasıdır. Ancak her iki kanun ekseninde de görüldüğü üzere, Türkiye, Avrupa ülkeleri dışından yapılan sığınma başvurularına mülteci statüsü değil; coğrafi çekince şerhi ile biçimlendirdiği ulusal göç mevzuatı ekseninde, şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma statüsü belirleme işlemleri yapar. Kısacası şu an Türkiye’de mülteci statüsünde 28 birey vardır.

 5.2.Göçmenlere İlişkin Sağlık Mevzuatı

Göçmenlerin sağlık hakkı hem ulusal hem de uluslararası mevzuatta güvence altına alınmıştır. Türkiye özelinde dikkat çeken husus sağlık mevzuatının göç mevzuatından bağımsız düşünülemeyeceğidir.

Uluslararası ölçekte, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. Madde’sine göre, “herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır” beyanı esastır. Yine benzer şekilde 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 sayılı kanun olan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 12. Madde’sinin 1. Fıkrasına göre; “herkesin erişilebilir en yüksek bedensel ve ruhsal sağlık standartlarından yararlanma hakkı vardır” beyanı esastır.  Ayrıca bahsi geçen maddenin 2. Fıkrasının a, b, c ve d bendlerine göre; bu sözleşmeye taraf olan devletler, çocuk sağlığına önem vermeli, çevre sağlık koşullarını iyileştirmeli, salgın ve meslek hastalıklarını denetlemeli ve herkes için tıbbi hizmet koşulları yaratılmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır. 1976’da yürürlüğe giren bu kanun, 2000 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmıştır.

Türkiye’nin ulusal sağlık mevzuatı 1982 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. Madde’sinde net bir şekilde ortaya konmuştur. Bahsi geçen maddeye göre, “herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir”. Ayrıca devletin ve vatandaşların bazı yükümlülükleri vardır. Devlet, çevre sağlığını korumak ve iyileştirmekle yükümlü iken; vatandaş ise çevreyi temiz tutmalıdır (T.C. Anayasası, 1982: md. 56). Yine bahsi geçen maddeye göre, sağlık hizmetlerinin sağlanması için genel sağlık sigortası[***]” kurulabilir.

Dikkatimizi çeken husus bağlamında, Türkiye’nin özellikle son on yıllık göç deneyimi göz önünde tutulduğunda, ulusal göç mevzuatının sağlık mevzuatı ve politikaları ile olan ilişkisinin göz ardı edilemeyeceğidir.

İlk olarak 2013 yılında yayımlanan ve 2014 yılında yürürlüğe giren YUKK’a bakıldığında, bahsi geçen kanunun üçüncü bölümü “Haklar ve Yükümlülükler”e ilişkin beyanlarda bulunur. Yardım ve hizmetlere erişimle ilgili hususlara değinen 89. Madde’nin 2. Fıkrası’na göre; “başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerden ihtiyaç sahibi olanların, sosyal yardım ve hizmetlere erişimleri sağlanabilir.” beyanı esastır. Ayrıca bahsi geçen 89. Madde’nin 3. Fıkra’sının (b) bendine göre, “herhangi bir sağlık güvencesi olmayan ve ödeme gücü bulunmayanlar uluslararası koruma başvuru kaydından itibaren bir yıl süre ile 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hükümlerine tabidir.” beyanı esastır.

İkinci olarak 2014 yılında yayımlanan GKY’ne bakıldığında ise, Türkiye’ye aniden ve kitlesel olarak sığınan göçmen grubuna dair sağlanan geçici koruma hizmetlerinin daha nüanslı açıklandığını görmekteyiz. Bu yönetmelik içerisinde sağlıkla ilgili beyanların ilki “Geçici Koruma Kapsamında Yapılacak İlk İşlemler” adlı beşinci bölümde belirtildiği görülür. Bu bölüm içerisinde yer alan 20. Madde’nin 1. ve 2. Fıkrası’na göre, yabancılar Sağlık Bakanlığı usullerine göre sağlık kontrollerinden geçirilir ve gerekli görüldüğü takdirde acil sağlık hizmeti sağlanır. Daha sonra ise, kayıt işlemlerine devam edilir (GKY, 2014: md. 21).

GKY içerisinde yer alan “Geçici Korumalara Sağlanacak Hizmetler” adlı altıncı bölümde sağlıkla ilgili esaslar daha spesifik olarak beyan edilmiştir. Bu noktada bahsi geçen bölüm içerisinde yer alan sağlık hizmetleri, 27. Madde’nin içeriğinde detaylıca açıklanmıştır. Bahsi geçen maddenin 1. Fıkrası’na göre; “sağlık hizmetleri geçici barınma merkezlerinin içinde ve dışında Sağlık Bakanlığının kontrolü ve sorumluluğunda yapılır veya yaptırılır”. Aynı zamanda bahsi geçen maddenin 1. Fıkrası’nın © bendine göre, ikinci ve üçüncü basamakta sunulan sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere, sağlık hizmeti bedelleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından genel sağlık sigortalıları için belirlenmiş olan sağlık uygulama tebliğindeki bedeli geçemez”. Ayrıca bahsi geçen maddenin 1. Fıkrası’nın e, f, g, ğ ve h bendlerinde; bulaşıcı hastalık riskine, üreme sağlığına, psikolojik rahatsızlıklara ve çocuklara yönelik aşılara dair beyanlar da esastır.

Türkiye’nin çok aktörlü göç olgusu ve/veya göç yönetimi mevzuatlara ve politikalara yansımıştır. Bu aktörlerden en önemlisi de Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’dır[†††]. AFAD, 2011 Suriye krizi ile başlayan göç sürecini ulusal ölçekte ilk karşılayan ve gerekli hizmetleri koordine eden ilk kurumdur. Bu bağlamda 19.02.2011 tarihli ve 27851 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezleri Yönetmeliği kapsamında kısmi olarak 6. Madde’nin 1. Fıkrası’nın b bendinde “iltica ve nüfus hareketleri” hususuna değinilmiştir. Daha sonra 08.09.2013 tarihli ve 8 sayılı “Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetleri Hakkında” Genelge, toplu sığınma amacıyla Türkiye’ye gelen Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarına dair ilk hususları beyan eder.

İlk kez 29 Nisan 2011 tarihinde Türkiye’ye sığınmak amacıyla gelen Suriyeli vatandaşlar, 18.12.2014 tarihli ve 4 sayılı “Geçici Koruma Altındaki Yabancılara İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesi” Genelge’si ile 2011 yılında yayımlanan ve yürürlüğe giren “Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezleri Yönetmeliği” kapsamında ön görülen iltica ve nüfus hareketleri bağlamında acil durum kapsamında değerlendirilmiş ve barınma, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaç ve hizmetlerin sağlanması amacıyla kurum ve kuruluşları koordine etmek için AFAD yetkilendirilmiştir. Bahsi geçen 2014 tarihli yönetmelikçe, sağlık hizmetlerinin huşuları şu şekilde özetlenebilir:

  1. 2014 tarihli GKY’nin 21 inci maddesine göre, “kayıt işlemini tamamlamayanlar bulaşıcı ve salgın hastalıklardan korunma hizmetleri ve acil sağlık hizmetleri dışında sağlık hizmetlerinden yararlanamaz”.
  2. Sağlık hizmetleri GSS kapsamını aşamaz.
  3. “İkinci ve üçüncü basamakta sunulan sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere, sağlık hizmetlerinin bedelleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından genel sağlık sigortalıları için belirlenmiş olan güncel sağlık uygulama tebliğindeki bedelleri geçemez”.
  4. “Geçici koruma altındaki yabancıların kayıt yaptırdıkları ilde sağlık hizmeti almaları esastır”.
  5. “Acil ve zorunlu haller ile yoğun bakım hali dışında özel sağlık kuruluşlarına ve üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezlerine sevk yapılamaz”. Birinci basamak sağlık hizmeti sonrasında gerekli görüldüğü takdirde sevk yapılabilir.
  6. “Ülkemize giriş yapmadan önce oluşmuş olan organ ve uzuv kayıplarına ilişkin tedavi giderleri karşılanmaz.”
  7. Bahsi geçen huşular ve yönetmelikte yer alan diğer hususlar Sağlık Bakanlığı ve AFAD koordinatörlüğünde yürütülür. Örneğin, sivil toplum kuruluşları gönüllü çalışanlarının ve faaliyetlerinin bilgisini on beş günlük periyotlar ile AFAD’a bildirir.

Türkiye’nin göç ve sağlık sürecinde AFAD faktörünü göz ardı etmek söz konusu değildir. AFAD’ın kuruluş yıllarına tekabül eden Suriye krizi ve gelen insan hakları ihlallerinden doğan zorunlu-kitlesel göç hareketliliği; aynı zamanda AFAD’ın sahada ve mevzuatta baş aktör konumuna gelmesine neden olmuştur. Özellikle 2011, 2013 ve 2015 yıllarında AFAD’ın acil eylem planlarında ve temel hizmetler kapsamında Suriyeli “vatandaşların-misafirlerin-geçici korunanların” ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Daha sonraki dönemlerde AFAD’ın rolü küçülmüştür.[‡‡‡]

Bir diğer mevzuat ise, 25.03.2015 tarihli ve 39942531 sayılı “Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar” Yönergesi’dir.[§§§] Bahsi geçen yönerge araştırmanın konusu bağlamında şu öneme sahiptir: Geçici Koruma statüsünde bulunan bireylere sağlanacak sağlık hizmetlerinin sunumunda görev ve sorumlulukları olan kurum ve kuruluşların esasları belirtilmiştir. Bu anlamda bahsi geçen yönergenin 6. Madde’sinin 1. Fıkrası’nın d bendine göre, “geçici korunan bireyler vakıf veya dernekler tarafından gönüllü olarak verilen sağlık hizmetlerinden faydalanabilir”.

Göçmen sağlığında belirleyici olan bir diğer mevzuat ise, 03.09.2015 tarihli ve 49654233 sayılı “Göçmen Sağlığı Merkezleri/Birimleri” Yönergesi’dir. Bahsi geçen yönerge esasınca, Geçici Koruma Statüsü’nde bulunan bireylerin yoğun olarak yaşadıkları mekânlarda “göçmen sağlığı merkezleri” kurulacaktır. Bahsi geçen yönetmelik kapsamında bu merkezlerin amacı şu şekilde tanımlanmıştır: “… Birinci kademe teşhis, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, aşı ve diğer koruyucu sağlık hizmetleri ile üreme sağlığı hizmetleri sunulacak; yaş ve cinsiyet gruplarına yönelik izlem ve taramalar (gebe, lohusa, yeni doğan, bebek, çocuk ve benzeri) yapılacak; sağlık eğitimleri (hijyen, anne sütü, sağlıklı beslenme ve benzeri) gerçekleştirilecektir.” Ancak Aziz Küçük (2020: 478)’e göre, sivil toplum kuruluşlarının gönüllülük esasınca hizmet sundukları bu merkezler bir süre sonra yetersiz kalmıştır. Dolayısıyla 2016 yılına gelindiğinde göçmenlerin sağlık hizmetlerini iyileştirmek adına bir proje geliştirilir.

2016 yılı Türkiye’nin göç mevzuatında ve politikalarında dikkate değer bir kırılma ve/veya evrilme dönemidir. Bu anlamda 2016 yılı, Türkiye ile AB arasındaki “18 Mart Mutabakatı”na tekabül eder. Küçük (2020: 475)’e göre, bu mutabakatın bir yansıması/sonucu olarak; “Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Sağlık Statüsünün ve Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Sunulan İlgili Hizmetlerin Geliştirilmesi” projesi sunulmuştur. AB fonu ile 2016 yılında başlanan SIHHAT projesi 2020 yılında tamamlanarak; Sağlık Bakanlığı’nın koordinasyonluğunda hizmet vermektedir. Bu projenin temel amacı, Geçici Koruma Statüsü’nde bulunan bireylere kendi dilinde birinci ve ikinci basamak sağlık hizmetleri sunabilmektir (Sıhhat Project, 2019). 15.05.2021 itibariyle Sıhhat Project’in faaliyetlerine bakıldığında şunları görmek mümkündür:

  • 2020’nin Eylül ayı itibariyle Geçici Koruma Statüsünde bulunan bireylerin yoğun olarak yaşadığı 29 ilde 177 Göçmen Sağlığı Merkezi kapsamında 792 Göçmen Sağlığı Birimi kurulmuş veya desteklenmiştir.
  • Sağlık hizmeti sunan bu hedef birimler, Geçici Koruma Statüsü’nde bulunan nüfusun %96’sına ulaşabilmektedir.
  • 2020’nin Aralık ayı itibariyle 3422 personel istihdam edilmiştir.
  • 2017-2020 itibariyle, Geçici Koruma Statüsü’nde bulunan bireyler yaklaşık 13,5 milyon birinci basamak sağlık hizmeti almıştır.

Bahsi geçen proje kapsamında, GSM’lerin yanı sıra Toplum Ruh Sağlığı Hizmetleri, Mikrobesin Destek Hizmetleri, Üreme Sağlığı Hizmetleri, Bağışıklama Hizmetleri, Mobil Sağlık Hizmetleri, Sağlık Personeli Eğitimi, Acil Sağlık Hizmetleri Gelişimi ve Sağlık Okuryazarlığını Arttırma faaliyetleri de yürütülmektedir. Ayrıca SIHHAT projesinin devamı niteliğinde SIHHAT 2 projesi yürütülmeye başlanmıştır. SIHHAT 2’nin temel hedefi ise, GKS bulunan Suriyeli bireylerin yanı sıra tüm göçmenleri de kapsayacak şekilde sağlık hizmetlerinin erişimini üst seviyeye çıkartmak ve böylece var olan sağlık hizmetlerinin kalitesini arttırmaktır.

Özetle, Türkiye’nin deneyimlediği göç süreci aynı zamanda sağlık yapısına yansımıştır. Ayrıca mevzuatça güvence altına alınan sağlık hakkı uluslararası fonlarla desteklenen SIHHAT projesi ile somutlaşmıştır. Bu proje ile göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim düzeyinin yükseltilmesi amaçlanmıştır.

6.Göçmenlerin Sağlık Hizmetlerine Erişim Süreci

6.1.Yapısal Unsurlar

Göç Araştırmaları Derneği’nin 2020 yılında yayımladığı “Göçmenlerin İstanbul’daki Sağlık Hizmetlerine Erişimlerinin Önündeki Engeller ve Kolaylaştırıcılar” raporuna göre; göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim noktasında yasal statünün temel belirleyici olduğu kabul edilmekle birlikte; ülkenin göç politikalarının, sağlık politikalarının ve sağlık sisteminin de belirleyici olduğun iddia etmiştir. Buna ek olarak göçmenin demografik özelliklerinin, dil yeterliliğinin ve toplumsal cinsiyet kültürünün girift olduğu çoklu ayrımcılık engeline vurgu yapılır.

Şu an yasal olarak Türkiye’de hayatını idame ettiren göçmenler Genel Sağlık Sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.[****] Ancak Türkiye’nin kayda değer düzensiz/kayıt dışı göçmen problemi vardır. Hiçbir şekilde kaydı olmayan en az 500 bin düzensiz göçmen olduğu dikkate alınırsa, yasal güvencenin toplumsal hayatta geçerliliği tartışılır konumdadır.[††††] Bu durum özellikle Afganistanlı göçmenler için daha anlamlıdır.

UK veya GK statüsüne sahip bir birey eğer kayıtlı olduğu uydu kentin dışına çıkmışsa o göçmen de düzensiz konuma düşmektedir. Buna benzer durumlarda her an kayıt dışı/düzensiz konuma düşebilen göçmenler; acil durum ve bulaşıcı hastalık halleri haricinde bir rahatsızlıktan ötürü sağlık hizmetlerinden yararlanmak isterse, erişilen hizmetin faturalandırma işlemi “Sağlık Turizmi Yönetmeliği” kapsamında yapılır. Ancak düzensiz konumda olan göçmenlerin daha çok “sınır dışı edilme endişesi” nedeniyle sağlık hizmetlerine başvurmadıkları tespit edilmiştir (GAR, 2020: 3; Akbulut, vd. 2020: 63; Gazete Duvar, 2020). Çünkü düzensiz göçmenler sağlık kuruluşlarına başvuru yaptıklarında kolluk kuvvetlerine bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca kanser, akut, organ yetmezliği, uzuv kaybı gibi rahatsızlık hallerinde göçmenlerin ödemelerinde ekstra maliyet çıkabilmekte ve bu durumda ise göçmenlerin cebinden ödeme yapmaları talep edilebilmektedir (Güllüpınar, 2019: 25). Bu gibi durumlarda ise, göçmenlerin yasal statüsünün ve ekonomik sermayelerinin sağlık hizmetlerine erişiminde ulaşılabilir olmadığı görülmektedir.

Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimini biçimlendiren bir diğer yapısal faktör ise, ülkenin sağlık sistemidir. Türkiye’nin göç politikalarında olduğu gibi sağlık politikalarında da kırılma ve/veya evrilme dönemleri olmuştur. Özellikle 1980 sonrası dönem ile 2000 sonrası dönemin sağlık sistemi üzerindeki dönüştürücü etkisi beraberinde bireylerin sağlık hizmetleri üzerinde de belirleyici olmuştur. Aytül Kasapoğlu’na göre; 24 Ocak Kararları ve 2003 Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında sağlık; devletin sorumluluğundan çıkmış ve sağlık sistemi piyasa mantığı çerçevesinde yeninden biçimlenmiştir. Bu durum sağlık hizmetlerinin aşırı metalaşmasını ve uzmanlaşmasını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinin verimlilik, kar ve performans sistemine göre biçimlenmesi; tedavi masraflarını karşılayamayacak göçmenlerin maddi ve manevi külfet olarak görülmesine neden olmaktadır (GAR, 2020: 15). Bu bağlamda bir diğer husus da göçmenlere sunulan sağlık hizmetlerinde sağlık çalışanlarının tutumudur. Hekimler tarafından göçmenlere sunulan sağlık hizmetinin bir “hak” olarak görülmemesi beraberinde ayrımcılığı ve ırkçılığı üretmektedir.

Zeynep Hiçdurmaz ve Hülya Yüksel’in 2019 yılında yayımladıkları makalesinin bulgularına göre, Avrupa’da yaşayan düzensiz göçmenlerin sağlığa erişiminde yapısal ve bireysel engeller söz konusudur. Bu çalışmaya göre, refah devletinin krize girmesiyle kamu sağlığı harcamaları kısılmış ve neoliberal reçeteler sağlık politikalarına uyarlanmış; tüm bunların sonucunda ise, düzensiz göçmenler maddi bir külfet olarak benimsenmiştir. Türkiye’de de kayda değer ölçekte düzensiz göçmen olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bahsi geçen durum Türkiye için de anlam kazanmaktadır.

 6.2.Dil Unsuru

Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimleri mevzuat çerçevesinde övgüye değer olmasına rağmen, uygulamada bazı engellerin olduğu tespit edilmiştir Bunlardan en önemlisi dil yetersizliği ve tercüman eksikliğidir (Rottmann, 2021: 245-247). Göç edilen ülkenin dilini yeterince bilmeme sorunsalı o ülkenin hizmetlerinden ve haklarından yeterince haberdar olmamayı beraberinde getirmektedir (Uçkaç, 2020: 49). Diğer bir ifadeyle, göçmenin mevzuatça güvence altına alınan sağlık hakkı ve hizmetleri dil yetersizliği nedeniyle sekteye uğrayabilmektedir. Bir başka ifadeyle, göçmen sağlık hizmetlerine erişse bile bu hizmetin kalitesi tartışılır konumdadır.

2020 yılında T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Sağlık İhtiyaç Analizi Araştırması”na göre, Suriyeli bireylerin genel sağlık hizmetlerinden memnun oldukları belirtilirken; bu süreçte memnun olunmayan konular şu şekilde sınıflandırılmıştır:

  • Hastalarla yeterince ilgilenilmemesi ve dinlenilmemesi
  • İyi bir tedavi sunulmaması
  • İletişim güçlüğü ve tercüman eksikliği
  • Hastane sistemi ve randevu sisteminin düzgün olmaması
  • Ayrımcılık yapılması

Burada bahsi geçen unsurlar hem sağlık sisteminin karmaşık bürokrasisinden hem de dil yetersizliğinden kaynaklıdır. Türkiye sağlık sisteminin çok dilli ve kültürlü bir yapısının olmaması ve birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri arasındaki sevk işlemlerinin meşakkatli olması; beraberinde dil yetersizliği ile katmerleşmiş bir bürokratik örgütlenmeyi doğurmuştur (GAR, 2020: 15).

Göçmenlerin dil yetersizliği bilgiye ve hizmetlere erişimdeki en önemli bariyerdir. Bu dil yetersizliği, sağlık hizmetlerinin yanı sıra sağlığın diğer belirleyicileri olan barınma, gıda, hijyen vb. gibi acil yardımlara ulaşma konusunda da engel teşkil etmektedir (İzmir Kent Konseyi, 2020: 5). Çünkü hem sağlık hizmetleri hem de yaşama koşulları sağlığın temel belirleyicileri konumundadır.

2015 yılında yürürlüğe giren GKY’nin 26 ıncı maddesine göre, yabancılara sağlanacak hizmetlerde tercümanlık da belirtilmiştir. Dolayısıyla göçmenler bu durumu kendi imkânlarıyla veya gönüllü-sivil toplum kuruluşları aracılığıyla çözmektedirler. Örneğin bir göçmen ortalama 60 liraya tercümanlık hizmeti satın alabilirken; bu hizmet bedeli göçmen için ikame edilmesi yüksek bir maddiyattır ve bundan ötürü göçmen zorunlu olmadıkça sağlık hizmeti almamayı tercih edebilmektedir (İGA, 2020: 19).

 6.3.Toplumsal Cinsiyet

Göçmenlerin sağlık hizmetini belirleyen unsurlardan bir tanesi de toplumsal cinsiyet değişkenidir. Bu anlamda göçmen kimliğinin yanı sıra kadın olmanın beraberinde getirdiği sosyokültürel norm ve değerler sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunları derinleştirmektedir.

Etiler ve Lordoğlu’na göre, kadın göçmenlerin düzensiz konumda olmaları hem ruhsal rahatsızlıkları hem de sağlık hizmetlerine erişim sorunlarını derinleştirmektedir. Bu noktada kadınlar acil olmayan rahatsızlık durumlarında, hali hazırda bir kısmı mekik göçü deneyimlediği için, memleketlerine gittiklerinde tedavi olmakta veya geleneksel ilaçlarını yanlarında getirmektedir (Etiler ve Lordoğlu, 2010: 112-113). Burada daha çok Gürcü ve Özbek kadınlarından bahsedilmekle birlikte, kadınların mümkün olduğunca hastalanmama üzerinden tasarruf etme üzerine bütçe düzenlemesi yaptıkları görülmektedir.

Sağlık hakkı yasal güvence altında olan göçmen kadınlar ise, sağlık hizmetlerine erişim noktasında dil bariyeri ve tercüman eksikliği gibi sorunlarla karşılaştığını beyan etmekle birlikte (Akalın vd., 2019: 391); doğurganlık özellikleri ve dini tercihleri nedeniyle uğradıkları ırkçı söylem ve davranışlar ve fiziksel, sözel ve cinsel tacizlerden dolayı devlet hastanelerinden ziyade GSM’leri tercih ettiklerini beyan etmiştir (GAR, 2020: 30-31). Çünkü SIHHAT projesi kapsamında geliştirilen ve güçlendirilen bu GSM’ler sadece göçmenlere ve göçmenlerin dilinde hizmet sunmaktadır.  Dolayısıyla temelde dil problemini çözmek hem sağlık hizmetlerine erişimi hem de bu hizmetlerin kalitesini arttırmaktadır. Diğer bir ifadeyle, etkili iletişim aynı zamanda sosyal bütünleşmeye hizmet etmektedir.

Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişiminde kolaylaştırıcı faaliyetlerde bulunan STK temsilcileri çoğunlukla erkek olduklarından ötürü, kadın göçmenleri üreme sağlığı konusunda bilgilendirmede yetersiz kalmaktadır. Kadın göçmenler böyle durumlarda özellerini paylaşmaktan imtina etmekle birlikte; örneğin Iraklı bir kadın göçmen ise, eşinin izin vermemesi nedeniyle doğum kontrol hapı kullanamadığını ve STK tarafından organize edilen üreme sağlığı seminerlerine katılamadığını ifade etmiştir (Akalın vd., 2019: 394). Dolayısıyla kolaylaştırıcı unsurların aynı zamanda toplumsal cinsiyet kültürüne duyarlı ve saygılı olması beklenmektedir.

 6.4. LGBTQİ+ Bireyler

Sağlık hizmetlerine erişim konusunda katmerli ayrımcılığa ve eşitsizliğe uğrayan kırılgan gruplardan birisi de LGBTQİ+ bireylerdir. Nursel Durmaz ve arkadaşlarının 2017 yılında Denizli’de bulunan İranlı LGBTİ göçmenler ile yaptıkları bir çalışmanın bulgularına göre, son yıllarda Türkiye’ye sığınan İranlı bireylerin geliş nedenlerinde homojenlik söz konusu değildir. Bahsi geçen göçmenler daha çok cinsel kimlikleri/kimliksizlikleri, siyasal ve dini tercihleri nedeniyle rejim ve toplum tarafından baskıya uğrayan bireylerdir. Bu grup içerisinde hormon tedavisine gereksinim duyan trans bireyler, Denizli’de bulunan hekimlerin bu konuda yeterince donanımlı olmadığını ve bu tedavinin çok pahalı olduğunu belirtmekle birlikte; acil durumlarda trans oldukları için doktorlar tarafından tedavisinin reddedildiğini ifade etmişlerdir (Durmaz vd., 2017: 39-40).

Genelde LGBTQİ+ bireyler özelde ise trans bireyler homofobik ve transfobik söylemlerle psikolojik şiddete ve ayrımcılığa maruz kalmakla birlikte; çifte hak ihlaline maruz kalmaktadır (GAR, 2020: 32). Bu noktada özellikle trans bireyler daha çok görünür oldukları için psikolojik şiddete maruz kalmakla birlikte sadece dil problemi veya hormon tedavisinde erişim zorluğu değil; aynı zamanda “rızasız” olarak HIV testine de maruz kalabilmektedir.

Suriyeli LGBTQİ+ bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi konusunda doğrudan bir çalışma olmamakla birlikte, bu bireyler için asıl sorun kimlikleri/kimliksizlikleri değil; sağlık, çalışma ve eğitim gibi haklarından yararlanmasına engel olan ideal mülteci statülerinin olmamasıdır (Deniz vd., 2016: 183).

 6.5.Çalışma Koşulları

Erdoğan (2020: 43)’a göre, GK ve UK statüsünde bulunan bireylere sağlanan aylık yardımlar sürdürülebilir değildir. Bu bağlamda 1,2 milyon Suriyeli birey kayıt dışı koşullarda çalışmakla birlikte; Sibel Karadağ (2021)’a göre, Afganistanlı göçmenler Türkiye’de yasal güvenceden en yoksun kişilerdir. Karadağ’a göre bu durum, Afganistanlı bireylerin enformel şartlarda güvencesiz ve sağlıksız koşullarda sömürülmesine zemin hazırlamaktadır. Ayrıca Afganistanlı bireylerin genel görünümleri göz önünde tutulduğunda; yoksul ve genç işsiz olmaları piyasa koşullarında rekabet etmelerinin aleyhinedir. Örneğin, Afgan asıllı göçmen çocuklar inşaatın piyasa koşullarında daha düşük ücret karşılığında yerli halk ile istihdam rekabetine girmekte ve bu şekilde “amele pazarında” istihdam sağlayabilmektedir (Bozok ve Bozok, 2018: 432). Ayrıca bazı çalışmalarda “Türk soylu” grupların daha kolay iş bulabildikleri görülmüştür. Bu bağlamda Özbek ve Türkmenlerin diğer göçmenlere göre daha avantajlı olduğu ileri sürülebilir (Karadağ, 2021; İGA, 2020: 185; Etiler ve Lordoğlu, 2010: 108).

Çalışma ortamındaki sağlıksız, güvencesiz ve tehlikeli koşulların yanı sıra göçmenlerin uzun çalışma saatleri açık bir sömürü biçimi olmakla birlikte aynı zamanda bahsi geçen risk koşulları içinde daha fazla vakit geçirmelerine neden olmaktadır (TİSK, 2019: 75). Bu bağlamda göçmenler tarım, tekstil, inşaat, temizlik ve bakım işlerinde kayıt dışı istihdam edilmekle birlikte; günlük 10-12 saat, tehlikeli ve güvencesiz koşullarda çalıştıklarından solunum yetmezliği, bel ve kas ağrısı, uzuv kaybı ve organ yetersizliği gibi mesleki rahatsızlıklara maruz kalmaktadır (GAR, 2020: 33; Etiler ve Lordoğlu, 2010: 111). Kayıt dışı olduklarında işini kaybetmemek ve sınır dışı edilmemek için bu durumlarda sağlık hizmetlerine başvurmaktan imtina edebilmekteler.

Ayrıca göçmenler iş güvenliğinden ve sağlığından yoksun koşullarda çalışmakla birlikte; çoğunlukla sigortasız çalıştıklarından herhangi bir iş kazasında hastaneye gitmemeyi tercih etmekte veya gittiklerinde işveren tarafını gizlemeyi tercih etmektedirler (GAR, 2020: 33).  Ancak işçi hem kendisi için hem de işveren için böyle bir “fedakârlık” yaparken; işveren, işçisi için aynı hassasiyeti göstermeyebilmektedir. Örneğin işçi, iş kazası nedeniyle hastaneye gittiğinde işveren işçinin yevmiyesini kesebilmektedir (Akdeniz, 2021: 64).  Ayrıca göçmenler sadece çalışma koşullarında değil; iş bulmada, işe alımda ve işten çıkartılma gibi süreçlerde de dezavantajlı konumdadır (TİSK, 2019: 23). Örneğin Türkmen asıllı Suriyeli ile Kürt asıllı Suriyeli bireyin sosyal yardıma erişim düzeyleri farklılık gösterebilir.

Etiler ve Lordoğlu’na (2010) göre, kadınlara toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına göre işler inşa edilmektedir. Bu bağlamda Özbek ve Gürcü kadınlar Türkiye’de temizlik ve bakım işlerinde istihdam edilmektedir (Akdeniz, 2021; İGA, 2020: 170). Etiler ve Lordoğlu (2010: 107)’na göre, kadınlar çalışma esnasında sözlü ve fiziksel tacize maruz kalabilmektedir. Örneğin bu durum psikolojik rahatsızlığı yeniden üretmektedir.

Topateş ve arkadaşlarının 2018 yılında yayımladıkları “Özgürlük Arayışında ‘Mecbur İnsan’ Olmak: Denizli İşgücü Piyasasında İranlı Mülteciler” çalışmasının bulgularına göre, LGBT bireyler kayıt-dışı, vasıfsız, güvencesiz, iş güvenliğinden yoksun, uzun süreli ve düşük ücretli işlerde istihdam edilmektedir. Bahsi geçen çalışmaya göre, İranlı LGBT bireyler üç formda ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalmaktadır (2018: 2029-2033): Bunlardan ilki; işçinin etnik ve ırksal kimliği fark etmeksizin doğrudan işveren tarafından işçi üzerinde psikolojik baskı uygulanmasıdır. İkincisi ise, İranlı bireylerin yabancı oldukları için doğrudan ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalmalarıdır. Son olarak ise, İranlı bireylerin cinsel kimliklerinden ötürü ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Dolayısıyla bireyler sağlıksız, güvencesiz koşullarda uzun süre çalıştırılıp sömürüldüğü gibi hasta oldukları durumlarda izin alamamakta ve düşük ücretler karşılığında çalıştıkları için sağlık hizmetlerini tercih etmemekteler. Ayrıca bu bireyler LGBT yönelimli kimliklerinden ötürü işlerini kaybetmektedirler.

Özetle, çoğu zaman göçmenlerin sağlık hakkı yasal güvence altına alınmış olsa da dil yetersizliği, tercüman eksikliği, sosyoekonomik dezavantaj, sosyokültürel engeller, sağlık sisteminin bürokratik yapısı, hak temelli yaklaşımdan yoksun sağlık hizmetleri sunumu, LGBTİQ+ bireylerin kimliklerine duyarlı olmama vb. gibi faktörler göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde karşılaştığı katmerli eşitsizliklerdir.

Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimini engelleyen katmerli eşitsizlik sarmalının en temel unsuru dil yetersizliğidir. Dil yetersizliğinin beraberinde getirdiği iletişimsizlik ve temel haklardan ve hizmetlerden haberdar olmama durumu göçmen ağları, sivil inisiyatifler, sosyal medya ve STK’lar aracılığıyla aşılmaya çalışılmaktadır (GAR, 2020: 19-24). Göçmenler var olan çeşitli göçmen ağlarına yüz yüze ve/veya sosyal medya aracılığıyla katılabilir ve sosyokültürel sermayelerini geliştirerek sağlık hizmetlerine erişim noktasında danışmanlık, tercümanlık vb. gibi kolaylaştırıcı faktörlerden yararlanabilir. Bunlara ek olarak, göçmenlerin sağlık ve diğer haklarına erişimleri noktasında yerel yönetimler, komşuluk ilişkileri, özel klinikler ve diğer aktivist grupların da kolaylaştırıcı faaliyetleri olabilmektedir. Son olarak, GSM’ler tüm göçmenlere birinci basamak sağlık hizmeti sunsa da çoğunlukla Suriyeli bireylerin hizmet gördüğü ve diğer göçmen toplulukların ise özel ve gönüllü kliniklere başvurdukları gözlenmiştir (GAR, 2020: 35).

 7. Pandemi

2019 yılının Aralık ayında Çin’de ortaya çıkan Kovid-19 salgını; ulusal ve uluslararası nüfus hareketliliğinin yoğun olduğu bir dönemde pandemiye dönüşmüştür (HASUDER, 2021: 1).

DSÖ tarafından 11 Mart 2020 tarihinde pandemi olarak ilan edilen Kovid-19 salgını, aynı zamanda Türkiye’de ilk vakanın tespit edildiği tarihe denk düşer. Bu anlamda pandeminin etkisi hızla Türkiye’de de hissedilir olmuş; bazı kısıtlama ve önlemlerin devreye girmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu süreçte ilk olarak ulusal ve uluslararası seyahat kısıtlanmış; daha sonra kamu hizmetleri kısmi olarak askıya alınmıştır. Bu bağlamda salgınla mücadele kapsamında pek çok hastane Sağlık Bakanlığı tarafından “pandemi hastanesi” olarak tescillenmiş, bunun sonucunda acil olmayan rutin sağlık hizmetleri bir süreliğine askıya alınmıştır. Bu anlamda normal şartlarda sağlık hizmetlerine erişim noktasında zaten sıkıntı yaşayan göçmenler, özellikle de düzensiz göçmenler, 13 Nisan 2020 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kovid-19 kapsamında tanı, tedavi ve koruyucu hizmetlerden “yasal statüsü” fark etmeksizin yararlanma imkânı bulmuştur. Bununla beraber sağlık hizmetlerini kolaylaştırmak adına hizmet veren GSM’ler, yasal statü fark etmeksizin tüm göçmenlere ateş ölçümü yapmış ve gerekli gördükleri göçmenleri hastaneye sevk etmiştir (Karakaş, 2020: 3). Ayrıca GSM’ler Sağlık Bakanlığı’nın Kovid-19 uyarılarını Arapça’ya tercüme ederek sağlık okuryazarlığını arttırma faaliyetlerinde bulunmuştur. Bunun yanında İBB, İGAM, HDD ve MKD gibi mezo kurumlar da Kovid-19’a dair uyarı ve önlemleri farklı dillere tercüme ederek sağlık okuryazarlığını arttırma faaliyetlerinde bulunmuştur (TEPAV, 2020: 24-25).

Kovid-19 virüsü özelde bir çeşit hastalık iken, aynı zamanda bir salgın ve pandemi haline bürünmesiyle bir çeşit “sağlığın belirleyici unsuru” haline gelmiştir. Buradan yola çıkarak bu araştırmanın konusu ve sınırlılıkları bağlamında Kovid-19’un “pandemik özelliği” çalışmaya dâhil edilmiştir. Ali Ergur’un ifadesiyle, Kovid-19 pandemisi, “hem bir katalizör hem de bir turnusol kâğıdı” özelliği ile bu çalışmaya konu olmuştur. Pandeminin “katalizör” özelliği var olan eşitsizlikleri, kırılganlıkları ve sömürüyü daha da hızlandırmış ve derinleştirmiştir. Pandeminin “turnusol kâğıdı” özelliği ise, şu an içinde bulunduğumuz pandemi koşullarında uygulanan hizmetlerin, önlemlerin ve politikaların test edilmesine imkân sağlamıştır. Dolayısıyla Kovid-19 pandemisinin bu özellikleri konunun tartışılmasında “kurucu” roldedir.

Kovid-19 pandemisi toplumun her kesimi için aynı ölçekte etkili değildir. Göçmen, sığınmacı veya mülteci konumunda olmak diğer toplumsal gruplar arasında en riskli ve kırılgan grup olmayı beraberinde getirmektedir. Bir başka ifadeyle, göçmenlik şemsiyesi altında bir araya gelen tüm bireyler, aynı zamanda toplumlar içerisinde farklı kategorilerde kırılgan ve dezavantajlı konumda olan bireylerin kesişim kümesidir. Dolayısıyla bu kümenin kesişiminde yer alan göçmenler, hali hazırda sağlık hizmetlerine erişimleri önünde engel olan unsurların daha da derinleşmesine tanık olmaktadırlar.

Sağlığın belirleyici unsuru olan pandeminin en derin etkileri çalışma hayatında belirmiştir. Küresel işçi havuzunun %4,7’sine tekabül eden 164 milyon göçmen, hali hazırda çoğunluğu kayıt dışı ve kötü koşullarda çalışmakla birlikte, pandemi sürecinde ilk gözden çıkarılan grup olması nedeniyle işten çıkartılması, ücretlerinin kesintiye uğraması, riskli koşullarda çalıştırılması ve tüm bunlarla birlikte biçimlenen barınma, beslenme, hijyen ve sağlık harcamaları sekteye uğramıştır (ILO, 2020: 1). Bu süreçte kadınlar temizlik ve bakım hizmetlerinde ön safta yer almakla birlikte; çalışma ve eve kapanma dönemlerinde şiddet ve taciz vakalarına sıkça maruz kalmıştır (ILO, 2020: 2). Türkiye’de azımsanmayacak kadar fazla olan kayıt dışı göçmenler, sigortalı çalışanlar için uygulamaya konan kısa çalışma ödeneklerinden yararlanamamışlardır (TEPAV, 2020: 18).

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin Mayıs 2020 raporuna göre, pandemiye dair önlemler alınmadan önce çalışmayan grubun yüzdesi 18 iken, bu durum önlemlerle birlikte %88’e çıkmıştır. Bir başka çalışmaya göre, katılımcıların %65’i pandemi öncesinde çalışıyorken, pandemi sürecinde bu oran %18’e düşmüş ve %85’i de işlerini kaybetmiştir (İSDD, 2020: 18). Pandemiyle derinleşen ekonomik yoksulluk beraberinde barınma, beslenme ve hijyen gibi temel ihtiyaçların yoksunluğunu arttırmıştır (SGDD, 2020: İSDD, 2020; TEPAV, 2020).

Pandeminin çalışma hayatına etkisi, pek çok insan ve göçmen için, bariz bir şekilde istihdam kaybı üzerinden yorumlanmışsa da mevsimlik göçmenler için bu durum tam bir “arafta kalma” halidir.

Ulusal ve uluslararası çapta uygulanan seyahat kısıtlamaları ve beraberinde gelen karantina dönemleri kesişiminde, mevsimlik göçmen işçiler için “virüs mü, yoksulluk mu?” arafında gidip gelme hali söz konusu olmuştur. Kalkınma Atölyesi’nin 1 Mayıs 2020 tarihinde yayımladığı “virüs mü, yoksulluk mu?” raporuna göre, uygulamaya konan önlemler gıda tedarikinde aksamalara neden olmuştur. Çünkü kısıtlamalar ile hem mevsimlik göçler durmuş hem de çalışma şartları zorlaşmıştır. Bununla birlikte mevsimlik göçmen işçilerin gıda tedarikinde oynadığı rolün önemi kavranmış ve çözümler üretilmiş (Ayaeş, vd.  2020: 34); fakat hali hazırda sağlıksız ve güvencesiz koşullarda çalışan ve barınan bu göçmenlerin koşullarında iyileşme söz konusu olmamıştır (Akbulut, vd. 2020: 48).

Bu süreçte kendi ülkesinde kalıp mevsim zamanında işe gidemeyen ve mevsimlik iş için hedef ülkede olup evine dönemeyen göçmenler için ulusal ve uluslararası çapta bir dizi önlemler alınmıştır. İkamet izni veya çalışma izni sona ermiş olan göçmenlerin vizeleri uzatılmış, göçmenler bir dizi şartlarla seyahat yasaklarından muaf tutulmuş ve ABD, Kanada ve Almanya gibi ülkeler tarımsal işgücü açığını kapatmak için özel uçak seyahatleri düzenlemiştir (Akbulut, vd. 2020: 46). Ayrıca Fransa, İngiltere ve İspanya gibi ülkeler aynı zamanda yedek işgücü ordularından mevsimlik işçi devşirme kampanyaları düzenlemiştir Ayaeş, vd.  2020: 35). Aynı zamanda göçmenlerin çalışma, barınma ve göç süreçlerindeki maske, hijyen ve fiziksel mesafe kurallarına dikkat edilmiştir. Ancak mevsimlik göçmen işçilerin bürokratik organizasyonlardan kaynaklı izi alma süreçlerindeki yığılma görüntülerinin medyaya yansıması, alınan önlemlerin yeniden sorgulanmasına neden olmuştur (Ayaeş, vd.  2020: 70).

Göçmenlerin Covid-19 belirtilerine dair bilgi düzeyleri ve farkındalıkları yüksektir (İSMDD, 2020: 19; SGDD, 2020: 12). Diğer bir ifadeyle, Kovid-19’a dair sağlık okuryazarlığının artmasında akıllı telefon ve internet kullanımı önemli bir faktördür. Ancak göçmenlerin ulusal ve yerel yardımlar konusunda bilgiye erişim düzeyleri zayıftır (İSMDD, 2020: 23-25). Dolayısıyla göçmenler maddi imkânlardan ve yardımlardan yoksun bir şekilde kendi bilgi düzeyleriyle korunmaya çalışmaktadır. Bir başka ifadeyle, göçmenler acil olmadığı sürece dışarıya çıkmadan ve çıktıklarında maske, mesafe ve hijyen kurallarına dikkat ederek kendi önlemlerini almaya çalışmaktadır (SGDD, 2020; İSMDD, 2020; SKF, 2020). Ancak çoğu göçmenin barınma koşullarının fiziksel ve sosyal yönden elverişli olmaması, bu önlemlerin geçerliliğini sorgulatmaktadır.

Göçmenler ekonomik sermayeleriyle doğru orantılı olarak güvencesiz, kalabalık ve sağlıksız koşullarda barındıklarından; bu süreçte tam kapanma ve izolasyon gerektiren durumlarda verimli bir korunma sağladığı düşünülemez. Bu durum barınma kampları ve Geri Gönderme Merkezleri için de geçerlidir (İBGİK, 2020). 

Göçmenler pandemi sürecinde en çok sağlık hizmetlerine başvurmakla birlikte, çoğu zaman bu hizmetlere kolayca erişememiştir. Göçmenlerin sağlık hizmetlerine neden erişemedikleri şu şekilde özetlenebilir (GAR, 2020; SGDD, 2020; İSMDD, 2020): 

  • Sağlık hizmetlerinin yeni yapısı hakkında bilgi sahibi olmama,
  • Salgın hastalığından sorumlu tutulma endişesi,
  • Sağlık kurumlarının kapalı olduğunu düşünme,
  • Belge yetersizliği,
  • Maddi yetersizlik,
  • Mümkün olmadığınca dışarı çıkmama ve kendi önlemlerini alma,
  • Sağlık hizmetlerine erişse bile tedavi olamama durumu.

Engelliler, çocuklar ve kronik rahatsızlığı olan bireyler için sağlık hizmetlerine erişmek daha zor iken; özellikle çalışma hayatında olan göçmenler işini kaybetme veya sınır dışı edilme korkusu nedeniyle hastaneye başvurup test yaptırmamayı tercih edebilmektedir (Agah, 2020: 3). Düzensiz göçmenler ise, hali hazırda sınır dışı edilme korkusu nedeniyle hastaneye gitmekten imtina etmekle birlikte; bu süreçte hastaneye başvurduklarında “vatansız” olarak sisteme geçirilip hizmet alabileceğini bilmemektedir. Ayrıca bu şekilde sisteme kaydedilmek ve hizmet almak daha sonraki takip sürecini, bir başka ifadeyle filyasyon çalışmalarını engellemektedir (Başpınar vd., 2020: 2).

Göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi noktasında yapısal ve bireysel kolaylaştırıcıların yanında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar da etkin rol oynamaktadır. Çoğunlukla uluslararası fonlarla desteklenen sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler (YERELİZ, 2020), pandemi sürecinde kritik önem arz etmekle birlikte bu süreçten onlar da etkilenmiş ve bu durum göçmenler nezdinde de hissedilmiştir. Bu süreçte yerel yönetimler, STK’lar ve gönüllü örgütler göçmenlere dair yürüttükleri saha projelerini ve hizmetlerini askıya almışlardır (TEPAV, 2020). Yerel yönetimlerin hali hazırda var olan bütçe yetersizliği, personel sayısının ve eğitiminin yetersizliği, mevzuat açığı ve STK’lar ile olan işbirliğinin kurumsallaşmaması ve veri akışının sağlanamaması gibi sorunlar bu süreçte daha da derinleşmiştir (YERELİZ, 2020: 21-22). Yerel yönetimler ve diğer gönüllü örgütler her ne kadar bu süreçte farkındalık yaratma ve sağlık okuryazarlığını arttırma faaliyetlerinde bulunsa da göçmenlerin temel ihtiyaçları nakdi yardım, erzak ve hijyen ekipmanlarıdır. Dolayısıyla bunların eriştirilmesinde zaman zaman aksaklıklar ve yetersizlikler söz konusu olmuştur. Ayrıca bu süreçte sağlanan hizmetler azalmamış, sadece acil ihtiyaç kapsamında bazı hizmetlerde yoğunlaşma meydana gelmiştir. Örneğin kültür, sanat ve müzik faaliyetleri talep edilmezken; sosyal yardım, bilgilendirme ve danışmanlık faaliyetlerinde yoğunlaşma söz konusudur (YERELİZ, 2020: 24).

 8. Değerlendirme ve Sonuç

Sağlık, en temel insan hakkıdır. Sağlık hizmetlerine erişim ise, sağlığı belirleyen unsurlardan sadece birisidir. Ancak sağlığın belirleyicileri arasında lineer olmayan girift bir ilişki vardır. Bu bağlamda sağlık hizmetlerine erişim, hem belirleyen hem de belirlenen konumundadır.

Göç ve göçmenlik olgusu da insan haklarının ihlal edildiği sağlıksız koşulların ürünü olabilmekle beraber aynı zamanda sağlık olgusu üzerinde de belirleyici olabilmektedir. Bu noktada özellikle son on yılda iki katına çıkan zorunlu göçmenlik deneyimi pek çok toplumun ve bireyin tarihi akışında (Aktan, 2021) değişiklikler yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye’nin son on yılda deneyimlediği göç süreci, sağlık mefhumu üzerinden tartışılabilir. Çünkü bu deneyim hem makro hem mikro ölçekte göstergelere sahiptir. Makro ölçekte Türkiye’nin sağlık yapısı, mikro ölçekte ise, göçmenlerin bu sağlık yapısı içindeki deneyimleri kritik öneme sahip olmuştur.

Ulusal ve uluslararası mevzuatta herkes için güvence altına alınan sağlık hakkı, Türkiye özelinde göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim problemini tam anlamıyla çözebilmiş değildir. Şu an pandemi süreci de göz önünde tutulduğunda düzenli veya düzensiz tüm göçmenler acil sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanma hakkına sahiptir. Ancak bu hak göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimi için yeterli değildir. Diğer bir ifadeyle, yasal güvence sağlık hizmetlerine erişim için gereklidir fakat yeterli değildir. Çünkü göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimini belirleyen bazı unsurlar vardır. Bunlar yasal statü, sağlık sistemi, dil yetersizliği, kültürel değerler, cinsiyet kimliği, demografik özellikler, çalışma ve barınma koşulları ve son olarak pandemi şeklinde kabaca sıralanabilir.

Göçmenlerin yasal statü durumu sağlık hizmetlerine erişim sürecinde temel belirleyicidir. Bu noktada Geçici Koruma statüsünde olan Suriyeli bireylerin görünümü övgüye değer iken, aynı övgüyü UK statüsünde bulunan Afganistanlı bireyler için söylemek pek mümkün değildir. Çünkü düzensiz konumda olan ciddi sayıda Afganistanlı birey vardır. Bununla beraber çoğunluğunun refakatsiz çocuk işçi olduğu ve kronik yoksulluk sarmalı ile daima güvencesiz konumda olmaları onların sağlık hizmetlerine erişim sürecinde daha dezavantajlı durumda olmalarına neden olmaktadır. Kısacası, düzensiz konumda olan göçmenlerin durumunu göz ardı etmemekle birlikte Türkiye’de çeşitli yasal statülerde 5,5 milyon göçmen vardır. Ancak bu göçmenler hem yasal statülerindeki farklılıktan hem de yasal statünün yeterli olmadığı durumlardan ötürü, sağlık hizmetlerine erişim sürecinde bazı engellerle karşılaşmaktadır.

Sağlık hizmeti sürecinde karşılaşılan en temel engel dil bariyeridir. Göçmenlerin Türkçe dil yetersizliği anlaşılır kabul edilmekle birlikte ulusal sağlık sisteminin çok dilli, hak temelli ve farklılıklara duyarlı olmayan yapısı, karmaşık bürokrasisi, nitelikli personel eksikliği ve tercüme hizmetlerinin yetersizliği göçmenlerden ve yasal statüden bağımsız engellerdir (GAR, 2020; İçduygu ve Özçürümez, 2020: 170).

Kadınların katmerleşmiş göçmenlik deneyimleri sağlık hizmetlerine erişim sürecinde çok daha eşitsiz konumdadır. Kadın göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde karşılaştığı engeller özellikle toplumsal cinsiyet kalıp yargıları çerçevesinde örüntülenmiştir. Örneğin çoğu kadın kocası izin vermediği için devlet hastanesi yerine özel hastaneye veya kliniğe gitmek zorunda kalmaktadır (İGA, 2020: 174). Kadınların kırılganlığı sadece bununla sınırlı değildir. Çalışma hayatında çifte sömürüye maruz kalmaktadır. Ekonomik anlamda vasıfsız ve ucuz emek gücü olarak sömürülmekle birlikte aynı zamanda hem fiziksel hem sözlü tacize maruz kalmaktadırlar. Bununla birlikte ailenin pek çok sorumluluğunu üstlenmeleri aynı zamanda psiko-sosyal rahatsızlığı beraberinde getirmektedir.

Göçmen topluluklar içerisinde göz ardı edilmemesi gereken bir diğer dezavantajlı grup ise LGBTQİ+ bireylerdir. Özellikle trans bireyler daha görünür olmalarından ötürü transfobik söylemelere maruz kalmakla birlikte, LGBTQİ+ bireyler hormon tedavilerinde ve HIV ile mücadelede dışarda kalmaktadır (Tar, 2020). Ayrıca sağlık hizmetlerine erişim imkânı bulsalar bile çoğunlukla sağlıkçıların dışlayıcı söylemlerine ve hak ihlallerine maruz kalmaktadırlar.

Özetle, yasal statünün belirleyiciliği ve avantajları göz ardı edilmemekle birlikte, sağlık hizmetlerine erişim sürecini belirleyen pek çok eşitsizlik durumunun göçmenlerin sırtında katmerleştiği görülmüştür. Bu noktada göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecini kolaylaştıran bazı unsurlar devreye girmektedir. Bunlar GSM’ler, sivil toplum kuruluşları, göçmen ağları, gönüllü inisiyatifler, kamu ve yerel yönetimler şeklinde sıralanabilir.

GSM’ler özellikle SIHHAT projesi kapsamında sayıca artmış ve var olan GSM’ler de bu proje ile geliştirilmiştir. Bu birimlerin temel hedefi Suriyeli bireylere kendi dilinde birincil ve ikincil basamak sağlık hizmetleri sunmak olsa da bu birimler tüm göçmenlere hizmet vermektedir (GAR, 2020). Bu durum SIHHAT 2 projesi kapsamında kurumsallaşmıştır.[‡‡‡‡] GSM’ler sadece sağlık hizmeti sunmazlar, aynı zamanda göçmenlere sağlık eğitimi vererek istihdam imkânı sunarlar.

SIHHAT projesi Türkiye’nin göç yönetiminde “sosyal uyum ve toplumsal bütünleşme” anlayışına geçişin somut göstergesidir (İçduygu ve Özçürümez, 2020: 184). 2016 yılında AB fonu ile başlanan proje aynı zamanda AB destekli sivil toplum örgütlerinin de aktif faaliyet yürüttüğü döneme tekabül eder. Göçmen ağlarının yetersiz kaldığı durumlarda STK’ların aktif bir şekilde danışmanlık ve psikososyal destek faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir. Yine bu dönemde ulusal ve yerel kamu kurumlarının da kolaylaştırıcı faaliyetlerde bulundukları görülmektedir. Kısacası sağlık hizmetlerindeki acil odaklı ve geçici bakış açısı terk edilmiş, özellikle 2016 yılı itibariyle “karşılıklı etkileşime” dayanan çok aktörlü sağlık hizmeti sunumuna geçilmiştir (İçduygu ve Özçürümez, 2020). Bu yönüyle uyum meselesinin paydaşlarının genişlediği görülmüştür.

Pandeminin “katalizör ve turnusol kâğıdı” özellikleri bu araştırmanın sonuçlarını daha görünür kılmaktadır. Normal şartlarda dezavantajlı olan göçmenler pandemi süreciyle birlikte sağlık hizmetlerine erişmekte daha bir güçlük çekmektedir. Sadece sağlık hizmetleri değil, genelde sağlığı özelde ise sağlık hizmetlerini belirleyen bir unsur olan çalışma ve barınma koşullarını da derinleştirmiştir. Buna ek olarak, göçmenler için kolaylaştırıcı faaliyetlerde bulunan gönüllü inisiyatifler, STK’lar, yerel ve kamu kurumlarının da işlevlerini sekteye uğratmıştır.

Pandemi sürecinde işlerini ilk kaybedenler göçmenler olmuştur. İşlerini kaybetmeyip aksine daha da kıymetli hale gelen mevsimlik göçmen tarım işçileri ise daha riskli koşullarda çalışmak durumunda kalmıştır. Pandemi sürecinde seyahat ve karantina süreçlerinde gıda tedarikinde önemli rol oynayan göçmenlerin görünürlüğü artmıştır. Ancak bu görünürlük göçmenlerin çalışma, barınma ve beslenme koşullarındaki sağlıksız koşulları çözmek konusunda yeterli olmamıştır. Aksine yoksulluk ve yoksunluk daha da artmıştır.

13 Nisan 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararı ile yasal statü durumu fark etmeksizin herkesin pandemi nedeniyle Kovid-19 tanı testlerinden, ilaçlarından ve hijyen malzemelerinden ücretsiz olarak yararlanma imkanı doğmuştur. Pandemi sürecinde çoğu göçmen acil olmadıkça hastaneye gitmemiş fakat gitmesi gerektiği durumlarda hastanelerin yeni düzenlemeleri hakkında bilgileri olmaması ve her ne kadar yasal statülerinin fark etmeyeceğini bilseler de (çoğunlukla bilmemekteler) sınır dışı edilme ve salgından dolayı sorumlu tutulma endişeleri nedeniyle sağlık hizmetlerine başvurmamıştır. Aynı zamanda göçmenler ayrımcılığa ve damgalanmaya uğramamak için hastaneye test başvurusunda bulunmamayı tercih edebilmektedirler (Erkılıç, 2021).

Pandemi döneminde gönüllü, yerel ve kamu kurum ve kuruluşları daha çok sosyal medya aracılığıyla Kovid-19’a dair uyarı ve önlemleri yayma faaliyetinde bulunarak sağlık okuryazarlığını arttırmayı amaçlamıştır. GSM’ler ise, Kovid-19’a dair okuryazarlığı arttırma faaliyetlerinin dışında aşır programı kapsamında sırası gelen göçmenlere aşı faaliyetinde bulunmaktadır. Şu ana (22.05.2021) kadar 4 milyon doz aşı işlemi yapılmıştır (SIHHAT Project). Göçmenler HES, e-Nabız ve MHRS uygulamaları üzerinden sıralarını takip edebilmekte ve randevu alarak aşı yaptırabilmektedir. Ancak düzensiz konumda olan göçmenler randevu alamamakta ve aşı hizmetinden mahrum kalmaktadır. Fakat unutulmaması gereken husus, GKY’nin 27. Madde’nin 1. Fıkrası’nın e bendine göre, bulaşıcı salgın koşullarında her türlü tedbir ve önlem alınması esastır.

Sonuç olarak, Türkiye’de hayatını idame ettiren göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişim sürecinde karşılaştıkları yapısal ve çok katmerli eşitsizlik yaratan engeller söz konusudur. Yasal statü yadsınmamakla birlikte çeşitli konularda faaliyet yürüten gönüllü inisiyatifler, STK’lar, yerel ve kamu kurum ve kuruluşları bu noktada göçmenlerin sağlığa erişim sürecinde karşılaştıkları engelleri aşmak ve birtakım kolaylaştırıcı faaliyetlerde bulunma amaçları kayda değerdir. Ancak yasal güvencenin sağladığı haklar tam anlamıyla toplumsal gerçekliğe nüfuz edememiştir. Bu yönüyle yasalar önünde eşitlik hali beraberinde hakkaniyeti getirmemektedir. Bir başka ifadeyle, göçmenin yasal hakkı olan sağlık hakkına erişim; sosyokültürel, ekonomik, toplumsal cinsiyet kalıp yargıları vb. gibi pek çok diğer parametreler ile belirlenir. Dolayısıyla yasalar önünde eşitliğin sağlık hizmetlerine erişim noktasında yeterli olmadığı görülmüştür. Bu anlamda var olan katmerli eşitsizlik hali göçmenlerin kırılganlığını yeniden üretmektedir.

KAYNAKLAR

2013/8 Sayılı Suriyeli Misafirlerin Sağlık ve Diğer Hizmetleri Hakkında (2013). http://madde14.org/images/8/8f/AFADGenelge20138.pdf (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

 2014/4 Sayılı Geçici Koruma Altındaki Yabancılara İlişkin Hizmetlerinin Yürütülmesi Genelge’si (2014). https://www.ailevecalisma.gov.tr/uploads/athgm/uploads/pages/goc-afet-ve-acil-durumlarda-psikososyal-destek/2014-4-sayili-genelge.pdf (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

2015/8 Sayılı Geçici Koruma altındaki Yabancılara İlişkin Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Genelge’si (2015). http://www.madde14.org/images/7/77/AFADGenelge20158.pdf (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

2200 Sayılı Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşme (1966).  https://unmik.unmissions.org/sites/default/files/regulations/06turkish/TIntCovEcSocCulRights.pdf (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun. (1961). T.C. Resmî Gazete (10705, 5 Ocak 1961).

2709 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2016.pdf (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

27851 Sayılı Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezleri Yönetmeliği (2011). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/02/20110219-12-1.pdf (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

39942531 Sayılı Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslar Yönergesi (2015). https://dosyasb.saglik.gov.tr/Eklenti/1376,saglik-bakanligi-gecici-koruma-yonergesi-25032015pdf.pdf?0 (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

49654233 Sayılı Göçmen Sağlığı Merkezleri/Birimleri Yönergesi (2015). https://kms.kaysis.gov.tr/Home/Goster/44258?AspxAutoDetectCookieSupport=1 (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (2006). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/06/20060616-1.htm (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

5902 Sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun (2009). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/06/20090617-1.htm (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (2013).  https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/04/20130411-2.htm (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

6883 Sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği (2014). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/10/20141022-15.htm (Erişim Tarihi: 2021)

7217 Sayılı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1949).  http://www.multeci.org.tr/wp-content/uploads/2016/12/Insan-Haklari-Beyannamesi-1.pdf (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

Abacıgil, F. ve Canbaz, S. (2019). Sağlığın sosyal belirleyicileri ve göç. Ö. Boztaş (Ed.) Göç ve Sağlık (ss. 212-219). Ankara: Uzerler Matbaacılık.

Adıgüzel, Y. (2020). Göç sosyolojisi. Ankara: Nobel.

Agah, H. (2020). Covid-19 Krizi Sürecinde Türkiye’deki Sığınmacı Durumu. Ankara: TEPAV.

Akbulut, B., vd. (2020). Göç Yollarında Görülmeyen Hayatlar. Ankara: Kalkınma Atölyesi.

Akdeniz, E. (2021). Göçmen emeğinin küresel devinimi sekizinci kıta. İstanbul: Kor Kitap.

Akdeniz, E. (2021). Mülteciler ne zaman aşı olacak? Evrensel. 11 Ocak 2021 https://www.evrensel.net/yazi/87930/multeciler-ne-zaman-asi-olacak (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Aktan, İ. (2021). Polat S. Alpman: Bitmeyen Tanzimat sendromu muhalefeti de yönetiyor. Polat S. Alpman ile söyleşi. Gazete Duvar. 27 Mart 2021 https://www.gazeteduvar.com.tr/polat-s-alpman-bitmeyen-tanzimat-sendromu-muhalefeti-de-yonetiyor-makale-1517359 (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Ali, M. S., vd. (2020). Covid-19 Pandemisi’nde Mülteci Kadınların Temel Haklara Erişimine İlişkin Araştırma Raporu. İzmir’de Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği.

Ateş, M. ve Aba, G. (2015). Sağlıkta eşitsizlikler. İstanbul: Beta Yayıncılık.

Avcı, E. vd. (2020). Kentsel Hizmetlere Göç Perspektifinden Bakmak: Pandemi Döneminde İstanbul Örneği. İstanbul: Yerel İzleme, Araştırma ve Uygulamalar Derneği.

Ayaeş, S., vd. (2020). Virüs mü, Yoksulluk Mu? Ankara: Kalkınma Atölyesi.

Bakan Soylu: 2020’de yakalanan düzensiz göçmen sayısı 122 bin 302’ye düştü (2021, 31 Mart). TRT Haber, https://www.trthaber.com/haber/gundem/bakan-soylu-2020de-yakalanan-duzensiz-gocmen-sayisi-122-bin-302ye-dustu-569021.html

Başpınar, A., vd. (2020). Covıd-19 Sürecinde Türkiye’de Göçmen ve Mültecilerin Durumu. Sağlık ve Toplum Özel Sayı, 112-118.

Bayraktar, S., vd. (2020). Salgında Ötelenenler. Ankara: Kalkınma Atölyesi.

Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği webinarda mültecilere yönelik güncel araştırmalar tartışıldı (2021, 6 Mart). Boğaziçi Üniversitesi Haberler, https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/bogazici-universitesi-insani-gelisme-uygulama-ve-arastirma-merkezinin-duzenledigi-webinarda

Bozok, M. ve Bozok, N. (2018). “Göçmen istekleri” yaklaşımı ışığında Beykoz, Karasu Mahallesi’ndeki refakatsiz Afgan göçmen çocuklarının yaşamlarını sürdürme mücadeleleri. Moment Dergi, 5(2), 416-440.

Bozok, M. ve Bozok, N. (2020). Pandemi Mevcut Sorunları Derinleştirdi: İstanbul’da Kayıtdışı Afgan Göçmenler, Sağlık, Hastalık ve Kovid-19 Pandemisi. Göç Dergisi, Cilt 7, Sayı 2, 165-188.

Çağlayan, S. (2006). Göç kuramları, öç ve göçmen ilişkisi. Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilimler Dergisi, Güz, sayı 17, 67-91.

Deniz, Ç. A., Ekinci, Y. ve Hülür, B. A. (2016). “Bizim müstakbel hep harap oldu” Suriyeli sığınmacıların gündelik hayatı Antep-Kilis çevresi. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Doğanay, C. vd. (2020). Zorunlu Göçmenler için sosyal Eşitlik: Pandemi Sürecinde Yerel Yönetimlerin ve STK’ların Rolü. Ankara: TEPAV.

DSÖ (2006). Dünya Sağlık Örgütü Anayasası. 21 Mayıs 2021 tarihinde https://www.who.int/governance/eb/who_constitution_en.pdf adresinden erişilmiştir.

Durmaz, N., Topateş, H. ve Kalfa-Topateş, A. (2017). İşçi sağlığı ve güvenliği açısından denizli ilindeki İranlı LGBTİ göçmenlerin çalışma deneyimleri, Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran, 37-43.

Erder, S. (2020). Göçmenlik, mültecilik ve değişen “uyum” anlayışı. S. Dedeoğlu, S., S. Gül ve Ö., K, Nizam (Ed.). Türkiye’de Mültecilik, Zorunlu Göç ve Toplumsal Uyum Geri Dönüş Mü, Birlikte Yaşam Mı (ss. 21-37). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Erdoğan, M., M. (2020). Suriyeliler baramotresi 2019 suriyelilerle uyum içinde yaşamın çerçevesi. Ankara: Orion Kitabevi.

Erkılıç, O. (2021). “Suriyeli Mültecilerin Aşıya Erişim Sorunu Var ” Şebnem Korur Fincanlı ile söyleşi. Amerika’nın Sesi. 25 Nisan 2021 https://www.amerikaninsesi.com/a/suriyeli-multeciler-corona-virusu-asi-erisim/5866068.html (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Ertem, M. ve Keklik, K. (2019). Göç edenlerin sağlık gereksinimleri ve sağlık hizmetlerine erişim.  Ö. Boztaş (Ed.) Göç ve Sağlık (ss. 46-53). Ankara: Uzerler Matbaacılık.

Etiler, N. ve Lordoğlu, K. (2010). Göçmenlerin Sağlık Sorunları: Ev Hizmetlerinde Bir Alan Araştırması, Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu II Bildiriler, Petrol-İş Yayını,113: 93-118.

Gelgeç Bakacak, A., Akalın, E. ve Öktem, P. (2019). Türkiye’ye farklı ülkelerden göç etmiş kadınların sağlık hizmetlerine erişimi üzerine nitel bir alan araştırması. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 36 (2) , 383-399.

Güllüpınar, F. (2019). Göç ve Türkiye’de göç olgusunun sosyolojik analizi. Ö. Boztaş (Ed.) Göç ve Sağlık (ss. 18-27). Ankara: Uzerler Matbaacılık.

HASUDER (2020). Göçmen sağlığı çalışma grubu. Ankara: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği.

Hiçdurmaz, Z. ve Yüksel, H. (2020). Sağlık Hakkı Perspektifinde Avrupa’da Yaşayan Düzensiz Göçmenlerin Sağlık Hizmetlerine Erişimi. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 19 (1), 37-60.

ILO (2020). Covid-19 pandemisinde göçmen işçileri korumak (2020, 14 Nisan). Politika Bilgi Notu, https://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—europe/—ro-geneva/—ilo-ankara/documents/publication/wcms_745357.pdf

ILO (2020). Türk İşgücü Piyasasında Suriyeli Mülteciler. Ankara: ILO Türkiye Ofisi.

IOM (2020). Dünya Göç Raporu: 2. Bölüm Göç ve Göçmenler: Küresel Bakış. Geneva: International Organization for Migration.

İBB (2020). İstanbul Göç Araştırması Raporu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi.

İBGİK (2020). İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi Korona Pandemisi Raporu. İzmir: İzmir Barosu.

İçduygu, A. ve Özçürümez, S. (2020). Zorunlu göç deneyimi ve toplumsal bütünleşme kavramlar, modeller ve uygulamalar ile Türkiye. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

İzmir Kent Konseyi. (2020). Pandemi Sürecinde Mülteci Göçmenlerin İhtiyacı ve Hizmetlere Erişimde Durum ve İyileştirici Öneriler Raporu, İzmir Büyükşehir Belediyesi.

Kalfa-Topateş, A., Topateş, H. ve Durmaz, N. (2018). Özgürlük Arayışında “Mecbur İnsan” Olmak: Denizli İşgücü Piyasasında İranlı Mülteciler, Çalışma ve Toplum Dergisi, 4(59), 2015 – 2045.

Karakaş, B. (2020). Göçmen ve mültecilerin pandemi günlerinde Türkiye’de sağlık hizmetlerine erişimi. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği.

Kasapoğlu, A. (2011). Sosyolojiye giriş. Ankara: Ankara Üniversitesi Uzaktan Eğitim Yayınları.

Kasapoğlu, A. (2016). Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin Dönüşümü. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 19(2), 131-174.

Koç, M. (2019). Türkiye’ye Düzensiz Afgan Göçü ve İran’ın Göç Politikaları. Ankara: İran Araştırmaları Merkezi.

Küçük, A. (2020). Türkiye’de Göç ve Sağlık Politikaları Analizi: “Sıhhat Projesi” Örneği, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 20(47), 473-496.

Manap, Ç. (2020). Değişen göç politikaları bağlamında Türkiye’de Iraklı mülteciler. S. Dedeoğlu, S., S. Gül ve Ö., K, Nizam (Ed.), Türkiye’de Mültecilik, Zorunlu Göç ve Toplumsal Uyum Geri Dönüş Mü, Birlikte Yaşam Mı (ss. 371-393). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

MERGÖÇ (2021). MERGÖÇ Buluşmaları 2. 17 Mart 2021 tarihinde https://www.youtube.com/watch?v=HqshkD-UB7I&t=7140s adresinden erişilmiştir.

Mixed Migration Centre. (2020). Bilinmeyen Yön Türkiye’de Afganlar İlerleyen Afganlar. 20 Mayıs 2021 tarihinde https://mixedmigration.org/wp-content/uploads/2020/06/115_destination_unknown_policy_brief_tr.pdf adresinden erişildi.

Öğüt, E., H. (2016). Geçici Göçün Sesleri: İstanbul’daki Keldani-Iraklı Göçmenlerin Müzik Pratikleri. Alternatif Politika, 8(3), 460-473.

Peker, A. (2020). Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Sağlık İhtiyaç Analizi Araştırması, Final Raporu. Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı.

Rottmann, S., B. (2021). Geçici koruma altındaki kişilerin entegrasyonu (Çev. A. Ç. Deniz). C. Tüzün (Ed.). Koruma, kabul ve entegrasyon Türkiye’de mültecilik (ss. 191-265). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi hakkında Kanun (1961). https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.4.224.pdf (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Sevinin, E. (2020). Göçmenlerin İstanbul’daki Sağlık Hizmetlerine Erişimlerinin Önündeki Engeller ve Kolaylaştırıcılar, Saha Raporu. İstanbul: Göç Araştırmaları Derneği.

SEVKAR (2020). COVID-19 Salgını Döneminde Mülteci ve Göçmenlerin Durumlarına İlişkin Rapor. İstanbul: Sevgi ve Kardeşlik Vakfı.

SGDD-ASAM (2020). Covid-19 Salgınının Türkiye’de Mülteciler Üzerindeki Etkilerinin Sektörel Analizi, Rapor. https://www.stgm.org.tr/e-kutuphane/covid-19-salgininin-turkiyede-multeciler-uzerindeki-etkilerinin-sektorel-analizi (Erişim Tarihi: 21.05.2021)

Sıhhat Project. (2021). Faaliyetler. http://www.sihhatproject.org/faaliyetler.html (Erişim Tarihi: 20.05.2021)

Sınır dışı ile ölüm arasında: Sağlığa erişemeyen göçmenler (2020, 30 Temmuz). Gazete Duvar, https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/07/30/sinir-disi-ile-olum-arasinda-sagliga-erisemeyen-gocmenler-2

Şavran, T. G. (2013). Toplumsal eşitsizlikler ve sağlık. O. Elbek (Ed.). Kapitalizm sağlığa zararlıdır (ss. 57-90). İstanbul: Hayykitap.

T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü. (2021). İstatistikler. 19 Mayıs 2021 tarihinde https://www.goc.gov.tr/ adresinden erişildi.

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı. (2021). Bakan Yılmaz: Türkiye´deki Suriyelilerin okullaşma oranı yüzde 63´e yaklaştı. http://www.meb.gov.tr/bakan-yilmaz-turkiyedeki-suriyelilerin-okullasma-orani-yuzde-63e-yaklasti/haber/16453/tr%20adresinden%209.03.2020 (Erişim Tarihi: 13.05.2021)

Tar, Y. (2020). Covid-19 Salgını Türkiye’deki LGBTİ+’ları Nasıl Etkiliyor? 17 Nisan 2020 https://tr.boell.org/tr/2020/04/17/covid-19-salgini-turkiyedeki-lgbtilari-nasil-etkiliyor (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

TTBMK (2016). Savaş, göç ve sağlık. Ankara: Türk Tabipler Birliği Yayınları.

Turk Toraks Derneği. (2020). Prof. Dr. Ali Ergur ile “Pandemiye Sosyolojik Pencereden Bakış” konulu söyleşi. 16 Nisan 2020 https://www.youtube.com/watch?v=tAmuW8F7_Eg (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Turner, B. (1997). Eşitlik. (Çev. B. S. Şener). Ankara: Dost Kitabevi.

TÜRK-İŞ (2019). Göçmenlerin iş sağlığı ve güvenliği konuları. Ankara: Türkiye İşçi Sendikaları Konfedarasyonu. 

Uçkaç, D. (2020). Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişimi ve kullanımı: Kahramanmaraş ili örneği. Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Sütçü İmam Üniversitesi, Kahramanmaraş.

UNCHR (2019). Küresel Eğilimler Raporu. https://www.unhcr.org/5ee200e37/ (Erişim Tarihi: 20.05.2021)

UNCHR (2020). Türkiye İstatistikleri. 15 Mayıs 2021 tarihinde https://www.unhcr.org/tr/unhcr-turkiye-istatistikleri adresinden erişildi.

Uyar, L. (2006). Birleşmiş milletler’de insan hakları yorumları insan hakları komitesi ve ekonomik, sosyal ve kültürel haklar komitesi, 1981-2006. (Çev. ve Der. L. Uyar). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Yıldırım, S., G. (2020). Göçün eksilmeyen aktörleri: Afganlar. S. Dedeoğlu, S., S. Gül ve Ö., K, Nizam (Ed.). Türkiye’de Mültecilik, Zorunlu Göç ve Toplumsal Uyum Geri Dönüş Mü, Birlikte Yaşam Mı (ss. 394-408). İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Yılmaz, F. (2020). Yaşam seyri perspektifinden sağlıkta eşitsizlikler. Ankara: Nobel

Zengin, N . (2010). “Sağlık hakkı” ve Sağlık hizmetlerinin sunumu. Sağlıkta Performans ve Kalite Dergisi, 1 (1) , 44-52.

DİPNOTLAR

[*] Düzensiz ve kayıt dışı göçmen aynı anlamda kullanılmıştır.

[†] Erişilebilirliğin birbiriyle kesişen 4 boyutu vardır (Zengin, 2010: 50):

  1. Ayrımcılık Yapmama: Sağlık hizmetleri genel nüfusun en dezavantajlı (örneğin göçmenler, kadınlar, çocuklar, engelliler, queer bireyler, yaşlılar, mahkûmlar ve HIV/AIDS’li bireyler) bireylerini kapsayacak şekilde hukuken ve fiilen erişilebilir olmalıdır.
  2. Fiziksel Erişilebilirlik: Sağlık hizmetleri bahsi geçen bireylerin erişimi için fiziksel koşullarda uygunluğa dikkat edilmelidir.
  3. Ekonomik Erişilebilirlik: Sağlık hizmetleri bahsi geçen bireyler için makul düzeyde olmalıdır.
  4. Bilgiye Erişilebilirlik: Sağlık hizmetleri bahsi geçen bireyler için bilgilendirilmeye açık olmalıdır.

[‡] Castles ve Miller’e göre (2008; akt. Adıgüzel: 2020: 24), küreselleşme olgusunun göç olgusuna etkisini şu şekilde özetlemek mümkündür:

  • Göç hareketliliği sürecinde kaynak, transit ve hedef ülkelerin çeşitliliğinin artması.
  • Göç sürecine katılan bireylerin sayıca artması.
  • Göçün niteliğinin farklılaşması ve çeşitlenmesi.
  • Kadınların daha fazla göç sürecinde görünür olması.

Kısacası göçler çağında pek çok ülke göç sürecinde rol oynamakta ve pek çok ülke çeşitli göç türlerini deneyimlemektedir. Bununla birlikte göçün kendi niteliği de değişmektedir. Örneğin son on yılda ciddi sayıda zorunlu göçmen olgusu söz konusudur.

[§] Bir bireyin veya kitlesel bir grubun transit veya hedef ülkeye yasa dışı yollardan dahil olması ve hayatını idame ettirmek için gerekli koşulları belgeleyemeyen kişi veya kişilere düzensiz göçmen denmektedir (Adıgüzel, 2020: 5).

[**] Türkiye’de bulunan göçmenlerin yasal statüsüne “Göç Mevzuatı” bölümünde değinilmiştir.

[††] Sosyal Uyum Yardımı (SUY) olarak bilinir. Gerekli koşulları belgelemiş olan bireylere, Kızılay aracılığıyla her ay 120 lira nakdi olarak aktarılır. Erdoğan (2020: 42)’a göre bu yardımlar, 1,5 milyon GK ve 175 bin UK statüsünde bulunan birey için istikrarlı olmuştur. Dolayısıyla bu noktada Türkiye’de bulunan ve çalışma çağında olan yabancı nüfus için sürdürülebilir olmadığı aşikârdır.

[‡‡] Göçmenlerin genel görünümleri araştırmanın konusu bağlamında öne çıkan hususlardır.

[§§] Şartlı mülteci ve ikincil koruma için 2013 yılında yayımlanan YUKK’un 62 ve 63 üncü maddelerine ayrıca bakabilirsiniz. 20 Mayıs 2021 tarihinde https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.6458.pdf adresinden erişilmiştir.

[***] 31 Mayıs 2006 yılında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bahsi geçen kanunun 60. Madde’sinin 2. Fıkrası’na göre, vatansızlar ve sığınmacılar; bahsi geçen maddenin 9. Fıkrası’nın d, e ve f bentleri dışında kalan koşullar ekseninde, bahsi geçen fıkranın g bendine göre genel sağlık sigortalısı olarak kabul edilir.

[†††] Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 29.05.2009 tarihli ve 5902 sayılı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun kapsamında Resmi Gazete’de yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

[‡‡‡] Örneğin 2018 tarihli ve 11208 sayılı “Geçici Koruma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” kapsamında yer alan 2 inci madde gereğine, 2014 tarihli “Geçici Koruma Yönetmeliği” kapsamındaki 26 ıncı maddenin 4 üncü fıkrasındaki “AFAD” ibaresi yerine “Genel Müdürlük” ibaresi getirilmiştir. Diğer bir ifadeyle AFAD haricinde bir başka aktör olarak “Göç İdaresi Genel Müdürlüğü”nü görmekteyiz.

[****] 24.12.2019 tarihli ve 30988 sayılı Kanun ile YUKK’un 89. Madde’sinin 3. Fıkrası’nın (a) bendi değiştirilmiştir. Bu düzenleme ile herhangi bir sağlık güvencesi olmayan veya ödeme gücü bulunmayan Uluslararası Koruma başvuru ve statü sahiplerinin genel sağlık sigortaları bir yıl olarak sınırlandırılmıştır. Bunda ötürü hâlihazırda bu durumda olan herkesin genel sağlık sigortaları iptal edilmiştir. Ancak gerekli koşullar sağladığında, sınırsız süreçte sağlık hakkından yararlanılabilir.

[††††] Ayrıca hiçbir durumda kaydı olmayan düzensiz göçmenler, 2015 yılında yayımlanan “Geçici Koruma altındaki Yabancılara İlişkin Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi” Genelgesi çerçevesinde; acil durumlarda ve kamu sağlığı için salgın ve bulaşıcı hastalık hallerinde sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanabilir.

[‡‡‡‡] Proje faaliyetlerine SIHHAT Project web sitesi aracılığıyla bakabilirsiniz. http://www.sihhatproject.org/ (Erişim Tarihi: 22.05.2021)

Bu yayın, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı kapsamında yapılan “Seminer Ödevi” raporudur. Bu çalışma boyunca emeği geçen hocam Günnur Ertong ATTAR başta olmak üzere sınıf arkadaşlarım olan Aysu KEÇELİ, Seçil SEVİM ve Doğukan ALTIPARMAK’a teşekkür ederim.

Önerilen Yazı
Pandemi Süreci Hane İçi İlişkisellikte, Emek ve İşbölümü Ekseninde Kadının Görünürlüğü

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba ben Mustafa, Mersin Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Dolayısıyla bu süreçte yazdığım yazıları sizinle de paylaşmak için buradayım. Mail Adresi: mstfdnmzz5@gmail.com

Yorum yap