İnsanın Anlam Arayışı Kitabının Analizi

İnsanın Anlam Arayışı'nda, Frankl'ın toplama kamplarında yaşadığı deneyimler ve kendisinin kurduğu logoterapi yer almaktadır.

insanin anlam arayisi kitap analizi

20.yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor Frankl, kitabının ilk bölümünde İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimlerini aktarırken ikinci bölümde ise kendi kurmuş olduğu logoterapinin detaylarını günlük yaşamdan örnekler vererek açıklamaktadır. Frankl’ın toplama kamplarında deneyimlediği her olay, orada tutuklanmış insanların psikolojik olarak hangi aşamalardan geçtiklerini daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birinci bölümünü iyi analiz ettiğimizde Frankl’ın neden logoterapiyi kurma gereksinimi duyduğunu da iyi anlamış olacağız.

Yazar bir süre Auschwitz toplama kampında tutsak olarak çalıştırılmıştır. Auschwitz toplama kampı, 1940 yılında Polonya/Krakow yakınlarında inşa edilen ve çoğunluğunu Yahudilerin oluşturduğu, 4 milyondan fazla tutsağın imha edildiği Nazi toplama kampıdır. (Frankl, 2009) Burada insanlar en aşağılık sınavlardan geçirilirken aynı zamanda birçok işte çalıştırılıyorlardı. Meslektaşlarının çoğu ilkyardım istasyonlarında çalışırken Frankl, demiryolunda kazı yaparak ve ray döşeyerek çalışmıştır.

Toplama kamplarında tutuklulara numaralar verilmiştir. Bu süreci kimliksizleştirme süreci olarak okumak mümkündür. Milyonlarca insan ailelerinden uzak, onların hayatta olup olmadıklarından bihaber, insani davranışlardan ve duygusallıktan uzaklaştırılmaları zorlanarak, fiziksel anlamda da çok zor şartlar altında çalıştırılarak senelerce tutsak tutulmuşlardır. Dikenli teller, gözetleme kuleleri, tarama lambaları, duman odaları, kapolar gibi etkenlerle çevrelenmişler, fiziksel olarak tutsaklığı çok derin bir şekilde hissetmişlerdir. Fakat burada insanlar fiziksel anlamda çok zor şartlarda olsalar da düşünce ve anlam dünyalarında daha büyük sınavdan geçmişlerdir. Çünkü insanların duygusallığı, mimikleri, düşünme kabiliyetleri, inançları ve mizahları da yok edilmeye çalışılmıştır. Frankl’ın açıklamasına göre kamp sakinlerinin kamp yaşamına yönelik ruhsal tepkilerini kronolojik olarak üç aşamada açıklamak mümkündür: 1- Kampa alınışı, alışma süreci. 2- Kamp yaşamına uyum sağladığı dönem, benimseme, kabullenme. 3- Özgür kaldığındaki ruhsal durumu, kişiliksizleşme, hissedememe.

İnsanlar kampa ilk girdiklerinde başlarına geleceklerden bihaber oldukları için hem endişeli hem de ruhsal olarak az yıpranmış oluyorlar. İlerleyen süreçte ortama alışmakla birlikte geleceğin belirsizliği, anksiyete yüksekliği, sevdiklerinden haber alamama ve kimliklerinden uzaklaştırılmaya başladıkları için kendi iç dünyalarıyla bir savaş içerisinde olmuşlardır. En son aşamada eğer bir şekilde kurtulmuşlarsa ve kamptan ayrılmışlarsa dış dünyaya adapte olmakta zorluk çektikleri gibi kendilerine de yabancılaştıklarını görmekteyiz. Duygularından arınmış, tepki vermekten uzaklaşmış soğuk bir ruh ile karşı karşıya kalmışlardır. Tabii ki genellemek doğru bir davranış olmaz. Çünkü herkesin iç dünyası, dayanıklılık derecesi, kendisini bağladığı ilkeleri, inancı ve umudu farklı düzeydedir.

Tutukluların başında emir veren gardiyanlardan bahsetmek gerekirse burada aklımıza kapolar gelmektedir. Kapolar tutukluların arasından seçilmektedir ve seçilirken birçok etken göz önünde bulundurulur. Tutukluların içinden en acımasız, tepkisiz, duygularından arınmış ve en hayvani olanlar bu iş için seçiliyordu. Buradaki durumu insanları onursuzlaştırma ve haysiyetsizleştirme süreci olarak okumak mümkündür. Kapolar bir biçimde empati yapabilecekleri, kendileriyle aynı durumda olan insanlara ihanet ederek karşı tarafa geçmektedirler. Bunun hiç kolay olmadığı da aşikardır çünkü bir nevi benliklerinden vazgeçerek o göreve gelmişlerdir.

Toplama kampındaki herkesin sürecinin farklı işlediğinden söz etmiştik. “Kampta fiziksel ve zihinsel yaşamın olabildiğince ilkelliğe zorlanmasına karşın tinsel(manevi) yaşamın derinleşmesi olasıydı. Zengin bir entelektüel yaşama alışmış olan duyarlı insanlar daha çok acı çekmiş olabilirler ancak benliklerinin maruz kaldığı hasar daha az olmuştur. Bu insanlar çevrelerindeki dehşet verici dünyadan kopup, içsel zenginlikten ve tinsel özgürlükten oluşan bir dünyaya çekilebilmişlerdir.” (Frankl, 2009)

Frankl, bizim yaşamdan ne beklediğimizden ziyade, yaşamın bizden ne beklediğini anlamamız gerektiğine vurgu yapmakla birlikte insanı insan yapan nediBazı insanlar yaşam gayelerinin hiç farkında olmadan, anlamını kavrayamadan tüketirler. İnsan için anlam dünyası çok önemlidir eğer bunun farkındalığını kazanamazsa, hayattan tat almak da gitgide zorlaşmaktadır. Frankl da bunun farkındaydı, belki de toplama kampındaki zorlayıcı hayat tecrübesi onun hayatı farklı görmesi ve anlamlandırmasında itici güç oldu. Burada diğer önemli bir vurgu da her insanın dünyayı farklı görmesi ve iç dünyasındaki önem derecesinin farklı olmasıdır. İnsanın, yaşamdan çıkarsayacağı anlamı ve kendisinden beklenilenleri kendisinin bulması gerekmektedir. Yazar, logoterapi’de de bu ilkeleri esas kabul ederek stratejiler geliştirmiştir.

İkinci bölümde yazar kendi kurduğu Logoterapi’yi açıklamıştır. Logoterapi, logos(anlam) ve terapi kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Logoterapi anlam merkezli bir psikoterapidir. Hasta tarafından gelecekte yerine getirilecek anlamlar üzerinde odaklaşır. Logoterapi’ye göre, kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici güçtür. Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre insanların %89’u insanın, uğruna yaşayacağı “bir şey”e ihtiyaç duyduğunu kabul etmiştir. Yazar da burada hayatın anlamının kavranılmasının önemine vurgu yapmaktadır. Burada önemli olan bir nokta logoterapi ile bir şey dayatılmaz insan kendine göre bir anlam çıkartır ve bu anlama varması onun kendi yöntemiyle olmalıdır. Dışarıdan bir etkenin ona anlamı dayatması ile mümkün değildir. Çünkü hayatın anlamı, düşünme biçimi, bir şeye atfedilen anlamın mahiyeti herkese göre farklı olabilmektedir.

Yazar, “varoluşsal” teriminin 3 şekilde kullanıldığından bahsediyor:

  1. Kendisini yani insan olma durumunu anlatmak için,
  2. Varoluşun anlamı için,
  3. Kişisel varoluşta somut bir anlam bulmaya yönelik arayış (anlam sistemi anlamında).

Varoluşsal engellenme olursa bu durum nevroza yol açabilir. Buna “noöjenik nevrozlar” denmektedir. Noöjenik nevrozlar, itkilerle içgüdüler arasındaki çatışmalardan değil, daha çok varoluşsal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Varoluşsal boşluk; ne yapacağını bilememe, hayatın amacını kavrayamama. Bir araştırmaya göre Avrupalı öğrencilerin %25’inin, Amerikalı öğrencilerin %60’ının varoluşsal boşluk içerisinde olduğu saptanmış. Varoluşsal boşluk yaşayan insanlar ya diğerinin yaptığı şeyleri arzular(uydumculuk) ya da diğer insanların kendisinden yapmasını istedikleri şeyleri yapar(totalitercilik).

Kitapta geçen bir başka terim ise “çelişik niyet”tir. Oldukça dikkat çeken bu terim gündelik yaşamımızdan somut örnekler verilerek açıklanmıştır. Çelişik niyeti kısaca korkulan şeyin başa gelmesi olarak ifade edebiliriz. İstenilen şeyin tam tersini yapmak gerekir ve burada önemli olan nevrotik korku veya takıntıyla alay etmektir. Dışarıdan bir insanın değil bu durumu yaşayan insanın kendisinin alay etmesi gerekir.

Logoterapi’ye göre yaşamın anlamını 3 farklı yoldan keşfedebiliriz:

  1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak(başarı),
  2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek(sevgi),
  3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek.(Frankl, 2009)       

Kısa bir değerlendirme:

İnsan yaşamı hem fiziksel anlamda hem de manevi-düşünsel anlamda çok çeşitli aşamalardan geçebiliyor. Bazen çok zor şartlar altında yaşamamız gerekebilir. Ama bu sınavlardan inancına bağlı olan, entelektüel birikime sahip olan, içindeki sevgi ile kendine yetebilen, mizah seviyesine sahip olan (bir tek espri anlamında değil, hayatı genel görüp hayatla da yeri gelince mizah yapabilen) veya hayal dünyası güçlü olan insanların, çok fazla zorluktan geçseler dahi hayatı anlamlandırabildikleri için ruhsal çöküntüye girmeleri zordur ve kendilerini ayakta tutabilmektedirler. Hayatımızda acı da çekebiliriz fakat acının içinde de bir anlam bulabiliriz. İnsanlığın en acınası dönemine dahi denk gelsek düşünce dünyamızda özgür olduğumuzu unutmayalım ve kendimize düşünmek için izin verelim. Yaşamın bir anlamı olduğu takdirde insanlığın da daha iyi bir yere gelmesi olasıdır.

Kaynakça

Frankl, V. E. (2009). İnsanın Anlam Arayışı. İstanbul: Okyanus yayınları.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhabalar, ben Sümeyye Kaya. Sakarya Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans öğrencisiyim. Merak ile başlayan serüvenime uzmanlaşarak devam etmek istiyorum. İnsanlığa ve ülkeme faydalı katkılar sunmak dileğiyle...

Yorum yap