Nişantaşı Teneke Mahallesi Kitap Analizi

nisantasi teneke mahallesi kitap analizi

Hacivat’ın evi

Köşede ufaraktan,

Bir tüfek atımı duraktan

Kapı pencere elekten,

Döşemeler zemberekten,

Dökülmekten,

Sökülmekten,

İncelmiş süpürülmekten.

Salah Birsel’in Teneke Mahallesindeki evinden ilham alarak yazdığı bu şiiri, Egemen Yılgür tarafından Teneke Mahallesinin birkaç cümleye sıkıştırılmış muazzam bir özeti olarak alıntılanmıştır. Nişantaşı Teneke Mahallesi kitabında Egemen Yılgür bu çalışmasıyla dönüşen toplumsal düzende biri diğerinin hemen yanı başında olan iki bölgenin birbirinden mekânsal olarak nasıl ayrıştığını birçok bağlamda ele almıştır: Nişantaşı’nda bulunan ve Teneke Mahallesi olarak adlandırılan, teneke mahalle yoksulluğundan orta sınıf yerleşimine geçen mahalleyi derinlemesine ele almakla birlikte bu mahalleyi sınırları içerisinde yer alan Nişantaşı ile de kıyaslamaktan ve yer yer eleştirmekten kaçınmamıştır. Çalışma bir tez çalışması olmakla birlikte, araştırma tüm kapsamıyla okuyucuya sunulmaya çalışılmıştır.

Teneke Mahallesi, Nişantaşı “elitlerinin” oturduğu çok sayıda sokakla birlikte Meşrutiyet Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Kaynak kişiler, “teneke mahallesi” adlandırmasından çok hoşnut olmasalar da bölgede yaşayan “Çingene” etnisitesine sahip bireyler bu adlandırmayı yadsımamaktadır. Mahallede ekonomik faaliyetler; kurşunculuk, başlıkçılık gibi enformel ilişkilere dayanmaktadır. Yazar kitabın giriş kısmında, çalışmada Teneke Mahallesinde gerçekleştirilen ekonomik faaliyetlerin enformel sektör içerisinde neden son derece kısıtlı bir alanla sınırlı kaldığının tartışılacak olduğunu belirtmektedir. Ancak Egemen Yılgür, ekonomik faaliyetlerden daha fazlasını ele almıştır.

Yılgür’ün araştırma için seçtiği örneklem; mahallede halen yaşamakta olan mahalle sakinleri, uzun yıllar yaşamış olan mahalle sakinleri ve Nişantaşı’nda yaşayan bireylerden oluşmaktadır. Yazar, araştırmasında çektiği zorluğun mahallede halen yaşamakta olan bireyler ile eskiden yaşamış olan bireyler arasında karşılaşılan düşünce farklılıkları olduğunu ve toplamda 23 ana görüşme yaptığını belirtmektedir.

Kitap; giriş, beş ana başlık altında toplanan beş bölüm, sonuç ve gazete yazısı, fotoğraflar gibi materyallere yer verdiği “ekler” kısmından oluşmaktadır.

Birinci bölümün ilk kısmında Yılgür, Teneke Mahallesinin tarihçesine değinmektedir. Bu tarihçede tahmin edileceği üzere Nişantaşı’nın gözde bir yerleşim yeri olma sebeplerine de yer verilmektedir. Yazar bölümün ikinci kısmında Nişantaşı’nın bir Batılılaşma simgesi olarak da kullanıldığından bahsetmektedir. Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanına referans veren yazar, romanda Nişantaşı-Şişli civarında olan Harbiye’nin Batılılaşmış yaşam biçimini temsil etmekte olduğuna dikkat çekmektedir. Nişantaşı, Batı tarzında olan yeni yaşama ev sahipliği yaparken hemen yanı başında onun aksi olan bir yaşam kültürünü yansıtan Meşrutiyet Mahallesi yer almaktadır. Bu mahallenin sakinleri, Nişantaşı’nın Batılılaşmış elitlerinin hizmetlerini görmüşlerdir. Bunun dışında Teneke Mahallesi, Nişantaşı sakinleri için uzak ve tehlikelidir. Suad Derviş’in Cumhuriyet Gazetesine hazırladığı yazılara da yer veren yazar, okuyucuya farklı materyaller sunarak metni zenginleştirmektedir. Teneke mahallesi ile ilgili en eski kayıt, 1899 tarihlidir. Teneke mahallesinin kuruluş döneminde bölgede iki tane yerleşim biçimi söz konusudur. Birinci yerleşim tipi, tarımcıların konutları; ikinci tip yerleşim tipi ise teneke evlerdir. Kesin olmamakla birlikte bu mahalleyi kuranların on beş hanelik bir çingene grubu olduğu biliniyor. Bu kısımda yazar, Refik Halit Karay’ın “Sonuncu Kadeh” ve Mois Gabay’ın Şalam gazetesinde yazdığı köşe yazısına da referans vermektedir. Kaynak kişilerden öğrenilenlere göre, mahalleye 20. yüzyıl başlarında Siirt başta olmak üzere, Doğu illerinden göçler yaşanmıştır. Bu göç, mahallenin nüfus yapısını etkilemekle birlikte mahallede Kürt nüfusunun varlığını da artırmaktadır. Sonrasında Niğde, Konya gibi başka illerden ve 1960’lardan sonra da Karadeniz bölgesinden çok fazla göç alınmıştır. Kitabın ikinci bölümünde, Teneke Mahallesinde gruplar ve gruplar arası ilişkiler ele alınmaktadır. Yazar bu bölümde ilk olarak “etnisite” kavramına değinmektedir. Etnik kimliğin tanımlanmasında, Etik ve Emik olmak üzere iki ana yaklaşım olduğunu açıklamaktadır. Etik bakışın emik bakış ile kimi zaman çelişebileceğini belirten yazar bu durumu araştırma ile bağdaştırarak Çingene örneğini vermektedir. Çünkü, Çingene olarak adlandırılan bireylerin büyük bir bölümü, bu adlandırmayı kabul etmemektedirler. Çalışmada kaynak kişilerin mahalledeki etnik gruplarla ilgili değerlendirmelerindeki çeşitlilik ve bu konuda tanıklıkta bulunmamayı tercih etmeleri, özellikle etik bakış açısıyla tanımlanan grup aidiyetlerinin bireyler açısından rahatsız edici olmasıyla ilişkilidir. Yazar bu kısımda Çingene’nin tanımını yapmaya ve biraz daha özüne inmeye gereksinim duymaktadır. Çingene kimliğine yüklenen önyargılar ve bu önyargıların Çingene kimliğine sahip olan bireylerde getirdiği sınırlandırmalardan bahsetmektedir. Bunun dışında, mahallede halen yaşamakta olan bireylerin çingenelerin varlığını kabul etmediklerini de eklemekte fayda vardır. Bir kaynak kişi, mahallenin en eski grubunun muhacirler olduğunu ancak Kürtler’in onlara Çingene dediklerini ve anlaşamadıklarını belirtmektedir. Nişantaşı sakinlerinin Çingenelere karşı bakışları nesillere göre farklılık göstermektedir. Yaş gençleştikçe, Çingeneler ile ilgili yorumların belirsizleşmesi ve pek çok insanın bilgi sahibi olmaması, yaşanan dönüşümün bir sonucudur. Burada gruplar arası ilişkiler bağlamında yazarın ele aldığı diğer olgular ise, düğünler ve Hıdırellez geleneğidir. Yazara göre mahallede grup kimliği en belirgin olan grup Siirtli Kürtlerdir. Bu kimliğin belirgin olmasında en büyük etmen ise, Kürtlerin Çingenelere kıyasla daha kendi içlerinde yaşıyor olmaları ve dillerine olan bağlılıklarıdır. Gerçekten de Çingenelerin oldukça çeşitli olan ekonomik faaliyetleri yelpazesi sebebiyle birçok müşteri kimliğiyle iletişim kurmaları, kendi dillerine bağlı bir grup olmalarını zorlaştırmaktadır. Mahallede yaşayan kalabalık gruplardan bir diğeri ise Arnavutlardır. Arnavutlar; bostancılık /mandıracılıkla uğraşanlar ve onlara kıyasla daha az gelir getiren farklı mesleklerle uğraşanlar olarak iki gruba ayrılmaktadırlar. Yazar, gruplar arasında herhangi bir ‘ötekilik’ ilişkisine yer verilmediğini belirtmekle birlikte bunun evlilik ilişkilerine yansımasında, önceleri karma evliliklere karşı olumsuz tepki verilirken zamanla bu aşılmıştır. Bu durumun aşılmasında yazar, Çingenelerin kültürel özelliklerinin silikleşmesinin etkili olduğunu vurgulamaktadır. Bu vurgu, yazar tarafından bir kaynak kişinin şu sözleriyle de desteklenmektedir: “ İlk başlarda oluyordu biraz. İşte sen Türksün sen Kürtsün diyorlardı. Birkaç hadise de oldu. Daha çok da yaşlıları. Yaşlı Kürtler o kemerli uzun elbiseli olanlar. Onlar istemiyorlardı çocukları bizlerle evlensinler. Sonra sonra o bu kalmadı. Karıştık birbirimizle.” Yazar üçüncü bölümde, Teneke Mahallesindeki ekonomik ilişkiler üzerinde durmuştur. Teneke Mahallesinde farklı gruplar, farklı mesleklerde yoğunlaşmaktadırlar: Arnavutların önemli bir bölümü mandıracılık ve bostancılık yapmaktadır. Çingenelerde ise çok çeşitli bir meslek grubu vardır. Kürtler; arabacılık, ayakkabı boyacılığı, kömürcülük gibi meslekler yapmaktadırlar. Bunun dışında, bazı meslekler farklı kökenler tarafından yapılmaktadır. Hademelik, ev işçiliği, yoğurtçuluk gibi meslekler de mevcuttur. Teneke Mahallesinde yaşam sadece enformel işler ile sınırlandırılmamaktadır. Teneke mahallesinde gerçekleştirilen ekonomik faaliyetler de yasalarla düzenlenmemiş olup; sepetçilik, yoğurtçuluk, elekçilik gibi meslekler bu sektör bağlamında ele alınmaktadır. Bu meslekler düzenli bir gelir getirmemekte ve ancak günlük ihtiyaçların karşılanmasına olanak vermektedir. Burada yazar ekonomik faaliyetlerin anlaşılabilmesi için sosyolojik kuramlara başvurmaktadır. Weber, ekonomik belirleyiciler dışında farklı bir toplumsal güç ortaya koyuyor: Statü. Yazar burada bir tartışma başlatıyor ve başlattığı bu tartışmayla da okuyucuyu okurken düşündürmeyi başarıyor: Ekonomik faaliyetlerin statü temelinde sınıflandırıldıkları söylenilebilir mi? Bu noktada; arabacılık ve ölü yıkamacılığı, sepetçilik ve ev terziliği gibi meslekler kendi aralarında kıyaslanmış olup gelir itibariyle çok önemli farkları olmayan bu enformel mesleklerin çeşitli nedenlerle ortaya çıkan statü farklılıkları nedeniyle farklı statü-tercih edilirlik kategorileri altında sınıflandırılabileceklerini ortaya koymaktadır. (Burada yazar, mahalle sakinlerinin verdikleri cevaplar doğrultusunda ekonomik faaliyetleri statü düzeyine göre sıralayan bir tabloya yer vermiştir. Genelde düşük statüdür ve hiç yüksek statü yoktur). Şişli’de yer alan sanayi kuruluşları, mahalle sakinleri için önemli bir istihdam alanıdır. Mahalle sakinlerinin ücretli çalışma deneyimleri; tütün, emprime ve ayakkabı sektöründe yoğunlaşmaktadır. Diğer bir alan da tekstil alanıdır. Bu sektördeki zorluk, üretimde kullanılan kimyasalların insan sağlığını bozucu etkisidir. Yazar bu kısımlarda fotoğraflar kullanarak olayı oldukça başarılı betimlemiştir. Bir mekânın herhangi bir kimlikle özdeşleşmesi, orada yaşayan insanların gelecek kuşaklarının dahi yaşam kalitesini etkileyecek önemli bir olaydır. Nişantaşı, Teneke Mahallesinde 1950’lere kadar mahallenin çingene kimliğiyle özdeşleşmiş olması, mahalle sakinlerinin geçinmek için yaptığı faaliyetlerin dar bir alana hapsolmasına neden olmuştur. 1950’lerden sonra çingene kimliğiyle özdeşleşen özelliklerine sahip olmayan bireyler çalışma alanlarını genişletmiştir. Sahip olanlar ise kısıtlı bir ekonomik alanda çalışmaya devam etmişlerdir. Dördüncü bölümde Teneke Mahallesi yoksulluğu ele alınmaktadır. Bu yoksulluk, mahalle sakinlerinin bilinçaltına gömülmüştür. Yaşanan yoksulluğun en büyük göstergesi, mahallenin ismidir. Yılgür burada Osman Cemal Kaygılıdan alıntı yapıyor. ‘ sanırsınız ki buraya gökten kırk gün, kırk gece paslı teneke yağmış ve bu tenekelerle o mahallenin bir kısmı vücuda gelmiş.’ Teneke mahalle yoksulluğu, mahalle sakinlerinin çevrelerindeki nesnelere yeni anlamlar, yeni kullanım değerleri yüklemeye mümkün kılan bir yaratıcılığa teşvik etmektedir. Yazar burada bazı kavramları açığa çıkarıyor: Mutlak yoksulluk – Göreceli yoksulluk – Nöbetleşe yoksulluk – Yeni yoksulluk. Teneke mahallesi, mutlak yoksullukla bağdaştırılıyor, diğerleri yeterli görünmüyor ve yazar, Teneke mahallesini gecekondu yoksulluğundan ayırıyor. Mahallenin dönüşüm süreciyle ilgili, Nişantaşı Teneke mahallesi bir orta sınıf yerleşimine dönüşmüştür. Yazar, ‘Teneke mahalle yoksulluğu’ olarak adlandırdığı bu yoksulluk tipinin; Çinçin Mahallesi, Hacı Hüsrev Mahallesi, Ankara İsmet Paşa Mahallesi gibi yerlerde de görüldüğünü referanslarla açıklamıştır. Yazarın verdiği bu referanslar teneke mahalle yoksulluğunun görüldüğü farklı bölgeleri okuyucuya sunması açısından oldukça faydalıdır. Beşinci bölümde yazar, dönüşüm sürecini daha geniş bir pencereden ele almaktadır. 1950’de kendisini gösteren dönüşüm, manasıyla 1980’lerden sonra oluyor. Yazarın “Nişantaşılılaşma” süreci olarak adlandırdığı bu süreç; Nişantaşı elitleriyle mahalle sakinleri arasındaki sosyal yardım ve iş olanağı imkânları ile ilişkilidir. Hakim kültürün Nişantaşı olması, mahalle sakinlerinin farkında olmadan bu durumu içselleştirmelerine neden olmuştur. Örneğin; düğünler, Nişantaşı gelenekleriyle birlikte yeniden kurgulanmıştır. Bir mahalle sakiniyle yapılan görüşmede, düğünlerde mutlaka komparsita çalındığının belirtilmesi bu değişimin somut göstergelerinden biridir. Mahallede yaşanan Nişantaşılılaşma süreciyle birlikte yaşanan dönüşüm, çingenelerin bu duruma ayak uyduramamaları, benzeri nedenlerle çingeneleri azaltmıştır ve orta sınıflaşma sürecinin önü açılmıştır.

Sonuç olarak, Türkiye’nin farklı bölgelerinde teneke mahalleler mevcuttur. Bu gölgelerde idari kararlarla veya kendiliğinden dönüşümler söz konusu olabilmektedir ve bu dönüşüm çoğu zaman olumsuz yönlerini göstermektedir. Var olan ikili yaşam, orta sınıf ve teneke mahalle yoksulluğu yaşamı, tezahürlerini günümüz dünyasında çok belirgin olarak sunmasa da sosyolojik olarak ele alındığında bir hikâye ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu hikâyeyi Egemen Yılgür’ün ele aldığı bu çalışmasıyla, oldukça derinlikli ve içinde bulunmadan okuyucuyu içine sokan bir yaşam yeri betimlemesiyle görmekteyiz. Gerek kaynak kişilerden alınan fotoğraflar, gerek mahalleyle teması olan kişilerden elde edilen materyaller ile mahalleyi en iyi biçimde okuyucuya aktarma çabası net bir şekilde kendisini göstermektedir. Kitap, akışkan bir dil, sürükleyici bir anlatım ve okuyucuyu bir arşiv araştırmasında hissettiren sayfa yapıları ile yazar, okuyucuya aktarmak istediği dönüşüm sürecini başarılı bir şekilde aktarmaktadır.

Kaynakça:

  • Egemen Yılgür, Nişantaşı Teneke Mahallesi: Teneke Mahalle Yoksulluğundan Orta Sınıf Yerleşimine, İstanbul: İletişim Yayınları, 2012, 216s.

Tuğçe Ayrıç – İstanbul Medeniyet Üniversitesi

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba. Ben Tuğçe Ayrıç. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisiyim. “Hayat İçin Sosyoloji” mottosu ışığında ürettiğim çalışmalar ile buradayım.

Yorum yap