1. Ana Sayfa
  2. Kitap-Film Analizi
  3. Stalker (İz Sürücü) Film Analizi

Stalker (İz Sürücü) Film Analizi

Stalker filminin sosyoloji bağlamında kısa bir değerlendirmesi

stalker film analizi

Stalker(İz Sürücü) filmi Andrey Tarkovski yönetmenliğinde çekilmiş başarılı bir film. Karışık gibi görünen senaryonun altında derin anlamlar yatıyor. Ana karakterlerini Stalker, profesör ve yazar oluşturuyor.

Profesör bir bilim adamı, dünyanın katı ve çiğnenemez kuralları olduğuna, soyut ve hayali şeylerin gereksiz olduğuna inanan, duyguların önemsiz olduğunu düşünen, otorite varlığının da gerekli olduğunu vurgulayan biri. Kavramların, tanımların ve sanatın önemsiz olduğunu vurgulayan, yazarı yazma işinden faydalanması gerektiği konusunda eleştiren biri.

Yazar profesörün aksine gerçeği aramanın sıkıcı olduğunu söyleyen, kanıtlanabilecek herhangi bir şeyin olmadığına inanan, duygulara ve bilince önem verilmesi gerektiğini düşünen ve inancın insanı anlamlı kıldığını düşünen birisi.

Stalker ise belirli zamanlarla farklı insanları oraya götüren, adeta toplumun vicdanı gibi düşünen ve insanların hayatını yalnızca çalışma ve daha fazla kazanma isteğiyle geçirmesini eleştiren, umutsuz ve isteksiz bir hayatı kabullenmiş olan insanları doğruya yöneltirken bile onlar tarafından güvenilmeyen birisi. Aslında modern toplum tam da böyle değil mi? Kendi kuralları dışına çıkmayan, samimiyetin ve güvenin eksik olduğu, elle tutulur gözle görülür fayda sağlamadıkça yeniliklere açık olmayanların oluşturduğu topluluk… 

Bölge olarak bilinen yere gözlem yapmak ve oranın gizemini bulmak amacıyla yolculuğa çıkıyorlar. Oradaki bir oda insanın dileğini gerçekleştiriyor. Odada insanların en çok istedikleri şeyi diledikleri takdirde gerçekleşeceği düşüncesi yazarı ve profesörü korkutuyor. Belki de zamanın getirdiği belirsizlik yüzünden ne istediklerini ya da neye inanacaklarını bilemiyorlar. Bölge, otorite tarafından gidilmesi yasaklanmış bir yer. Aslında bölge tam da çevreye verilen zararın gerçek yüzünü gösteriyor.

Çevre sorunlarının insana bedenen ve ruhen verdiği zararlar, geri döndürülemez sonuçlara yol açmıştır (stalkerın kızının mutant hâle gelmesi gibi). Toplumsal sorunların bireylere ve diğer ilişkilere yansıması aynı zamanda modernitenin sonuçları ile postmodern hayatın istediklerinin iç içe geçmişliği ve çelişkisini anlatmakta. Yani biz bir yandan modern toplum-postmodern toplum ayrımı yaparken aslında görüyoruz ki modern toplum kendini tamamlamış değil, hâlâ etkileri sürerken postmodernizmle bir arada yaşamaya çalışıyor. Biz postmodernizmi her ne kadar modernizmden ayırmaya çalışsak da o kendini oluştururken hâlâ modernizmin ayak izlerini takip ediyor. Modern yaşamın insan değerini yok ettiğini, anlam yüklemenin gereksiz hâle geldiğini, hatta insanların kendilerine bile değer vermeyip sırf yarar-kazanç güdüsüne göre hareket ettiklerini, önceden belirlenmişlere inanma, kimsenin umut beslemeye veya mutluluğa önem vermeyişlerini aşikâr etmekte.

Ana karakterler Bölge’ye gittiklerinde görüyoruz ki her yer bataklık (aslında nehir var ama çevre son derece kirli olduğundan bataklık hâline gelmiş), canlı yetişmiyor (daha doğrusu bir çiçek tomurcuk olduktan sonra çiçek açmıyor). Orman tahrip olmuş, endüstri atıklarıyla dolu ve insanların zamanında daha fazla güce ulaşmak için insan göçü oluşturduğu yer, artık bir harabeden farksız. Önceden makineler, fabrika dumanı, tren, lokomotif yığını olan fabrika yerini bazen kuruyan, bazen de sel halini alan taşkınlara sebep olan bir bölgeye bırakmış. Büyük ihtimalle güç sahipleri daha fazla güç kazanacak bir yer bulmuşlar ve oraya taşınmışlar ya da doğaya zarar verdikçe artık hükmedecek bir doğa kalmamış. Filmde 20 yıl önce bölgeye meteor düşüp her şeyi küle çevirdiği, insanların o bölgeye gidip dönmediklerini fark edince de aslında meteor düşmediğini anladıklarını anlatıyor. Bunun aslında insanlara bir uyarı ya da hediye olduğunu söylüyor. Buradan anlıyoruz ki insanlar olarak güç elde etmeye çalışırken hükmetmek istediğimiz ve zarar verdiğimiz, aynı zamanda kendisine muhtaç olduğumuz çevre, doğal hâlindeyken ve yalnızca ihtiyacımız olan kadar yararlandığımızda normal seyrinde ve sürdürülebilir halde. İnsanın güç isteğinin sınırı olmamasının aksine çevrenin kaynaklarını sunma sınırı var. Filmde de geçtiği gibi “bölge saygı duyulmasını ister, yoksa cezalandırır.”

Bölgeye gittiklerinde, gittikleri yoldan dönemediklerini söyleyen Stalker aslında hayatın da bu hâle geldiğini, her şeyin çok çabuk değiştiğini ve diğer şeyler gibi çevrenin kendisinde de geriye dönüp bakarken eskisini yerinde bulamadığımızı söylüyor. Bölgenin umudunu kaybetmiş zavallı insanları içine aldığını söylüyor, bu da güçsüz ve boyun eğmeye mahkûm kişileri oluşturuyor. Gücün önemli olmadığını vurgulamaya çalışırken sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır diyor. Dönemin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısına eleştirel bakma fikrini gözler önüne seriyor.

Önerilen Yazı
Şahsiyet: Suç ve Vicdan

Değinilen bir başka konu ise zamanın hızı ve belirsizliğidir. Filmde şu sözler geçiyor: “Eskiden gelecek şimdinin devamıydı, artık şimdi ve gelecek birbirinin içine geçti. Artık insanlar hiçbir şey bilmek istemiyorlar, tek şey biliyorlar o da tüketmek. Hiçbir şey onlara yetmiyor.” Bu da zamanın hızı anlamındaki değişimi gösteren ve tüketim toplumuna yapılan eleştiri.

Filmin sonlarına doğru anlıyoruz ki profesör bölgeye bomba atıp patlatmak için gelmiş çünkü umudu yok etmek istiyor belki de geçmişi yok etmek istiyordu. Ama Stalker, onları oraya içlerine umut doldurmak için getirmişti.

Not: Filmin 1957’de Mayak Nükleer Santrali’nde gerçekleşen (ama dünyanın bir süre duymadığı) kazadan sonra aynı bölgede çekildiğini okudum. Belki de kazayı açıklamayan SSCB’nin yönetimine gönderme olarak da değerlendirebiliriz bu yapıtı. Hatta çekim sırasında bölgede radyasyonun yüksek olması Tarkovski ve bazı oyuncuların kanserden ölümüne neden olduğu söyleniyor.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Sevgi Balkan. Gazi Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans öğrencisiyim.

Yorum yap