Yahudilikte Çocuk Sahibi Olma ve Çoğalmanın Önemi ve Yahudilikte Yeni Doğan Törenleri

Yahudilikte Çocuk Sahibi Olma ve Çoğalmanın Önemi ve Yahudilikte Yeni Doğan Törenleri

Bu çalışmada Yahudilik inancının çocuk sahibi olma ve çoğalmaya verdiği önemin toplum tarafından nasıl karşılandığı ve toplum tarafından ne derecede benimsendiği tartışılmıştır. Yahudilikte yeni doğan törenlerinin çoğalma amacıyla bağlantısı ve yeni doğan törenlerinin toplum üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Yahudilik inancının çoğalmaya verdiği önemin toplum düzenine etkisi ve toplum üzerinde oluşturduğu baskılar kadınların ve çocukların üzerinden aktarılmaya çalışılmıştır.

0

ÖZET

Yahudi inancında Tanrı; Adem ve Havva’ya daha sonrasında ise Nuh Tufanının meydana gelmesiyle paralel olarak Nuh, İbrahim gibi Yahudilerin atalarına çoğalmalarını buyurmuştur. İnanışa göre Nuh Tufanı Tanrı’nın buyruklarına uyulmaması sonucu ortaya çıkmıştır. Tufandan kurtulabilen Nuh ve ailesi ise insanlığın sonunun gelmesini engelleyecek ve yeniden doğuş başlayacaktır. Bu hususta seçilmiş milletin saflığını korumak büyük bir önem arz etmektedir. Yahudilikte çoğalmak önemli bir dini emir olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğalmaya verilen bu büyük önem doğrultusunda dünyaya gelen her çocuk için birçok tören düzenlenmekte ve çoğalmayı gerçekleştiren kadının konumu ve statüsü de o oranda değişkenlik göstermektedir. Bu makalede çoğalmaya verilen önemin nedeni ve sonuçları tartışılmış olup ayrıca bu önem neticesinde oluşmuş törenlere ve törenlerin toplum bazındaki yerine değinilmiştir.  Bu hususta makalenin birinci bölümünde Yahudilikte insanın yaratılışı ve nuh tufanına değinilmiş olup birinci bölümün birinci alt başlığında seçilmişliğe olan inanç konusuna değinilmiştir. Makalenin ikinci bölümünde Yahudilik inancında evlilik ve evlilikte kadının yeri konusuna değinilmiş ve böylece kadının evlilik ve çoğalma konularında yeri ve statüsü anlaşılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümün birinci alt başlığında Yahudilikte doğum kontrol uygulamalarının ne derecede geçerli olduğu tartışılmıştır. Makalenin son bölümünde Yahudilik inancında yer alan yeni doğan törenlerine değinilmiştir.

Anahtar Kelimeler; Çoğalmak, Dini Emir, Yahudilik, Nuh Tufanı, Yeni Doğan Törenleri

GİRİŞ

Bir toplumun düşünce ve inanç sistemi yaşayış şeklini değiştirebilmektedir. Düşünce ve inanç sistemleri; ayıp ve günah olarak nitelendirilebilecek şeyleri oluşturabilirken bir kadının kaç yaşında evlenmesi gerektiğinden, kaç çocuk yapması gerektiğine kadar belli bir nizamı oluşturmayı da hedefleyebilmektedir. Her toplumun belli bir düşünce ve inanç sistemi vardır ve bundan dolayı yaşayış şekilleri de farklılıklar gösterebilmektedir. İsrail Toplumu dini inançları üzerinden bir yaşayış tarzı benimsemiştir ve bu da gündelik hayattan evlilik kurumuna, evlilik kurumundan aile kurumuna kadar her şeyi etkilemiştir. “1953’te dini mahkemeler devletin adli sisteminin bir parçası haline getirilmiş ve medeni hukukla ilgili birçok konuda (evlilik, boşanma, vasiyetnamelerin tanzimi, kimin Yahudi olduğuna karar verme gibi) yetkili kılınmışlardır. Din Konseyi adındaki bir kurum, dini mahkemeleri denetlemenin dışında, bu mahkemelerin hâkimlerinin eğitilmesi ve tayini gibi görevleri de yürütmektedir” (Cleveland, 2008: 389, 390; Brenner, 2011: 307’den aktaran: Aktaş, 2017).

Nuh tufanı birçok inanışta değinildiği gibi Tanrı’nın insanları cezalandırmak maksadıyla gönderdiği bir felaket olarak ifade edilir. Yahudilerin seçilmişlik inancında büyük bir yeri ve önemi olan Nuh tufanı diğer din ve inanışlardan farklı bir yorumla kendini göstermektedir. Nuh tufanı Yahudilikte dünyanın bir sonunu ifade ettiği kadar yeni bir başlangıcı da temsil etmektedir.  Tevrat’a göre;

“Nûh’un gemisine alınan varlıklar dışında her şey yok olmuş büyük bir yıkımın ardından kâinat yeniden var olmuştur. Gemiye sadece Nûh ve ailesi binmeye layık görüldüğü için Nûh, Âdem’den sonra insanlığın kendinden türediği ikinci ata kabul edilir” (Yiğit, 2016:1).

Bir canlının varlığını devam ettirebilmesi için çoğalması gerekmektedir. Bu insanlar için de böyledir fakat insanların çocuk yapmasında yatan en büyük arzu diğer canlılardan farklı olarak duygu, düşünce ve inanç sistemlerinin gelecek nesillerde de sürdürülebilmesi ve hatta mümkünse düşünce ve inanç sistemlerinin tüm dünyaya yayılabilmesidir. İsrailoğulları da seçilmiş olduklarına olan inançları nedeniyle çocuk sahibi olmaya büyük bir önem vermişlerdir. İsrailoğullarından doğan ve doğacak olan her çocuk İsrailoğullarının düşünce sistemini benimseyecektir. Böylece gün geldiğinde İsrailoğulları dünyanın yegane sahibi olacaktır.

“Yahudilerin temelini oluşturan İsrailoğulları da Tanrı’nın seçilmiş bir milleti oldukları inancıyla çocuk sahibi olma ve çoğalmayı çok önemser. çünkü doğan her çocuğun, İsrailoğullarının nüfusunu ve gücünü artıracağına ve Tanrı’nın seçtiği milletin dünyaya hakim olmasına katkı sağlayacağına inanılır” (Çinpolat, 2017: 138).

Bu çalışmada Yahudilik inancının çocuk sahibi olma ve çoğalmaya verdiği önemin toplum tarafından nasıl karşılandığı ve toplum tarafından ne derecede benimsendiği tartışılmıştır. Yahudilikte yeni doğan törenlerinin çoğalma amacıyla bağlantısı ve yeni doğan törenlerinin toplum üzerindeki etkisi tartışılmıştır. Yahudilik inancının çoğalmaya verdiği önemin toplum düzenine etkisi ve toplum üzerinde oluşturduğu baskılar kadınların ve çocukların üzerinden aktarılmaya çalışılmıştır. Günümüzde Yahudi inancının İsrail’deki etki alanı ve sınırları tartışılmış ve İsrail Devleti’nde Yahudi inancının gücü ve konumu aktarılmaya çalışılmıştır.

1.YAHUDİLİKTE İNSANIN YARATILIŞI ve NUH TUFANI

Tevrat’ın Yaratılış bölümünde insanın nasıl yaratıldığından bahsedilmektedir. Tevrat’a göre Tanrı ilk gün ışığı yaratır. Işık gündüz ve geceyi meydana getirir. İkinci gün gökyüzünü yaratır. Üçüncü gün kara ve denizleri yaratır. Böylece bitkilerin yetişmesi için uygun ortamı oluşturur. Dördüncü gün ayı ve yıldızları, güneşi yaratır. İnsanların zamanı oluşturabilmesi için uygun ortamı meydana getirmiş olur. Beşinci gün balık ve kuşları yaratır. Altıncı gün bütün hayvanları yaratır. İnsana uygun ortam oluşturulduktan sonra sıra insanın yaratılmasına gelmiştir. Tevrat’a göre Tanrı hayvanları yarattıktan sonra insanı kendi suretinde yaratmak ister. Bu sayede insan dünyadaki her şeyin en üstünde olabilecek, dünyanın egemenliği insanlara ait olacaktı. İnsanı yaratma kararı alan Tanrı şu ifadeleri kullanmıştır;

‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım. Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.’ der ve insanı yaratır” (Yaratılış, 1/26’dan aktaran: Ünal,2017:104). 

Tevrat’ta ayrı olarak kadının yaratılışına da değinilmektedir. Tevrat’a göre kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Kadının erkeğin kaburga kemiğinden yaratılması hikayesi Kuran-ı Kerim’de de bu kadar net olarak ifade edilmese de geçmektedir.

“Kadın Âdem’in mağrur olmasın diye başından,her şeye bakmaya istekli olmasın diye gözünden, her şeyi, duymaya meraklı olmasın diye kulağından, çok konuşmasın diye ağzından, kıskanç olmasın diye kalbinden, aşırmaya hevesli olmasın diye elinden, çalıştırma heveslisi olmasın diye de ayağından yaratılmamıştır. Âdem’in kaburgasından gizli, mütevazi bir yerinden yaratılması kadının mütevazi, gösterişten hoşlanmayan ve gizli bir münzevi olması içindir” (Genesis Rabbah: 54’den aktaran; Ünal:2017).

Tevrat’ta bu konu üzerinde bir takım görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Tevrat ilk önce insanı kadın ve erkek olarak aynı anda yaratıldığını ifade etmekte fakat daha sonra erkeği yalnızlıktan kurtarmak amacıyla ve kendisine hizmet edilmesi için kadının yaratıldığını ifade etmesi bir çelişkidir. Bu çelişki Genesis Rabbah’da şu ifadelerle giderilmeye çalışılmıştır;

“İlk insanın cinsiyetsiz ya da hem erkek hem de kadın özelliği gösteren bir yapıda yaratıldığı görüşüdür. Bir diğer görüşe göre erkek ve kadın bir bedenin iki tarafında bitişik olarak yaratılmış, daha sonra ayrılarak erkek ve kadın olmuşlardır” (Genesis Rabbah:47’den aktaran; Ünal: 2017).

Tanrı; buyruklarına uymayan, kötü ve yolundan şaşmış insanları görünce insan neslini bitirmeye karar verir. “

Yeryüzünde günahlar, kanunsuzluklar çoğaldı ve bütün bedenler (insanlar, sığırlar, vahşi hayvanlar ve yeryüzünde yürüyen ve uçan her şeyin bedeni) bu günahlar sebebiyle kirlendi. Bu sebeple her şey birbirine saldırmaya başladı. İnsanoğlunun aklına gelen her şey gittikçe daha da günaha sokar hale geldi. İnsan günahtan başka bir şey düşünemez oldu” (The Book Of Jubilees:2’den aktaran: Yiğit, 2016).

İnsanların içinde bozulmadan kalabilen Nuh’a ise bir tufan gönderileceğinin bilgisi verilir. Tanrı Nuh’u diğer insanlardan ayrı bir yere koymuş olmasına rağmen Tevrat’a göre Nuh bir peygamber değildir. Nuh bu bozulmuş düzenden rahatsız olan tek kişiydi. Tanrı Nuh’a rağmen insanlara kızgındı. Yeni, saf ve temiz insanları var kılmak ve dünyayı kötülüklerden arındırmak için bütün insanları bir tufanla yok etti.

“Nûh, Tanrı’nın işaretini gördü. Tanrı, onu ve çocuklarını yeryüzünde yeni bir nesil ortaya çıkartmak üzere seçti. Nûh ve Metuşelah insanoğullarına hergün Tanrı’nın sözlerini aktarıyorlardı” (Sefer Ha Yashar,4/20’den aktaran; Yiğit:2016).

Tufan sonrası Tanrı kendisine hizmet edecek ve daha erdemli olacak yeni bir soy yarattı.  Bu kişiler ise Nuh’un soyudur. Tanrı’nın beğendiği ve sevdiği kişi olan Nuh ve onun soyu kusursuzdu. Nuh ve Nuh’un soyuna Tevrat’ta biçilmiş olan bu değer Yahudilerin seçilmiş olduklarına olan inançlarının başlıca sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hususta Yahudilerin seçilmiş olduklarına olan inançlarına ayrıca değinmek yerinde olacaktır.

1.1. Yahudilikte Seçilmişlik İnancı

Yahudilere göre Tanrı ilk olarak Adem ve Havva’yı daha sonra Yahudilerin ataları olarak kabul edilen Nuh, İbrahim ve Yakup’a çoğalmalarını emretmiştir. Çünkü Yahudi inancına göre onlar seçilmiş ırktır. Yahudilerdeki bu seçilmişlik inancı üstünlük anlamına gelmemektedir. Tevrat’ta daha çok seçilmişlik bir kenara almak anlamında kullanılmaktadır.

“Yahudi tarihindeki belli değişimlere paralel olarak evrim geçiren ancak her dönemde Yahudiliğin merkezinde yer almayı sürdüren seçilmişlik kavramı, genellikle üstünlük olarak anlaşılsa da, aslında “farklılık”a işaret eder. Zira Tevrat’ta “seçilmiş kavim” değil, “kutsal (kodeş) kavim” ifadesi geçer ve “kodeş”, İbranicede kutsal bir şeyi sıradan olandan ayırıp bir kenara koymak demektir. Bu manada seçilmişlik, Tanrı’nın tamamen kendi iradesiyle önce Hz. İbrahim’i, ardından onun neslini diğer kavimlerden ayırarak kendisine has bir kavim olarak seçmesidir” (Gürkan,2006).

1967 ve 1973 yıllarında seçilmişlik anlayışına dair bir holokost söylemi ortaya atılır. Holokost söylemi de Arap- İsrail savaşında ortaya çıkmıştır. Holokosttan kaçarak Amerika’ya sığınan Yahudiler Amerikalılar tarafından benimsenmişler ve bu da Yahudilerin Hristiyanlaşmasına zemin hazırlamıştır. Bu sebeple; “

otuz sene önceki Nazi katliamı yeniden gündeme getirildi. Böylece Amerikan Yahudileri silkinirken, İsrail de işgal politikalarını meşrulaştırma fırsatı yakaladı. Bu dönemde seçilmişlik, bir ideolojiden yaşam politikasına dönüştü; hem dinî-vahyî, hem de felsefî-evrensel vurgu giderek tarihî seçilmişliğe dönüştü” (Gürkan, 2006).

Yahudilerin bu seçilmişlik inancı Tanrı’yla kurdukları bir bağı simgelemektedir. Bu özel münasebet ise salt bir üstünlüğü temsil etmemektedir. Yahudi soyunun seçilmesinin ardında yatan büyük bir sorumluluk vardır. Bu sorumluluk, Tanrı’yı diğer ırklara anlatmaktır. Bu sorumluluğu yerine getiren bir Yahudi seçilmiş olarak kabul edilebilir. Her ne kadar seçilmişlik inancının bir üstünlük vurgusu olmadığı ayrılmış olmak anlamına geldiği ifade edilse de bu ayrıştırma ve diğer insanlara karşı Yahudi soyuna yüklenen sorumluluklar onları ayrıcalıklı bir konuma yerleştirmiştir. Yahudilerin seçilmişlik inancı bizi ister istemez üstünlüklerine olan inançlarına da götürmektedir.

Seçilmiş yani Tanrı tarafından ayrılmış bir soyun saflığını ve varlığını korumak büyük bir önem arz etmekteydi. Bu hususta da çocuk sahibi olmak ve çoğalmak önemliyken İsrailoğullarının saflığını korumak da bir diğer önemli husustu. İsrailoğullarına mensup eşler bulmak ve onlarla evlenmek çoğalırken saflığı da bozmayacaktı. Bu hususta Yahudilikte evlilik ve kadının konumuna değinmek yerinde olacaktır.

2.YAHUDİLİKTE EVLİLİK ve KADININ YERİ

Yahudi inancına göre bir erkek ve bir kadının evliliğinin asıl amacı çocuk sahibi olmak yani çoğalmak olarak görülmektedir.

“Evlenin, oğullarınız, kızlarınız olsun; oğullarınızı, kızlarınızı evlendirin. Onların da oğulları, kızları olsun. Orada çoğalın, azalmayın.” (Yeremya, 29/6’dan aktaran:Çinpolat,2017: 141).

Yahudilikte evlilik dini bir emir diğer adıyla mitsva olarak görülmektedir. Yahudilikte göre evlenmeyen bir erkeğin tam anlamıyla erkek olamayacağı inancı hakimdir. Hatta kendi istekleriyle evlilikten kaçanlar, çocuk sahibi olmak istemeyenler cennete giremeyecek yedi tip insandan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan kadınlar ve erkekler soyun devamına bir katkıda bulunmadıkları için cinayet işleyen bir insanla aynı konumda görülebilmektedirler. Evlilik insanı zinadan koruduğu ve çocuk sahibi olabilmenin yolu olarak görüldüğünden dolayı dinen önemli ve zorunludur. Bundan dolayı bireyler evlenmekte geç kalmamalıdır.

“Eski Ahit’te evlilik yaşına dair bir ifade bulunmazken ailede önce büyük kızın evlendirilme âdetinden bahsedilmiştir. Yahudilikte evlilik, insanı cinsel dürtülerden ve dolayısıyla günahtan koruyacağı düşüncesiyle ergenlik çağıyla beraber yapılır ve yirmi yaşını geçen bekârlara uyarılarda bulunulur. İdeal yaş on sekiz olsa da günümüzde evlilik yaşının biraz yükseldiğini söylemek mümkündür” (Besalal, 2002’den aktaran: Cansever, 2020:25).

Bir yahudinin evlenirken dikkat etmesi gerektiği başlıca görevleri arasında kutsal olarak görülen soyunun saflığını ve devamlılığını sağlaması sayılabilir. Bu açıdan Yahudilerin yabancı kadınlarla evlilikleri normal karşılanmamıştır

.“Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız. Çünkü onlar oğullarınızı beni izlemekten saptıracak, başka ilahlara tapmalarına neden olacaklardır. O zaman Rab size öfkelenecek ve sizi çabucak yok edecek.” (Yasa’nın Tekrarı, 7/3-4’den aktaran: Çinpolat, 2017: 143).

Günümüzde ise ultra Yahudi kesimler halen bu uygulamaya sadık kalmaktadırlar. Muhafazakar ve reformist Yahudiler ise hahama doğacak olan çocuklarının Yahudi geleneklerine uygun olarak yetiştirileceğine dair bir söz verirlerse başka dinden bir kadınla evlenmesi mümkün kılınabilmektedir.

Yahudilikte evliliğe ve çocuk sahibi olmaya verilen önem nedeniyle kadına dair görüşler de şekillenmeye başlamıştır. Yahudilikte çocuk sahibi olmak ve çoğalma büyük bir önem görmektedir. Bu hususta kadına biçilen rol ve sorumluluklar da bir hayli fazladır. Bir kadının çocuk doğuramaması, kadının kısır olması bir tür kusur olarak ifade edilmektedir. Hatta öyledir ki İbrahim’in eşi Sara uzun yıllar çocuk sahibi olmayı arzulamış fakat İbrahim’e çocuk veremeyince İbrahim’in cariyesi olan Hacer ile beraber olması gerektiğini ifade etmiştir. Sara  İbrahim’in de kendisinin de bu utanç durumundan kurtulabilmesinin yolunu burada aramıştır. Fakat bu noktada bir parantez açılmalıdır. Hacer’in doğuracağı çocuk Sara’nın çocuğu olarak görülecekti. Annelik vasfı İbrahim’in eşine aitti, cariyesine değil. Yahudilik inancına göre bir erkeğin özellikle erkek çocuğuna sahip olabilmek adına başvuracağı her yol mübah olarak görülmektedir. Bir erkek bir kadınla evlendikten sonra on yıl içerisinde bir evlat sahibi olamamışsa erkeğin boşanması gerekmektedir. Yahudi hukukuna göre kadının kısırlığı bir boşanma sebebidir. Çocuk sahibi ve çoğalmaya verilen bu büyük önem neticesinde de karşımıza levirat evliliği çıkmaktadır. “

Yahudilikte levirat, bir gelenek olmanın ötesinde dinî bir görev olarak kabul edilmektedir. Yahudilikte yaşarken bir oğlu olmayanlar için, vefatlarından sonra dul karısının ve erkek kardeşinin buna çare bulmak için evlenmeleri ve ölenin adını yaşatacak çocuk sahibi olmaları beklenirdi (Kurt, 2016: 245).

Eğer bir kişi evli olduğu halde çocuk sahibi olamadan ölürse geride bırakmış olduğu eşi kocasının adını yaşatmak adına kardeşi ile evlenir ve böylece soyun devamı sağlanmış olur. Normal şartlar altında yenge ile evlenmek yasaktır. Yalnızca kocanın ölmesi durumunda söz konusu hale gelebilmektedir. Burada doğacak olan çocuk ölen kişiye ait kabul edilir ve ölen kişinin soyunun devamı sağlanmış olur. Levirat evliliğinin bir diğer amacı da dul kalan kadının sahipsiz kalmasını engellemek ve aile kurmasını sağlamaktır. Günümüzde levirat evliliğine pek rastlanamamaktadır. Bunun altında yatan en büyük sebep geniş ailenin yerini çekirdek ailenin almasıdır. Ölen bireyin kardeşi çok uzaklarda yaşıyor olabilir ve farklı düzen ve işe sahip olmuş olabilir. Bu hususta bütün düzenini değiştirmesini istemek pek mümkün gözükmemektedir. Bazı Yahudi din insanları ise günümüzde levirat evliliğinin bir zorunluluğu olmadığını ifade etmektedirler. 1950 yılına gelindiğinde ise levirat evliliği Kudüs Bildirisiyle yasaklanmıştır. Günümüzde halen levirat evliliğini destekleyen Ortodoks Yahudiler de bulunmaktadır (Çinpolat,2017: 147).

2.1. Yahudilikte Doğum Kontrol Uygulaması

Yahudilikte her türlü doğum kontrol uygulamaları şiddetle kınanmaktadır. Bir erkeğin cinsel birleşme esnasında kadını hamile bırakmamak adına alacağı her türlü önlem Tanrı’nın çoğalın emrine bir karşı geliş olarak algılanmaktadır. “

Yahudilikte doğum kontrolü gibi insanların kısırlaştırılmasına da cevaz verilmemiştir. Yahudilikte çoğalmak, Tanrı’nın emri olarak görüldüğü için neslin artmasını sağlayan erkeğin kısırlaştırılması kesinlikle yasaklanmıştır (Yaratılış 1:28’den aktaran: Cansever, 2020:44).

 Bir çocuğun doğması mümkün iken buna engel olmak ve bir canlıya yaşama hakkı tanımamak bir tür cinayet olarak sayılabilmektedir. “

Yahudilikte doğum kontrolüne, kadının yaşının çok küçük olması, gebe olması ve emzirdiği küçük bebeğinin bulunması gibi, kadın hamile kaldığında kendisinin veya karnındaki çocuğunun ciddi zararlar görebileceği durumlarda izin verilir (Çinpolat, 2017: 147).

Yahudi erkekler, verimli olun ve çoğalın emrini kendilerine yönelik bir emir olarak algıladıklarından dolayı eğer daha fazla çocuk istemiyorlarsa bunu önlemek adına kendileri değil kadınlarının korunmasını doğru bulabilmektedirler. Bu sayede hem çoğalın emrine karşı gelmemiş olacaklar hem de daha fazla çocuk sahibi olmaktan kaçınabileceklerdir. Doğum kontrol uygulamalarına olan karşı geliş kürtaj uygulamaları için de geçerlidir. Annenin herhangi bir hayati tehlikesi söz konusu değilse kürtaj da bir cinayet olarak görülmekte ve dinen hoş karşılanmamaktadır. Günümüzde Ortodoks Yahudiler Tanrı’nın buyruğuna karşı gelmemek adına doğum kontrol yöntemlerine karşı tutumlarına sıkı sıkıya bir bağlılık göstermektedirler. Doğum kontrol yöntemleri onlara göre bir cinayetten farksızdır. Bununla paralel olarak doğum oranlarında gün geçtikçe bir artış gözlemlenmektedir. Reformist Yahudiler ise bu katı kuralları biraz daha esneterek tıbbi sorunlarda, ekonomik yetersizliklerde ve son olarak kendi vicdanlarının hükümleriyle karar verebilecekleri biraz daha esnek bir ortam yaratırlar. Liberal Yahudiler var olan çocukların refahı ve huzurunu düşünerek doğum kontrol yöntemlerine daha sıcak bakmaktadırlar. Onlara göre yoksulluğun önüne geçebilmenin ve var olan çocukların varlık içerisinde yaşayabilmesinin başlıca koşulu budur. Doğum kontrolü uygulaması bağlamında değerlendirildiğinde genel olarak Yahudiler arasında doğum oranının düştüğü gözlenmiştir.

“Örneğin; İsrail’de 1950 yılındaki doğurganlık oranı binde 4 iken, 1995 yılında bu oranın binde 2,6 olduğu kaydedilmiştir” (Jakabovits, 2007’den aktaran: Çinpolat, 2017).

3.YAHUDİLİKTE YENİ DOĞAN TÖRENLERİ

Yahudilikte çocuk sahibi olmanın ve çoğalmanın önemi dini bir emir olmasından ileri gelmektedir. Bundan dolayı bir kadının başlıca görevleri arasında çocuk sahibi olabilmesi ve hamile kaldığında gereken özen ve hassasiyeti gösterebilmesi sayılmaktadır. Yahudilikte doğum yapmakta olan kadının acı çekmesi kadına verilen bir tür ceza olarak nitelendirilir. Henüz yeni doğum yapmış bir kadın dinen kirlidir. “

Yahudi din kurallarında doğum yapan kadın dini açıdan kirli sayılır ve temiz sayılabilmesi için eğer erkek çocuk doğurmuşsa kırk gün, kız çocuk doğurmuşsa seksen gün geçmesi gerekir” (Levililer,12/1-8’den aktaran; Çinpolat, 2017a).

Çocuk dünyaya geldiğinden itibaren onu kötü ruhlardan ve nazardan koruyabilmek için birçok tedbir alınmaktadır. Yahudi geleneğinde kadının hamileliğinden başlayarak çocuğun bir aylık olmasına kadar geçen süreçte kız ve erkek çocuklara ayrı ayrı olmak üzere törenler uygulanır. Bu törenler doğumu kutlamak, çocuğa isim vermek gibi birçok nedenle uygulanabilmektedir. “

Çocuğun doğumunun ilk bir aylık sürecinde erkek çocuklar için Şalom Zahor, BritMila, Pidyon Ha Ben; kız çocukları için de Şalom Nekeva, Brit Bat, Vijola törenleri düzenlenerek hem doğum sevinci kutlanır hem de Yahudi cemaatinin yeni bir üyesi olmasına yönelik uygulamalar yapılır” (Çinpolat, 2017a).

Bu hususta bu törenlere değinmek yerinde olacaktır.

3.1. Şalom Zehor ve Şalom Nekova Töreni

Yahudilerde bir ailenin çocuğu dünyaya geldiğinde ailenin akraba ve diğer tanıdıkları anne babayı kutlamak amacıyla bir araya gelir. Erkek çocuğunun doğumu için düzenlenen ‘şalom zehor’ töreni çocuk doğduktan sonra gelen ilk Cuma akşamında gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Şalom Zehor’un kelime anlamı erkeğe selamdır. Bu törenin başlıca sebebi erkek çocuğunun sünneti gerçekleştirilmeden önce bir kutsal şabat akşamında kutsanmasıdır. Ayrıca bu tören Tanrı tarafından üflenmiş olarak kabul edilen ruhla Tanrı katından dünyaya inen çocuğun acısını hafifletebilmek ve yalnız olmadığını anlatabilmek için gerçekleşmektedir. “

İnanışa göre çocuğa ana rahminde iken Tora öğretilir, ancak doğum esnasında bir melek ağzına vurarak onu (Tora’yı) unutturur. Çocuğun yaşadığı bu talihsiz durumun yasını paylaşmak,ona tekrar Tora öğrenebileceğini hatırlatmak ve onu bu konuda cesaretlendirebilmek niyetiyle bir araya gelinir” (Çinpolat, 2017a).

Bu gerçekleşen kötü olay nedeniyle çocuğu cesaretlendirmek ve Tora’yı tekrar hatırlayabileceğini söylemek ailesine düşer. Bu vesileyle çocuğun ailesi, akrabaları ve bütün tanıdıklar törende bir araya gelerek çocuğu cesaretlendirmiş olur. Şalom nekova töreni ise kız çocuklarına yapılan bir tören olma özelliği göstermektedir. Bu törenin şalom zehor’dan içerik olarak pek bir farkı bulunmamaktadır. Erkeklere yapılan törenin kız çocuklara uyarlanmış bir halidir. Birçok Yahudi tarafından uygulanmaktadır.

3.2.Britmila Töreni

Britmila’nın Türkçe karşılığı sünnettir. Bu gerçekleştirilen sünnet Tanrı ile İbrahim arasındaki anlaşmanın bir nişanesi olarak kabul edilmektedir. Tanrı İbrahim’e bir söz vermiş ve soyunu çoğaltacağını, ondan krallar çıkaracağını, soyunun geniş toprakların sahibi olacağını ifade etmiştir. Bu sözün tek bir şartı vardır. Erkek çocukları sünnet olmalıdır.

“Tanrı İbrahim’e, ‘Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız’ dedi. Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet olmalısınız, sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan herhangi bir yabancıdan satın alınmış köleler de içinde olmak üzere sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacaktır, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.”(Yaratılış, 17-1,14).

Sünnet olma emriyle beraber İbrahim 99 yaşında iken sünnet olarak anlaşmanın simgesini kabul etmiştir. Evindeki bütün erkek çocuklarını da sünnet ettirmiştir. Daha sonra dünyaya gelen oğlu İshak’ı da belirtildiği gibi 8 günlükken sünnet ettirmiştir. Sünnet olmak, Yahudi olan ile olmayan arasındaki en büyük ayrım olarak karşımıza çıkmaktadır.  Yahudilikte sünnet cemaate katılmanın en büyük kurallarından biridir fakat tek başına yeterli değildir. Yahudilik sadece bedenin sünnet edilmesini değil yüreklerin de sünnet edilmesini önemsemektedir. Yürekler sünnet edilmelidir ve bu da ancak ve ancak ahlaklı bir insan olmakla mümkün olmaktadır. “

Sünnet olmak Yahudi cemaatine katılmanın olmazsa olmaz şartı olarak değerlendirilse de; sünnetli olmanın gereklerini manevi veya ahlaki olarak da göstermek gerektiği, aksi halde sünnetlilerin de cezalandırılacağı belirtilerek sünnetin maddi olmasının yanında ‘yüreklerin sünnet edilmesi’ anlamında manevi-dini-ahlaki kurallara uyma olarak da anlaşıldığını göstermiştir” (Çinpolat, 2017a).

Yüreklerin ve bedenlerin sünneti birbirlerini adeta bütünlemektedir. Bazı Yahudi din insanlarına göre ise sünnetsiz olmak bir günah olarak kabul edilmelidir fakat Yahudi olma özelliğinden mahrum kaldığı anlamına da gelmemektedir. Zira bir yahudinin Yahudi olma özelliği annesinden gelmektedir ve sünnetli olup olmamasıyla bu kimliğinin elinden alınması pek mümkün değildir. Günümüzde Yahudiler çocuklarının sünnetleri hususunda büyük bir hassasiyet göstermektedirler. Çocuklarını mutlaka sekizinci günde sünnet etmektedirler. Sekiz sayısı Yahudiler için anlamlı bir sayıdır. Sekiz sonsuzluğu simgelemektedir. “

Sekiz sayısının sonsuzluğu ifade edişi aynı zamanda Yahudi toplumunun sürekliliğini de göstermektedir. Sekizinci günde  sünnet  oluruz  çünkü  Yahudiler  mucizeleri  yaşar. Tarihimiz tabiat kanunlarını yalanlar. Yahudi çocuğuna, hayatının sekizinci gününde, mucizevi varlığına hoş geldin deriz, sanki “Mucizelere hazır ol!” deriz.” şeklinde açıklamaktadırlar”(Kıranatlıoğlu, 2018). 

Yahudi toplumu bu sekiz sayısına olan bağlılıkları nedeniyle hayatta kalabildiklerini düşünmektedirler. Tarihte en çok zulme ve katliamlara uğrayan toplum olma özelliği göstermelerine rağmen tarih sayfalarından silinip gitmemelerinin haklı gururunu sekiz sayısında aramaktadırlar. Britmila töreni günümüzde şehir hayatının zorluğu ve mücadelesi nedeniyle büyük kutlamalarla gerçekleşmeyebilmektedir. Günümüzde bir hastane odasında çocuk tek başınayken sünnet gerçekleşmektedir fakat ultra Ortodoks Yahudiler geleneklere ve dine sıkı sıkıya bağlılıklarıyla bilinmektedir bu sebeple britmilanın bir hastane odasında doktor tarafından yapılması doğru değildir. Bu sünneti geçersiz kılacak bir uygulamadır. Dini bütün bir kimse tarafından törenin gerçekleşmesi şarttır.

3.3.Brit Bat Töreni

Yahudilikte brit bat töreni kız çocukları için düzenlenmektedir ve modern zamanların bir uygulamasıdır. Erkek çocuklara uygulanan törenlerin fazlalığı ve kız çocuklarının bundan mahrum kalması sebebiyle reformist ve feminist Yahudilerin de etkisiyle paralel olarak bu tören 60’lardan itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Bu törenin dini anlamda bir zorunluluğu bulunmamakta olup eğer yapılmazsa bir yaptırımı söz konusu değildir.

 “Brit Bat töreninin dini anlamda bir zorunluluğu ve belirli bir zamanı yoktur. Annenin kutlama için kendini sağlık açısından iyi hissettiği bir zamanda evde veya sinagogda yapılabilir” (Çinpolat, 2017a).

İlyas’ın sandalyesine oturtularak gerçekleştirilen bu merasimde kız çocuğu şarapla kutsanır ve dualar eşliğinde tören gerçekleştirilir. Son aşamada ise çocuk suya daldırılarak isim koyma merasimine geçilir. “

Yahudilerin yaşadıkları yere göre hem o bölgeye ait bir ad hem de İbranice bir ad verme uygulaması yaygındır. Ad verme esnasında çocuğun adının anlamı konusunda kısa bir konuşma yapılır. Evreni yaratan, düzenleyen, insanları yaratan, yaşatan ve çocuğu bahşeden yüce Tanrı’yı öven dualar (Şe-heheyanu) okunur”(Çinpolat, 2017a).

3.4. Pidyon Ha Ben Töreni

Yahudilikteki bir diğer önemli tören Pidyon Ha Ben törenidir. “Pidyon ha-ben ilk doğan erkek çocuğunu kurtarmak demektir. Geleneğin kökleri Yahudi tarihinde çok eski ve köklü bir hadiseye dayanmaktadır. Buna göre Yahudilerin Hz.Musa ve Hz.Harun önderliğinde Mısır’dan çıkışları ve çıkmalarını sağlayan olaylar pidyon ha-ben geleneğinin başlangıç noktası olarak kabul edilmiştir” (Güre, 2015).

Bu törenin özelliği annenin ilk erkek çocuğu için düzenlenmektedir. Yahudilikte ilk erkek çocuğunun ehemmiyeti büyüktür. Bunun en büyük sebebi Tanah’ta Adem’den sonra onun soyunu devam ettirecek kişi olarak ilk oğlunun işaret edilmesi ilk doğanın Tanrı katında önemli olduğu inancını doğurmuştur. Yakup ilk oğlu olan Ruben’i karşısına alarak şu ifadeleri kullanmıştır;

“Ruben sen benim ilk oğlumsun, kudretimin ilk ürünüsün, saygı ve güç bakımından en üstünsün” (Yaratılış, 49/3).

 İlk çocuğun önemi bu sözlerden de net olarak anlaşılabilmektedir. Yahudiliğin kutsal kitabında da Tanrı İsrailoğullarına ‘ilk erkek oğlum’ diye hitap etmiştir.

 Burada karşımıza adanma konusu çıkmaktadır. Tanrı israiloğullarına doğacak olan ilk çocuklarını kendisine adanması gerektiğini ifade etmiştir. Kuran-ı Kerim’de de geçen bu hikaye İbrahim’in kendi oğlunu kurban etmek istemesi olayıdır. Tanrı bunun üzerine İbrahim’e bir koç göndermiş ve koçu kurban etmesini istemiştir. Böylece ilk oğlu kurban etme uygulamasından vazgeçilmiştir. İlk doğan erkek çocuklarının bedelini Tanrı’ya kurban vermekle ödenme adeti ortaya çıkmıştır. Pidyon Ha Ben töreninin ortaya çıkışı da bu hikayeye dayanmaktadır.

“İlk doğan erkek çocuklarınızın ve hayvanlarınızın hepsini Rabbe adayacaksınız. Çünkü bunlar Rabbe aittir. İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz” (Çinpolat, 2017a).

Doğan ilk erkek çocuğun tanrı’ya rehin olma durumundan kurtarabilmek amacıyla bu tören düzenlenmektedir. Tören sinagogda anne ve babanın sembolik bir ücret karşılığıyla çocuğu satın almaları şeklinde gerçekleşmektedir. Burada şöyle bir parantez açmak yerinde olacaktır; Pidyon Ha Ben töreni her doğan ilk çocuk için gerçekleştirilmemektedir. Doğan çocuğun bazı özellikleri taşıması gerekmektedir. Bunlar;

  • Annesinin ilk erkek çocuğu olmalı (babasını değil annesinin ilk erkek çocuğu). İlk çocuk kız olursa veya ölü olarak doğarsa ve ikinci çocuk erkek olursa bunun için tören uygulanmasına gerek görülmemektedir.
  • Çocuk normal yolla dünyaya gelmelidir. Sezaryen uygulamalarında Pidyon Ha Ben töreni uygulanmaz.
  • Anne hamileliğin ilk kırkıncı gününde düşük yaparsa çocuk ilk çocuk olarak sayılmaz. Bu çocuktan sonra doğacak olan çocuk eğer erkek olursa Pidyon Ha Ben töreni uygulanabilir.

Yahudi takvimine göre günler akşamdan başlamaktadır. Bundan dolayı çocuğun doğumunun otuzuncu günü güneş battıktan hemen sonra otuz birinci gün olarak kabul edilir. Pidyon Ha Ben bu otuz birinci günün öğlenden sonrasında gerçekleştirilir. Günümüzde; “

Ortodoks Yahudilikte pidyon ha ben töreni önemsenir. Ancak Reformist Yahudilerin, ilk çocuk ile diğer kardeşleri arasında böyle bir ayrımın olmasını kabul etmediklerinden, pidyon ha ben törenini uygulamadıkları belirtilir” (Washofsky, 147’den aktaran; Çinpolat, 2017a).

3.5. Vijola Töreni

Yahudilikte kız çocuğunu kurtarma gibi pidyon ha ben törenine benzer bir tören uygulaması bulunmamaktadır fakat bu törene benzer olarak kız çocukları için uygulanan vijola töreni bulunmaktadır. “

Pidyon ha ben töreninden farklı olarak, sadece ilk kız için değil bütün kız çocukları için bir tören yapılır. Ayrıca, vijolatöreni için çocuğun doğumunun sezaryen ya da normal doğum olması, annenin daha önceden düşük yapıp yapmaması gibi şartlar öne sürülmez” (Çinpolat, 2017a).

Vijola töreni aslında kız çocukları için uygulanan bir tür ad verme töreni olarak tasvir edilebilir.

“Vijola aslında kız bebeğe isim koyma törenidir ve töreni gerçekleştirmek için herhangi bir özel durum söz konusu değildir. Vijola bebek sekiz gününü doldurduktan sonra kırk gün içinde yapılabilir. Tören günü eve haham ve davetlilier çağırılır ve anne-babası hayatta olan genç bir kız çocuğuna beyaz giysiler giydirilir” (Güre, 2015).

Tören kız çocuğu dünyaya geldikten sonraki sekizinci günden kırkıncı güne kadar anne kendisini ne zaman uygun hissederse o gün yapılabilmektedir. Herhangi bir gün zorunluluğu bulunmamaktadır. Günümüzde bu tören İsrail’de Brita adıyla uygulanmaktadır. Eğlence unsurlarının da eşlik ettiği bu şenlik havasındaki tören her kız bebek için yapılarak bir sünnet düğünü edasında kutlanmaktadır.

thumbnail
Önerilen Yazı
Osmanlı Yahudileri ve Kan İftiraları: Amasya, Rodos Ve Şam Kan İftirası Vakaları

SONUÇ

Yahudiler anaerkil bir toplum olarak nitelendirilmektedir. Bunun ardında yatan en büyük sebep kadının doğurganlığı yani soyun devamlılığını sağlayan varlık olarak görülmesidir fakat yapılan araştırmalara bakıldığında aslında Yahudiler anaerkil değil ancak ve ancak ana soylu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yahudilerin uygulamaları ve kadına yönelik tutumları incelendiğinde anaerkil davranışlar görebilmek pek mümkün gözükmemektedir. Kadın tabiri caizse bir üretim makinesi olarak görülmüş ve kadının asli görevi neslin devamını sağlaması olarak kabul edilmiştir. Kadının toplumdan soyutlanması durumu en çok ultra Yahudi kesimlerde görülmekte ve kadının tek başına dışarıda dolaşmasına dahi müsaade verilmemektedir. Kadının kısır olması bir kusur, eksiklik olarak görülüyor ve sadece bu bahane edilerek bir erkek kadından boşanabiliyor. Daha çok çocuk politikasıyla çıkılan bu yol çok eşliliği de beraberinde getirmiş ve bu durum kadın onuruna yönelik bir saldırı olarak karşımıza çıkmıştır. Çocuk dünyaya getiren bir kadını kirli olarak nitelendirmek kadına yönelik hoş karşılanmayacak tavırlardan bir diğeridir. Soyun devamlılığını sağlayan ve bunun için büyük acılar çekerek mucizeyi gerçekleştiren kadınlara kirli diyebilmek anaerkillikle bağdaşmamaktadır.

Yahudilik aile kavramını, evliliği ve çocuk sahibi olmayı  bir emir niteliğinde görmektedir ve bireyin kendi kişisel görüşlerine fırsat vermemektedir. Birey evliliğe ve çocuk sahibi olmaya kendisini yakın hissetmiyorsa pekala bu durumdan kaçınabilir. Zira mutsuz evlilikler mutsuz çocukları doğurur. Veya çocuk istemeyen bir bireyin dini gereğini yerine getirmesi amacıyla çocuk yapması çocuğun sevgi ortamında büyümemesine, iyi bakılamamasına sebebiyet verebilir. Aile, evlilik ve çocuklar toplumun geleceği için de önemlidir ve sosyolojik olarak bakıldığında da gerekli ve önemli konumdadır fakat iyi yetiştirilemeyen çocuklar, mutsuz evlilikler, aile kavramını oluşturamamış bireyler de toplumun varlığına büyük zarar verebilmektedir.

Bir toplumu bütünleştiren ve birlik duygusunu oluşturan şeyler arasında geleneklerin ve törenlerin büyük bir önemi vardır. Yahudiler de bunun ehemmiyetini fark etmiş olacaklar ki geleneklerin ve törenlerin nesilden nesle aktarılmasında büyük bir titizlik göstermektedirler. Yahudiler uzun yıllar tek çatı altında yaşayamayan, sürgünler gören, katliamlara maruz kalmış bir toplum olarak tarih sahnesinde boy göstermektedirler. Buna rağmen dinlerinden ve kültürel değerlerinden uzaklaşmamışlardır. Bunda törenlerin büyük bir etkisi bulunmaktadır. Küçük yaşta aşılanan dini değerler ve gelenekler bireyin toplumundan kopuk yaşamasını engellemekte ve bireysel söz ve eylemlerin de önüne geçmektedir. Törenlerin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılabilir boyutlarda olsa da önemli olan birlik duygusunu oluşturabilmiş ve birbirlerine kenetlenebilmiş olmalarıdır.

Sonuç olarak; Yahudi toplumu yaşayış tarzı ve kadına biçtiği roller sebebiyle düşünce anlamında geri kalmış ülkelerden biridir. 1950 ve 1960’lı yıllarda uygulamaları değiştirmek adına adımlar atılmış ve yeni dünyaya adapte olmak için çaba gösterilmiş olsa da halen düşünceleri geride kalmış bireyleri nedeniyle çabaları tam anlamıyla sonuç verememektedir.

KAYNAKÇA

  • AKTAŞ, Hasan Emir. (2016). “İsrail’de Dini Kurumu, Oluşum ve Referansların Siyasi”, Kamusal ve Hukuki Alanlara Etkileri, Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt: 31, Sayı: 1.
  • CANSEVER, Mehmet. (2020). Eski Ahit’te ve Yeni Ahit’te Çocuk (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi), Atatürk Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı, Erzurum.
  • ÇİNPOLAT, Salih. (2017). “Yahudilikte Çocuk Sahibi Olma ve Çoğalmanın Yeri ve Önemi”, Dini Araştırmalar Dergisi, Cilt: 21, Sayı:51.
  • ÇİNPOLAT, Salih. (2017). Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam`da Çocukluk Dönemi İle İlgili İnanç ve Uygulamalar (Fenomenolojik Bir Yaklaşım) (Yayımlanmış Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum.
  • GÜRE, Mustafa. (2015). Dinlerde Geçiş Dönemleriyle İlgili İnanç ve Uygulamalar (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı, Ankara.
  • GÜRKAN, Salime Leyla. (2006). “Yahudilikte Seçilmişlik Anlayışı”, Bilim ve Sanat Vakfı Dergisi, Cilt:1, Sayı: 60.
  • KIRANATLIOĞLU, Mustafa. (2018). “Yahudilikte Sünnet”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt: 32, Sayı:44.
  • KURT, Ali Osman. (2016) “Yahudilikte Levirat Evlilik- Geleneğin Tutsak Ettiği Kadınlar-, Turkish Studies, Cilt:11, Sayı:17.
  • ÜNAL, Asife. (2017). “Yahudi Geleneğinde Kadının Yaratılışı ve Lilith Efsanesi”, Çukurova Dergisi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:17, Sayı:2.
  • YİĞİT, Zeynep. (2016). Yahudi ve İslâm kaynaklarına göre Hz. Nûh ve Tûfan (Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.

İlginizi Çekebilir: Evlilik Türleri

Yazar Hakkında

Merhaba, Muğla Üniversitesi sosyoloji bölümünden mezun oldum. Şu anda aile danışmanlığı ve cinsel terapist eğitimlerini görmekteyim. Eğitimlerim devam ederken düşüncelerimi burada paylaşmayı tercih ettim. iyi okumalar :)

Yorum yap