Küreselleşme ve Toplumsal Cinsiyet Düzeni

kuresellesme ve toplumsal cinsiyet duzeni 1

Toplumsal cinsiyet; erkekler ve kadınlar arasındaki toplumsal ve kültürel farklılıklarla ilgilenmektedir. Aslında burada baskın olan toplumsal konumdur. Sosyoloji bilimi içerisinde toplumsal cinsiyet dediğimiz şey, toplumsal cinsiyet eşitsizliği çerçevesinde incelenmektedir. Eşitsizliği oluşturan toplumsal cinsiyet düzeni ise iktidar, emek ve kateksisten oluşmaktadır. Bu bağlamda stabil bir toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden bahsetmemiz mümkün değildir. Zamanın gerekliliklerine göre değişen iş gücü piyasasına göre toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddeti azalabilir veya artabilir. Fakat, bu eşitsizlik bitmez. Günümüzde ise neoliberal politikalar ile birlikte şiddetlenen küreselleşme görülmektedir. Buna paralel olarak da toplumsal cinsiyet düzeninde değişiklikler yaşanmaktadır. Küreselleşmenin getirdiği ‘‘daha çok üretim’’ ve ‘’prekarya’’ veya ‘‘sıradan işçi’’ kavramları ile birlikte bu değişimler gerçekleşmeye devam etmektedir. Küreselleşme süreci ile birlikte kapitalizm geniş kitlelere yayılma eğilimine girmiş, bu kitlelerden de düşük iş gücü ücreti ile yüksek karlar elde etmiştir. Enformel işçilerin artması, kuralsızlaşmanın başlaması ve son olarak da çocuk ve kadın emeğinin çok düşük ücretlerle kullanılması küreselleşmenin dozunu arttırmıştır.

Toplumsal cinsiyet ve emek konusuna tarihsel bağlamda baktığımızda; erkeklerin uzun yıllardır iş piyasasında tekel olarak yer aldığını görmekteyiz. Bu süreç içerisinde küreselleşmenin etkisini görmemekteyiz. Fakat, fordizm ile başlayan küreselleşme sürecinden sonra post-fordizm ile birlikte erkeklerin iş gücü piyasasında tekel olmaktan çıktığınız görmekteyiz. Kapitalizm, işçilere kadın mı erkek mi diye bakmaksızın iş gücü olarak görmektedir. Kapitalizmin cinsiyetçi rollerden çok sadece kara ve üretime odaklanması, fabrikalarda kadınların çalışmasına olanak sağlamıştır. Tabi, sadece kadınlar değil; çocuklarda fabrikalarda ucuz iş gücü olarak çalışmaya başlamıştır. Hızlı üretim için alınan kadın ve çocuklar, erkeklere nazaran daha az ücret karşılığında çalışıyordu. Çünkü, küreselleşmenin ilk zamanlarında henüz etkisini göstermemişken erkekler iktidar konumundaydı. Tabi, küreselleşmenin getirmiş olduğu üretim isteği ve eğitim ile birlikte bu durum ilerleyen senelerde çok farklı bir hal almıştır. Kadınlarda eğitim almaya başlamıştır. Bilindiği üzere nitelikli işçi ve üst düzey görevlerinde hep erkekler yer alıyordu. Bunun sebebi ise erkeklerin aldığı eğitimden kaynaklanıyordu. Ancak, eğitim şartlarının da iyileşmesi ile birlikte kadınlar da yüksek makamlarda ve nitelikli işlerde görülmeye başlanmıştır. Tabi, bu durumda da erkeklerin iktidarın da zayıflamalar ve değişiklikler yaşanmıştır. Emeğin dönüşümü ve toplumsal cinsiyet kavramının küreselleşme ile bir nebze kalkması ile birlikte erkekler, sadece evlerindeki iktidarlarından olmamışlardır. Aynı zamanda sosyal hayatta ve iş hayatında da çeşitli durumlarda iktidarlarını kaybetmişlerdir. Artık kadın da gelir elde etmeye başlamış ve ‘’erkek ev geçindirir’’ söylemi bir kenara itilmeye başlanmıştır. İktidar bağlamında kısaca değerlendirmek gerekirse; kadınların mali açıdan refahları arttıkça erkeklerin iktidarlarında sarsılmalar olmuştur. Gerek özelde yaşanan gerekse de toplumsal hayatta yaşanan iktidar değişimleri, etkisini arttırarak devam edecektir.

Küreselleşme ile birlikte sekülerizm havası da ülkelere yayılmaya başladı. Bu paralelde de geleneksellik etkisini yavaş yavaş yitirmeye başladı. Örneğin, geleneklerin getirdiği yasaklar çiğnenmeye başlamıştır. Bu geleneğe saygısızlıktan ziyade; özgürleşme veya dünyaya ayak uydurma çabasıdır. Bu durumu kateksise bağlayacağım. Toplumun içerisinde elbette toplumun normlarına uymayan davranışlar barındıran bireyler vardır. Bu bireyler, davranışlarını ve arzularını topluma açamazlar. Çünkü, açtıklarında normlara karşı gelir ve geleneklere saygısızlık etmiş olur. Bu durumda da birey topluma rahat rahat açılamaz. Açılmaya kalkarsa da ‘‘damgalama’’ ile karşılaşır. Tabi bu durumda birey toplumsal örgütlenen arzuya boyun eğer ve kendini gerçekleştiremez. Bu bireyin tercihi kendi cinsiyetinden farklı olabilir. Bu gayet doğaldır. Fakat, toplumun oluşturduğu kateksiz ve toplumsal cinsiyet kavramları ile birlikte bu doğal yönelim, anormal bir hal alıyor. Ancak, küreselleşme ile birlikte geleneksel duvarlar yıkılmaya başlanmış, kateksiz etkisi kalmaya başlamış ve daha özgür bir yönelim başlamıştır. Küreselleşme ile geleneksel cinsiyet rollerinden kaynaklı bariyerler kısmen de olsa aşılmıştır. Özellikle kadın emeğini, özgürlüğünü vurgulayan ve cinsiyet rollerini yerle bir eden yabancı dizi ve filmlerin bunun yanısıra çeviri kitapların oluşturduğu bilinç küreselleşmenin etkileri arasında gösterilebilir.

Sonuç:

Fordizm ile başlayan emek gücü sömürüsü, günümüzde de etkisini göstermektedir. İlk süreçlerde toplumsal cinsiyet bir kenara konularak kadınlar da iş gücü piyasasında yer bulmuşlardır. Her ne kadar düşük ücret ile çalışsalar da sosyal hayata atılmaya başlamışlardır. Günümüze doğru yaklaştığımızda ise post-fordizm ile birlikte kapitalizm daha geniş kitlelere yayılmak istemiş ve bunun sonucunda da küreselleşme süreci başlamıştır. Tabi, küreselleşme ile birlikte eğitim kouşullarında ve kadınların sosyal hayata katılması konularında iyileşmeler yaşanmıştır. Toplumsal cinsiyet kavramı daha da eşit bir hal almaya başlamıştır. Bu eşit hal ise iktidar ilişkilerinde ciddi rol oynamıştır. Erkeklerin, gerek ev olsun gerekse iş yeri olsun iktidarları ciddi oranda sarsılmıştır. Hatta bazı durumlarda kadın iktidar konumuna geçmiştir. Ayrıca, artan sekülerizm ile birlikte heterenormatiflik etkisini yitirmiş, bunun yerine daha özgür yönelimli akımlar ortaya çıkmıştır.

Yukarıda bahsedilen ve hali hazırda gerçekleşmeye devam eden olgular, güzel taraf olarak nitelendirilebilir. Çünkü, günümüzde küreselleşmeye rağmen ‘’yaşlı ve çocuk’’ bağı sebebi ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği devam etmektedir. Bunun sebebi ise sosyal politikalardır. Kadınlara gerekli destekler ve ödenekler verilmediği için kadınlar eve mahkum olmuş, küreselleşen dünyada içerisinde yerlerini alamamışlardır. Her ne kadar emek sömürüsünden bahsedilse de kadınlar için bir özgürlük alanı doğmuş, kadınlar kısıtlıdan başlayarak üst imkanlara doğru tırmanmaya başlamıştır. Bu bir sürecin başlangıcıdır. Toplumsal cinsiyet konumları, fordizm ile birlikte yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Post fordizm ile kendini göstermeye başlamıştır. Eğitim koşullarının iyileşmesi ve cinsiyet ayrımının yerine kalifiye ayrımın yavaş yavaş gündeme gelmesi ile birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliği daha da azalacaktır. Belki de koronavirüs salgını sonrasında oluşabilecek dünya düzeni içerisinde artan dijitalleşme ile birlikte iş piyasasında cinsiyet kavramı ortadan kalkacaktır. Çünkü, izin hakları ve devletin verdiği çeşitli haklar dijital ortamda izole edilebilecek böylelikle kadınlar da iş gücü piyasasında erkeklerle eşit konuma gelebilecektir. Koronavirüs sürecinden sonraki süreçte toplumsal cinsiyet kavramını daha az duymamız muhtemel olacaktır.

Yorum Yap

Yazar Hakkında

Merhaba, ben Erel Alkan. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde eğitim görüyorum. Web ve Seo işleri ile ek olarak yakından ilgileniyorum. Dijitalleşen dünyada ''dijital olanı'' sosyoloji ile entegre etmek istiyorum. Bu kapsamda da bu platformu kurma ihtiyacını duydum.

Yorum yap