Şalvar Davası Filminin Sosyolojik Analizi

salvar davasi filminin analizi

Kadın nedir, kadınlık ne demektir? Filmi izlerken sorgulamamız gereken başlıca iki soru bulunmaktadır. Kadının ve kadınlığın cevabını, farklı toplum yapılanmalarında çeşitli boyut ve şekillerde bulabiliriz. Şalvar Davası filmi geleneksel toplum yapısını ortaya koyarken 1980’lerin Türkiye’sinde geleneksel yapılanmadaki kadını ve kadının rolünü yansıtmaktadır.

Film, kadını metalaştıran geleneksel toplum yapısını açık ve seçik bir paralelde ortaya koyarken örtük olarak da bu sistemi eleştirmektedir. Filmin giriş kısmından yola çıkarak kadın karakterlerin tanıtım görselleri, salt beden ve cinsellik yönünde gösterilmiştir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve aile içindeki iş bölümü irdelendiğinde kadının cinsellik yönü, yeniden üretime katkısı, ev işlerinin hepsini tek başına üstlenmesi, tarla, bağ, bahçe işlerine gitmesi, ev içindeki çocuk ve yaşlı bakımdan sorumlu olması gibi görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Fakat atanan bu görev ve sorumluluklar eşitlik, özellikle kadın-erkek eşitliği bakımından tamamen teraziyi kadının omuzlarına yüklemektedir. Bu tanım iki cinsel kimliğin terazinin iki ucuna konmayacak derece eşitsizliğine dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır.

Önerilen Yazı
Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu Kitap İncelemesi

Filmde köye şehirden dönüş yapan kadın karakteriyle, geleneksel ve modern toplumun kadına bakışı ve kadından beklentileri yansıtılmaktadır. Şehirde yaşayan kadının çocuk yapmama özgürlüğü varken köyde yaşayan kadın seçme hakkına sahip değildir. Partnerinin inisiyatifine kalmış olan bu durum erkeğin ne kadar çok çocuk o kadar çok emek gücü düşüncesiyle paraleldir. Kadının yıpranma payı saf dışı bırakılırken kadının kendi bedeni üzerindeki söz hakkı yok yasılmaktadır. Aynı zamanda modern toplumda erkeklerle hemen hemen eşit şartlarda çalışabilen kadın, geleneksel toplum düzeninde erkeğin görev ve sorumluluklarını da üstlenen kadın olarak görülmektedir. Ataerkil toplum düzeninde erkekler kıraathane gibi toplanma alanlarında vakit geçirirken kadınlar erkeklerinde sorumlulukları olan işleri üstlenmek zorunda bırakılmışlardır.

Şehirden köye dönen kadının öncülüğünde kadın örgütlenmesiyle birlikte eril toplum düzenine bir başkaldırı görülmektedir. Bu başkaldırının sonucunda kadınların evi terk etmesiyle birlikte bütün gün kahvede oturan erkekler bir anda kadınlara yükledikleri bütün sorumluluk ve görevlerle baş başa kalmışlardır. Çocuk ve yaşlı bakımından tarla-bahçe işlerine kadar uzanan bu sorumluluklarla erkekler baş edememiş kadın örgütlenmesini yıkmaya çalışmışlardır. Fakat güçlü bir örgütlenmenin eril toplum düzeninde erkeğe karşı bile dimdik kalabildiği örneği filmde taktire şayan bir şekilde işlenmiştir. Örgütlenmeye yıkamayan erkeklere çözüm getirmek köy ağasına kalmıştır. Ağa karısının köyün erkeklerinin hepsinin yeme içme, çamaşır vs. ev işlerine sorumlu tutulması eril düzende erkeğin kadını adeta bir hizmetçi gibi kullanırken en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz olduğunun göstergesidir. Bunun yanında yapmaları gereken tek şey tarla işlerinde emek gücüyle çalışmaktır fakat filmdeki diyaloglardan anlaşılacağı üzere köyün erkekleri kadınlardan daha az verimlilik göstermektedir. Bu durum ataerkil düzenin erkeği tembelleştirdiğine örnek verilebilir. Köy ağası verimi arttırmak adına köye seks işçilerini getirmiştir ki erkeklerin motivasyonu artsın… Seks işçiliğinin dahi kadını cinsel bir obje olarak göstermesi ve erkeklerin cinselliği bir motivasyon kaynağı olarak görmesi eril toplum düzeninde yaşayan bireylerin sorgulaması gereken bir durumdur.

Kadınların erkeklerin yemeklerine cinsel güçlerini azaltıcı gıda koymaları bu durumdan haberleri olmayan erkelerin birbirinden utanmalarına, durumu gizlemelerine neden olmuştur. Bu bağlamda erkeğin erkekliğini cinsel yönüyle bağdaştırdığına vurgu yapılmıştır.

Filmin sonuna gelindiğinde kadın örgütlenmesi, güç dengesini kazanarak eşitliğe hak kazanmıştır. Resmi nikah hakkına bile sahip olmayan kadınlar, ev işi ve tarla işini tek başına üstlenen kadınlar, doğum kontrol yöntemlerinden dahi olmayan, kendi bedenleri üzerinde hak sahibi olamayan kadınlar eril toplum düzeninde erkekle hemen hemen eşit haklara sahip hale gelmişlerdir.

Filmin son kesitinde de görüldüğü gibi hak ve hukuk bağlamında tam eşitliğin sağlandığı toplumlardaki kadınlar, erkekler daha mutlu ve kalitesi daha yüksek hayata sahip olacaklardır.

Yorum Yap

Yorum yap