Sigmund Freud Kimdir? Freud Psikolojisi ve Kavramları

Sigmund Freud Kimdir? Freud Psikolojisi ve Kavramları
2

Sigmund Freud (1856-1939) psikolojinin kurucu babası olarak sayılan ve psikolojiye psikanaliz yöntemini getiren bir nörologdur. Psikanalitik hareket Freud başta olmak üzere onun söylemleri üzerine merkezlenen oldukça kişisel bir harekettir. Freud’un geliştirdiği bu yöntem kendi yaşantısıyla yakından ilgilidir ve otobiyografik izler taşımaktadır. Bu yüzden psikanaliz yöntemini daha iyi anlayabilmek için Freud’un yaşam öyküsünü de bilmek gerekir.

Sigmund Freud 6 Mayıs 1856’da Moravia’daki Freiberg Kasabasında dünyaya gelmiştir. (Şimdiki adı Pribor, Çekoslovakya). Orta sınıf bir ailenin sekiz çocuğundan en büyüğüdür. Yahudi olan babası başarısız bir yün tüccarıydı. Babası Moravia’daki işinde iflas edince ailesini alıp ilk önce Leipzig’e, ardından da (Freud 4 yaşındayken) Viyana’a göç etmiştir. Freud Viyana’da yaklaşık 80 yıl kalmıştır. Freud’un babası annesinden 20 yaş büyüktü, oldukça katı ve otoriterdi. Genç bir delikanlı olan Freud babasına karşı hem korku hem de sevgi beslemişti. Annesi ise koruyucu ve sevgi doluydu ve Freud annesine kuvvetli bir düşkünlükle bağlıydı. Freud’un babasına duyduğu bu korkunun ve annesine duyduğu bu çekiciliğin daha sonra Ödipal kompleks olarak adlandırdığı çalışmasıyla yakinen ilgili olduğunu göreceğiz.

Sekiz çocuğun en büyüğü olan Freud ailesi içinde büyük bir zihinsel yetenek gösteriyordu. Ailesi Freud’un başarılarına her zaman destek oldu hatta öyle ki evde petrol lambası bulunan tek odayı ona verdiler ve diğer aile üyeleri mum ışığıyla aydınlandı. Diğer kardeşlerin müzik çalışmasına, Freud rahatsız olur düşüncesiyle izin verilmedi. Freud tüm bunlar doğrultusunda gerçekten de oldukça parlak bir öğrenciydi. Tıp alanına dair doğrudan bir ilgi duymamasına rağmen alabileceği en iyi eğitimin tıp olduğu sonucuna vararak tıp eğitimi almaya karar verdi.

Freud eğitime 1873 yılında Viyana Üniversitesinde başladı.  Freud tığ eğitimi sırasında ilk defa kokain kullanan kişi oldu. Kendisi kullandı, nişanlısı, kız kardeşleri ve arkadaşları için kullanmaya hazır hale getirerek kokainin tıp alanında ilk kez uygulanmasından sorumlu kişi oldu. Freud bu maddenin kullanılmasının taraftarıydı çünkü depresyon gibi pek çok hastalığa iyi gelen bir ilaç keşfettiğini düşünüyordu.

Freud’un hayatına bir diğer etki eden isimse Josef Breuer (1842-1925). Başarılı ve deneyimli bir doktor olan Breuer yoksul bir genç olan Freud’a tavsiyelerde bulundu, ona arkadaşlık yaptı hatta ona maddi destek olmak için ödünç para verdi. Sık sık Breuer’in hastalarını ele alp tartıştılar. Bunlardan biri olan Anna O. vakası psikanalizin gelişimde çok etkili olmuştur. 21 yaşında zeki ve çekici genç bir kadın olan Anna felç, hafıza kaybı, zihinsel bozukluklar, mide bulantısı, görme ve konuşma bozuklukluları gibi bir dizi ciddi histeri bozuklukları gösteriyordu. İlk belirtiler ölmekte olan babasıyla ilgilenirken ortaya çıkmıştı.  Babası onu daima şımartırdı. Anna’nın babasına karşı bir tür aşk hissettiği söylenmiştir. Breuer onu hipnozla tedavi etmeye başladı ve hipnotik durumdayken Anna’nın uyanık durumda hatırlamadığı bazı durumları hatırladığını fark etti. Zihnin hipnoz altındayken hatırladıklarını Freud ilerde bilinçaltı olarak tanımlayacaktır.

İlginizi Çekebilir: Jung Psikolojisi

Freud 1889 yılında dört buçuk ay boyunca Fransa’da  Chorcot ile çalışma fırsatı bulur. Chorcot’un bir isteri hastası üzerinde hipnozu nasıl kullandığını gözlemler ve bu adamı kendi gözünde bir baba figürü haline getirir. Chorcot isteri davranışlarında cinselliğin rolünü vurguluyordu ve ona göre pek çok isteri davranışının altında yatan sebep cinsellikle ilgili problemlerdi.

Freud Viyana’ya döndükten sonra artık bir hastalığın cinsel temelli olabileceğinin de farkındaydı. Hastalarıyla ilgilenirken Breuer’in hipnoz tekniğini kullanmaya devam etti lakin ona göre hipnoz sadece belirli bir noktaya kadar geliyordu sonrasında sorunu bir çözüme kavuşturmuyordu. Hipnozla tedavi edilen hastaların birçoğunun başka şikayetlerle geldiğini fark etti ve yavaş yavaş hipnoz yöntemini bıraktı. Serbest çağrışım denilen başka bir metot uygulamaya başladı ve böylelikle de psikanalizin temellerini atmaya başlamış oldu. Serbeste çağrışım, bireyin aklına gelen her şeyi bir sıra olmadan rastgele söylemesidir. Hasta bir divana uzanır ve doktorunu görmez o an aklına geliyorsa söyler böylelikle doktor onun iç dünyasına yolculuk yapabilir. Freud bu serbest çağrışım metoduyla hastalarının temelde yatan sorunlarının cinsellik olduğu fark etmiştir.  Kendi geliştirdiği bu metot ve cinsel temellere dayanması Breuer tarafından hoş karşılanmadığı için Freud ve Breuer yollarını ayırmıştır.

Freud 1923 yılında ağız kanserine tutulduğunu öğreniyor ve hayatının bu evresinden sonrası çeşitli tedaviler ve ağrılarla ilerledi. 1933 yılında Hitler iktidara gelince çeşitli kitapları yakıldı ve Nazi Almanya’sının psikianalitik teoriye görüşü sebebiyle Freud Almanya’da neredeyse unutulmaya başladı. Nazi saldırıları yüzünden Freud hayatının son dönemlerinde İngiltere’ye yerleşmek zorunda kalmıştır. İngiltere’de iyi karşılanmış olmasına rağmen hastalığının ilerlemesi sebebiyle ağrıları gittikçe arttı ve 21 Eylül 1939 yılında daha önceden yaptıkları bir anlaşmaya dayanarak doktorundan bu ağrılara son vermesini istedi. Doktor, Freud’a ağır derecede morfin verdi ve 12 saat sonra dozu yineledi. Freud komaya girdi ve 23 Eylül 1939’da yıllarca çektiği acıları son buldu.

Sigmund Freud Neyi Savunur?

  • Freud’un en temel varsayımlarından biri ruhsal belirlemeciliktir. Ruhsal belirlemecelik, bütün davranışların bir nedeni olduğunu ifade eder ve bu nedenin zihinde bulunacağını ifade eden bir varsayımdır. Yani Freud, fikirlerinin fizyolojik prensiplere indirgeneceğine inanıyordu
  • Bilinçaltı süreçlerin önemi. İkinci ve belki en çok bilinen varsayım, Freud’un davranışın çoğunun kişinin farkındalığı dışında yer alan süreçler tarafından yönetildiği inancıdır.
  • Normal ve anormal davranışların devamlılığı. Freud zihinsel hastalıkların ruhu ele geçirdiği inancını kabul etmeyerek bunu bir hastalığın belirtisi olarak görmüştür.
  • Klinik verilerin değeri. Freud meslek hayatının pek çoğunu klinisyen olarak geçirmiştir ve bu da ona hastalarını gözlemle şansı tanımıştır. Freud için hastayı anlamak için gözlemlemek temel noktalardan biridir.
thumbnail
Önerilen Yazı
Ünlü Psikiyatr Carl Gustav Jung Kimdir? Jung Psikolojisi

Sigmund Freud Çalışmaları

Freud, mesleki yaşantısına histeri hastalarıyla ( hiçbir belirgin fiziksel neden olmadan fiziksel semptomlarıyla karakterize edilen hastalık) çalışmaya başladıktan sonra ruhu etkileyen içsel nedenleri araştırmaya koymuştur. Zihninin süreçlerini anlayabilmek için çalışmalarında hipnozla birlikte bir katarsis (duygusal olarak yüklü deneyimin geri çağrılması süreci ya da sembolik aktiviteyle uğraşmak yollarıyla dürtü enerjisinin dolaylı olarak salıverilmesi.) yöntemi kullanmıştır.

Daha sonrasında bu yöntemin kalıcı bir tedavi olmadığını düşünerek serbest çağrışım tekniğini ( Freud tarafından geliştirilen kişiye aklından geçen sözcüklerin söylenmesi istenen ve sonra örüntülerin aranmasına dayanan teknik) geliştirmiştir. Bu teknik sayesinde hasta bastırdığı anılarını gün yüzüne çıkarabilmektedir.

Freud, bu yöntemi uygularken hastanın bir divana uzanmasını ister, kendisi de hastanın onu görmeyeceği şekilde, hastanın arka köşesine otururdu. Böyle yapmasının sebebi hastanın çağrışımlarını rahatça yapabilmesiydi. Hasta sanki kendi kendine konuşuyormuşçasına aklından geçen her şeyi söylerken Freud da bir yandan bunları not alıyordu. Bu notlar hastanın zihnine inmek için bir anahtar görevi görüyordu.

Freud ilerleyen dönemlerde cinsellik üzerine çalışmaya başlamıştır. Ona göre bilinçaltımızda yatan çoğu şeyin temeli cinsel arzularımızdı. Daha çocukluk çağında oluşmaya başlayan bu arzular , zihnimizin en alt noktasında gizlenmiş bir şekilde hayatımızın tamamına müdahale edebilecek güçtedir. Freud, zihnimizin altlarına saklanan bu arzuların bazı zamanlarda kendini gün yüzüne çıkardığını düşünüyordu. Dil sürçmelerinin aslında bilinçaltımızın bilince yansımış hali olduğunu söylüyordu. Mesela televizyondaki bir haber spikeri bir şeyi okurken kazara müstehcen bir kelime söylemiştir, Freud bunun kaza olmadığını aslında isteyerek olduğunu söylemektedir. Bu sürmelere de  “Freud sürçmesi” denmektedir

Freud, bilinçaltını incelerken ona ulaşmak için rüyaları da kullanabileceğini fark etmiştir. Ona göre kişiler rüyalarında kendilerine dair sembollerle ulaşabilirdi. Kişinin gördüğü rüyaya açık içerik, rüyanın altında yatan anlama ise gizli içerik demiştir. Ayrıca rüyaların her şeyi açıkça söylemek yerine bazı semboller kullandığını söylemiştir, bu sembollere ise rüya sansürü demiştir. Freud rüyaların bir arzu giderme aracı olarak kullanıldığına inanır yani normalde yapamadığımız, söyleyemediğimiz şeyler rüyalarımıza yansır.

Örnek verecek olursak içinde yılan, şemsiye veya kılıç geçen bir rüya, genellikle gizli bir cinsel rüyadır. Yılan, şemsiye ve kılıç , klasik “Freudcu semboller”dir ve penisi temsil eder. Benzer şekilde rüyadaki para kesesi ve mağara gibi imgeler de  vajinayı temsil eder. Freud, bu fikri saçma ya da hayret verici bulanların da zihninin cinsellikle ilgili düşüncelerden kaçtığını söyler. Kişi bastırdığı duyguyu gün yüzüne çıkarmaya çekindiği için ona bir sansür uyguluyor, yani rüyasında açıkça penis görmek yerine kılıç, şemsiye gibi semboller görüyor. Bu kılıç ya da şemsiye bir açık içerikken onun penisi temsil etmesi rüyanın gizli içeriğidir.

1902 yılından  sonra “Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği” adını verdikleri bir dernekte,  P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler gibi meslektaşlarının olduğu bir grupla toplanıp psikanaliz üzerine derin tartışmalar yapmaya başlamıştır. Bu psikanalitik hareketin başlangıcıydı. 1097’de dostu ve öğrencisi olan Carl Gustav Jung Zürih’te “Freud Derneği”ni kurar, böyle psikanaliz ülke sınırları dışına çıkmış olur.

Keşfedin: Foucault Kimdir?

Sigmund Freud Psikolojisi Ve Kavramları

sigmund freudFreud psikolojisi psikanaliz yöntemi üzerine odaklanmıştır. Freud psikanalizin kurucu ismidir ve bu yönteme ait çeşitli kavramlar geliştirmiştir. Psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerini incelemeye yarayan bir tedavi yöntemidir. Freud psikanaliz sayesinde hastanın kendisinin bile farkında olmadığı durumları gün yüzüne çıkararak geçmişe dair kalıntıların temizleneceğine inanmıştır.  Freud psikolojisini anlamak için bazı kavramları bilmek gerekir:

1.İçgüdü

Freud psikolojisine göre insanlar doğuştan getirilen içgüdülerce güdülenirler. İnsanın bütün fiziksel ve zihinsel faaliyetleri, doğuştan getirilen motivelerle (içgüdüler) gerçekleştirilir. İçgüdüleri harekete geçiren şey ihtiyaçlardır İhtiyaçların karşılanmaması gerilime yol açar, gerilim rahatsız edici bir duygudur. İnsan rahatsız edici şeylerden uzaklaşmak, keyif veren şeylere yaklaşmak eğilimindedir (hedonizm ilkesi). Davranışların temel yönelimi hazzı artırmak ve acıdan kaçınmaktır. Bu da gerilimin azaltılmasıyla gerçekleşir. İçgüdüler,  organizmanın giderilmeyen ihtiyaçları nedeniyle bozulan dengesini yeniden kurmak için gerekli davranışları ortaya çıkarırlar.

2.Cinsellik İçgüdüsü (Eros)

Yaşamsal süreçleri korumaya yönelik ve türün devamlılığını  sağlayan her türlü içgüdüdür.

3.Ölüm İçgüdüsü (Thanatos)

Yaşam, varolmama durumuna dönme eğilimi gösterir. Tüm insanların bilinçdışında ölüm içgüdüsüne eğilim vardır.

4.Libido

Freud psikolojisinde cinsel içgüdü ile alakalı olan enerjiye denir.

5.Kateksis

Freud psikolojisinde bir kişinin veya  nesnenin zihnimizdeki imgesine bağlanan enerji miktarına denir.

6.Psişik Determinizm

Freud psikolojisinde her davranışın mutlaka bir sebebi vardır ve hiçbir şey sebepsiz olamaz. Bazı duygu, düşünce ve davranışları tesadüfmüş gibi adlandırmamızın sebebi bağlamlar arsında ilişki kuramamamızdan kaynaklanmaktadır.

7.Parafraks (Freudiyen hatalı davranışlar)

Freud psikolojisinde dil sürçmeleri, kazalar, hatalar, bilinen bir adı hatırlayamama veya randevuyu unutma gibi durumlar aslında bilinçdışının yansımasıdır.

8.Freud ve Cinsellik

Freud psikolojisinde temel olarak cinselliği alır. Ona göre yaşadığımız pek çok şeyin sebebi bilinçaltımızda yatan cinsel güdülerimizdir ve yaşadığım sorunların sebebi bu güdülerin doyurulmamasından kaynaklanmaktadır.

9.Transferans ve Karşıt Transferans

Freud psikolojisindeki en önemli kavramlardan biri olan transferans(yani aktarım) danışanın geçmişteki  kişilere karşı beslediği duyguları, düşünceleri bilinçsizce terapistte yönlendirmesidir. Terapi sürecinin ilerlemesiyle birlikte geçmişte  yaşanan duygu ve çatışmalar bilinçaltından bilince yansır . Danışan önceden yaşamış olduğu duyguları tekrar yaşar. Mesela, terapist danışanın eskiden kaybettiği bir yakınını hatırlatabilir. Bu durumda danışanın bastırdığı duyguları, söylenmemiş sözleri gün yüzüne çıkabilir.

10.Freud ve Kişilik

Freud psikolojisinde kişiliği Topografik Kuram, Yapısal Kişilik Kuramı, Psikoseksüel Gelişim Kuramı olarak 3 şekilde incelemiştir

thumbnail
Önerilen Yazı
Davranışçı Kuram Nedir? Özellikleri ve Örnekleri

freudFreud’a Göre İnsanların İki Temel İhtiyacı Nedir?

Freud’a göre psikanaliz yönteminde insanın iki temel ihtiyacı vardır: Eros (cinsellik) ve Tanatos’(ölüm-savaş).

1.Eros (Ölüm İçgüdüsü)

Olumlu ve yaşamı destekleyici, yaratıcı insan aktivitelerinde ifade edilen, üremeyi destekleyen bir güç olarak kullanılmıştır. Yaşamsal süreçleri korumaya yönelik ve türün devamlılığını  sağlayan her türlü içgüdüdür.

2.Tanatos (Cinsellik İçgüdüsü)

Tanatos ise isminden de anlaşılacağı gibi, yıkıcı bir enerjiydi ve hem diğerlerine karşı saldırganlık hem de öz-yıkım davranışıyla ifade edilmiştir. Bu ikisi insanın temel motivasyonudur ve sürekli bir doyum ararlar. İki dürtü de yok edilemez ancak bastırılabilirler, Freud’a göre bu dürtüleri bastırmaya çalıştıkça başka yerlerde bizi bulacaktır bu sebeple onları doyurmaya çalışmak en mantıklısıdır.

Sigmund Freud’un Kişilik Kuramları Nelerdir?

  • Topografik Kuram
  • Yapısal Kişilik Kuramı
  • Psikoseksüel Gelişim Kuramı

Topografik Kişilik Kuramı

Topografik kişilik kuramları:

1)Bilinç

Bireyin farkında olduğu yaşantıları içeren düzeyidir. Yani etraftan gelen uyaranların farkında olduğu, tanıdığı, algıladığı seviyedir. Bu yüzden gerçekliğe uyum sağlayan ve mantıksal düşüncenin dominant olduğu bölümdür bilinç.

2)Bilinç Öncesi

İnsanın ruhsal yapısının derinliklerinde kullanmadığı ama istediği zaman, biraz uğraşarak hatırlayabildiği bilinç ile bilinç dışı arasındaki ara bölümüdür. Freud normalde bilincimizde olmayan ama istediğimiz zaman bilincimize getirebildiğimiz süreçlere bilinç öncesi demiştir. Örneğin, normal yaşantımızda annemizin ismini düşünmeyiz ve bilincimizde değildir ama birisi “Annenin ismi ne?” diye sorduğunda hemen ismi bilincimize getirip cevap verebilmemiz bu durumu açııklar.

3)Bilinç Dışı

Kişilik yapısının en büyük bölümüdür ve bilinçli algılamaların dışında kalan tüm zihinsel olayları ve dürtüleri barındırır. Buradaki düşünceleri bilince getirmek kişinin elinde değildir. Kişi bilinç dışına müdahale ve kontrol edemez. Bilinç dışı doğduğumuz andan itibaren oluşmaya başlar ve tüm yaşantımızı etkiler.

4)Rüyalar

Freud, bilinçdışını incelerken ona ulaşmak için rüyaları da kullanabileceğini fark etmiştir. Ona göre kişiler rüyalarında kendilerine dair sembollerle ulaşabilirdi. Kişinin gördüğü rüyaya açık içerik, rüyanın altında yatan anlama ise gizli içerik demiştir. Ayrıca rüyaların her şeyi açıkça söylemek yerine bazı semboller kullandığını söylemiştir, bu sembollere ise rüya sansürü demiştir. Freud rüyaların bir arzu giderme aracı olarak kullanıldığına inanır yani normalde yapamadığımız, söyleyemediğimiz şeyler rüyalarımıza yansır.

Örneğin içinde yılan, şemsiye veya kılıç geçen bir rüya, genellikle gizli bir cinsel rüyadır. Yılan, şemsiye ve kılıç , klasik “Freudcu semboller”dir, penisi temsil eder. Bener şekilde rüyadaki para kesesi mağara vajinayı temsil eder. Freud, bu fikri saçma ya da hayret verici bulanların da zihninin cinsellikle ilgili düşüncelerden kaçtığını söyler. Kişi bastırdığı duyguyu gün yüzüne çıkarmaya çekindiği için ona bir sansür uyguluyor, yani rüyasında açıkça penis görmek yerine kılıç, şemsiye gibi semboller görüyor. Bu kılıç ya da şemsiye bir açık içerikken onun penisi temsil etmesi rüyanın gizli içeriğidir.

5)Dil Sürçmeleri

Freud, bilinçdışını yansıtan bir diğer şeyin de dil sürçmeleri olduğunu söylemiştir. Edim hataları(devinim sürçmeleri) adını verdiği  ancak genellikle Freudyen dil sürçmeleri olarak bilinen. Günlük hatalar ve dil sürçmeleridir. Bu bakış açısını savunurken hem klinik vakalardan hem de günlük gözlemlerden örnekleri yoğun şekilde kullanmıştır. Günlük Yaşamın Psikopatalojisi’nde, bu tür pek çok vakanın ayrıntılı analizini sunmuştur, örneğin “Majesteleri, Palyaço Prens” şeklindeki gazetelerdeki “baskı hataları” (Freud, 1904). (Çevirmenin notu: Ingilizce’de hükümdar anlamına da gelen “crown” sözcüğüyle palyaço anlamına gelen “clown” sözcüklerinin yazımı birbirine benzemektedir) Bir vakada, bir gazete “savaş yaralı gazi” şeklinde bir özür basacakken, özür “şişeden korkan gazi” şeklinde çıkmıştır! (Çevirmenin notu: “Savaş yaralı gazi” anlamına gelen “a battle-scared veteran” ile “şişeden korkan gazi” anlamına gelen “a bottle-scarred veteran” ifadeleri karışmıştır) Benzer bir vakada, Freud hataların yazarın gizli bir nefretini yansıttığını öne sürmüştür. Genelde, Freudyen dil sürçmeleri, altta yatan dinamikleri yorumlamaya yardımcı olabilecek kişi hakkındaki diğer bilgilerle birleştirilebilirse en iyi şekilde anlaşılabilir.

Yapısal Kişilik Kuramı

Freud topografik kişilik kuramını geliştirerek  kişiliği üç parçalı bir yapıda oluşturmuştur: id, ego, süperego.

1)İd

(Latince ‘de “o”) bütün temel dürtülerin kaynağı olan ruh unsuru. Doğumdan itibaren bizimle ilkel olan dürtülerimizdir. Yeni doğan bir bebeğin tüm dürtüleri ihtiyaçlarının giderilmesi yönündedir. İd gerçeklik ilkesinden bağımsızdır, gerçek ve fantezi arasında ayrım yapamaz. Bu tür gerçeklikle ilişkisi olmayan sadece doyurulmaya odaklanan düşünceler birincil süreç düşüncelerdir. Örneğin karnı acıkan bir bebeğin annesinin memesini görünce doyacağını düşünüp susması birincil süreç bir düşüncedir.

2)Süperego

İdin istekleri sınırsızdır ve sadece doymayı bekler bu sınırsız isteklerin sınırlandırılması için bir üst benliğimizdir. Süperego, kişiliğimizin ahlaki yönüdür. Toplum içinde uyumlu davranış sergilememizi sağlayan sınırlılıklardır. İd içinden geldiği gibi davranmak isterken süperego onu davranışta törpüler.

3)Ego

Davranışa törpülenerek yansıyan bu tutumumuzdur. Egomuz bizim id ve süperego arasında bir denge kurarak dış dünyayla sağlıklı bir bağlantı kurmamızı sağlar. Ego, ikincil süreç düşünme adı verilen farkındalıkları kontrol eder.

4)Savunma Mekanizmaları

Savunma mekanizması Freud’un teorisinde ego tarafından, kendisini kaygı ve ona yol açan tehditlerden korumak için kullanılan tekniklerdir. Bunlardan bazıları:

  • Bastırma: düşünce, anı ya da dürtüleri bilinçli zihinde engelleme
  • Özdeşleşme: Bir dürtü nesnesinin özelliklerini kişinin kendi egosuyla birleştirmesi
  • Gerileme: Daha erken bir dönemdeki doyumun tipik davranışlarına geri gitmek
  • Yer değiştirme: Dürtü enerjisini bir nesneden başka bir yedek nesneye yönlendirme
  • Yüceltme: Dürtü enerjisini sosyal olarak kabul edilebilir aktiviteye yöneltme
  • Usallaştırma: Kişinin davranışını gerçek neden yerine kabul edilebilir bir nedenle açıklamak.

5)Özgül Fobi

Freud’a göre özgül fobi, çocuk gelişim evrelerinden biri olan ödipal dönemde yaşanan bir fiksasyon sonucunda erişkin dönemde ortaya çıkan, belirli bir nesneye karşı duyulan korkudur.

6)Psişik Determinizm

Freud’a göre her davranışın mutlaka bir sebebi vardır; hiçbir şey sebepsiz değildir. Bazı duygu, düşünce ve davranışların tesadüfmüş gibi görünmesinin sebebi, bu davranışların temelleriyle bağlantısal ilişki kuramamamızdır.

Psikoseksüel Kişilik Kuramı Nedir?

Freud zihinsel işlevler ve biyolojik işlevler arasında bir ilişki olduğunu düşünmektedir ve bu kişilik modelinde de bireyin çeşitli yaşlarda çeşitli doyumları sağladığını söylemiştir. Bireyi yaş gruplarına ayırarak her bir doyum için belirli dönemler ayırmıştır. Bu kişilik modeli beş dönemden oluşmaktadır.

  1. Oral Dönem, doğumdan sonrası 1-1,5 yaş arasını kapsamaktadır. Bu dönemde bebeğin temel haz noktası ağızdır. Ego oluşmaya başlamaktadır, bebek olaylara ağlayarak tepki verir.
  2. Anal Dönem, 1.5-3 yaş arasını kapsamaktadır. Temel haz noktası anüstür. Ego gelişiminin devamıdır ve bu dönemde bebek kendini fark etmeye başlar, tuvalet eğitimine başlayabilir.
  3. Fallik Dönem, 3-5 yaş arasıdır. Genital organın varlığını fark eder ve topluma karşı bir utanç duymaya başlar, süperego bu evrede oluşmaya başlar. Öedipal çatışması bu evrede başlar.
  4. Latent Dönem, 5 yaşından ergenliğe kadar süren bir dönemdir. Çocuk bu dönemde cinsel organının işlevini keşfeder ve karşı cinsle olan farklılığını ayırt etmeye başlar bu da çocukta bir utamaya sebep olur.
  5. Genital Dönem, bu dönem ergenlikten başlayarak hayatın sonuna kadar devam eder. Bu evrede artık birey tüm diğer dönemleri sağlıklı atlatmışsa bir sıkıntı yaşamaz lakin diğer dönemlerde dürtülerini doyurmada sıkıntı yaşadıysa bu dönemde zorluk çekebilir.

Freud bu dönemlerden herhangi birinde yaşanan aksaklıklara “fiksasyon” yani saplanıp kalma adını vermiştir.

Öedipal Çatışma Nedir?

Öedipal çatışma Freud’un gelişim teorisinde, gelişen egoyu zorlayan fallik dönemle ilişkisi büyük bir çatışma; bilmeden babasını öldürüp annesiyle evlenen Yunan Oedipus’un hikayesinden esinlenerek isimlendirmiştir.  Erkek için anne bütün gelecek aşk ilişkileri için prototip olacak şekilde, daha yoğun arzulanır hale gelir. Baba da doyum kaynağıdır ama şimdi aynı zamanda kıskançlık ve rekabet kaynağı da olur; böylece erkek çocuğun babaya karşı duyguları kararsızdır, şefkat ve düşmanlık karışımıdır.  Çocuk anneyle baş başa kalabilmek için babayı yok etmek ister çünkü baba bir tehlike unsurudur. Çocuk babayı yenemeyeceğini bildiği için hem babadan çekinir ve korkar hem de ona nefret duyar. Bu durumu çocuk çeşitli savunma mekanizmalarıyla bastırırken ilerleyen dönemlerde yok olmaya başlar.

Kaynakça

  • Glassman, William E. & Hadad, Marliyn (2018). Psikolojide Güncel Akımlar, (6.basım). Nobel Akademik Yayıncılık, İstanbul.
  • Schultz, Duane P.ve Schultz Sydney Ellen (2020) , Modern Psikoloji Tarihi, İstanbul,Kaknüs Psikoloji.
  • Zweig, Stefan (2020). Freud Mutluluğun Mimarı (8.basım). İstanbul, Zeplin Kitap.

Merhaba, ben Beste. Doğuş Üniversitesinde sosyoloji bölümü 3.sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda da çift anadal programında psikoloji bölümü öğrencisiyim. Sosyal bilimler hakkında okumayı, öğrenmeyi ve araştırma yapmayı çok seviyorum. Edindiğim bilgileri daha çok kişiye ulaştırmak için buradayım.🙂

Yazarın Profili

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (2)

  1. Rabia Kıvrak 7 ay önce

    Sevgili Beste Nur, içeriğin hakkını vermişsin. Tebrik ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir